Şâzeliyye Tarikatı
 

Şâzeliyye Tarikatı

Hazırlayan: Akhenaton

Hicri 6; ve 7. yüzyıllarda sûfî tarikatlar sadece doğuda değil, batıda da aynı şekilde ortaya çıkmış ve yayılmışlardır. Bunlardan biri de, Şazeliyye Tarikatıdır. Bu. tarikat batıda ortaya çıkmış ve sonra Mısır'a gelmiştir. Oradan da diğer İslam bölgelerine yayılmıştır. Bu tarikat, aslı Tunus'un Şâzeli kasabasında doğan Ebu'l-Hasan eş-Şâzeli'ye nispet edilir. Şeyh, daha sonra öğrenci ve müritlerinden bir grupla Mısır'a gelip yerleşmiş, İskenderiye'yi vatan edinmiştir. Bu olay, yaklaşık 1244'te gerçekleşmiştir. Sonra İskenderiye'de aynı adla ünlü tasavvuf ekolünü oluşturdular. Onunla birlikte Mısır'a gelenlerden biri de hayatında ve kendisinden sonra tarikatın sorumluluklarını üstlenen Şeyh Ebu'l-Abbas el-Mürsi'dir. O bu görevi vefât ettiği 1287’ye kadar sürdürmüştür. Kendisinden sonra da öğrencileri arasında temayüz edenlerden İbn Ataullah İskenderî bu görevi yürütmüştür.[1][2]

16. yüzyılda Batı Cezayir’de birbirinin etkisiyle var olan 2 tarikattan Şazeliyye ve Kâdiriye’nin ilki Türklere karşıdır, bunun nedeni görünüşte liderlerinin Fas’taki Sa’di Şerîf ile yakın bağlarının bulunmasıdır. Kâdiriye Türkleri desteklemiştir. Fakat Şâzeliye'yle Mağrip’teki en eski kardeşliği temsil eden bu kardeşlik, Türklerin 17. yüzyılda Mağrip’e gelmesiyle Tuvatlılarla birlikte Sahra’ya doğru inmeye başlamıştır. Kardeşliğin her türlü Türk etkisinden uzak olan genişlemesi, iletişimin doğal yoluyla ve aynı zamanda sözü edilen ticaret yollarıyla cereyan etmeye başlamıştır: Cebel Tuvat yüksek platoları ve Sudan yoluyla. Fakat özellikle bugünkü Moritanya’daki Kunta kabilesinin Kâdiri grupları, Ruslara karşı savaştaki Türk gücüne yönelik iyi niyet beslemişlerdir.[3]

Tarikatın kurucusu olan Ebu’l-Hasan eş-Şazilî, 1196-1197 yıllarında Afrika’da Tunus’un Cebel-i Zafran mevkiinde, Şâzeli denen yerde doğmuş ve 1258’de hacca giderken, Mısır’ın Hümeysıra mevkiinde yaşamını yitirmiş ve aynı yere defnedilmiştir.[4][5] Nisbesini irşat faaliyetine başladığı İfrîkıye’deki Şâzile (Şâzele) beldesinden alır. Mensup olduğu ailenin soyu Hz. Hasan’a ulaşır. 10 yaşlarına kadar Gamâre’de yaşadı ve ilk tahsilini ve hafızlığını burada tamamladı. Sonra Tunus’a gidip Ebû Muhammed Abdülazîz Mehdevî, Ebû Sâid el-Bâcî, Ebû Abdullah Ali b. Harrâzim gibi bilginlerden ders aldı. İbn Atâullah el-İskenderî’ye göre tasavvuf yoluna kendisini zâhirî ilimlerde yetiştirdikten sonra girdi. Gençlik yıllarından itibaren tasavvuf yoluna meraklı olan Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî, ilk defa Ali b. Harrâzim’e intisap etti ki onun silsilesi Ebû Medyen Mağribî’ye ulaşır.[6]

