Şeytan, Melek Mi Yoksa Cin Midir? (2. Bölüm)
 

Şeytan, Melek Mi Yoksa Cin Midir? (2. Bölüm)

Hazırlayan: Akhenaton

B. Şeytân, Bir Melektir

Şeytân, bir melektir ve cinler, meleklerin bir türüdür.

Bu görüşü savunanların delil getirdiği Kurân âyeti şudur:

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

«Hani MELEKLERE, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İBLİS (ŞEYTÂN) HARİÇ BÜTÜN MELEKLER hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.» (Bakara Sûresi, 34) [27]

Bu âyetten şu mantık yürütmeyi yapabiliriz:

  1. Bütün meleklere Hz. Âdem'e secde edilmeleri emredilmiştir.
  2. Emredilenler arasında İblis de vardır. (Çünkü verilen emre karşı gelmiş ve kâfirlerden olmuştur.)
  3. O halde İblis de bir melektir.

Bu âyette meleklere Hz. Âdem'e secde etmeleri emredilmiş; İblis dışındaki tüm melekler secde ettiği halde İblis, bundan istisnâ tutulmuştur; yani Allah'ın emrine karşı gelip secde etmemiştir. İmâm-ı Şiblî, bu âyete ve âyette İblis'in istisnâ gösterilmesine dayanarak şunları söyler:

«İstisnâ, cinsinden başkasından yapılmaz. Arap dili ve kâidesinde meşhûr ve hâkim olan görüş, budur. Meselâ (hem) "Fetehel-Habbâzûne illâ fülânen" ve (hem de) "Reaytunnâse illâ Himâren" demek câiz olmaz. Birisi; "Ve beldetün leyse bihâ enîsunillel yeafiru ve illel-i su" () Şehirde Yeafir ve El-İs'ten başka kimse kalmadı) beytini ileri sürüp de istisnâ (tutula)nın cinsinden gayrisinden câiz olabileceğini iddiâ ederse de ki: El-Yeafir ile onları İnas'tan istisnâ etmiş oluruz, başkasından değil. Çünkü enisden gayrisi için ne âdemî (insana ait) ne de cinnî (cinlere ait), hiçbirinin zikri câiz olmaz.» [23]

İlgili âyetler, bütün meleklere secdenin emrolunduğunu, hepsinin bu emre uyduklarını, sadece İblis'in uymadığını; emre uyanlardan, “istisnâ” olduğunu gösteriyor. âyetlerin açık manasını alırsak, bu “istisnâ”nın, Arapça teknik tâbiri ile, “müstesna-ı muttasıl” sayılarak, İblis'in meleklerden kabul edilmesi gerekir. Yani mesela “İnsanlar çok günahkardırlar, peygamberler müstesna...” dediğinizde, peygamberlerin de, insanlara dâhil olduğunu, ama farklı bir derecede olduklarını vurgulamış oluyorsunuz. İşte bu şekilde, istisnâ edilenler ve edilmeyenler, aynı cinsten varlıklar olunca, buna “müstesna-ı muttasıl” denir. Buna göre de “Melekler secde ettiler, İblis müstesna..” dediğinizde, ilk bakışta bu, “Demek ki İblis de meleklerden birisi idi.” mânâsına gelir.[8]

Biraz daha açıklık getirmek istenirse, Allah'ın seslendiği varlık, meleklerdir. Dolayısıyla çoğunluğa sesleniş tarzı, cümlenin kurulumunda etmendir. Dolayısıyla içlerindeki bir istisna olan İblis'e seslenmesi, bu secde işinde melekleri saf dışı bırakacaktır. Bundan sebep, çoğul olan kavrama seslenilmesi ve istisnanın İblis olması, âyetin manasında doğru bir kurulumu göstermektedir. Örneğin; "Müdür kapıdan içeri girince, tüm öğrenciler ayağa kalktı. Yalnız öğretmen hariç." cümlesi, bu manayı teyit etmektedir. Yani istisna olan bir kavramın âyetteki meleklerle birlikte anılışı, çoğul bir kavramla birlikte anılışından dolayıdır.[28][29]

Bursalı İsmail Hakkı, “O, cinlerdendi” âyetini, “Onun aslı, ateşten yaratılmış bir cindi. Meleklerden değildi.” diye tefsir etmekte ve “Meleklere 'Âdeme secde edin!' demiştik. İblis hariç hepsi hemen secde etti.” (Kehf, 18/50) âyetinde İblis'in meleklerden istisnâ edildiğini söylemektedir. “İblis, melek olmayıp cin olduğuna göre, melekten nasıl istisna edilmiş olabilir?” tarzındaki muhtemel bir soruya cevap için su izâhı yapmıştır:

