İnisiyatik Bağlanma Üzerine #2
 

shamanic christiansen

İnisiyatik Bağlanma Üzerine

Yazan René Guénon - Çeviren Lütfü Fevzi

2. Bölüm

Daha uzağa gitmeden önce, burada beşerî hâlin dışındaki varoluş hallerindeyken elde edilmiş olanların söz konusu olduğunu vurgulamak yerinde olur. Dolayısıyla bunun herhangi bir "reenkarnasyoncu" kavrayış ile hiçbir ilişkisi yoktur ve olamaz. Kaldı ki, bu, her durumda, ona ters düşen metafizik düzeydeki nedenler bir yana, ilk insanlar durumunda da açıkça saçmadır. Bu da bu konunun üzerinde daha fazla durmanın yararsız olması için yeterlidir. Belki de, daha önemle vurgulanması gereken kolaycı bir yanlış anlamaya yol açabilecek olması nedeniyle, beşerî hâlden söz ettiğimizde, bu öncelik (anteriorite), beşerî halde söz konusu olan geçici (fânî) süreklilik ile, gerçekten ve harfi harfine, az ya da çok özdeşleştirilebilecek olan bir sürekliliği içerir olarak değil de, sadece çeşitli hallerin bir nedensel zinciri enimi olarak anlamak gerektiğidir. Aslını söylemek gerekirse, bunlar böyle tamamen simgesel bir biçimde, birbirini izleyen haller olarak ifade edilemezler. Fakat, anlaşılacağı üzere, dünyamızın koşullarına uygun olan böyle bir simgeciliğe başvurulmadığında, bu konuları beşerî dil ile anlaşılabilecek biçimde ifade edebilmek tamamen imkânsız olur. Bu husus belirtildikten sonra, yine konumuza dönelim: Bir varlığın beşerî hâlde doğmadan önce belirli bir tahakkuk düzeyine ulaşmış olduğundan söz edilebilir. Konunun bu tarzda ifade edilişinin —ne denli yetersiz olsa da— hiçbir uygunsuzluk içermemesi için, bunu hangi anlamda kavramak gerektiğini bilmek yeterlidir. Bu şekildedir ki, böyle bir varlık, beşeri dünyadaki bu tahakkuk için gerekli olan tekâmül derecesine, chong-jen, ya da Konfüçyüsçü bilge, derecesinden tchen-jen ya da "hakiki insan" düzeyine dek gidebilen derecelere doğuştan sahip olacaktır.

Ancak, yeryüzünün bugünkü koşullarında, bu doğuştan bilgeliğin ilk baştaki kadim çağlardaki gibi tamamen kendiliğinden tezahür edebileceğini zannetmemek gerekir, zira, ortam kesinlikle dikkate alınması gereken engeller çıkarır. Dolayısıyla, söz konusu olan varlığın bu engelleri aşmak için mevcut olan imkanlara başvurması gerekir, bu demektir ki, o varlık, yanlış olarak zannedildiği gibi, bir inisiyatik zincire bağlanmak zorunluluğundan muaf değildir, böyle bir bağlanma olmadığı takdirde, beşeri hâl içinde bulunmakta olması nedeniyle, sadece, -onun tahakkukunda daha ileriye gitmesine izin vermeyen, bir tür mânevi "uyku"ya dalmışçasına beşeri hale girerken nasıl idiyse öyle kalır. Yine, duruma göre, o varlığın- tedrici bir biçimde geliştirmek gereği söz konusu olmaksızın- chong-jen hâlini, dışsal olarak, tezahür ettirdiği düşünülebilir, zira bu hâlde yine zahiri alanın üst sınırında bulunur; fakat bu sınırın ötesinde olanlara ulaşmak için, kelimenin tam anlamıyla inisiyasyon daima zorunlu ve aynı zamanda böyle bir durumda yeterli olan bir koşul oluşturur. O zaman, bu varlık, görünüşte, alelade beşeri halden yola çıkmış olan inisiyeninkiyle aynı olan derecelerden geçebilir, fakat (aslında) gerçek tamamen farklı olacaktır, zira, sadece, normalde önce bilkuvve olan inisiyasyon o varlık için hemen fiilî hale gelmekle kalmayacak, fakat aynı zamanda, o varlık bu "derece"leri, deyim yerindeyse, -kuşkusuz, aslında, bunu ifade etmekte olan, eflatuncu "hatırlama ya benzetilebilecek biçimde- onlara daha önceden sahip olmuş gibi, tanıyacaktır". Bu durum, kuramsal bilgi düzeyinde, bazı öğretisel bilgilerin bilincine içsel olarak önceden sahip olan fakat bunları—gerekli deyimleri bilmediğinden dolayı— ifade edemeyen ve bunlar ifade edilir edilmez bunları hemen tanıyan ve bunları özümsemek için hiçbir çalışma yapmasına gerek kalmadan bunların anlamlarına tamamen nüfuz eden birinin durumuyla da kıyaslanabilir. Hatta, inisiyatik törenler ve simgeler ile karşılaştığında, bunlar da ona sanki o bunları, bir tür "zaman-dışı" olarak hep biliyormuş gibi gelebilir, zira, özel biçimlerin ötesinde ve onlardan bağımsız olarak özü oluşturan her şey aslında onun kendisinde bulunmaktadır ve aslında bu bilginin gerçekten hiç bir " zamansal başlangıcı " yoktur. Zira o bilgi, zaman tarafından gerçekten koşullanmış tek hal olan, beşeri hal sürecinin dışında tahakkuk ettirilmiş olan bir kazancın (müktesebatın) sonucudur.

