Şeyh Gâlib'in "Düştü" Redifli Gazeli
 

Ebru, Hat, Şiir, Divan, Hüsnü Hat

Şeyh Gâlib'in "Düştü" Redifli Gazeli

Mütefâilun Feûlün Mütefâilün Feûlün

«Yine zevrâk-i derûnum, [1] kırılıp kenâre düştü.
Dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâre
[2] düştü.»

Yine gönlümün gemisi, parçalanıp kıyıya düştü. Bu gönül, sırçadandır (incecik bir cam gibi kırılgandır) ve taşlık bir yola düştü. Dayanması, kâbil mi (yaşamasına imkân var mı)?

Açıklama: Birinci mısrâda, şâirin kendi gönlünü bir gemiye benzetmesi, aşkın enginlerinde dolaşmasından, bu ummânın (denizin) bin bir fırtınasına göğüs germesinden dolayıdır ki onun kırılıp kıyıya düşmesi de aşkın bu fırtınaları demek olan ıstırapları yüzündendir. İkinci mısrâda ise gönül, taşlık bir yola düşen sırça (cam)ya benzetiliyor. Anlaşılacağı gibi buradaki taşlık yol da bin bir türlü elem ve ıstırapla dolu olan "aşkın yolu"dur. (Bu beyitte "sengsâr" kelimesindeki "seng" hecesini, vezinde bir kapalı ve açık hece karşılığı olarak okumak lâzımdır.)

«O zaman ki bezm-i cânda [3] bölüşüldü kâle-i kâm [4];
Bize hisse-i muhabbet
[5] dil-i pâre pâre [6] düştü.»

Cân meclisinde emel (ve arzuların) kumaşı bölüşüldüğü sırada, bize muhabbet (sevgi) payı olarak bu parça parça olmuş gönül düştü.

Açıklama: "Cân" kelimesi, lügât mânâsı olan "rûh"tan başka, tasavvufta "târikate gönül adayan sâlik" mânâsına gelir. "Cân" kelimesinin taşıdığı bu mânâ ile "bezm-i cân" terkibi de, "gönülleri derin ve hakikî aşkla dolu olanların oluşturduğu topluluk", "aşk ve muhabbet meclisi", "gönül bezmi" manasına gelir. Bu aşk meclisinde herkesin nasibi olan "mel payı" ayrılırken, yani herkese dilediği şey verilirken, şâire de paramparça olan bir gönül düşmüştür.

«Gehi zîr-i serde [7] desti geh ayağı koltuğunda,
Düşe kalka haste-i gâm,
[8] der-i lûtf-ı yâre [9] düştü.»

Gâm hastası, bâzen şarap testisi başının altında, bazen de kadehi koltuğunda olduğu halde, düşe kalka sevgilinin lütûf kapısına geldi.

Açıklama: Bu beytin mânâsı ve esprisi, bir kelime oyununa dayanmaktadır. Birinci mısradaki "desti" kelimesi, bildiğimiz "testi" mânâsından başka, Farsça "el" demek olan "dest" kelimesinin tamlanan hâli de olabilir. Yine "ayak" kelimesi de "şarap kadehi" mânâsından başka, bildiğimiz "ayak" mânâsıyla da alınabilir. Böylece bu kelimeleri "el" ve "ayak" mânâlarıyla düşündüğümüz takdirde, beyit, gâm hastasının (aşka düşmüş ve acı çeken bir âşığın) ıstıraplı kıvranışlarını anlatan bir mâhiyet de kazanabilir. (Destî ve ayağı kelimeleri ikişer mânâya gelebildikleri için, beyitte, "ilhâm" yâhud "tevriye" denilen söz sanatı vardır. Ayrıca "eli" mânâsıyla "desti" kelimesi, beyitteki "ayak", "koltuk" ve "baş" kelimeleriyle ve "testi" mânâsıyla da "şarap kadehi" demek olan "ayağ" ile münâsebetlidir. Bu bakımdan beyitte "tenâsüp/uygun düşme" sanatı da vardır. Bu sûretle bu iki sanatın bir arada kullanılışına "ilhâm-ı tenâsüp" sanatı denir.)

«Erişip bahâra bülbül, yenilendi sohbet-i gül [10];
Yine nevbet-i tahammül
[11], dil-i bi-karâre [12] düştü.»

Bülbül, bahâra kavuşup gül sohbeti tâzelendi. Fakat tahammül nöbeti (özlemek, beklemek), yine kararsız (şu) gönle düştü.