Çünkü, İblis de onlarla beraber secde etmekle emrolunmustur. Daha sonra ise istisnâ edilmiştir. Tıpkı, “...falan kadın hariç hepsi çıktılar” sözünde olduğu gibi. Burada hariç olan kişi, erkekler arasında bulunan bir kadındır.[26]

İblis'in kâfir cinlerden oluşuna yönelik, Bakara Sûresinin 34. âyetinde bir sözden belirtilmese de, âyetin verdiği cümle tarzında istisna olarak belirtilmesi, çoğunluk bir zannın beraberiyle getirilmesine yöneliktir. Çünkü secde edenler, çoğul olarak meleklerdir.

Görüldüğü gibi, eylemin sonucunda verilen tepkinin, iblisin durum değiştirmesine vesile olduğu da buradan acık ve net olarak görülmektedir. Dolayısıyla, eylemden önce, İblis'in melek sıfatında yada meleklerin davranışlarıyla aynı davranışı göstermesi zaten vardı… Yani İblis ve kane mine'l –kafirin Kafirlerden oldu-kelimesi, olmazdan önceki halinin, meleklerle beraber itaat ettiğini ve Allaha karşı gelmediği anlaşılmaktadır

“Eba-ye-'ba-ibaen” kökünden gelen “eba”, tereddütsüz düşünüp taşınarak, irade ve ihtiyar ile imtina etmek, kaçınmak, yüz çevirmek, diretmek, dayatmak demektir

İba fiili, istikbar (büyüklük taslamak) fiilinden önce zikredilmiştir. Oysa İblis'in secdeden imtina etmesinin sebebi büyüklük taslaması olduğuna göre;onun daha önce zikredilmesi gerekirdi. Ancak bunun böyle olduğu apaçık ve ortada olduğu için buna işaret etmek gereği yoktur. Sâd süresinin 74. âyetinde yalnız “istikbar” (hicr 15) süresinin 31. âyetinde ise yalnız “iba” kelimesinin zikri ile iktifâ edilmiştir

Bir başka deyişle zaten iblis'in küfretmezden önce, meleklerle birlikte anılışı, o gurubun bir üyesi olduğu konusunda âyetin mana ihtivasıyla elimize bilgi olarak geçmiştir. Yani çoğul bir gurubun yani meleklerin içinde olması, yaratılış itibariyle farklı bir duruma sahip olsa da fark etmeyecektir, Allah'a melekler gibi itaat etmesi, kafir cinlerden olmamasının sebebidir. Tâ ki; Âdem'e secde emri kesin olarak verilmesine kadar...[28][29]

İblis'in meleklerden olduğuna delil olacak hususlardan biri de şudur: Eğer İblis (Şeytân), onlardan (meleklerden) olmasaydı, kınanması ve yerilmesi de doğru olmazdı. Çünkü bu takdirde o, şöyle diyebilirdi: "Ben, secde ile emrolunmadım ki!" Kaldı ki o, "Ben, ondan (Âdem'den) daha hayırlıyım." diyerek münâzara etmekle anlaşılıyor ki emir, ona da tevcih edilmiştir.

Peki o halde neden Allah-u teâlâ, Kehf Sûresi'nin 50. âyetinde onu (İblis'i) ismiyle zikredip "...Yalnız İblis secde etmedi. O, cindi..." buyurdu? Buna verilecek yanıt, şunlar olabilir: Çünkü cinler de meleklerin bir nev'idir (türüdür). Kerubiyyûn, Rûhâniyyûn, Hazene, Zebâniye gibi çeşitli nev'ileri (türleri) vardır.Onların hepsi, bir cinstir. Tıpkı Âdemoğulları gibi. Âdemoğulları'nın da Arap, Acem gibi çeşitleri vardır. Birisi derse ki:

"Bütün kölelerime bana itaat etmelerini emrettim. Hepsi itaat ettiler. Falanca, itaat etmedi. Çünkü o, zenci idi. Bana karşı âsi oldu."

