İngiliz Casusu Lawrance
 

İngiliz Casusu Lawrance

Kategori: Yakın Tarih

Hayatı

Yarbay Thomas Edward Lawrence (16 Ağustos 1888- 19 Mayıs 1935); Britanyalı arkeolog, askeri stratejist, casus ve yazar.[1] 1888'de Galler'de doğmuştur. Zengin bir aileye mensuptur. Oxford Üniversitesi'nde arkeoloji tahsil etmiştir. [2] Profesyonel olarak T. E. Lawrence veya T. E. Shaw isimlerini kullanmış, 1916-1918 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'na karşı yürütülen Arap Ayaklanmasında, Birleşik Krallık irtibat subayı olarak aldığı görev nedeniyle Arabistanlı Lawrence olarak tanınmıştır.[1] Arabistan, Suriye, Mısır ve Filistin'de etütler yapmış; bir Arap kadar Arap dil ve adetlerini, Bir Müslüman kadar Müslümanlığın şartlarını ve inceliklerini öğrenmiş, her haliyle Şark'a intibak etmiştir. Şövalyelik nişanını reddetmiştir, "Üstün Hizmet Madalyası" ve "Fransız Şeref Lejyonu Madalyası" ile ödüllendirilmiştir.[1][2][3]

Arapların birçoğu, Osmanlı ve Avrupa'lı devletlerin hakimiyetine karşı verdikleri özgürlük mücadelesine önderlik etmesinden dolayı onu, Arap ulusal uyanışının öncüsü ve halk kahramanı olarak kabul etmektedirler. Kendisine hayran bazı Bedeviler tarafından Lawrence'ye "Dinamit Emir" (İng: Amīr Dynamite) lakabı verilmiştir.[1] Britanyalılar da onu en büyük savaş kahramanlarından biri olarak kabul etmektedirler. Bahsi geçen dönemi 1926 tarihli "Bilgeliğin Yedi Sütunu" (İngilizce: The Seven Pillars of Wisdom) adlı otobiyografik eserinde anlatmıştır.[3]

Bütün doğu lisanlarını şive farklarına kadar kusursuz öğrenen genç alim, Birinci Dünya Savaşı başladığı Zaman, Filistin'de bulunuyordu. Silah altına alınır alınmaz, bu hususiyetleri dikkate alarak Mısır'daki ordunun istihbarat şubesine tayin edilmiştir.İşte Lawrence bu tayinden sonra, dünya çapındaki şöhretine erişecek faaliyetlerde bulunmuştur. O, beyaz bornoz ve abbasesi ile bir Arap şeyhi kılığına girmiş, heybesinin gözlerini çil çil İngiliz altınlarıyla doldurarak bitip tükenmeyen kum çöllerinde maceraya atılmıştır.[2]

Lawrance, II. Abdülhamid zamanında Araplara şöyle bir duyuru yapmıştı;

"Osmanlı zabitlerinin (subay) üniforma düğmelerinin altın kaplama olup her kim zabit düğmelerinden beş adet getirirse, bu düğmeler, iki İngiliz lirasına satın alınacaktır."

Osmanlı zabitlerinin üniforma düğmelerini alabilmek için gayret gösteren Araplar olur. bazı zabitler ıssız yerlerde soyguna maruz kaldığı gibi bazıları da beş düğme uğrana öldürülür. Zabitler, zamanla üniforma giymemeye başlarlar. Sokak ortasında üniformasız bir şekilde dolaşan zabitlerin ise Arapların gözündeki saygınlığı yok olur. Lawrance'nin attığı bir yalan, amacına çok kolay ulaşmıştır. Bu dönemlerde Osmanlı ülkesinde binlerce yabancı casus vardır. Fransa, Almanya, ABD gibi devletler, Osmanlı Devleti üzerinde elde etmek istedikleri çıkarlar doğrultusunda casuslar kullanmışlardır. Bunlardan bazısı, imam, bazısı şeyh, bazısı müderris, bazıları doktor kimliği altında hareket etmişlerdir. Hepsi de rolünü iyi oynar. Arap dünyası, bu casusların gayretleri ile Osmanlıdan soğutulmuştu.[4]

