Şah İsmail Hataî
 
Şah İsmail Hataî

Şah İsmail Hataî

Bu yazı, ziyaretçilerimizden gelen istek üzerine hazırlanmıştır. Siz de merak ettiğiniz ve siteye eklenmesini istediğiniz konuları "iletişim formu" ya da sağdaki "Aradığınız konular" başlığının hemen altındaki link yoluyla bize ulaştırabilirsiniz.

Hataî, 1487’de Erdebil şehrinde dünyaya gelmiştir. Büyük babası Şeyh Safi, tarikat şeyhiydi. Şairin babası Şeyh Haydar tarikat şeyhliğinden başka devlet adamı ve komutan olarak da tanınmıştır. [1] Annesiyse Uzun Hasan'ın kızı Alemşah Begüm'dür. [2] Akkoyunlular, Şeyh Haydar'ın 3 oğlunu takip etmelerine rağmen yakalayamamışlardır. [1]

Kimi kaynaklarda Şah İsmail ile ilgili şu bilgiler bulunmaktadır: İsmail, 17 Temmuz 1487'de Erdebil şehrinde Safevi Tarikatı’nın şeyh ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Baba tarafı Şeyh Safiyüddin’in sülalesinden olun Şeyh Haydar, dedesi Şeyh Cüneyd; annesiyse “Chatrina (Alemşah Halime Begim)” Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı, Pontus Rum İmparatoru 4. Yohannes Komnenos’un torunu’dur. [3]

Şeyh Haydar 1488’de yapılan bir savaşta öldürülünce annesi ve kardeşleri Sultan Ali ve İbrahimle birlikte Şiraz’da mahkûm edilmiştir. [3] Uzun Hasan'ın ölümünden sonra iktidarları için bir tehlike oluşturabilir endişesiyle kendisinde büyük olan kardeşi Sultan Ali'nin Akkoyunlular tarafından öldürülmesi üzerine Şeyhlik makamı ona kalmıştır. Akkoyunluların onu da öldürme tehlikesine karşı bu sıralarda daha 6-7 yaşlarında bulunan İsmail'i tarikatın ileri gelen müritleri kaçırmış ve saklamışlardır. 6 yıl kadar Gilan bölgesinde saklanmak zorunda kalan İsmail, bu süre zarfında kendisine tutulan hocalardan Arapça ve Kurân dersleri alarak eğitimini sürdürmüştür. [4]

Burada daha sonra ona devlet işlerinde de yardım edecek olan Şemseddin Lâhicî, onun terbiyesinde mühim bir rol oynamıştır. Başta Farsça ve Arapça olmak üzere Şîî geleneğe uygun dinî ilimleri tahsil etmiş öte yandan Kızılbaş reislerinden savaş talimi ve tekniklerini öğrenmiştir. [5] Onun kişiliği büyük olasılıkla bu çocukluk yıllarına yaşadığı sıkıntılar, acılar ve aldığı eğitimle şekillenmiştir. Onun şiire meyli ve şairlik kuvveti de büyük olasılıkla bu yılların eseridir. [6]

1499’da 70 kişilik bir topluluk ile Erdebil'e doğru yola koyulan Şah İsmail'e çeşitli aşiretler de katılır. Şah İsmail, Şirvanşah Hükümdarı Ferruh Yesar'ı ve Akkoyunlu hükümdarı Elvend Mirza'yı yendikten sonra Tebriz'de tahta çıkmıştır. [1] 1500 yazında Erzincan’da Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak kabilelerinden oluşan 7.000 Kızılbaş Şah İsmail’in davetine icabet etmiştir. [3]

Akkoyunlu egemenliğine son veren Şah İsmail, ülkesinin sınırlarını genişletmek, görüşlerini yayabileceği emniyetli bir ortam oluşturmak için girişimlerde bulunur. Batısındaki Osmanlı Devleti'ni ve doğusundaki Özbekleri tehdit edecek konuma gelir. Özbeklerden Şeybanî Han’ı mağlup ederek öldürür. Osmanlı sultanı 2 Bayezit’le aralarında başlayan gerilim, Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferiyle neticelenir. [7]

14 yılda 14 ülke fethederek bütün savaşlardan galibiyetle çıkar. Fakat 1514’te Çaldıran Savaşı'nda yenildikten sonra ömrünün sonuna kadar bir daha savaşa girmemiştir. 1524’te vefât eden Şah İsmail, Erdebil'de toprağa verilmiştir. [1]