...Bu zenci kölesinin neviyette (ırk olarak) her ne kadar onlardan ayrılsa da, cinsiyette diğer kölelerine ortak (onlardan) olmadığını göstermez. Ebû'l-Vefâ Ali b. Âkil der ki:

«Sana İblis'in (Şeytân'ın) meleklerden olup olmadığı hakkında bir suâl tevcih edilirse (soru sorulursa), şöyle de: "O, melâikedendir (meleklerdendir)".»

Ebû Ya'lâ der ki:

«Ebû İshâk'ın Tâlikât'ında şunlar yazılıdır: ...Şeyhime (Ebû Bekr'e) İblis'in meleklerden olup olmadığını sordular. Şu cevabı verdi: Secde etmekle emredildi. Eğer onlardan olmasaydı, emredilmezdi.»

Ebû Bekr b. Abdulaziz'in tefsir kitabında ise, Şeytân'ın meleklerden olduğu tasrih edilmiş ve bu husustaki ihtilâfı da anlatmış ve ezcümle (sonuç olarak) demiştir ki:

«Eğer Şeytân, meleklerden olmasaydı secde ile emredilmezdi. Çünkü secde emri, bütün meleklere munsarıf (tevcih) oldu (yöneltildi). Şeytân'ın da secde ile emredildiğine dâir hepimizin ittifâkı vardır.»

Bu görüş, müfessirlerin çoğunluğunun görüşüdür. İbn-i Abbas ve diğerleri de Ebû Bekr b. Abdulaziz ile aynı kanaattedir. İbn-i Mes'ûd, sahabeden bir topluluk, Said b. el-Musayyeb ve diğerleri de aynı kanaattedir. Mütekellimînden bir cemaat de aynı sözü söylemişlerdir. Ebu'l-Kâsım el-Ensârî der ki: "Bu, şeyhimiz Ebu'l-Hasan'ın (da) görüşüdür."

Ebû Ya'lâ der ki:

«Birisi, (Kehs Sûresi, 50. âyete istinâden) "Allah, 'İblis, secde etmedi. O, cinlerdendi.' buyurmuştur." diye itirâz ederse, ona şu cevap verilir: Bu, onda gizli olan bir isyân duygusunu açığa vurmaktır. Çünkü CİN kelimesinin aslı, İSTİTAR (GİZLENME)dir. Bunun için karında gizli olan çocuğa CENİN denilmiştir. Mecnûn'a da mecnûn denilmesinin sebebi, bâzı ârızâlarla aklının setredilmesinden (örtülmesinden, gizlenmesinden) ileri gelmiştir.»

Bir başka cevap olarak da Ebû Bekr, "Tefsir" adlı eserinde şunları söylemiştir:

«İbn-i Abbâs ile İbn-i Mes'ûd'a göre; İblis, dünyâ göğünün vekilharcı idi. O, KENDİLERİNE CİN DENİLEN MELEKLER KABİLESİNDENDİR. Onlara CİN denilmiştir; çünkü onlar, Cennet Hazânesi (Bekçisi) idiler. İblis de bir Hazîn (bekçi) idi.»

İbn-i İshâk'ın "Ama İblis'te (ve cinlerde) şehvet vardır. Meleklerde bu yoktur." deliline gelince, deriz ki bu şehvet, ona Divân'dan (Allah'ın huzurundan) kovulmasıyla ârız olmuştur (bulaşmıştır). Tıpkı yeryüzüne inen Hârut ve Mârut adlı melekler gibi. Onlara da şehvet, ancak yeryüzüne indikten sonra ârız olmuştur. Söylenildiğine göre Hârut ile Mârut, iki melekti. Yeryüzüne inmişler ve bir kadına âşık olmuşlardı. Şeytân (ve cinler) da Hârut ve Mârut olayında olduğu gibi Divân'dan (Allah'ın huzurundan) kovulduktan sonra o melekler gibi şehvet sahibi oldu(lar).

Taberî, "Tarih"inde İbn-i Abbâas'ın şu kavlini zikretmiştir:

«İblis, meleklerin en şerefli kabilesindendi. O, Cennetlerin Hâzini (vekilharcı) idi. Dünyâ semâsının ve yerin hâkimiyeti (yönetimi), ona verilmişti.»

Yine İbn-i Abbâs'tan mervidir:

«Meleklerin CİN diye bir kabilesi vardı. İblis, o kabiledendi. Yer ile gök arasında vesvese yayma işi ile meşgûl olurdu.»

