İnsan Sûresi
 
İnsan Suresi, Dehr Suresi 1

İnsan Suresi, Dehr Suresi 2

İnsan Sûresi

İnsan Sûresi, Medine döneminde inmiştir. 31 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “insan” kelimesinden almıştır. Aynı âyette geçen “ed-Dehr” kelimesinden dolayı Dehr sûresi diye de anılır. "Dehr", zaman demektir. Sûrede başlıca, ahiret hayatıyla ilgili meseleler ve özellikle takva sahiplerinin cennette kavuşacakları çeşitli nimetler konu edilmektedir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Bismillēhirrahmēnirrahîm.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

1. هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئاً مَّذْكُوراً
1. Hel etē alel insēni hînum-mined-dehri lem yekun şey em-mezkûrâ.
1. Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

2. إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعاً بَصِيراً
2. İnnē [k]halegnel insēne min-nutfetin emşēcin-nebtelîhi fecealnēhu semîam-basîrâ.
2. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.

3. إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِراً وَإِمَّا كَفُوراً
3. İnnē hedeynēhus-sebîle immē şēkirav-veimmē kefûrâ.
3. Biz, ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

4. إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَا وَأَغْلَالاً وَسَعِيراً
4. İnnē eğtednē lilkēfirîne selēsilē veeğlēlev-veseîrâ.
4. Doğrusu Biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.

5. إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراً
5. İnnel ebrâra yeşrabûne min ke'sin kēne mizēcuhē kēfûrâ.
5. Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler.

6. عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيراً
6. Ayney-yeşrabu bihē ibēdullâhi yufeccirûnehē tefcîra.
6. Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.

7. يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيراً
7. Yûfûne bin-nezri veye[k]hâfûne yevmen kēne şerruhû mustetîrâ.
7. Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.

8. وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِيناً وَيَتِيماً وَأَسِيراً
8. Veyut'imûnet-taâme alē hubbihî miskînev-veyetîmev-veesîrâ.
8. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

9. إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَاء وَلَا شُكُوراً
9. İnnemē nut'imukum livechillēhi lē nurîdu minkum cezēev-velē şukûrâ.
9. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür."

10. إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَرِيراً
10. İnnē ne[k]hâfu mir-Rabbinē yevmen abûsen gamtarîrâ.
10. "Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimiz'den korkuyoruz."

11. فَوَقَاهُمُ اللَّهُ شَرَّ ذَلِكَ الْيَوْمِ وَلَقَّاهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً
11. Fevegâhumullâhu şerra zēlikel yevmi veleggâhum nedratev-vesurûrâ.
11. Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.

12. وَجَزَاهُم بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَرِيراً
12. Vecezēhum bimē saberû cennetev-veharîrâ.
12. Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.

13. مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَرِيراً
13. Muttekiîne fîhē alel erâiki lē yeravne fîhē şemsev-velē zemherîrâ.
13. Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.

14. وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلاً
14. Vedēniyeten aleyhim zılēluhē vezullilet gutûfuhē tezlîlē.
14. (Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.

15. وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِآنِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا
15. Veyutâfu aleyhim biēniyetim-min fiddativ-veekvēbin kēnet gavērîrâ
15. Çevrelerinde gümüşten billur kaplar, kupalar dolaştırılır.

16. قَوَارِيرَ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيراً
16. Gavērîra min fiddatin gadderûhē tegdîrâ.
16. Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir.

17. وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلاً
17. Veyusgavne fîhē ke'sen kēne mizēcuhē zencebîlē.
17. Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir.

18. عَيْناً فِيهَا تُسَمَّى سَلْسَبِيلاً
18. Aynen fîhē tusemmē selsebîlē.
18. Bir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır.

19. وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤاً مَّنثُوراً
19. Veyetûfu aleyhim vildēnum-mu[k]halledûne izē raeytehum hasibtehum lu'luem-mensûrâ.
19. Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.

20. وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيماً وَمُلْكاً كَبِيراً
20. Veizē raeyte semme raeyte neîmev-vemulken kebîrâ.
20. Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.

21. عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَاهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً
21. Âliyehum siyēbu sundusin [k]hudruv-veistebraguv-vehullû esēvira min fiddativ-vesegâhum Rabbuhum şerâben tahûrâ.
21. Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.

22. إِنَّ هَذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاء وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُوراً
22. İnne hēzē kēne lekum cezēev-vekēne seğyukum meşkûrâ.
22. Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur:makbul) görülmüştür.

23. إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنزِيلاً
23. İnnē nahnu nezzelnē aleykel Gur'ēne tenzîlē.
23. Gerçek şu ki, Kur'an'ı senin üzerine 'safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)’ indiren Biziz, Biz.

24. فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ آثِماً أَوْ كَفُوراً
24. Fasbir lihukmi Rabbike velē tutığ minhum ēsimen ev kefûrâ.
24. Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme.

25. وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلاً
25. Vezkurisme Rabbike bukratev-veesîlē.
25. Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret.

26. وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَوِيلاً
26. Veminel-leyli fēscud lehû vesebbihhu leylen tavîlē.
26. Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et.

27. إِنَّ هَؤُلَاء يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءهُمْ يَوْماً ثَقِيلاً
27. İnne hēulēi yuhibbûnel âcilete veyezerûne verâehum yevmen segîlē.
27. Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar.

28. نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَا أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَا أَمْثَالَهُمْ تَبْدِيلاً
28. Nahnu [k]halegnēhum veşedednē esrahum veizē şi'nē beddelnē emsēlehum tebdîlē.
28. Onları Biz yarattık ve bağlarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.

29. إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلاً
29. İnne hēzihî tezkiratun femen şēet-te[k]haze ilē Rabbihî sebîlē.
29. Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.

30. وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيماً حَكِيماً
30. Vemē teşēûne illē ey-yeşēellâh. İnnallâhe kēne alîmen hakîmē.
30. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

31. يُدْخِلُ مَن يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً
31. Yud[k]hilu mey-yeşēu fî rahmetih. Vēzzâlimîne eadde lehum azēben elîmē.
31. Dilediğini Kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar için acı bir azap hazırlamıştır.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Yasir, 19.10.2015, 19:53 (UTC):
Bağlamak yani biçimlendirmek olarak tefsir ediliyor sinir kas eklem sistemlerinin yaratılması şekillendirilmesi. Benzerleri ile değiştirmekte, dünyada bir kısım insanları öldürüp yerine başka insanları doğduruyoR olmasıdır.

Yorumu gönderen: ebru, 08.10.2010, 10:25 (UTC):
bence şu demek hani bizler dünyanın neresinde olursak olalım tanıdıklarımızın benzerlerine bazen rastlarız şöyle deriz ya şurdaydım ve aynı sana benzeyen birini gördüm ve şaşar kalırız bence bu demek yani ben öyle düşündüm

Yorumu gönderen: ayşegül, 04.10.2010, 18:47 (UTC):
ayet 28 çok ilginç ne demek istiyor acaba?bağlarını sımsıkı bağladık...dilediğimiz zaman benzerleriyle değiştiririz... ne demek oluyor ki???



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36861661 ziyaretçi (103034388 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.