İstihare
 

İstihare

İstihare konusunda ALLAH resulü'nün beyanatı şöyle (b'il mana): "Mümin iki fikir arasında kaldığı takdirde istişareye yatsın!" Bu, demek oluyor ki, istişareyi Peygamber efendimiz (sav) bizzat her mümin için tavsiye etmekte. Dolayısıyla istişareye yatmak için büyük bir alleme olmaya gerek yok.

Rü'ya, müminler için çok değerli ki, eğer düşünürsek ezan-ı muhammedi (ASM) rüya ile ortaya çıkmıştır. Veyahut Sa'd ibn-i Eb-i Vakkas rüya ile islamiyete dehalet etmiştir. Ve çok buna benzer şeyler İslam tarihinde vuku bulmuştur.

Hemen herkes, her gece rüya görür. Bu rüyaların bir kısmı, karmakarışık şeylerdir. Bir kısmı, günlük olayların rüyaya yansımasıdır. Bir kısmı da, daha önceden hiç düşünülmeyen, hayal edil-meyen şeylerin görülmesidir. Gördüğümüz rüyaları kaynakları bakımından üç grupta toplayabiliriz:
  1. Rahmanî
  2. Nefsanî
  3. Şeytanî

Bunlardan nefsanî rüya, ya geçmişe dair hatıraların, veya kişinin arzu ettiği şeylerin görülmesidir. Şeytanî rü'ya, şeytanın telkîniyle görülen rüyalardır. Rahmanî rüya ise, ya doğrudan doğruya Allah tarafından veya melek vasıtasıyla kalbe yansıyan ve gaybî manaları taşıyan rüyalardır. Bizim asıl olarak üzerinde duracağımız, Rahmanî rüyalar kısmı olacaktır. Rüyanın bu kısmına "sadık rüya" veya "salih rüya" da denilmektedir.

Konunun örneklerine geçmezden önce, bir meseleyi kısaca ele almakta fayda görüyoruz. Şöyle ki: Freud'un (ö.1939) temsil ettiği "Psikanaliz okulu" rüyaları değerlendirirken "Rahmanî rüya" kısmını, nazar-ı dikkatten kaçırmaktadır. Bu görüşün temsilcisi olan Freud'a göre, rüyalar içimizden ve dışımızdan gelen etkilerden şekillenir. Hayal, bu etkileri biçimlendirilir. Rüyalarımızda, önceden yaşadığımız olayların izleri vardır. Çocuğun arzu edip de ulaşamadığı şeyleri gece rüyasında görmesi gibi, her insan rüyasında, tatmin olmamış isteklerini elde ettiğini görür. Dînî inançlar veya kültürel baskı sebebiyle şuur altına itilmiş istekler, rüyada su yüzüne çıkar. Görülen rüyalar, özellikle cinsî temayüllerin sembolik bir tezahürü durumundadır.

Her türlü rüyada bir cinsî temayül izi görmeye çalışmak, bütün rüyaları, sadece iç ve dış çevrenin tesirinde meydana geliyor sanmak, İslamî bir bakışla bakıldığında hiç de kabul edilir bir görüş değildir. Rüyaları şuuraltıyla izah etmek bazı rüyalar için doğru olabilir. Fakat, genelleme yaparak her rüyayı bununla izaha kalkmak doğru değildir. Öyle rüyalar vardır ki, bunlar şuuraltından yansıyan birer görüntü olmayıp gaybdan ruh gözüne akseden parıltılardır. Dolayısıyla, psikanaliz okulunun rüyalara bakış açısı, ancak bazı rüyaları açıklayabilir, yoksa bütün rüyaları değil. Hemen her insan çok nadir de olsa, "Rahmanî rüya" dediğimiz gaybî mesajlar ve sırlar taşıyan rüya çeşidine muhatap olmuş ve olmaktadır. Rüyada görülüp diğer gün, hatta yıllar sonra aynen çıkan rüyalar hiç de az değildir. Bu şekilde gaybî mesaj taşıyan rüyalar, levh-i Mahfuzda yazılı olan şeylerin kalp aynasına yansımasıyla meydana gelir. Uyku halinde insanın duyguları istirahat halinde olmakla beraber, hayal uyanıkken olduğu gibi, yine faal durumdadır. Bundan dolayı Levh'i Mahfuz'dan kalbe yansıyan şeyler, hayalin giydirdiği bir suret ve temsille hatırda kalır. Kişi uyandığı zaman, hayalin giydirdiği bu suret ve temsilleri hatırlar.