Yine İbn-i Abbâs, İbn-i Mes'ûd ve diğer sahabelerden şöyle nakledilmiştir:

«İblis, dünya göğünün meleği kılındı. Meleklerden kendilerine CİN adı verilen bir kabiledendi. Onlara CİN denilmesinin sebebi, Cennet Hâzanesi (Bekçisi, Hazinedârı) oluşlarındandır. İblis de kendi arkadaşları ile Cennet Hâzini (Hazinedârı) idi.»

Ebû Bekr el-Kureşî der ki:

«Bâzı hâdisçiler, Katâde'den şunları nakleder. İblis, rüzgâr işine memur edilen on meleğin onuncusuydu.»

ed-Dahhâk vâsıtası ile İbn-i Abbâs'tan şöyle nakledilmiştir:

«İblis, melâike kabilelerinden, kendilerine CİN denilen bir kabiledendi. Onlar, melekler arasından ZEHİRLİ ATEŞTEN yaratılmışlardır. Onun asıl ismi el-Hâris idi. Cennet Hazinindendi. Melekler ise yalnız bu kavim müstesnâ, hepsi NURDAN yaratılmışladır.» [23]

Kurân'da, Hicr Sûresinin 15. âyetinde, cinlerin ZEHİRLİ ya da DUMANSIZ BİR ATEŞTEN yaratılmış oldukları anlatılmaktadır: Bu âyet-i Kerîmenin kimi mealleri şöyledir:

لَقَالُواْ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ

«Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.» (Diyanet) [30]

«Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.» (Bekir Sadak)

«Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.» (Âdem Uğur)

«Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık.» (Ali Bulaç)

«Cin yaratığını da daha önce şiddetli ateşten yarattık.» (Ali Fikri Yavuz)

«Cânn'ı da daha önce dumansız zehirli ateşten yarattık.» (Celal Yıldırım)

«Cann, onu da bundan evvel «nâris-semûm»dan (Semûm ateşinden) yaratmıştık.» (Elmalılı Hamdi Yazır) [31]

Âdemoğlu (insanoğlu) ise topraktan yaratılmıştır:

قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلاً

«Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah'ı inkâr mı ediyorsun?”.» (Kehf Sûresi, 37) [32]

Yeryüzünün ilk sâkinleri (yaşayanları, sahipleri), cinlerdir. Yeryüzünü ifsâd ettiler (yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkardılar, kan döktüler, birbirleriyle savaştılar), cinâyet işlediler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, onlara İblis ve arkadaşlarını göndererek deniz adalarına ve dağların eteklerine sürdürdü. İblis, bu işi başarınca mağrurlandı ve "Kimsenin yapamadığı işi ben yaptım." dedi. Allah-u Teâlâ, onun kalbine muttali oldu (kalbinden geçenleri işitti). İblis'in yanındaki meleklerin ise İblis'in kalbinden geçirdiklerinden haberi yoktu.

İbn-i Şaklah'ın bu sözünü İbn-i Şihâb'tan yapılan şu rivâyet, teyit etmektedir:

«İblis, cinlerdendir. O, cinlerin babasıdır. Tıpkı Âdem'in insanoğlunun babası olduğu gibi.» [23]

Muhammed ibn İshak, Hallad'dan, Ata'dan, Davud'dan ve İbn Abbas'tan nakleder ki;o şöyle demiştir:

«İblis, günah işlemezden önce meleklerden bir melekti (davranış ve itaat olarak) ve ismi Azâzîl olup yeryüzünde yaşardı. Çalışma bakımından meleklerin en ileri gidenlerindendi. İçlerinden en bilginiydi. Bu husus, onu kibre sevk etti ve o Hınn adı verilen bir kabileden idi.» [28][29]

Buradan da anlaşılacağı gibi, davranış ve itaat boyutunda meleklerle aynı anlamda çağrılan iblisin, yaratılış itibariyle meleklerden farklı olması onun cin sıfatında olmasını gerektiriyor. Ancak âyetin manasında bu böyle söylenmemektedir. Söyleniş tarzında çoğunluk bir gurup meleklere, ve bunlarla aynı davranış içerisinde bulunan ve yaratılış itibariyle farklı olan İblis'e yöneliktir. Ancak itaat etmemesinden sonra âyetin devamında o, zaten bir cin ve kafir cinlerden oldu âyetiyle birebir teyit edilerek anlamın İblis'in meleklere ait yada cinlere mi ait olduğu ihtilâfı ortadan kalkmış olmaktadır.[28]

