İyi Niyetler
 

iyi niyet, iyi niyetler, hüsnü zan, hüsn-ü zann, hüsnü zan

İyi Niyetler...

Ayşegül (Hiçdüşünce)

Çok sevdiğim bir kitapta der ki; "Cehennem'e giden yollar, iyi niyetlerle döşenmiştir... " Bu, ilk okuduğunuzda size mânâsız gibi mi geldi? Hiç de öyle değil... Çoğu zaman, hepimizin tekrarladığı bir cümledir; "Başıma ne geldiyse, şu iyi niyetlerimden geldi." diye...

Meselâ artık trafik kazalarında yardım etmekten kaçan vatandaşlar, neden yapıyor bunu? Çünkü; yaralıyı hastâneye götürünce başı belâya girmiş çok kişi duyduğu için. Sen, alırsın hayatı kurtulsun diye; hastâneye yetiştirirsin, sonra bir bakmışsın: birinci dereceden suçlusun! İyi de suçun ne? Bir insanın hayatını kurtarmak... E, sonunda ne olur? Yapmak istediğin son derece insânî bir davranış, hayâtını kâbusa çevirir ve cehennem olur yaşamın...

Zâten en çok da yardım amaçlı durumlarda meydana gelir bu iyi niyetten pişmanlık.

Yakın bir zamanda, bir TV programında; evden kaçan kızını arayan bir anne, kızına soğuk ve yağmurlu bir günde kaban almış olan birini suçlamıştı. Suçlanan kişi de telefona bağlanıp; "Ben, sâdece insânî bir şey yaptım. İyilikte mi yapmayalım?" demişti.

Tabii bu, işin bir tarafı... Diğer taraftan yine aynı iyi niyet çerçevesinde hayatları kararan insanlar var... Evine aldığı muhtaç bir insana tüm iyi niyeti ile kucak açan bir insan, aslında kâtilini veyahut ailesine derin yaralar açacak birilerini hayatına dâvet edebiliyor bâzen. Dünya, o kadar zıvanadan çıktı ki; insanlar, hiç kimseye güvenemiyor...

Diğer yandan; "Bu kadar da kötülük olamaz..." diyerek karşısındaki insanların da aynı iyi niyetleri taşıdığına inanmak isteyen insanlar da az değil. Toplumdaki ahlâk seviyesi düştükçe, ağzımızı bir karış açık bıraktıran ve duymaya alıştığımız, neredeyse normal karşılamaya başladığımız olaylar oluyor. Yıllarca arkadaşlık yaptığı, evine girip çıktığı en yakın arkadaşının kızına göz koyan, hatta kaçıranlar var ki bu, karısı da olabiliyor.

Tabii, tam tersi durumlar da var... Kimsesiz olduğu için eve alınan bir genç kız veya kadın, birdenbire o evin hanımı hâline gelebiliyor.

Şu başkaları ile kaçan kadınlara da nasıl şaşarım... Hani ya, "Hiç kimseyi, ama hiç kimseyi düşünmüyorsan; arkanda bıraktığın, gelecekte büyüyüp toplum içine karışacak o çocuklarını düşün bâri be kadın!" diyorum.

Ve erkekler... Bir başka adamın nikâhından bu kadar kolay kaçabilen bir insana nasıl güveniyorlar?

Kendisine güvenen bir insanın malını, mülkünü, iyi niyetlerini suiistimâl eden insanlara ne demeli? Yazık, o kadar güvenir ki karşısındakine, gözü kapalı imza atar ve sonunda bir bakar ki artık ona ait olan hiçbir şey kalmamış... Bu devirde artık evlat, babasına bile yapıyor bunu... Veya daha sık rastlanan bir örnek: Kadın, kocasına o kadar güvenir ki, imzalattırdığı kağıdın boşanma kağıdı olduğunu bile tahmin etmez. Sonra bir bakar ki mahkeme kararı ve boşanmış...

Kimseye mi güvenmeyelim derseniz, "Valla bu devirde babana bile güvenmeyeceksin!" sözü, artık hayatımızda daha bir mânidâr oluyor. Genele bir bakarsak, kadınları aldatan erkekler, çoğunlukla hanımlarının en yakın arkadaşı ile aldatıyorlar. İşte iyi niyete ihânetin zirve yaptığı anlardan biri... "Kardeşim..." dediği, "Canımı emanet olarak teslim ederim." dediği insan, canını çok, çok acıtıyor...

Bir ebeveyn, tüm hayatını çocuklarına daha iyi bir hayat sunmak için harcar. Geleceğini kurtarmak için nesi var, nesi yok; evlâdına yatırır. Bu iyi niyet ve fedâkârlığın ihtiyarlığına bir yatırım olduğunu düşünür. Peki neden huzurevleri, ağzına kadar dolu ve kendilerini senelerdir ziyârete gelmeyen evlâtlarından şikayet eden yaşlılarımız, her geçen gün artıyor?

Para, öylesi bir yer tutar hale geldi ki; insanın onun için yapamayacağı şey yok gibi. Kaç insan kaldı gerçekten yaptığı işi hakkı ile yapan? Bozulan, tâmire giden eşyaların çok daha kötü bir şekilde evlerimize geri geldiği ne kadar sık görülür... Tekrar tekrar geri götürürsün; yine de bir insanın güvenini ve iyi niyetini kullanmak için bir fırsata dönüştürme durumu, daha fazla para kazanabilmek için o eşyalar gider gider gelir...

Sokaklarda gördüğümüz dilenci yaşlılara, çocuklara veya benim açımdan beni en çok üzen yeni doğmuş bebeklerini sokağın kiri pası içinde kucağına almış kadınlara artık yardım etmek istemiyoruz... İlk aklımızdan geçen; "Kim bilir kaç yerde evi var? Ooooo... Ben, ondan daha muhtâcım..." veya "Başka bir enayi verir nasılsa!" sözleri çoğunlukla...

Peki ne yapmalıyız? Gerçekten yardıma ihtiyâcı olan insanları nasıl ayırt edebileceğiz? Bunu yapabilecek en güçlü radar, insan kalbi; ama görülen o ki, her zaman doğru tespit edemiyor..

Bence biz, yine de iyi niyetli olmaya çalışalım. "Balık bilmezse Hâlık bilir." hesabı. Ama bunu yaparken de öncelik, her zaman için kendimize göstereceğimiz iyi niyetten başlasın ve yaptığınız iyiliklerden hiç pişman olmayın... Önemli olan, sizin güzel kalbinizden geçen iyi niyetler...

Ayşegül,
13:41:46, 20 Mayıs 2010, Perşembe.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Önder, 20.05.2010, 15:04 (UTC):
iyi niyetle yapılan her iylik mutlaka sahibini dünyada bulmasada ahirette gelir bulur.yüreğine sağlık kardeşim.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36747888 ziyaretçi (102836070 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.