Rüyay-ı sadıkanın bir yönü, kişiye teselli vermeye, ona gaybî müjdeler getirmeye bakar. Hz. Peygamber, bu tür rüyadan "mübeşşirat" olarak bahsetmiştir. Şöyle buyurmuştur: "Risalet ve nübüvvet bitti. Benden sonra ne bir nebî gelecektir, ne de rasul... Lâkin "mübeşşirat" vardır." Sahabe, "Mübeşşirat nedir, Ya Resulullah?" diye sorar. Hz. Peygamber "Müslüman kişinin gördüğü rüya" der. "O, nübüvvetin cüzlerinden bir cüzdür." [1]

Rasulullah'a vahyin sadık rüyalar şeklinde başlaması, üstteki hadisi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Hz. Aişe'nin haber verdiği gibi, vahyin başlangıcında Resulullahın gördüğü rüyalar, sabahın aydınlığı gibi açık ve nettir.[2]

Kurân-ı Kerîm'de, özellikle Yusuf suresinde rüyadan çokça bahsedilir. Bu  surede  bahsedilen ilk rüya Hz. Yusuf'un çocukluğunda gördüğü bir rüyadır. Hz. Yusuf, bu rüyasında onbir yıldızı, güneş ve ayı kendisine secde ederlerken görür.  Rüyayı babasına anlatır. Bunun üzerine babası der ki: "Rabbin seni böylece seçkin kılacak. Sana "ehadisin tevilini "öğretecek ve bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine (Peygamberlik) nimetini tamamladığı gibi, senin ve Yakupoğlullarının üzerine de, nimetini tamamlayacaktır.  Mu-hakkak ki Rabbin Alim'dir, Hakim'dir ".[3]

Hz. Yusuf'a öğretilen "ehadisin te'vîli", bir yönüyle "rüya tabiri"  şeklinde açıklanmaktadır. "İlâhî vahy ve işaretin inceliklerini, ledünniyatını anlamak"; "meydana gelen olaylardan bunların neticele-rini hissetmek" şeklinde de değerlendirilmektedir. Bu rüya uzun yıllar sonra gerçekleşir. Hz. Yusuf, uzun maceradan sonra Mısır Maliye bakanı olur. Anne-babasını, kardeşlerini Mısır'a getirir. Onlar, Hz. Yusuf'un manevî büyüklüğü ve maddî saltanatı karşısında saygı ile eğilirler.  O zaman Hz. Yusuf, babasına yıllarca önce gördüğü rüyayı hatırlatıp şöyle der: "Ey babacığım. İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın te'vîli. Rabbim onu gerçek kıldı." [4] Görüldüğü gibi, Hz. Yusuf rüyasında anne-baba ve kardeşlerini sembollerle görmüştür. On bir yıldız kardeşlerini, güneş ve ay ise, anne babasını temsil etmektedir. Onların secde etmeleri, Hz. Yusuf'un maddî-manevî büyüklüğünü göstermektedir.

Burada karşımıza "rüya tabiri" meselesi çıkmaktadır.  Tabir ifadesi A.B.R kökünden gelir. A.B.R. maddesi, nehri bir kıyıdan diğer kıyıya geçmek anlamına delalet eder. O zaman "rü'ya tabiri" ifadesi, rüyanın zahirinden batınına geçişi bildirir. Yani, "alem-i misaldeki görüntülerin manalarını, alem-i şehadete geçirmek" demektir.

Rüyanın tabirini bilmeyenler zahirin kıyısında beklemeye mahkumdurlar, Trafik işaretleri, bilene bir şeyler söylerken, bilmeyenlerce birtakım şekillerden ibaret kalır. Onun gibi, rüyadaki sembol ve işaretler de alem-i misâle ait harf ve kelimeler durumundadır.  O dili bilenlerce tercüme edilmeleri gerekmektedir. Rüyaların sembolik dilini bilmek, gaybî birtakım sırları yakalayabilmeyi sağlayacaktır. Bu dili bilmek için ...Üstün bilgi ve ruhun merkeziyle temas kurabilmek, manevî lekelenmişlik hâlinden uzak olmak gerekir. Böyle bir meziyetle donanmış bir kimse, büyük oluşlar ve hallerin bir ön kıvılcımı olabilecek şeyleri "anlamsız rüyalar demeti" [5] olarak nitelemekten kaçınır. Ondaki mesajı kavramaya çalışır. İşte, Hz. Yakub, Yusuf'un rüyasındaki sembollerin dilini çözmüş, o rüyadaki gaybî mesajı yakalamıştır.