Allah Teâlâ meleklere, yeryüzünde bir halife yaratacağını söylediğinde, “Daha önce cinlerin yaptığı gibi, orada fesat çıkarıp, kan dökecek bir varlık mı yaratacaksın? Biz bu yüzden onların üzerine gönderilmiştik.” diye sordular. Allah Teâlâ da, “Ben, sizin bilmediğinizi biliyorum.”, yani, “Ben, İblis'in kalbinde olup da sizin bilmediğiniz o kibir ve gururu biliyorum.” dedi. İşte bundan sonra Allah Teâlâ, Âdem'in toprağının getirilmesini emretti. Toprak getirildi ve Allah, Âdem'i yarattı... Âdem, bir tarafa atılmış cansız heykel olarak kırk gece bekledi. İblis, onun bu cansız heykeline geliyor, ayağıyla vuruyor ve ondan ses çıkarıyordu; bir kamışın içine üfler gibi, içine üflüyor; ağzından girip, arkasından çıkıyor; arkasından girip, ağzından çıkıyordu. O kupkuru çamura, “Sen bir hiçsin. Eğer sana musallat olsam, seni mahvederim. Eğer sen bana musallat olsan, seni dinlemem.” diyordu... [33]

Bu rivâyetlerde İblis'in cinlerden olduğu, cinlerin de bir çeşit melek olduğu ifâde edilmektedir. Her ne kadar bu rivâyetler, âyette İblis'in isyan sebebi olarak gösterilen, “O cinlerdendi, bundan dolayı rabbisinin emrinden çıktı.” ifâdesi ile, meleklere yönelik secde emrine muhatap oluşunun zahiren çelişmesi problemini çözüyorsa da, ilgili âyetleri oldukça zorladığı için fazla kuvvetli görünmemektedirler.

Bu husustaki farklı izahları ve neticeyi, Fahreddin Razî'nin bakış açısı ile vermek istiyoruz:

“Allah Teâlâ bu âyette, İblis'in cinlerden olduğunu söylemiştir. âlimlerin bu konuda üç izahları var:

  1. İblis, meleklerden idi. Onun meleklerden olması, aynı anda cinlerden de olmasına ters değildir....Çünkü meleklerden bir kabile, cin diye adlandırılmıştı... Bir de cinlere, gözle görülemediği için bu ad verilmiştir. Melekler de görülemez. Dolayısıyla melekler de, cinler sınıfına dahildir. Ayrıca İblis, cennetin bekçilerinden idi ve bundan dolayı cennete nispet edilerek, “O, cinlerdendi.” denilmiştir. Hatta bir rivâyete göre o, yaratıldıklarından beri, cennetliklerin takılarını kalıba döken bir melek kabilesi olan, “cinânîler”dendi.
  2. Bu husustaki ikinci izaha göre ise, İblis ateşten yaratılmış olan cin şeytânlarındandı ve onların ilk atasıydı.
  3. Üçüncü görüşe göre o, meleklerdendi, ama sonra şeytâna dönüştürüldü.. İblis'in meleklerden olmadığına delalet eden asıl şey, Allah Teâlâ'nın, bu âyette, yani Kehf, 50. âyetin sonunda, “Ama siz beni bırakıp da, sizin düşmanlarınız oldukları halde, onu ve soyunu dostlar ediniyorsunuz.” buyurarak, İblis için zürriyetin olduğunu bildirmiş olmasıdır. Halbuki melekler için zürriyet ve tenasül, yani doğurarak soy sahibi olma söz konusu değildir. Binaenaleyh İblis'in meleklerden olmaması gerekir.” [34]

Bu görüşte olan İbn Zeyd,

“Âdem, insanların atası olduğu gibi, İblis de cinlerin atasıdır.” der.[35] Halbuki meleklerin atası olarak, hiçbir varlıktan bahsedilmez. Eğer onlarda da bir tenasül olsaydı, insanlar ve cinler gibi onların da bir atası olurdu. Binaeaaleyh Allah onları, üreme-türeme yoluyla değil, direkt olarak yaratmaktadır

Yine İblis'in meleklerden olmadığını ileri sürenler şu hususları delil gösterirler: Allah Teâlâ, Kurân'da, İblis'i ateşten yarattığını haber veriyor; melekleri neden yarattığını ise bildirmiyor. Sonra Kurân'da, İblis'in, meleklerin yaratıldığı maddeden yaratıldığına dair bir haber yok. Ayrıca İblis'in, cinlerden olduğu da haber verilmiştir. Binaenaleyh İblis'i, Allah Teâlâ'nın nispet ettiği şeyin dışında bir şeye nispet edilmesinin caiz olduğunu söylemek doğru değildir. [36]