1221’de dönemin kutbunu aramak için Dogu illerine gitmiş ve orada Rıfaî Tarikatı Şeyhi Ebû Fatih el-Vesiti’ye intisap ettiği daha sonra Onun işaretiyle Ebû Hasan Abdusselam Ibn-i Mesis ’e intisap etmiştir. Şeyhi Abdüsselam’ın emriyle Fas’ı terk ederek, Tunus’ta yer alan Ifrigiye adlı bir köyde Şâzeli diye bilinen bir mağarada inzivaya çekilmiştir.[4][5] Bitkisel gıdalarla beslendikleri bu zorlu uzlet döneminde Abdullah b. Selâme el-Habîbî onun yardımcısı ve refakatçisi oldu. Şâzelî, “Ey Ali! Artık insanların arasına karış da senden istifade etsinler” denilmesi üzerine buradaki uzletine son verdi. Bu sırada 34-35 yaşlarında olan Şâzelî, halktan ve ulemâdan büyük ilgi gördüğü İfrîkıye bölgesinin başşehri Tunus’a gitti.

Bu dönemde İfrîkıye, Hafsî Devleti’nin kurucusu Ebû Zekeriyyâ Yahyâ el-Hafsî’nin hâkimiyeti altındaydı. Ebû Zekeriyyâ, Şâzelî’ye yakın ilgi gösterdi. Fakat bu ilgi Tunus Başkadısı Ebü’l-Kâsım İbnü’l-Berâ gibi kimi kimselerde kıskançlığa neden olunca buradan ayrılmak durumunda kaldı. Hac niyetiyle yola çıktı. Mısır’dayken Eyyûbî Sultanı el-Melikü’l-Kâmil tarafından kendisine kimi ikramlarda bulunuldu. Şâzelî, hac dönüşü yeniden Tunus’a geldi. Burada ileride halifesi ve tarikatın da önemli isimlerinden birisi olacak Ebü’l-Abbas el-Mürsî ile buluştu. Şâzelî’nin Tunus’a sırf bu delikanlı nedeniyle döndüğü rivayet edilir.[6] Hasan-ı Şâzelî’nin Tunus’ta yayılan ününden rahatsız olan Sultan Ebû Zekeriyyâ, Şâzelî’yi hayatının uzun yıllarını geçireceği Mısır’a sürmüştür.[4][5] Bu yıllarda İzzeddin b. Abdüsselâm, Abdülazîm el-Münzirî, İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî, İbnü’l-Hâcib, Cemâleddin Usfûr, Nebîhüddin b. Avn, Muhyiddin İbn Sürâka, Ebü’l-İlm Yâsîn, Mekînüddin el-Esmer, Şeref el-Bûnî, Abdullah el-Lekânî ve Emînüddin Cebrail, Şâzelî’nin yakın çevresinde bulunan bilginlerdendir.[6][5]

Şâzelî eser telif etmemekle birlikte Hakîm et-Tirmizî’nin Hatmü’l-evliyâ’, Nifferî’nin el-Mevâkıf ve el-Muhâtabât, Ebû Tâlib el-Mekkî’nin Kûtü’l-kulûb, İmam Gazzâlî’nin İhyâ’u ‘ulûmi’d-dîn, Kuşeyrî’nin er-Risâle, Kâdî İyâz’ın eş-Şifâ’, İbn Atıyye el-Endelûsî’nin el-Muharrerü’l-vecîz’i gibi kitaplara özel ilgi gösterdi ve bunları derslerinde şerh etti.[6]

1249'da Fransa Kralı 9. Louis kalabalık bir orduyla Mısır’a bir Haçlı seferi düzenledi. Dimyat’ı işgal edip Mansûre’ye doğru ilerledi. Savaş hazırlığı yaparken el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb’un ölmesi üzerine yerine oğlu Turan Şah geçti ve Haçlılar’ı yenerek 9. Louis’i esir aldı. İşte bu savaşa gözlerini kaybetmiş olmasına rağmen Şâzelî de katıldı. Şâzelî, Ekim 1258'in Şevval ayında hacca gitmek için kimi müritleriyle birlikte Kahire’den ayrıldı. Ayzâb mevkiindeki Humeyserâ’dayken bir akşam müritlerini toplayıp onlara kimi öğütler verdi.[6]