Arap Ayaklanması, I. Dünya Savaşı sırasında, 1916 yılında, İngilizlerin kışkırtmasıyla meydana gelmiştir. Sonuç olarak Osmanlı yenildi ve Arabistan, İngilizler ve Fransızlar arasında bölüşüldü. Ancak ayaklanma, sanıldığı gibi yüz binlerin katılımıyla değil, sadece birkaç kabilenin -5000 kişi- katılımıyla oluşmuş ve bu kabileler, genellikle Haşimiler'in Banu koluna mensuptur bulunmaktadır. Bu ayaklanmalar, Hicaz bölgesiyle sınırlı kalmıştır. Ayaklanmanın lideri olarak bilinen Şerif Hüseyin, İstanbul'daki görevinden alınıp Mekke'ye o dönemin hükümeti tarafından bir takım kargolarla birlikte gönderilmiştir.

Lawrance, 1865 yılında milliyetçi Arap örgütleri kurulmaya başladı. İngiltere, Araplarla 23 Ekim 1914'te anlaştılar ve Arapları bağımsızlık vaat edip, altın vererek ayaklanmaya kışkırttılar. Thomas Edward Lawrence burada etkin roller oynadı. İngiliz ve Fransız sömürge devletleri bağımsızlaşınca, bağımsız ülkelerin bazılarının başına kral olarak bu ayaklanmada etkin olan kişiler getirilmiştir.[5]

Lawrance, 1915'de Mekke'de bulunan 80 yaşındaki Şerif Hüseyin'in doymayan menfaat hırsını vaatler ve altınlarla tatmin etmiş ve onun ardında adeta bütün Arapları birleştirmişti. İhtiyar emir, Thomas Edward Lawrence'nin elinde adeta bir oyuncak oldu. Kum çöllerinin kızgın güneşi altında parlayan çil çil İngiliz altınları ve İngiltere hükümeti namına Lawrence gibi ağzından bal akan bir insanın vaat ettiği “Büyük Arabistan Krallığı” ihtiyar şerifi büyülemiş gibiydi. Feri kaçmış gözleri artık başka şey görmüyor, Lawrence'nin sözleriyle dolan kulakları, halifenin ilan ettiği cihadı uymuyordu.

Lawrence, arzularına göre dövüştürecek insanları bulmuştu. Şimdi bu kızgın çöllerde çalışacak gizli kuvvetleri de bulmak lazımdı. Lawrence'nin zekası, Arabistan çöllerinin velud iklimi ile birleşince bu hususta sıkıntı çekmedi. “Büyük Arabistan” hayâli nasıl, Mekke şerifini büyülemişse; “Arzı Mev'ut” hayâli de İsrailoğulları'na diz çöktürmüştü. İşte; kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla, çocuğuyla muazzam bir gizli ordu...[2]

Lawrance, İlk tayin yeri olan Kahire'de İngiliz Askeri Haberalma Servisi için çalıştı. Araplarla olan sıcak ilişkileri Lawrence'ı, İngiliz ve Arap kuvvetleri arasındaki irtibat subaylığı görevi için biçilmiş kaftan kılıyordu. Ekim 1916'da, Arap millî faaliyetlerini rapor etmesi için çöle gönderildi.

Mekke şerifi Hüseyin bin Ali'nin oğlu Emir Faysal komutasındaki düzensiz birliklerle birlikte Osmanlı ordusuna karşı gerilla mücadelesi verdi. Arapları, Medine'deki Osmanlı muhafız birliklerini şehirden çıkarmamaları konusunda ikna etti. Böylece Araplar, şehre malzeme getiren Hicaz demiryoluna yaptıkları saldırılara ağırlık verebildiler. Osmanlı askerleri de hem şehri hem de demiryolunu savunmak ve tamir etmek zorunda kalarak oyalandılar. Lawrence, Akabe ve Şam'ın işgalinde de önemli rol aldı.[3]

Lawrance, Şam'da Türkler katledildikten sonra; “Evet, onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşîce kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silâhsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım; tiksindim bu vahşetten…” diyerek itirafta bulunmuştur.[6][7]