Taberî, bu delillere itiraz ederek şöyle der:

“Bu deliller, sahiblerinin bilgilerinin zayıflığından kaynaklanmaktadır. Çünkü Allah Teâlâ'nın, meleklerin çeşitli sınıflarını, kimini nurdan, kimini ateşten, kimini de dilediği herhangi birşeyden olmak üzere, çeşitli şeylerden yaratmış olabileceği inkar edilemez. Zaten Kurân'da meleklerin neden yaratıldığına dair bir bilgi yok ve İblis'in yaratıldığı şeyin haber verilmiş olması da, meleklerden olmadığını göstermez. Aynı şekilde bu, İblis'in, Allah Teâlâ'nın ateşten yarattığı bir melek zümresinden olma ihtimaline engel değildir. Keza İblis'in soyunun bulunması da, meleklerden olmamasını gerektirmez. Çünkü Allah Teâlâ, onun günah işlemesini murad ettiği zaman, diğer meleklere verilmeyen lezzet hissi ve şehvet duygusu vermiştir. Yine Allah Teâlâ'nın, İblis'in cinlerden olduğunu haber vermesi de melek olmasına engel değildir. Çünkü sadece İblis'e değil, insanlarca görülemedikleri için ve her görülemeyen şeye “cin” denebildiği için, meleklere de bu isim verilmiştir.” [37]

Görüldüğü gibi Taberî, İblis'in aslında bir melek iken, emr-i ilahiye itaat etmediği için şeytân olduğu görüşündedir. Ama İbn Kesir, aynı görüşte değildir. O, İblis'in, meleklerden olmadığı halde, onlarla beraber “Âdem'e secde” emrine muhatab sayılmasını şöyle izah eder: “Allah Teâlâ, meleklere, Âdem'e secde etmelerini emrettiğinde, İblis de bu emre dahil sayıldı. Çünkü o, onların cinsinden olmadı halde, onlara benziyor; onların amellerini işliyordu. Bundan dolayı meleklere yönelik olan bu emre, İblis de muhatab sayıldı. Emri yerine getirmediği için de kınandı.” [38]

Âlûsî de Taberî gibi, İblis'in meleklerden olmadığını söyleyenlerin delillerini zikredip, bunlara karşı cevaplar vererek, aynı görüşü paylaşır. Onun tespitine göre bir kısım âlimler, “O cinlerdendi.” (Kehf, 50) âyetini; meleklerin kibirlenmez oluşuna karşılık, İblis'in kibirlenişini; hadis-i şerifte bildirildiği gibi, meleklerin nurdan yaratılışına karşılık, İblis'in ateşten yaratılışını ileri sürerek, “İblis, cin denen ve meleklerden başka olan bir taifedendi.” demişlerdir. Âlûsî bu noktada,

“Sahabenin ve tabiînin bütün âlimleri ise, meleklere Âdem'e secde etmelerini haber veren âyetlerde, İblis'in bu emre uymadığını gösteren “istisna” kısmının, istisna-ı muttasıl olduğunu ileri sürerek, İblis'in meleklerden olduğunu söylemişlerdir.”

der.[39] Merhum Âlûsî'nin bu sonuca nasıl ulaştığını bilemiyoruz. Eğer böyle olsaydı, İblis'in meleklerden olduğu görüşü, ümmetin sonrakileri tarafından itirazsız benimsenirdi.

İblis'in meleklerden olduğu görüşünü benimsemiş görünen Âlûsî, delillere şöyle cevap veriyor:

“Meleklerin kibir sahibi olmamalarına rağmen, İblis'in kibirlenmesi, meleklerden olmasına engel değildir. Bu da, ya melekler içinde masum olmayanların bulunmasından dolayıdır, ya da Allah Teâlâ'nın İblis'den meleklik sıfatlarını soyup, ona şeytânlık sıfatlarını giydirmesinden dolayıdır. Buna göre İblis, şeytânlık sıfatlarını giydikten sonra isyan etmiştir... İblis'in ateşten yaratılmasına karşılık meleklerin nurdan yaratılmış olması da bu duruma engel değildir. Çünkü ateş ile nur, özde birdir... Yine de doğrusunu Allah Teâlâ bilir.” [40]