Yusuf suresinde zikredilen ikinci rüya, zindandaki iki kişinin rüyasıdır. Bunlardan biri üzüm sıktığını, diğeri de başının üstündeki ekmekten, kuşların yediğini görür. Bir iftira neticesi zindanda bulunan Hz. Yusuf'tan, rüyalarının tabirini isterler. Hz. Yusuf, bunlara önce Tevhîd hakîkatini anlatır. Ardından, üzüm sıkanın eski görevine döneceğini, diğerinin de asılacağını haber verir.[6] Bu suredeki son rüya ise, Mısır hükümdarının rüyasıdır.  Hükümdar rüyasında yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini görür. Ayrıca yedi tane ve yeşil ve kuru başak müşahede eder. Rüyasını etrafındakilere anlatır. Onlar yorum yapamadıklarından "anlamsız rüyalar demeti" olarak nitelerler. Bu rüyayı duyan zindandan kurtulan şahıs Hz. Yusuf'un rüya tabirciliğini hükümdara söyleyince rüyayı tabir ettirmesi için zindana gönderilir. Hz. Yusuf, "Bollukla geçen yedi yıldan sonra yedi yıl sürecek kıtlık yıllarının geleceğini" haber verir.[7] Hz. Yusuf'un bu tabiri, masumiyetinin anlaşılıp Mısır maliye bakanı olmasına vesile olmuştur. Rüya, tabir ettiği şekliyle gerçekleşir. Hükümdarın bu rüyasından, memleketin geleceğini düşünen kimselere rüyalarında, o konuda mesajlar geleceği manası kendini hissettirmektedir.

Kurân'da anlatılan bir başka rüya, Hz. İbrahim'in rüyasıdır. Rüyasında oğlunu kurban ettiğini görür. Bunu oğluna anlattığında, oğlu tam bir teslimiyetle, "Babacığım, sana emredileni yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" der.[8] İlâhî irâde, İsmail'in kurban edilmesi değil, baba-oğulun imtihan edilmeleri olduğundan, Hz. İbrahim semadan gelen bir koç hediyesiyle taltîf edilir, İsmail yerine onu keser.

Burada şu noktayı unutmamak gerekir: "Peygamberlerin rüyası vahiydir" [9] Onun için şeytan onların rüyasına müdahalede edip telkînde bulunamaz. Fakat diğer insanlar için böyle bir teminat söz konusu olmadığından, meselâ birisi rüyasında oğlunu kurban ettiğini görse, bu rüyayla amel edemez. Etse, evlat katili olur.

Kurân'da Hz. Peygamber'in birkaç rüyasına da yer verilmiştir. Bunlardan birisi, Hz. Peygamber'in Bedir savaşı öncesi gördüğü rüyadır. Resullullah, rüyasında, müşriklerin az olduğunu görmüş ve bunu ashabına müjdelemişti. Ayet bunu şöyle hikâye ediyor: "O zaman Allah sana rüyanda düşmanlarınızı az göstermişti.  Eğer çok gösterseydi korkar ve cihada çıkıp çıkmama hususunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah, sizi korkudan ve ihtilaftan kurtarıp selâmete erdirdi. Şüphesiz O, gönüllerde olanı bilendir." [10] Düşman sayıca çok olduğu halde Hz. Peygambere rüyada az gösterilmiştir. Bu, mü'minlerin cesaretle, emin bir şekilde savaşa katılmalarını sağlamıştır. Bir cihetten bakıldığında ise, onların sayıca az gösterilmeleri, manen kuvvetsiz ve desteksiz olmalarını temsîl etmektedir. Evet, sayıca çok idiler ama, kuru bir kalabalıktan ibarettiler. Kıymetli değer ölçülerine, yüce ideallere sahip değillerdi. Bu yönden bakıldığında, Hz. Peygambere onların gerçek durumunun gösterildiği anlaşılacaktır.

