İki Kardeşin Hikayesi (Eski Bir Mısır Papirüsü)
 

Papirüsün orjinal metninden.

İki Kardeşin Hikâyesi (Eski Bir Mısır Papirüsü)

British Museum'da yaygın olarak “İki Kardeşin Hikâyesi” olarak adlandırılan ve muhtemelen M.Ö. 13. yüzyılın son çeyreğinde yaşamış yazar İnena tarafından hiyeratik el yazması şeklinde itinayla yazılmış bir papirüs bulunmaktadır. Bu papirüs, mitoloji, folklor ve mizahın karmaşık bir harmanıdır. Hikâye, içinde geçen bazı doğaüstü olaylara rağmen, yine de insanî duygular ve zaaflardan uzaklaşmaz.

Bata

Büyük kardeş Anubis ve küçük kardeş Bata, aynı evde yaşamaktadır.[1] Anubis, evlidir. Fakat karısının ismi papirüste belirtilmemiştir. Bata, onlarla birlikte yaşamakta, fakat ahırda uyuyup Anubis için elbiseler dikmekte ve tarla işlerinin yükünü tşımaktadır. Sahip olduğu sığırlarla anlaşabilme yeteneği sayesinde ün kazanmıştır. Sığırlar, ona “Şu bölgenin otu lezzetlidir.” dediği zaman; Bata, onları o bölgede otlatırdı. Bu, sığırların daha fazla buzağı doğurmalarını sağlıyordu.

İki kardeş, birgün ekim zamanında arpa ve buğday ekerken tohumları biter. Anubis, Bata’yı tohum getirmeye gönderir. Eve gelen Bata, karısının saçlarını örerken görür ve kendisine hemen tohum getirmesini söyler. Kadın, Bata’ya saçlarını örmekle meşgul olduğunu ve ambara gidip tohumları kendisinin almasını söyler. Bata, daha faza tohum götürebilmek için büyükçe bir kap alır. Kardeşinin karısı, ona ne kadar tohum aldığını sorar ve “Üç torba arpa ile iki torba buğday tohumu.” cevabını alır. Bu, oldukça fazla bir miktardır. Çünkü on bir kile etmektedir.[2]

Bata’nın gücünü gören Anubis’in karısı, ondan oldukça etkilenir. Bata’nın yükünü tutar ve ona birlikte olmak için bir saat vakitlerinin olduğunu söyler. Kadın, bunun ona iyi geleceğini ve kendisinin ona güzel keten elbiseler yapacağını belirtir. Bata, bunu ahlâkî olarak dehşet verici bulur ve kafesteki bir leopar gibi çılgına döner. Bu, büyük bir günah olacaktır. Çünkü abisi ve karısının yanında onların çocuğu gibi büyümüştür. Yine de bu olanları kimseye anlatmayacağına söz verir ve tarlaya, Anubis’in yanına döner. Akşam olunca Bata, sığır ahırındaki yerinde uyur.

Anubis’in karısının kurnazlığını anlatan bir bölümde, Bata, abisinin karısının uygunsuz teklifini geri çevirmenin bedelini öder. Anubis gelmeden önce, karısı, kendisini saldırıya uğramış bir hale sokar. Işığı yakmak yerine evi karanlık içinde bırakır ve bu da Anubis’in kafasını karıştırır. Normalde Anubis eve geldiğinde ellerini yıkaması için su getiren karısı, bu geleneği bozar. Anubis, karısını yatakta perişan vir halde kusarken bulur.[3]

Karısını böyle perişan bir halde gören Anubis, saçmalamaya başlar: “Kiminle konuşuyordun?” Hemen konuşmaya başlayan karısı, Anubis’e yaşanan olayın tam tersini anlatır ve Bata’yı öldürmesini ister. Kocasına, kardeşinin kendisinden saç örgülerini çözmesini ve kendisiyle bir saat yatmasını teklif ettiğini söyler. Ayrıca kendisi, Bata’ya bugüne kadar bir anne ve bir baba gibi davrandıklarını, Bata’nınsa korkup olup biteni Anubis’e anlatmaması için kendisini dövdüğünü, Bata’yı öldürmesi gerektiğini, yoksa kendisinin öleceğini söyler.