Katip Çelebi'nin rivayetine göre Şeyh Şâzeli, 1258'de hacca giderken yolda müridi Şeyh Ahmed'le sohbete daldıkları sırada kendisine verilen kahve çekirdeklerini kaynatarak içmiştir. Bundan dolayı Şeyh Şâzeli, kahveci esnafı tarafından "pir" kabul edilir. Bu kabule bağlı olarak Osmanlı'nın son dönemlerine kadar İstanbul'un kurukahveci esnafı "Ya Hz. Şeyh Şâzeli" levhalarını dükkanlarından eksik etmemişlerdir.[7]

Silsilenin 19. Mürşidi olan ve tarikata adını veren Şâzelî, Ebû Abbas el-Mürsi’yi yerine hâlife bırakarak ahirete yürümüştür.[4]

Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin Hizbü’l-bahr, Hizbü’l-kebîr, Hizbü’s-sağîr, Hizbü’n-nasr ve Hizbü’l-berr gibi hizipleri ve duâ terkipleri vardır. Kendisi herhangi bir kitap yazmamış, “Benim kitabım dostlarım ve müritlerimdir” demiştir. Yukarıda adı geçen hizipler, birçok defa basılmış ve kimi müellifler tarafından şerh edilmiştir. Bu hizipler Câmi’u âsârı Ebi’l-Hasan eş-Şâzelî adıyla yayımlanmıştır. İbn Atâullah el-İskenderî ve İbnü’s-Sabbâğ gibi kimi Şâzeliyye mensubu müellifler, Şâzelî’den nakledilen tasavvufa dair hikmetli sözleri eserlerinde anılmıştır.

Şâzelî, İstanbul halk folklorunda kahvecilerin pîri olarak kabul edilmiştir. Eski İstanbul’da birçok kahvede, “Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız; Hz. Şâzelî’dir pîrimiz üstâdımız” levhası asılı bulunurdu. Yine İstanbul’da çeşitli tarikatlara bağlı hemen bütün tekkelerin kahve ocaklarında Şeyh Şâzelî’nin adının yazılı olduğu bir levhanın yer alması ve kahve hazırlayan dervişlerin, ocağı uyandırır ve cezveyi ocağa sürerken Şâzeliyye pîrine teveccüh etmesi bir tarikat geleneğiydi.[6]

Şâzeliyye ve Özellikleri

Şâzeliyye, Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’ye nisbet edilen bir tarikattır. Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin 30 dört-otuz 5 yaşlarındayken Tunus’a geçip irşat faaliyetine başlamasıyla tarikatın temelleri atılmıştır. Şâzelî’nin 1244 Tunus’tan İskenderiye’ye gelmesiyle birlikte Şâzeliyye daha çok yayılma olanağı bulmuş ve burası tarikatın bütün dünyaya yayıldığı bir merkez konumuna gelmiştir. Şâzelî’den sonra Ebü’l-Abbas el-Mürsî, Mekînüddin el-Esmer, Mürsî’nin halifesi Yâkût el-Arşî ve tarikat silsilesinde yer alan Dâvûd b. Ömer Bâhilî gibi tarikatın önemli simalarının kabirleri buradadır.[6]