Açıklama: Şâir, bahar gelince bülbülün yine güle kavuştuğunu, onun karşısında terennüme (şakımaya, şarkı söylemeye) başladığını; fakat şâirin kendi sevgilisinden uzak bulunmak zarûretinde (zorunda) kaldığını anlatıyor.

«Meh-i burc-i ârızında [13] gönül oldu hâle mâil,
Bana kendi tâlihimden bu siyah sitâre düştü.»

Gönül, sevgilinin ay girmiş bir burcu andıran yanağındaki beni sevdi. Bana ise kendi tâlihimden (şansıma) bu ka(pka)ra yıldız düştü.

Açıklama: Burç, eskilerin "kozmoğrafya" bilgilerine göre, göğün ayrılmış olduğu 12 kısımdan her biridir. Yıldızların hareketleri,  bu burçlara göre hesap edilirdi. Müneccimler de yıldızların karakterlerine bakarak filân yıldızın filân burçta bulunmasından uğur ya da uğursuzluk mânâları çıkararak insanların tâlihlerinden haber verirlerdi. Şeyh Gâlip, bu beytinde, sevgilisinin yanağını, Ay'ın girdiği bir burca ve yanağının üstündeki beni de bir yıldıza benzetiyor. Fakat renginin siyahlığından dolayı bu ben, tezatlı bir ifâde ile "kara" bir yıldız oluyor. "Bana kendi talihimden bu siyah sitâre (yıldız) düştü." denilmesi, yukarıda da belirttiğimiz gibi, eskiden tâlihin yıldızlara bağlı sanılmasından dolayıdır. Kara yıldız, kara bir bahta işaret sayılmıştır...

«Süzülüp o çeşm-i âhû [14] , dedi zevk-i vasla [15], yâ hû,
Bu değildi neyleyim bu yolum intizâre düştü.»

Sevgilinin o ceylân gözü, süzülerek vuslat (kavuşma) zevkine "Elvedâ!" dedi. Ne yapayım? Bu, böyle olmamalıydı! Beklediğim, (hak ettiğim,) bu değildi! Artık yolum, uzun bir bekleyiş ve özlemeler yoludur.

«Reh-i Mevlevî'de
[16] Gâlib, bu sıfatla kaldı hayrân,
Kimi terk-i nam-u şâna, kimi i'tibâre düştü.»

Gâlip, mevlevîlik yolunda bu sıfatla (yâni mevlevî olarak) hayrân kaldı. Halbûki, kimisi nâm ve şân kaydinden kurtulmak, kimisi de saadet ve itibâra kavuşmak hevesine kapıldı.

Dipnotlar

[1] Zevrâk-ı derûn: Gönül gemisi, gönül kayığı.
[2] Reh-i sengsâr: Taşlık yol.
[3] Bezm-i sân: Gönülleri derin ve hakikî aşkla dolu olanların oluşturduğu topluluk.
[4] Kâle-i kâm: Emel kumaşı.
[5] Hisse-i muhabbet: Muhabbet hissesi, sevgiden düşen pay.
[6] Dil-i pâre pâre: Paramparça olmuş bir gönül.
[7] Zîr-i ser: Başın altı.
[8] Haste-i gâm: Gâm hastası, çilekeş.
[9] Der-i lûtf-i yâr: Sevgilinin lütuf kapısı.
[10] Sohbet-i gül: Gül sohbeti.
[11] Nevbet-i tahammül: Tahammül nöbeti, sabretme sırası.
[12] Dil-i bi-karâr: Kararsız, sabırsız gönül.
[13] Meh-i burc-i ârız: Yanak burcunun ayı.
[14] Çeşm-i âhû: Ceylân gözleri.
[15] Zevk-i vasl: Kavuşma, beraber olma zevki, vuslat tadı.
[16] Reh-i Mevlevî: Mevlevîliğe ait yol; Türk mutasaffıfı Mevlânâ Celâleddin Rûmî'nin kurmuş olduğu tarikat.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ceren, 02.01.2015, 17:17 (UTC):
çok beğendim;)

Yorumu gönderen: ayşegül, 10.11.2010, 19:25 (UTC):
açıklamalı olamsı çok güzel olmuş böylece daha rahat anlaşılabilir bir şekle bürünmüş ama çokda zahmetli bir çalışma olduğu belli oluyor. herkese dilediği şey verilirken şaire paramparça bir gönül düşmesi yüreğimi burktu..şiir kalbin dili şair ise tercümanı aslında konuşan hep o paramparça olmuş gönül..kırıkların üstünde yürümekten,yürekleri sızı ve yara içinde...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36940461 ziyaretçi (103176654 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.