Öfkeden deliye dönen Anubis, henüz sığırları eve getirmemiş olan Bata’yı öldürmek için mızrağını alarak ahır kapısının arkasına saklanır. Ama Anubis’ten önce ahıra giren ilk sığır, Bata’ya Anubis’in elinde mızrakla kapının arkasında saklandığını söyler. Anubis’in ayaklarını fark eden Bata, hızla kaçar ve kovalamaca başlar. Bata, Güneş Tanrısı Ra-Horakhti’ye adalet için dua eder ve Tanrı, timsahlarla dolu bir göl yaratır. Böylece Bata’nın diğer seher vaktine kadar gücen içinde kalmasını sağlar.

Bata, suyun diğer tarafından kardeşine masum olduğunu haykırır ve olayın gerçek yüzünü anlatır. Anubis’i alçak bir fahişenin doğruluğunu bile kanıtlamayacağı iftirası yüzünden kendisini mızraklamaya kalkmakla suçlar. Güneş Tanrısı’na ettiği yemini tutmak zorunda hisseden Bata, elindeki yontma bıçağı ile erkeklik organını keser ve suya atarak kedi balıklarına yem eder. Bata’nın kan kaybından bitkin düşmesi üzerine Anubis, gözyaşlarına boğulur; fakat timsahlar yüzünden kardeşinin olduğu tarafa geçemez.

Bata, sözlerinin sonunda Anubis’e orada kalamayacağını, Çam Vadisi’ne gideceğini [4], kalbini kendi elleriyle çıkaracağını ve bir çam tepesine asacağını söyler.[5] Anubis’ten gelip ağacın kesilip kesilmediğini kontrol etmesini ve kalbini kurtarmasını ister. Çünkü ağacın kesilmesi, onun ölümü anlamına gelmektedir. Anubis, Bata’nın kalbini alıp su dolu bir kâseye koyarsa; Bata, gerçek kâtilinden intikam almış olacaktır. Eğer Bata’nın başına felaket gelecek olursa, bunun habercisi olarak bir testi bira, Anubis’in ellerinde mayalanacaktır.

Bata, Çam Vadisi’ne doğru yola çıkarken; onuru lekelenen Anubis, eve doğru yola koyulur. Eve vardığında karısını öldürür ve herhangi bir dinî tören yapmadan cesedini leş iyici köpeklere atar. Bu arada kalbini söküp Çam Vadisi’nde bir ağaca asan Bata, kendine yalnız yaşayacağı bir ev yapar.[6] Yaşadığı bölgenin ve Mısır’ın hükümdârı olan Güneş Tanrısı Enneadı’na rastlar. Ennead, Bata’yı suçsuz olduğu ve yanlış bir şey yapmadığı konusunda bilgilendirir. Üstelik Anubis, tüm bu olayların sorumlusu olan karısını öldürmüştür.

Bata’nın yalnızlığını gidermek için Ra-Horakhti, Tanrı Khnum’a onun için bir eş yaratmasını emreder. Bunun üzerine Khnum, Bata için tanrıların özünü barındıran büyüleyici güzellikte bir eş yaratır.[7] Khnum, Bata’nın eşini [8] yarattığında; kader tanrıçaları olan Yedi Hathor’lar, onun şiddetli bir ölüm yaşayacağı kehanetinde bulunurlar.[9]

Bata, birgün karısına kalbinin bir çam ağacının tepesinde bulunduğu sırrını açıklar. Bu, onun felaketi olacaktır. Bata’nın karısına bunu anlatma nedeni, deniz kıyısında yürüdüğü takdirde dalgalar tarafından yutulmaktan korkuyor oluşudur. Bu zayıflığının karısını kurtarmasına engel olabileceğini kabul etmesi gerekmektedir.