Tarikat pirinin İbn Meşîş olduğunu savunan kimi müellifler olsa da Şâzelî tarikatına dair bütün kaynaklarda, tarikatın Şâzelî’nin söz, menkıbe ve âdâbı üzerine temellendirildiği kaydedilmektedir. Dolayısıyla onun tarikatın kurucusu olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Şâzelî’nin üstadının kim olduğuyla ilgili olarak geçmişte İbn Meşîş ile birlikte olup ona tâbi olduğunu, şimdiyse herhangi biriyle bir bağlantısının bulunmadığını söylemesi de bunu desteklemektedir. Şâzeliyye öncelikle İskenderiye, Kahire ve Tunus gibi şehirlerde teşekkül etmiş ve sonraki dönemlerde Mısır’ın yanısıra Mağrib bölgesine de yayılmıştır. Zamanla Suriye başta olmak üzere Arap dünyasında, Hint alt kıtasında, Malezya, Endonezya, Afrika, Anadolu, Balkanlar, Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde faaliyet göstermiştir.[6]

Şâzeliyye tarikatı, silsile itibariyle "Cüneydî" olmakla beraber, rûhânî eğitime ağırlık veren bir tarikattır. Gerçekten de Şeyh Şâzeli müritlerine Allah için fânî varlıktan feragati, her saat, her yer ve her şartta zikri tavsiye eder, riyazat ve halvete, âyin ve toplu zikre fazlaca rağbet göstermezdi. Tarikat mensuplarına kendi hayatları içinde tarikatın ruhunu ve görevlerini yerine getirmelerini telkin ederdi. Riyazat ve çileyle müritlerini nefsani terbiyeye tâbi tutan tarikatlardan farklı olarak Şâzeliler, oldukça temiz giyinirler, dünya nimetlerinden istifadeden geri kalmazlar, iş ve meşgaleleri arasında nafile ibadet, dua, zikir ve evrad ile tevhide erilebileceğine inanırlardı. Tarikatın esası da tedbir ve tevessüle güvenmeden takdir ve tevekküle yönelmek, çevremizde olan her iş ve oluşta Cenab-ı Hakk'ı müşahade etmektir. Şeyh Şâzeli, bizzat kendisi ve halefleri, Gazzali'nin İhyau Ulumiddin, Ebû Talib el-Mekki'nin Kûtü'l-kulub ve Haris el-Muhasibi'nin er-Riaye li-hukukillah gibi tasavvufi eserlerin öğrettiği ahlâki olgunluğu gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Pek çok tarikattan halifelik alan Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Câmiu'l-usûl'de tarikatlar içerisinde Şâzeliyye'nin yerini şöyle açıklamıştır:

"Ey ebediyet yolunun yolcusu! İyi bil ki her velinin hayatında ve ölümünde kendine özgü özelliği ve himmet edişi vardır. Mesela; gerçeği kalbe nakşetmesi, tevhid denizinde yüzmesi, fena ve istiğrak (kendinden geçme) sırrına ermesi, ölümünden sonra da bu sırların yüce himmetle saliklerinde (kendine uyanlarda) aynen devam etmesi Bahaüddin Şâh-ı Nakşbend hazretlerine özgü bir özelliktir. Kuvvetli bir tasarruf ve isteyene her türlü imdad etme himmeti Abdülkadir Geylani hazretlerine mahsustur. İlim ve vâridât kuvvetiyle Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî hazretlerine; fütüvvetle ve harikulade hallerle Ahmed er-Rifâî hazretleri; merhamet ve atîfette Ahmed el-Bedevî hazretleri; cömertlik ve kerem olarak Ahmed Düsûkî hazretleri; irfan ve kemâlâtıyla Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî hazretleri; aşk ve muhabbet ile Mevlânâ Celâleddin-i Rumi hazretleri; letafet ve mahfiyetiyle İmam Şihabüddin es-Sühreverdi; hazretleri; riyazat ve tahassürüyle Şeyh Hızır Yahya hazretleri; vecd ve cezbeleriyle Necmüddin-i Kübra hazretlerinin tasarruf ve himmetleri hayatlarında ve öldükten sonra ayne devam etmiştir. Bu hasletler her ne kadar her veli için hususi görüntüler arzetseler de, her haslet bir makamın ifadesi ve o makamdaki velinin tasarrufudur.Her grup kendilerine ikram edilen ilahi hallerle saadete erer. Lütuflarsa velilerin değeri ve yeteneği nispetinde olur." [8]

Ebu’l-Hasan tarafından telkin edilen Şâzeliyye adabının 5 esası şöyledir:

  1. Zahiren ve batînen Allah’tan korkma;  
  2. Söz ve fillerde sünnete sarılma;  
  3. Saadette ve musibette insanlardan bir şey beklememe;  
  4. Büyük ve küçük şeylerde Allah’ın iradesine teslimiyet;  
  5. Sevinç ve kederde Allah’a sığınma.  