Şah İsmail Hataî'nin sanat anlayışı Azerbaycan Edebiyatı tarihinde kendine özgü bir yer işgal etmektedir. Klasik anlayış dışına çıkarak divanına ilk defa koşma, geraylı ve bayatı şekillerini alan Hataî, klasik şiir tarzında da eserler vermiştir. [1]

Şah İsmail, , Türkçe olarak birçok şiir yazmıştır. Döneminin geleneğine göre şiirlerini kendi açık ismiyle değil de bir mahlasla yazması gerekiyordu. Her şair kendi anlayışına uygun belli bir anlam belirten bir mahlas kullanırdı. Şah İsmail de " hataya ait olan, hatalı, hatası olan, hatadan hali olmayan, günahı olan, kusuru olan, yanılan kimse" anlamlarına gelen " Hataî" mahlasını kullanmıştır. [2]

Şah İsmail Hataî, " kızılbaşlık" hareketinin siyasî ve edebî yönden kurucusu olmuştur. [1] Şiirleri dörde ayrılır:

a) Tasavvufi düşüncelerini içerenler,
b) Aleviliği dile getirenler,
c) Hurufiliğin ilkelerini yansıtanlar,
d) Aşıkane olanlar.

Aruzla yazdığı şiirlerinin ise daha çok tasavvufi olduğu görülür. Bu şiirlerinde kullandığı dil klasik şiirin dilidir. [3]

Hatayî bir yandan siyâsal mücadelesini sürdürürken diğer yandan da Türkçe şiirleriyle çok geniş kitlelere ideolojisini yaymayı başaran bir şairdir. Nesimî, Habibî ve kendi muhitinde olmamasına rağmen Ali Şir Nevayî’den etkilenerek Türkçenin en güzel gazellerini yazmıştır. Nesimî’den esinlenmesine karşın Hurufî mecaz ve istiarelerini kullanmada Nesimî kadar rahat değildir. Onun şiirlerinde Hurufîlik, bir ideal olmaktan çok şiire uygun sembolik diliyle vardır. Bu bakımdan Hatayî’nin kimi gazelleri Nesimî Divanı’nın yazma nüshalarında da yer almaktadır. [7]

Onun lirik şiirlerinde " kızılbaşlık" düşünceleri daha çok görülür. Hataî; didaktik, öğüt verici ve âşıkane eserler de vermiştir. Onun " Dehname" adlı mesnevisinin epik şiir tarihimizde önemli bir yeri vardır.

Şah İsmail hakkında Azerbaycan bilginlerinden S. Mümtaz, H. Araslı, M. Guluzade, E. Memmedov, O. Efendiyev ve M. Abbaslı'nın araştırmaları vardır. Şairin eserleri E. Memmedov tarafından 2 cilt olarak yayımlanmıştır. Hataî'nin doğumunun 500. yılı dolayısıyla 1988’de " Geçme Namert Köprüsünden" adı altında bir kitap daha yayımlanmıştır. E. Seferli ve H. Yusufov tarafından hazırlanan bu kitapta şairin ilim âlemince bilinen bütün eserleri verilmiştir. [1]

Şiirlerinden Örnekler

Gönül ne durursun sen varsana
Mürşid-i kâmile varmayınca olmaz
Varıp eşiğine yüzün sürsene
Mürşid-i kâmile varmayınca olmaz

Mürşidin arayan gitti arayı
Arayanlar buldu derde çareyi
Yüz bin okur ise akda karayı
Mürşid-i kâmile varmayınca olmaz

Bu dünyada durdukça eğer dursan da
On dünya dolusu kitap görsen de
Her harfine bin bir anlam versen de
Mürşid-i kâmile varmayınca olmaz

Halil yaptı Kâbe’yi oldu delil
Farz oldu varmayanlar oldu melil
Muhammed’e rehber oldu Cebrail
Mürşid-i kâmile varmayınca olmaz

Hatayi sözün manisin ver dedi
Yarla ettiğin ahde dur dedi
Cebrail, Musa’ya Hızır’a var dedi
Mürşid-i kâmile varmayınca olmaz

Qızılgül bağ ü bustânım, ne dersen?
Feda olsun sana canım ne dersen?

Qerâr ü sebr ü ârâmrm tükendi,
Kesildi külli fermanım, ne dersen?

Kırmızı güller biten bağ ve bahçem, ne dersin?
Canım sana feda olsun, ne dersin?

Kararım, sabrım ve rahatım tükendi.
Bütün buyruklarım kesildi, ne dersin?