Bu uyarıyı yapmasının üzerinden çok geçmeden, Bata, birgün ava çıkar ve karısı dışarıdayken deniz kabarmaya başlar. Kadın, eve girer; fakat evin arka tarafında bulunan çam ağacına takılan bir tutam saçı, suya düşer ve dalgalarla firavunun çamaşırcılarının işlerini yaptıkları Mısır kıyılarına kadar sürüklenir. Kadının saçındaki koku, yıkanan bütün elbiselere siner ve firavun, bundan rahatsız olur.

Baş çamaşırcı, uzun bir arayıştan sonra saç tutamını bulur. Bu durum, yazıtlarda şu şekilde yorumlanmıştır: Tanrıların kokusunu taşıyan bu saç, Ra-Horakhti’nin kızına aittir ve Mısır’a kadar firavunun gidip onu Çam Vadisi’nden getirmesi için sürüklenmiştir. Kadını getirmek için yollanan ilk gruptakiler, Bata tarafından öldürülür. İkinci kafile, atlı savaş arabaları ve Bata’nın karısını değerli mücevherlerle süslemekle görevli bir kadından oluşmaktadır. Bu kurnaz plan işe yarar ve Bata’nın karısı, saraya gelmeyi kabul eder.

Firavun, kadını çok sever ve ona sarayda yüksek bir rütbe verir. Bata’nın sırrını öğrenen firavun, onun kalbinin asılı olduğu çam ağacının kesilmesini emreder ve ağa kesilir-kesilmez Bata ölür.

Bata

Ertesi gün Anubis, testideki biraların aniden mayalandığını fark eder ve Bata’nın bahsettiği felaketi hatırlar. Bunun üzerine Çam Vadisi’ne doğru yola çıkan Anubis, Bata’nın ölmüş olduğunu görür. Anubis, Bata’nın intikamını almak için yola koyulur ve 3 yıl sonra bir meyve şeklinde saklanarak muhafaza edilen kalbi bulur. Kalbi su dolu bi kâseye koyan Anubis, Bata’nın bedeninin canlanmaya başladığını fark eder. Kardeşinin dudaklarını ıslatıp ona su içirir ve kalbi bedenine tekrar yerleştirir.

Oldukça cesur bir gençken hadım olmuş bir ölüye dönüşen Bata’nın hikâyesi, henüz sona ermemiştir. Karısının intikamını almak isteyen Bata, oldukça dikkat çeken renkli bir boğa kılığında Mısır’a doğru yola çıkar. Anubis, boğanın sırtına biner ve birlikte kraliyet sarayına giderler. Boğanın güzelliğine hayran kalan firavun, Anubis’i altın ve gümüşle ödüllendirir. Boğa bedenindeki Bata, firavun tarafından oldukça iyi ağırlanır. Kendisi için ziyafetler verilir.

Birgün boğa, eski karısıyla karşılaşır. Kendisinin Bata olduğunu ve çam ağacının kesilmesine yol açtığı için intikam almaya geldiğini söyleyerek eski karısını korkutur. Bata ayrıldıktan sonra kadın, kendini sağlama almak için plan yapmaya başlar.

Birgün kadın, lezzetli bir ziyafetten sonra içkisini içmekte olan firavundan boğanın ciğerlerini yiyebilmek için söz alır. Firavun, sözünü tutmaz. Fakat tıpkı Vaftizci Yahyâ’nın idam emrini kaldırmaya çalışan Heroidas’ın Salome tarafından alıkoyulması gibi o da çaresizdir. Ertesi gün boğa, adak olarak kesilir. Bata, firavunun adamları tarafından büyük geçitte taşınırken; kesilen boğazından iki damla kanın damladığı yerde iki büyük avokado ağacı çıkar. Firavun, bunun hayra alamet olduğunu düşünür ve kutlama yapılmasını emreder.