Araplarla geçirdiği zaman zarfında, gelenek ve yaşantılarına bayağı adapte oldu. Deve ile seyahat edip, sıkı bir dostluk kurduğu Prens Faysal'ın hediye ettiği yerel kıyafetleri giymeye alıştı.[3]

Anadolu yaylasının serazat gürbüz çocukları, Arabistan çöllerinde, Filistin ve Suriye'de hilali dalgalandırmak, kelime-i tevhidi yaşatmak azmiyle kavrulup düşmanla çarpışırken gizli bir el arkalarından onları mütemadiyen hançerliyordu. Ülkelerinin dünya medeniyetinden nasibi Türk parası, Türk emeği ve Türk himmetiyle yapılmış demir yoluna inhisar eden insanlar, her gün bu demir yoluna bir bomba yerleştirmekten, binlerce Müslüman'ı havaya uçurmaktan çekinmiyorlardı ve bütün bu hıyanet ve melanetleri, Lawrence'nin emriyle yapıyorlardı. Askerin ikmal yolları vuruluyor, zayıf depolar ve karargahlar basılıyor, din devlet için Arabistan çöllerinde dövüşen kahramanlar müdafaa etmeye savaştıkları ülkenin sakinleri tarafından öldürülüyorlardı. Çünkü Lawrence böyle istiyordu.

Türk ordusu, bir taraftan düşmanla dövüşürken bir taraftan da bunlarla uğraşmak zorunda kaldı. Hıyanetleri sabit olan Yahudiler hapsedildiler. Haklarında ölümü gerektiren kanuni muamele yapılırken bile onlar, Lawrence'nin kendilerini kurtaracağına inanıyorlardı. Hakikaten Arabistan'ın taçsız kralı, bol bol saçtığı altınlarla kurduğu Arap ordularının başına geçmiş, sadık ajanlarını kurtarmaya çalışıyordu. O, Kal'atülezrak çöllerinden Havran istikametinde yürümüş; bu mühim stratejik noktayı düşürmeye, Dürzileri de ayaklandırmaya çalışıyordu. Emelinde muvaffak olursa Türk ordusunun bu çöllerde mukavemeti büsbütün zorlaşacaktı. Fakat talih, burada Lawrence'ye gülmedi. Çünkü Havran halkı Mutasarrıf Hacim Muhittin Bey' i, ve Mutasarrıf Bey de vatanını seven insanlardandı. Lawrence, mutasarrıfın aldığı tedbirler yüzünden, ilk defa olarak Kal'atülezrak Çölleri'nde arzusuna muvaffak olamamış, kurtarmaya çalıştığı sadık ajanları da adaletten yakalarını kurtaramamışlardı.

Bütün bunlara rağmen Lawrence, gayesine ulaştı. Filistin ve Suriye'de hezimetimize sebep oldu. 1918'de Arap askerlerinin başında muzafferane Dimyat'a girdi. Harp müttefikler için zaferle bitmişti. İngiltere hükümeti Lawrence'nin vaatlerini kısmen olsun yerine getirip Şerif Hüseyin'in oğullarından Faysal'ı Irak krallığına, Abdullah'ı Ürdün emirliğine getirmişti. Fakat, ihtiyar şerif, bunları kâfî görmemiş ve isyan etmişti. İngiltere, asi şerifi Kıbrıs'a sürdüğü için; Lawrence de devletin kendisine verdiği paye ve nişanları reddetti.[2]

Lawrence, 1918'de savaş muhabiri Lowell Thomas'ın belgesel film ve fotoğraflar çekmesine yardımcı oldu. Savaştan sonra bu belge niteliğindeki fotoğraf ve filmlerle dünya turuna çıkan Lowell Thomas, oldukça yüksek kazançlar elde etti. Lowell Thomas'ın Lawrence'ı büyük bir kahraman gibi göstermesi, Lawrence'ın da kendi anılarında bölgede daha önceden yüzlerce İngiliz ajanı tarafından yapılmış bir çok şeyi kendine mal etmesi Lawrence'ın aslında çok da hak etmediği bir üne kavuşmasını sağladı. Öyle ki sonradan Lawrence'ın efsanesini kaleme alan yazarlar yeri geldiğinde Lawrence'ı gerilla savaşı'nın mucidi olarak kabul etmişlerdir. 1962'de çekilen Arabistanlı Lawrence filmi ise efsaneyi doruk noktasına ulaştırmıştır. I. Dünya Savaşı'nın sonlarında İngiliz hükümetini, Arapların bağımsızlığının İngilizlerin yararına olduğuna ikna etme konusunda oldukça başarılı oldu.[3]