Eridi iliğim, qaldı sümüğim,
Bu teni terk eder canım, ne dersen?

İliğim eridi, kemiklerim kaldı.
Bu gidişle ruhum bu vücudumu terk eder, ne dersin?

Xamû derdlilere derman bulundu,
Devasız derde dermanım, ne dersen?

Xamûnun küfr ile îmânı vardır,
Menim küfr ile îmânım, ne dersen?

Senin meqsudin odur kim, men ölüm,
Halâl olsun sana qanım, ne dersen?

Eğer yatsam min il toprağ içinde,
Dürüstdür ehd ü peymânım, ne dersen?

Xetâî çün seni canla sevdi,
Seven ölsün mi, sultânım, ne dersen?

Bütün dertlilerin dermanı bulundu.
Benim devasız dertlerimin dermanı, sen ne dersin?

Herkesin imanı ve küfrü vardır.
Benim imanım ve küfrüm sensin, bu duruma sen ne dersin?

Senin amacın benim ölümümdür.
Sana kanım helâl olsun. Fakat buna sen ne dersin?

Bin yıl toprak altında yatsam bile yine sana verdiğim sözler geçerlidir.
Buna sen ne dersin?

Hatâî seni madem ki candan sevdi.
Seven ölsün mü, ey sultanım, ne dersin?

Kaynaklar

[1] ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10872, sahismailhataipdf.pdf?0
[2] Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ekinci, "ŞAH İSMAİL'İN MAHLASI HATAİ KELİMESİNİN ETİMOLOJİSİ" , Harran Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, Yıl: 10, Sayı: 13, Ocak-Haziran 2004
[3] Arş. Gör. Tazegül Demir, "Son Kızılbaş Şah İsmail Üzerine" , TÜRK KÜLTÜRÜ ve HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA DERGİSİ / 2010 / 56
[4] Hasan Rumlu, Ahsenü't-Tevarih I, tah. C. N. Seddon, Oriental Institute, Baroda 1931, s. 9.
[5] Tufan Gündüz, Şah İsmail, md. DİA, 38, 253.
[6] M. Saffet Sarıkaya, " AH HATAYİ’NİN ŞİİRLERİNDE BAZI DİNİ-TASAVVUFÎ İNANÇ MOTİFLERİ VE ANADOLU ALEVİ KÜLTÜRÜNDE ŞAH HATAYİ’NİN İZLERİ"
[7] Komisyon, "16. Yüzyıl Türk Edebiyatı" , T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2375 AÇIK ÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1372-





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Xetayi, 07.06.2016, 15:08 (UTC):
Sah ismail hatayi caldiran savasinda teketek duelloya cagirmis Selimi kaybeden ceksin gitsin demis. Selim malkocoglu pehlevan neslinden olan birini gondermis Shah ismayil onu maglub etmisdir, amma selim toplara ates emri vermisdir. Buna cok kizan Ismail atini toplara dogru capmisdir. Bir topun basini kilincla kesmis ayni zamanda yara almisdir.shahi korumak amaciyla qizilbaslar hucuma kecmis ve ismaili aradan cikraraq geri cekilmisdir. 7 gunluk tebrizde muhasirada saklmislar ismaili. Bazi manbelere gore selim her uyandiginda cadirinda yere sancilmis bir ok gorurmus buyuzden geri donmusdur. Hakki seven hakdan olan hakka yuruyen her kese selam olsun.

Yorumu gönderen: zeyna, 23.06.2014, 15:47 (UTC):
sah ismail,caldiran zaferinde,az sayidaki askerle yenilse bile ,gercekten basari gostermistir,hatta osmanlinin topunu ,kiliciyla ikiye ayirdigi soylenir.osmanli padisahi selim,onun kilicini istemis,bu topu ikiye ayiran kilici merak etmistir
kilici sah ismailden alan selim, topu ikiye ayirmaya calissada basaramamis ve
-padisahim, kilic, topu ikiye bolen o kilic, fakat kol o kol degil lafi tarihe gecmisitr
tarikat ehli olan sah ismailin koluda, onun kolu degildi,bu guc,tarikat ehli olan insanlarin ,ozellikle erdebil bolgesindeki, tarikatlarin sir perdesidir.aslinda sir degildir,erdebil ve o bolgede,yada turkiyede yaygin olan tarikatcilik saysinde, dorduncu boyut dunya vatandaslarida beden bulmaktadirlar,sevgiler ,sayglar, dunya tarihne gecen,gozle gorunen ve gorunmeyen tum varliklara



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36904988 ziyaretçi (103109914 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.