Mahlukâtın yaratılışı konusuna değişik bir açıdan bakan bazı mutasavvıflar, meleklerin ve İblis'in yaratılışından da bahsederler. Fakat bu yorumların sahih sağlam dayanaklarını bulmak oldukça zordur.[41]

İblis'in meleklerden mi, cinlerden mi olduğu konusunda seleften iki türlü de rivâyetler gelmiştir. Daha önce de benzerleri geçtiği gibi, İbn-i Abbas'tan gelen bir rivâyete göre;

“Meleklerden, cin isminde bir kabile vardı. İblis, o kabileye mensuptu ve önceleri gök ile yer arasında gider gelirdi. İsyan edince, Allah ona gazaplandı ve onu şeytâna çevirip, lanetledi... Eğer meleklerden olmasaydı, bu secde ile emrolunmazdı.”

Tabi'înden Sa'id b. Müseyyeb de, “İblis daha önce en aşağı semanın meleklerinin reisi idi.” demiştir. Katade'ye göre İblis, Allah Teâlâ'ya itaat etmekten yüz çevirdiği için, taatı gizlediği için, “taatı gizleyen”, yani yapmayan manasında “cin” ismini aldı. Bir başka tabi'în âlimi Hasan Basrî ise, “İblis, bir an bile meleklerden olmamıştır.” [42] “Çünkü o, ateşten, melekler ise nurdan yaratılmışlardır. Melekler Allah'a ibadet etmekten asla kaçınmazlar, büyüklenmezler, yorulmazlar ve isyan etmezler. Halbuki İblis, böyle değildir. O, isyan etmiş ve büyüklenmiştir. Melekler cinlerden değildir. Ama İblis cinlerdendir. Melekler, Allah'ın elçileridir; ama İblis böyle değildir.... Meleklerle beraber İblis de secde etmekle emrolununca, Allah onu istisna etmiştir. İblis'in adı başka bir şey idi. Fakat Allah'a isyan edince, Allah onu bu ad ile isimlendirdi. O, Rabbine isyan edinceye kadar mümin idi ve göklerde ibadet ediyordu. İsyan edince, yeryüzüne indirildi.” der.[43]

Görüldüğü gibi selefte iki görüş de bulunmaktadır. Bu hadise ile ilgili rivâyetlerin sıhhatleri de kesin değildir. Buna dikkatlerimizi çeken İbn Kesir, “İblis'in ilk zamanları ile ilgili olarak seleften, yani sahabe ve tabi'înden birçok rivâyetler gelmiştir. Bunların çoğu, insanların ilgisini çekmek için nakledilen İsrailî rivâyetlerdir.” [44] diyor. Âlûsî'nin naklettiği şu haber de, hemen hemen aynı durumdadır: “İblis'den önce de cinler vardı. Fakat onlar helak olmuşlar ve onlardan sadece İblis kalmıştı. Binaenaleyh bugünkü cin ve şeytânlar, onun zürriyetidir. Buna göre de İblis'in cinler içindeki yeri, Hz.Nuh'un insanlar arasındaki durumu gibidir.” [45][8]

Sonuç

Yukarıdan beri anlattıklarımızdan görüleceği gibi, iki tarafın da delilleri ve karşı cevapları bulunmaktadır. Ama İblis'in bir melek olmadığı, ayrı bir cins olduğu görüşü daha ağır basmakta [46] ve âyetler ile hadislerin zahirine daha uygun düşmektedir.[47] Bu husustaki delillerin en önemlilerinden biri, Razî'nin de dikkat çektiği gibi[48], Sebe, 40-41. âyetlerdir. Bu âyetlerde, kıyamet günü, Allah Teâlâ'nın meleklere, kafirlerle ilgili olarak, “Bunlar size mi tapıyorlardı?” sorusuna karşılık meleklerin, “(Ey Rabbimiz) seni tenzih ederiz. Bizim dostumuz onlar değil sensin. Doğrusu onlar cinlere tapıyorlardı.” şeklinde cevap verecekleri bildiriliyor. Bu açık ifade meleklerin ve cinlerin iki ayrı cins olduklarını gösteriyor.[8]