Harp bitmiş fakat, bu adamın işleri, bitmemişti. O, yıllarca Hind'i, Çin'i, Afgan'ı birbirlerine kattı. Afganistan kıralı Emanullah Han'ın tahttan indirilmesiyle biten büyük isyan tamamen Thomas Edward Lawrence'nin eseriydi. 1930'da Ağrı Dağı isyanında Kürt aşiretlerini baş kaldırmaya teşvik eden, hudut hadiseleriyle İran'la aramızı bozmaya çalışan gizli kuvvetlerin başında bulunan yine Lavrance'ydi

Bütün bu icraatına, 20 yıl ateş ve barutla oynamasına rağmen, o bir manga asker karşısında veya bir dar ağacında can vermeyen müstesna casuslardan biridir.[2] Albay Thomas Edward Lawrence, Clouds Dorset-İngiltere'de [3] maceracı ruhuna çok yaraşan bir şekilde bütün şuurunu kaybettiren bir motosiklet kazasından sonra 19 Mayıs 1935'te Londra'da öldü.[2]


İngiliz Casusu Lawrence'nin Bir Anısı

«Osmanlı'nın çöküşü için Arap yarımadasında Padişah Halifeye karşı ayaklanmaya ihtiyaç vardı. Bunu teminde hiç zorluk çekmedim. Hicaz Şerifi HÜSEYİN oğulları FAYSAL ve ABDULLAH kendileri ve ümmetleri için ihaneti mukaddes vazife sayarak adeta bana yol gösterdiler. Abdullah bana Belçika'dan Her Arab'ın atasından miras olarak aldığı Türk düşmanlığı patlamak için ateş bekleyen bomba gibiydi. Hediye edilmiş bir mavzeri armağan etti ve "Türkler üzerinde deneyin" dedi. Dediğini yaptım. İleri rütbeli bir Türk subayını öldürdüm. Namluya bir çentik attım. Daha sonra bir gün bedevilerin zehirlediği kuyulardan su içerek ölmek üzere olan Türk askerleri üzerinde silahı denedim. Namluya onların sayısı kadar çentik attım.» [8]

Seven Pillars of Wisdom, Bilgeliğin Yedi Sütunu

Bilgeliğin Yedi Sütunu (Seven Pillars of Wisdom)

Bilgeliğin Yedi Sütunu, bunun haricinde ikisi çeviri olan birkaç kitabı daha bulunan Lawrence'ın başyapıtıdır. 1919 yılında All Souls Koleji'nde araştırma yapma şansı verilmiş, bu çalışmaları yedi yıl sürmüştür. Kitap, Lawrence'nin savaş anılarından müteşekkildir ancak bazı kısımları askerî strateji, Arap kültürü ve coğrafyasıyla ilgili denemeler de içermektedir. Kitap oldukça yoğun ve karmaşık bir kelime örgüsü ile yazılmış, yer yer acıklı, yer yer komik öğeler içeren önemli bir yapıttır.

Lawrence, notlarını kaybettiği için kitabı üç defa yazmak zorunda kalmıştır. Öyküsel anlatımında gerçek ile fanteziyi ayırt etmek zaman zaman zor olmaktadır. Gerçekle hayali karıştırmaktan zevk aldığı aşikârdır. Kendisiyle olan iç hesaplaşmaları yer yer kendisini küçümsemesine ve yer yer de Arap İsyanı'nda aldığı rolü abartmasına neden olmuştur. Bu anlamda kitap hem otobiyografi olarak hem de tarih ve psikoloji açısından önemli bir yapıttır.