Uzunca bir süre sonra firavun, “Selamlama Penceresi”nden resmî selamlama yapar.[10] Artık kraliçe olan Bata’nın eski eşiyle altın bir atlı araba içinde avokado ağaçlarını ziyaret ederler. Ağaçların gölgesi altında dinlenirken, Bata, eski karısının kulağına fısıldayarak avokado ağaçlarına dönüştüğünü ve hâlâ eskisi kadar canlı olup intikam alacağını söyler.

Cazibesini tekrar kullanan kadın, firavunu ağaçları keserek mobilya yapımında kullanmaya ikna eder. Marangozlar, işe koyulur. Kadın da onları bizzat izlemekteyken, fırlayan bir kıymık ağzına girer hamile kalmasına yol açar. Tahmin edileceği gibi doğacak çocuk, Bata’dan başkası değildir. Firavun, sevincinden havaya uçmaktadır.

Yeniden doğan Bata, biraz büyüyünce kendisini Nübye’deki altın madenlerinin sahibi ve meşru veliaht kılan “Kral’ın Oğlu Kush” adını alarak onurlandırılır. Firavun öldüğünde tahta geçen Bata, Mısır’ın önde gelen yöneticilerini çağırır. Başından geçen maceraları ve geçirdiği dönüşümleri onlara anlatır. Bunun üzerine karısı ve annesi olan kraliçe getirilir ve yargıçlar, onu yargılamayı kabul ederler. Papirüste karısının ne ceza aldığı belirsizdir. Anubis, veliaht olur ve Bata’nın 30 yıllık saltanatının ardından başka bir formda tekrar canlanmayacağı ölümüyle Mısır krallığının idaresi, büyük kardeşi Anubis’e geçer.[11]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Mısır tanrılarının adlarını taşımaları nedeniyle, Yukarı Mısır’dan “Çakal Nome” efsanesi yoluyla mitoloji dünyasının içine katılırlar. Bu efsane, karmaşık bir belge olan Jumilhac Papirüsü’nde yer almaktadır.
[2] Yaklaşık 220 kg.
[3] Karısı, katı ve sıvı bir yağ kullanarak kusmayı sağlamıştır.
[4] Eğer coğrafi olarak gerçekten var olan bir yer kastediliyorsa, burası, muhtemelen Lübnan’da olacaktır.
[5] Kalbini çıkardıktan sonra nasıl yaşayacağı ne yazık ki metinde belirtilmemektedir.
[6] Şimdiye kadar okuduğumuz tuhaf olaylar, fantastik bir yolculuk için uygun platformu sağlamaktadır.
[7] Kadının Bata’ya yaşattığı felakete baktığımızda, Zeus’un emriyle Hephaistos tarafından yazılan Yunan efsanesi Pandora arasında benzerlik olduğunu görmekteyiz.
[8] Papirüste bu kadının da adı verilmemiştir.
[9] Cinsel anlamda oldukça çekici bir kadın ile kendisini hadım etmiş olan Bata arasındaki evliliğin kulağa oldukça anormal geldiği de bir gerçektir.
[10] Bu yapının günümüze ulaşmış en iyi örneklerinden biri, Teb Şehri’nin Batı kıyısındaki Medinet Habu’da bulunan III. Ramses’in tapınağı ile saray arasında bulunan tören alanıdır.
[11] George Hart, “Egyptian Myths” (Mısır Mitleri), Phoenix, 2012, s. 119-125.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: yunus, 14.03.2016, 15:03 (UTC):
Kısmende olsa hz. Yusuf kıssasını andırıyor. Ilginç geerçekten

Yorumu gönderen: cesur, 05.10.2014, 08:02 (UTC):
güzel hikaye bundan akıl almak lazım

Yorumu gönderen: Mahlas, 02.10.2014, 16:04 (UTC):
Sıra dışı, sıra dışı olduğu kadarda etkileyici...
Aslında verdiği mesaj kaderin çarkı niteliğinde
Oluşur.
Harekete geçer..
Ve uygulanır...

Kaderin adaletinde zor diye bir şey yoktur.
Her olay şekil değiştirir ve yerini bulur...

Çok beğendim...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36893746 ziyaretçi (103090603 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.