Hz. Peygamberin Kurân'da temas edilen bir başka rüyası Müslümanların Mekke'ye girişiyle ilgilidir. Hz. Peygamber Hudeybiye barışının olduğu sene, Mekke'ye girdiklerini, Beyt'i tavaf ettiklerini görmüş, bunu ashabına haber vermiştir. Bunun o sene olacağını sanan ashab, Hudeybiye barışıyla mahzun bir şekilde dönerlerken nazil olan Fetih Suresi onların gönüllerine su serpmiş, kederlerini gidermiştir. Surenin rüya ile ilgili bölümü şöyle demektedir: “And olsun ki Allah, Resulünün rüyasını doğru kıldı. Allah'ın dilemesiyle siz emniyet içinde, başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz" [11] Bu rüya, bir sene sonra umre şeklinde, iki sene sonra da Mekke'nin fethi şeklinde gerçekleşmiştir.

Kurân'da zikredilen bu ibretli rüyalar gaybdan birer haber, veya kudsî bir teselli, bir müjde manası taşımakta, veya yol göstermektedirler. Zindandaki iki adamın rüyaları ve Mısır hükümdarının rüyası, Peygamberlerden başkasında da, gaybî mesaj yüklü rüyaların olacağını göstermektedir. Asrımız müfessirlerinden Seyyid Kutub (ö.1966), Amerika'da iken gördüğü bir rüyasında yeğeninin gözünde kan olduğunu görür. Mektupla yeğeninin durumunu sorduğunda, gözünde iç kanama olduğu ve tedavî gördüğünü öğrenir. Çıplak gözle görülmeyen iç kanama kıtalar ötesindeki amcasına rüyada gösterilmiştir.

"İlimde-Teknikte-Edebiyatta-Tarihte-Dinde RÜYA" isimli eser tarihte meşhur olmuş rüyaların örnekleriyle doludur.  Bunlardan birini naklediyoruz: "Amerikan Cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln, rüyasında tiyatro seyrederken öldürüldüğünü görür. Rüyasını dostlarına anlatır. Diğer gün tiyatroda iken, temsîlin heyecanlı bir sahne-sinde reisin bulunduğu yere giren birisi, silâhını onun başına boşaltır, öldürür (14 Nisan1865); ama, gaybi bir takım pırıltılarla yüklü rüyaların “gayb” hakkında katiyyet ifade edebilmesi için, onların deşifre edilmemesi şart. Bir anlam taşıdıkları zaman “gayb bilgisi” haline gelir. Yorumlayamayan nezdinde ise “adğasu ahlam...” Bu nedenle kişinin gördüğü sadık rüya, yol gösterici, yönlendirici, bazen de teselli edici olmakla beraber, rüya bilgi vasıtalarından biri olarak kabul edilmez.  Çünkü insan, rüyasının sadık olduğunu çoğu kere ancak o rüya gerçekleştiğinde bilebilir. Nitekim, görünüşte güzel nice rüyalar vardır ki, o kişinin hayatı boyunca gerçekleşmemekte ve nefsin bir arzu ve temmenîsinin rüyaya yansımasından ibaret kalmaktadır.

Bir de, görülen rüya başkasını bağlayıcı bir hüküm getirmez. Meselâ, birisi "Ben rüyamda gördüm. Hz. Peygamber sizden şunları yapmanızı istedi" dese, bu rüya başkası için sened ve delîl sayılmaz. Zira ard niyetli kişilerce kötüye kullanıma sebep olabilir. İmam-ı Rabbani'nin de dikkat çektiği gibi, rüyalara itibar etmek ve onlara dayanmak doğru değildir."

Dipnotlar

[1] Tirmizi, Rüya, 2.
[2] Buhari, Bed'ü'l vahy, 3.
[3] Yusuf, 12/6.
[4] Yusuf, 121/100.
[5] Yusuf, 12/44.
[6] Yusuf, 12/36-41.
[7] Yusuf, 12/43-49.
[8] Saffat, 37/102-107.
[9] Buhari, Vudu, 5.
[10] Enfal, 8/43.
[11] Fetih, 48/27.

KAYNAK BELİRTİLMELİ






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36871428 ziyaretçi (103051455 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.