İmtihânım Çok Ağır Dediğinde
 
sabah, morning

İmtihânım Çok Ağır Dediğinde

Akhenaton'un Günlüğünden...

İmtihânım çok ağır dediğinde; kaldır da başını semâya bak. Gecenin simsiyah saçlarında asılıdır en ağır yıldızlar... Rûhunun burçlarına çarpan sağır yıldızlar, sanma seni tüketmekten birgün hiç yorulmayacak...

İmtihânım çok ağır dediğinde, karların altından fışkıran o kardelen çiçeklerine bak. İncecik bedenleriyle nasıl da meydan okurlar hayata, Güneş'i bir kez görebilmek için. Taşıdığı çiçekler, o incecik bedenlerinden ağırdır ve boynu bükük dururlar bu yüzden hep. Ama bebeklerini kaybeden bir anne gibi, onlar da tutunurlar hayâta, onlar da tutunurlar hayâta...

İmtihânım çok ağır dediğinde, Rabbine olan bağlılığından başka her şeyini kaybeden Hazret-i Eyyûb'a bak; senin de işlerin yoluna gitmediğinde, bütün servetini kaybettiğinde... Allah-u Teâlâ, Hz. Eyyûb'u imtihan etmeyi murâd etti. Onun mallarını çeşitli vesilelerle elinden aldı. Koyunları sel, ekinleri ise rüzgâr ile telef oldu. Hz. Eyyûb, hiç şikayette bulunmayarak Allah-u teâlâya hamd ve şükürde bulundu ve şöyle dedi: "O malı-mülkü bana Rabbim vermişti... Şimdi de aldı... Çünkü sâhibi, O'dur."

İmtihânım çok ağır dediğinde, Peygamber'den Hz. Hâtice'yi, Ebû Tâlîb'i çalan "Hüzün Yılları"na bak. Sen de kanatların kırıldığında, en sevdiklerini kaybettiğinde... O ilk Müslümanları "gerici" diye nitelendiren Kureyş Müşriklerinin, yüzlerinde İslâm'ın nûrunu gördüğü, yüzlerinde ölmeden ölüşü, sonsuz bir iman ve teslimiyyeti ve ahret'i gördüğü, yüzlerinde Allah'ı hatırlatan, yüzlerinde secdenin nûru nakış nakış akan hiçbir Müslüman'ı "kamusal alan"larında görmeye tahammül edemeyip onları sürgün ettikleri, ambargolar uyguladıkları, tapınageldikleri heykellerinin önünde diz çökmeleri için uyguladıkları zulüm, baskı ve dayatmalara...

İmtihânım çok ağır dediğinde, Mekke çöllerinde Ammâr'a bak... Annesi Sümeyye, devrin putları Lât, Menât ve Uzzâ'ya tapınmadığı, onlara "yüce" ya da "ulu" demediği için Ebû Cehîl tarafından böğrüne saplanan bir mızrakla şehîd edildi. Babası Yâsîr de öyle. Onların da vardı "iknâ odaları", çöllerinde kızgın kumlara yatırılıp göğüsleri Mekke'nin ağır, kızgın ve yakıcı taşlarıyla dağlanmış Bilâl'ler barındıran... Akla-hayâle gelmedik işkenceleri; sınırlar ve tahammüller zorlayan... Zulüm, hiç değişmedi. Değişen, sadece adları...

İmtihânım çok ağır dediğinde, Hendek Savaşı'nda, yiyecek hiçbir şey bulamadığı için açlıktan mübârek karnına taş bağlayan Kâinat'ın Efendisi'ne bak... Kendisinin ve ashâbının en ağır imtihânlardan geçtiği, içecek bir yudum suyu bile bulamadıklarında, günümüz "âhirzamân" Müslümanlığının Rablerini ATM makinelerine dönüştürüp bilmem kaç kez okuduklarında konfor üstüne konfor, mal zenginliği sağlayacaklarını ümit ettikleri duâların, Peygamber sevgisi için değil; "Şu işim olsun, bu işim olsun" diye okunan salavâtların henüz îcâd olunmadığı...