Söylemiş olduğumuzdan çıkan bir diğer sonuç da, inisiyatik yolda ilerlemek için, sözünü etmekte olduğumuz türdeki bir varlığın dışsal ve beşerî bir Guru'nun yardımına ihtiyacı olmadığıdır. Zira hakiki guru olan "içsel Guru" o varlıkta başından beri etkindir. Bu durum tüm geçici müdahaleleri gereksiz kılar ve dışsal Guru'nun rolü de bu tür bir müdahaleden başka şey değildir ve bu, daha önce atıfta bulunmuş olduğumuz istisnai durumdur. Yalnız, iyi anlaşılması zorunlu olan bir şey de şudur ki, bu durum, insanlığın devre'nin iniş sürecinde ilerlemesi ölçüsünde, daha da istisnalaşan bir durumdur. Bu durum ilk bakıştaki hâlin ve onu izlemiş olan hallerin, Kali-Yuga'dan önceki bir son kalıntısı, kaçınılmaz olarak karartılmış olan bir kalıntı olarak görülebilir. Zira doğuştan, "hak olarak", "hakiki insan" niteliğine ya da ufak bir derecede (manevi) tahakkuk ettiricilik niteliğine sahip olan varlık o niteliğini artık tamamen kendiliğinden ve tüm olağan koşullardan bağımsız olarak geliştiremez. Tabiî ki, o varlık için olağanlıkların etkisi asgariye inmiştir ve zaten, sonuçta söz konusu olan sadece bir insiyatik bağlamadır, ki o varlık, doğasının bir sonucu olan bir "cezbe" ile karşı konulmazcasına yönelerek, bu bağlanmayı her zaman elde edebilir. Fakat, özellikle önüne geçilmeye çalışılması gereken şey, gerek doğal olarak kendilerini inisiyasyonu aramaya yönelmiş hissetmeleri nedeniyle —ki, bu durum, çoğu kez, sadece onların bu yola girmeye hazır olduklarım gösterir. Yoksa onların bu yolu daha önce, başka bir hâldeyken, kısmen katletmiş olduklarını değil—, gerekse, her inisiyasyondan önce kendilerinde bazı —muhtemelen manevi olmaktan çok psişik düzeyden olan— az ya da çok belirsiz "kalınırların (ya da "iz"lerin) varlığını hissetmeleri nedeniyle, kendi durumlarının da böyle bir durum olduğu zaman çok kolayca kapılabilmeleridir. Manevi, düzeyden olmaktan çok psişik düzeyden olan bu hisler, sonuçta, hiçbir fazla olağan üstülük taşımazlar ve yeterli, insanların geneline kıyasla, biraz daha az olarak sınırlanmış olan ve bu nedenle de, bireyselliğin bedensel tarzına daha az kapatılmış olan (enferme) —ki, bu durum, o kişilerin inisiyasyon için gereken niteliklere gerçekten kesinkes sahip olduklarını da göstermez— her insanın sahip olabileceği birtakım "önsezi"lerden başka bir şeyi ifade etmezler. Tüm bunlar, kuşkusuz, kişinin kendisinin bir mânevi Üstat olduğunu öne sürmesi ve fiilî inisiyasyona ulaşması ve de bu bağlamda kişisel çabalar göstermekten kendini muaf zannetmesi için hiç de yeterli olan nedenler değildir. Hakikat, şunu belirtmemizi zorunlu kılıyor ki, böyle bir imkân vardır, fakat bu çok küçük bir azınlığa özgüdür. Öyle ki, sonuçta, pratik olarak dikkate alınmayabilir. Gerçekten bu imkâna sahip olanlar, sözünü ettiğimiz duruma daima varacaklardır. Aslında önemli olan tek şey budur. Diğerlerine gelince, onların boş hayalleri, o hayallere inancı da eklemeye ve bunun sonucuna göre davranmaya kapılırlarsa, onları ancak en üzücü (ya da sıkıcı) düş kırıklıklarına sürükleyebilir.

Not : Yukarıdaki yazı Rene Guenon’un özgün adı “Initiation et Réalisation Spirituelle” olan ve dilimize “Manevi İlimlere Giriş” adıyla çevrilen kitabından alınmıştır. Dipnotlardaki sıralama yazının bütünlüğüne uygun olarak yeniden oluşturulmuştur.

<< Önceki Sayfa






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36792320 ziyaretçi (102914636 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.