Bu yolun saliklerinin zaman içinde sahip çıktığı 3 hûsus ise şöyledir:

  1. Tüm müritlerin “leh-i mahfuz” da seçilmiş olması;  
  2.   Vecd durumunun devamlı olmaması için, bu hâlin devamında, tâbi-i hâl ’in takip etmesi;  
  3. Kutubun bütün zamanlar boyunca kendilerinden biri olması.[4][5]  

Şâzeliyye, Anadolu’ya 16. yüzyılın başlarında Meymûniyye kolunun kurucusu Ali b. Meymûn tarafından getirilmiştir. Ali b. Meymûn Bursa’dan memleketi Suriye’ye dönerken yerine Sûfîzâde Şeyh Abdurrahman’ı halife olarak bırakmıştır. 2. Selim döneminde Bekriyye kolunun kurucusu Ebü’l-Mekârim el-Bekrî de İstanbul’a gelmiş ve sultandan destek görmüştür. Ayrıca Şâzelî-Cezûlî şeyhi Ebü’l-Mevâhib Ahmed b. Ali es-Simâvî de İstanbul ve Balkanlar’da faaliyet göstermiştir. İstanbul’da bilinen ilk Şâzelî tekkesi 1200'de Silâhdar Abdullah Ağa tarafından Alibeyköy’de yaptırılmıştır. Onu Unkapanı, Beşiktaş (Ertuğrul), Kabataş (Çizmeciler) ve Çemberlitaş’taki tekkeler izlemiştir. İstanbul’da en çok bilinen ve etki bırakan Şâzelî şeyhi “Şeyh Zâfir” olarak tanınan Muhammed Zâfir el-Medenî’dir. 2. Abdülhamid, Zâfir el-Medenî için Beşiktaş’ta bir tekke yaptırmış ve Ertuğrul Tekkesi olarak bilinen bu tekkeyi maddi yönden de desteklemiştir. Sultanın zaman zaman bu tekkedeki toplu zikirlere katıldığı bilinmektedir.