Yeter ki, "mühürlü" olmasın göğsünde atan o kalp... Yeter ki, her seferinde "Bir nefes daha al kalbim." diye sarıl hayâta tutunarak. Yeter ki sana karşı işlenen suçlara, zulümlere ve iftirâlara karşı, her şeyi Allah'a havâle et, O'nu kendine tek "Vekîl" kılarak...

Birgün, sabâh olur, ve sabâh olur birgün; her türlü kirden arınmış bir inancın o sabâhımsı dudakları arasında... Birgün sabâh olur ve sabâh olur birgün; en yakın vakitlerdir karanlığın en koyu olduğu vakitler sabaha... Birgün sabâh olur, ve sabâh olur birgün; tutuşmaz gökyüzü, gözyaşlarıyla ıslanmayınca... Birgün sabâh olur, ve sabâh olur birgün, kalbinde beslediğin çiçeklerin, karların arasından kardelenler gibi fışkırınca... Rabbin, çekemeyeceği yükü sana yüklemez, sabret: Birgün, sabâh olur, ve sabâh olur birgün.....

Ve sen de birgün, şu fânî dünyâya dâir çok büyük bir derdin olursa, Rabbine dönüp; "Benim büyük bir derdim var!" deme! Derdine dönüp; "Benim çok büyük bir Rabbim var!" de!

Mehmet Akif Ardıç,
13-14 Şubat 2010.





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: özgül, 13.11.2010, 22:05 (UTC):
gerçekten etkilendim benimde imtihanım spastik oğlum ve büyük rahatsızlık geçiren eşim rabbim herkesin yardımcısı olsun

Yorumu gönderen: Düşünüyorum, 12.11.2010, 16:18 (UTC):
Evet oyun aynı oynayanlar farklı Kuran ve sünnetin her çağda ve zamanda aynı olduğunun güzel bir ispati Bu dava nasıl ilahi ise yöntemide ilahidir. Resul ilahi davatin hem elçisi ileteni hemde öğretmenidir. Güzel yazmışsın kardeşim akhe.

Yorumu gönderen: Akhenaton, 11.11.2010, 20:31 (UTC):
Lat, Menat ve Uzza (başlıcaları). İslam'dan önce insanlar, bu heykellere tapıyorlardı.

Yorumu gönderen: merve, 11.11.2010, 19:33 (UTC):
tapınageldikleri heykellerin önünde diz çökmeleri kısmına anlam veremedim. Neyi çağrıştırması gerekiyordu?

Yorumu gönderen: Ebruli.., 07.11.2010, 22:27 (UTC):
Tamda böyle bir dönemdeyim.. Cok iyi geldi bu bana.. Tevaffuk oldu, tesekkurler..

Yorumu gönderen: HASANIKO, 07.11.2010, 20:36 (UTC):
EEE. DEMESI KOLAY...

Yorumu gönderen: Akhenaton, 07.11.2010, 19:36 (UTC):
Yorumlarınız için teşekkür ederim...

Yorumu gönderen: Selma .D, 07.11.2010, 17:21 (UTC):
Kızlar çok güzel yazılmış değilmi özellikle en son kısmını çok beğendim yazan eller dert görmesin.

Yorumu gönderen: ayşegül, 07.11.2010, 17:06 (UTC):
evet denizcim,bende bu su gibi duru su gibi berrak ve akıcı yazıyı okuduğumda senin gibi düşündüm..yani hiçbirşey yazamadığımı sadece harfleri beceriksizce bir araya getirdiğimi anladım..

Yorumu gönderen: Deniz, 07.11.2010, 16:55 (UTC):
sabir..isyan yerine sabretmek gerekiyo..Allah buyuktur..bu ne guzel bir anlatimdir be abi..sanirim bizim daha çok ekmek yememiz gerekiyo:) bacişko bunu severek birazda içi burkularak okudu guzel yuregine saglik..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36665116 ziyaretçi (102689476 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.