<< Önceki Sayfa

Kaynaklar

[1] Elif Bulat, "Din Eğitimi Açısından Kurân'da Şeytân Kavramı" (doktora tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı, İstanbul 2006.
[2] İsa Sarı, "Eski Türk Edebiyatı I", (ders notları), Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2006-2007, www.kurgun.com/plugins/content/ders_notu/i_sari/ETE_1.pdf
[3] İbn-i Kesir, Tefsir, 3/312, 313
[4] www.hicrandergisi.com/cinler/insi-ve-cinni-seytanlar-.pdf
[5] Müsned, 5/178.
[6] Razi, 13/154; Alusi, Ruhu'l-Meani, 8/5
[7] Behiy, s.150.
[8] www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=show_qna&id=15279
[9] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=298
[10] Elmalılı, Tefsir, I/239; Cânân, İbrahim, Hadis Külliyatı, IV/347.
[11] Doç. Dr. Remzi Kaya, "Kurân-ı Kerîm'de İnsan-Şeytân İlişkisi", Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2003, cilt: 12, sayı:2.
[12] Bknz. Râgıb, Müfredât, 60; Rumca Olduğuna Dair Bk. Wensinck, İ.A. İblis Md.
[13] Elmalılı, Hamdi Yazır, Tefsir, İst. 1971, I/320.
[14] Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öztürk (Çukurova Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi), "Âdem, Cennet ve Düşüş", MİLEL VE NİHAL inanç, kültür ve mitoloji araştırmaları dergisi, yıl: 1, sayı: 2, Haziran 2004.
[15] Yrd. Doç. Dr. Osman Cilacı, "Hacı Bektâş-ı Velî'nin Din Anlayışı ve Makâlât'ındaki Yorumları Üzerine", Bu makale, Hacı Bektaş-ı Veli Araştırma Merkezi'nce 16 - 18 Ağustos 1988 tarihleri arasında Hacıbektaş'ta düzenlenen Kongre'ye tebliğ olarak sunulmuştur.
[16] Prof. Dr. Süleyman Ateş, "İnsan ve İnsanüstü", İstanbul 1995, s. 30.
[17] Araştırma Görevlisi Ali Yılmaz (Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı), "Arap Edebiyatında Şeytanlı (Cinli) Şiirler", eskiweb.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/373.pdf
[18] William C. Chittick & Sachiko Murata, "İslamın Vizyonu", (Çev. Turan Koç), İstanbul 2000, s.223..
[19] Doç. Dr. Ali Yıldırım, "Antakyalı Münif'in Benzer İki Gazelinin Düşündürdükleri", turkoloji.cu.edu.tr/ESKI TURK EDEBIYATI/ali_yildirim_antakyali_munif.pdf
[20] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", İstanbul, 1992; 1/ 214- 215.
[21] Giovanni Scognamillo-Arif Arslan, "Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Şeytan", İstanbul, 1999, s. 64- 65.
[22] www.feedbooks.com/userbook/9814.pdf
[23] İmâm-ı Şiblî, "Cinlerin Esrârı", mütercim: Muhammed Ferşâd (el-Ezher Üniversitesi), Ferşat Yayınları, İstanbul 2003, s.311-315.
[24] Ahmet Cemil Akıncı, "Cinler Âlemi", Ailem, İstanbul 2008, ISBN: 978-975-45-270-1, s.51-60.
[25] Ahmet Hulûsî, "Ruh-İnsan-Cin", s.26, download.ahmedhulusi.org/download/pdf/ruhinsancin.pdf
[26] www.mollacami.com/konu/seytan-melek-mi-cin-mi-celiskide-kaldim-8257.html
[27] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=5
[28] İbn-i Kesîr, "Hadislerle Kuran-ı Kerim Tefsiri", Çağrı Yayınları, c.2, s.288.
[29] www.mumsema.com/cin-seytan/44475-seytan-melek-mi-cin-mi.html
[30] www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=262
[31] www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=hicr&ayet=27
[32] www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp?ayet=topraktan&page_id=&kuran_id=&ayet_no=&Arama=Tamam
[33] Taberî, 1/158.
[34] Razî, 15/200.
[35] Taberî, 1/179-180.
[36] Taberî, 1/180.
[37] Taberî, 1/180-181.
[38] İbn Kesir, 1/133.
[39] Âlûsî, 1/229.
[40] Âlûsî, 1/230.
[41] Âlûsî, 1/230-231.
[42] Taberî, 15/169-170.
[43] Razî, 10/299-300.
[44] İbn Kesir, 4/397.
[45] Âlûsî, 15/292.
[46] Razî, 2/337-342.
[47] İbn Hazm, 4/34.
[48] Razî, 2/338.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36817111 ziyaretçi (102957678 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.