“Marifet”, Şâzeliyye’de sıkça vurgulanan önemli bir kavramdır. Tarikatın kurucusu Şâzelî’nin hizb, duâ ve vecizeleri başta olmak üzere tarikat mensubu şeyhlerin eserlerinde önemli bir yer tutar. Şâzelî’nin halifesi Ebü’l-Abbas el-Mürsî’ye göre tasavvuf ehlinin temâyüzü mârifetle gerçekleşir. Mârifet sahibi olmak Şâzelî sâliklerin temel amacıdır. Ahmed ez-Zerrûk’a göre de “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir, sen O’nu görmesen de O seni görüyor” anlamındaki ünlü hadisin ilk kısmı mârifet mertebesine işâret eder. Şâzeliyye’de üstünde durulan konulardan biri de “tevekkül”dür. Şeyh Şâzelî’ye göre, Hz. Muhammed’a uyarak kulluğu seçmek ve her işte Allah’ın irade ve ihtiyarına teslim olmak gerekir. Şâzelî şeyhi İbn Atâullah el-İskenderî et-Tenvîr fî ıskâti’t-tedbîr adlı eserinde bu konuyu işler. Şâzeliyye’de kerâmetler ve olağan üstü haller konusunda orta bir yol izlenmiştir. Keşif ve vâridât gibi konularda dinin temel kaynakları esas alınır. Sâlik gerçek yönünden bir vârid aldığında bunu ancak Kurân ve Sünnet’e uygun olursa kabul eder. Ateş, yılan ve akreplerle yapılan gösteriler, tarikatın Îseviyye kolu hariç geneli tarafından benimsenmemiştir. Şâzeliyye’de öne çıkan kavramlardan biri de “şükür”dür. Tarikatta dünyevî nimetlere karşılık kulun şükretmesi önem arzeder. İbn Atâullah el-İskenderî, şeyhi Mürsî’nin şükreden bir zengini sabreden bir fakire tercih ettiğini, bunun 18 İbn Atâ ve Hakîm et-Tirmizî gibi mutasavvıfların yolu olduğunu ve şükrün cennetliklerin sıfatı olduğunu, sabrın ise böyle olmadığını söylediğini kaydeder. İbn Atâullah el-İskenderî de şükürle birlikte olması durumunda güzel giymenin ve yiyip içmenin sûfîye bir zararı dokunmayacağı görüşündedir. Şâzelî yolunun ruhbanlıkla arpa ve kepek yeme yolu olmadığını, hidayette yakîne ulaşma ve sabır yolu olduğunu söylemiştir. Ebü’l-Abbas el-Mürsî’ye göre seyrü sülûkte usûl, sâlikin dünyevî meşguliyete devam ederek tarikatta yol alması, ilâhî ihsanların nurlarıyla karşılaşınca kalbinin kendiliğinden dünyadan kopmasıdır. Bu yüzden de müridin dünyevî bir işle meşgul olarak seyru sülûk yapmasında bir sakınca yoktur. Hatta Şâzeliyye şeyhleri, mensuplarına gündelik işlerinden geri kalmamalarını tavsiye etmişlerdir. Gerçekten de Şâzelî de geçimini bizzat ziraat yaparak sağlamıştır.

Kollar arasında biraz farklılık olsa da Şâzeliyye’de intisap uygulaması genellikle şu şekilde yapılır: Tâlip biattan önce tövbe ve tecdîd-i îman eder. Müridle şeyh dizleri birbirine değecek biçimde karşılıklı oturur ve 2 elleriyle birbirlerinin ellerini tutar. Birbirlerine doğru eğilirler ve şeyh Fetih sûresinin onuncu âyetini ve salâtü’t-tefrîciyye’yi okur. Biattan sonra eller açılarak hazır bulunanlarla birlikte duâ edilir. Tarikatın kimi kollarında bu törenin ardından mürid kendisine öğretilen bu törene has kimi lafızlarla bir süre zikreder. Daha sonra şeyh kimi konularda önerilerde bulunur. Vird sabah ve akşam namazlarının ardından okunur. Kollara göre Vâkıa sûresi ya da Mülk sûresinin ya da Salâtü’l-Meşîşiyye’nin okunmasıyla başlayan vird 100 defa estağfırullah, 100 salavât, tevhid ve kimi kollarda 100 defa “elhamdü lillâh ve’ş-şükrü lillâh” tesbihiyle devam eder.

Şâzeliyye tarikatında cehrî zikir esastır. Oturarak (kuûdî) ya da ayakta (kıyâmî) yapılır. Haftada bir, perşembe ya da cuma günü gerçekleştirilen ve çoğunlukla “meclis” adı verilen âyinlerde halka şeklinde ya da karşılıklı saf şeklinde oturulur. Şâzelî meşâyihinden birine ait divandan okunan ve “semâ” diye adlandınlan kaside ve şuğullerin genellikle tevhid ve salâvat içeren nakarat kısımlarına bütün müritler katılır. Âyinlerde dinî mûsikiye yer verilmesi konusunda Şâzeliyye tarihi içinde farklı görüşler ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Şeyh Şâzelî ya da Ahmed ez-Zerrûk gibi önemli bir Şâzelî şeyhi kendi zamanındaki uygulamaları değerlendirirken dinî mûsiki hakkında olumsuz bir tutum takınmakla birlikte zaman içinde tarikatın birçok kolunda semâ, âyinin esasını teşkil eder hale gelmiştir. Kimi kollardaysa meclislere Şâzelî’nin Hizbü’l-kebîr ve evrâd-ı şerîfesi okunarak başlanır, kıyâmî zikirle devam edilir. Zikrin sonunda şeyh sohbet yapar. Birçok kolda sohbete “müzakere” adı verilir. Şeyhin hazır bulunmadığı meclislerde onun tâlimatıyla bir metin okunur

Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî, kendi zamanında Özellikle mevlid-i nebî gibi önemli günlerde büyük toplantılar düzenlemiş, bayraklar ve kösler eşliğinde alaylar kurmuş, büyük halk kitleleri bu toplantılarda hazır bulunmuştur. Bugün de Şâzeliyye mensuplarınca “ihtifal” denilen bu tür yıllık toplantılar yapılmaktadır. En az 3 gün süren toplantılar dünyanın farklı ülkelerindeki müritlerin şeyhleriyle buluşmalarını, yoğun biçimde zikir ve sohbetle meşgul olmalarını temin etmektedir.[6]

Şazilî Tarikatı’nın özellikle Cezayir, Tunus, Fas, Mısır ve diğer Afrika ülkelerinde yayılmasına vesile olan ve 260 kısa vecizeden oluşan kitap olan “Hikem-i Atai”, Şâzeli silsilesinde Hasan Şâzelî’den sonraki 2. mürşit olan Taceddin Ibn Ataullah el-Iskenderanî tarafından yazılmıştır.[4][5]

Tarikatın Mısır'da şu şubeleri bulunmaktadır. Kasımiye, Medaniye, SeUimiye, Hunduşiye, Kavukciye, Afifiye, Afifiye-i Haşimiye, İdrisiye, Cevheriye, Vefaiye, Azmiye, Hamidiye, Muhammediye, Fevziye, Haşimiye-i Medeniye, Afusiye, Hasafiye, Fasiye, Kettaniye.[9]

Kaynaklar

[1] Prof. Dr. Ebu'l-Vefa Taftazani, "Ibnu Ataullah el-İskenderi ve Tasavvufuhu", 2. Baskı, Kahire 1969,
[2] Prof. Dr. Ebu'l-Vefâ Taftazani, "GAZZALİ'NİN TASAVVUF EKOLLERİNE ETKİSİ VE GAZZALİ'DEN SONRA ORTAYA ÇIKAN TARİKATLAR"
[3] Jillali Adnani, "Kardeşliğin Genişlemesi ve 17. Yüzyıldan 19. Yüzyıla Türk-Afrika İlişkileri", Ibn Zohr Üniversitesi, Agadir-FAS.
[4] Hasan Kamil Yılmaz, "Tasavvuf ve Tarikatlar", Ensar Neşriyat, İstanbul 2000, s. 248–251
[5] Selami Erdoğan, "Muhyiddin Şekûr Örneğinde Amerika'da Tasavvuf Anlayışı" (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalı, Ankara 2007, s.10.
[6] Prof. Dr. Ramazan Muslu- Yrd. Doç. Dr. Sezayi Küçük, "Tasavvuf" (ders kitabı), Sakarya Üniversitesi, Sakarya 2013, s.15-18.
[7] Filiz Özdem, "Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul", CİLT 2, YKY, İstanbul 2009, ISBN 978·975·o8- ı7o8-3, s.123.
[8] sazeliyye.org/?pnum=61& pt=Tarikatın Esasları
[9] Prof. Dr. Ebu'l- Vefa Taftazani, "MISIR'DA SÜFİ TARİKATLARIN TARİHİ GELİŞİMİ VE GÜNÜMÜZDEKİ DURUMLARI" (makale)





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: samira, 24.05.2014, 16:33 (UTC):
Allah razı olsun.Muazzam faydalı bir çalışma olmuş.Tüm detaylar mevcut.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36871524 ziyaretçi (103051700 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.