Lawrence'nin abartma alışkanlığı, biyografisini yazan yazarlar ve diğer araştırmacıları zaman zaman anlaşmazlığa düşürmüştür. Kitabında süslü bir anlatımla dile getirdiği iddiaların bir kısmı sonradan yalanlanmış ve aksi ispat edilmiştir. Sina Çölü'nü iki günde geçtiği iddiası ve birçok savaş yarası olduğu iddiası bunlardan ikisidir. Gerçekte bu yolculuk üç gün sürmüştür ve sadece birkaç savaş yarası vardır.

Arap İsyanı'na katıldığı doğrudur ancak bu isyanın temel taşlarından biri, hatta ilham perisi olduğu iddiası doğru değildir. Almanlar Arap İsyanı'nı her yönüyle anlatan 12 ciltlik bir rapor hazırlamışlardır. Bu büyük raporda Lawrence'ın adına bile rastlanmaz. Buna rağmen Araplar, etkisi olduğunu kabul ederler.

George Bernard Shaw, Lawrence'a kitabını düzenlemesinde yardımcı olmuş ve gramer hatalarını düzeltmiştir. Lawrence kitabının önsözünde Shaw'a ve eşine hiç istemediği halde teşekkür etmiştir.

Kitabın 1926'daki ilk baskısı fahiş fiyattan satılıyordu ve özel sipariş gerektiriyordu. Halkın, kendisinin çok fazla kazanç elde edeceğini düşünmesinden korkarak, halkın gönlünü kazanmak amacıyla bu kitabın kendisinin savaş anıları olduğunu ilan etti. Daha sonra bu kitabın gelirinden bir kuruş bile almayacağına yemin etti ve kitabın fiyatını basım masrafının üçte birine düşürdü. Gerçekten de kitabın gelirinden pay almadı ve büyük bir meblağ olan borcunu da ödedi.[3]

Lawrence, notlarını kaybettiği için kitabı üç defa yazmak zorunda kalmıştır. Öyküsel anlatımında gerçek ile fanteziyi ayırt etmek zaman zaman zor olmaktadır. Gerçekle hayali karıştırmaktan zevk aldığı aşikârdır. Kendisiyle olan iç hesaplaşmaları yer yer kendisini küçümsemesine ve yer yer de Arap İsyanı'nda aldığı rolü abartmasına neden olmuştur.Lawrence'nin abartma alışkanlığı, biyografisini yazan yazarlar ve diğer araştırmacıları zaman zaman anlaşmazlığa düşürmüştür. Kitabında süslü bir anlatımla dile getirdiği iddiaların bir kısmı sonradan yalanlanmış ve aksi ispat edilmiştir. Sina Çölü'nü iki günde geçtiği iddiası ve birçok savaş yarası olduğu iddiası bunlardan ikisidir. Gerçekte bu yolculuk üç gün sürmüştür ve sadece birkaç savaş yarası vardır. Türkler hakkında küçük düşürücü bir dil kullanmış, hatta tecavüze uğradığını iddia etmiştir. Daha sonradan bu iddia da yalanlanmış ve çürütülmüştür.[9]

Kaynaklar

[1] "Lawrence, T(homas) E(dward).", Encyclopædia Britannica. Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopædia Britannica, 2008.
[2] www.akintarih.com/turktarihi/osmanli/lawewnce.htm
[3] tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Edward_Lawrence
[4] www.aksarayuniversitesi.com/forum/lawrance-t1780.html
[5] tr.wikipedia.org/wiki/Arap_Ayaklanması
[6] Türkiye Gazetesi Takvimi.
[7] muallimden.blogcu.com/lawrance-in-itirafi_335235.html
[8] www.cennetulbaki.com/ingiliz-casus-lawrence-1509.html
[9] tarihdersleri.blogcu.com/arabistanli-lawrence-ingiliz-casusu_16146011.html





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ali Kerküklü , 27.11.2010, 06:42 (UTC):
Irak'ı Kuran İngiliz Kadın Casus Gertrude Bell
Acikistihbarat. com/Haberler.asp?haber=9249



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36703196 ziyaretçi (102756130 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.