Çocukluğumuzun TV Programları IV
 

Çocukluğumuzun TV Programları IV

23 Nisan Gala Programları

Eskiden 23 Nisan gala programı Ankara'da kocaman bir spor salonundan yayınlanırdı, sunuculuğunu da Halit Kıvanç yapardı. Kendisinin özellikle "Venezüela" demesini nedense hiç unutmamışımdır. Galanın sonunda Türk ekibi halk oyunları gösterisi yapar, ve finalde tüm çocuklar salona iner, coşardı. Birkaç gün sonra da haberlerde konuk çocuklarla ev sahibi çocukların illa ağlaya ağlaya salya sümük ayrılış sahneleri gösterilirdi. Artık biz yıllarca izledik bu haberi.

3-2-1 Contact

Çok güzel, gaza getirici bir açılış şarkısı olan ve bilimsel olayları bizlere anlaşılır şekilde açıklayan harika bir çocuk programıydı. Sanırım haftada bir, okul dönüşü akşam izlerdik, kaçırmazdım, çok severdim bu programı.

4. Murat

Cihan Ünal'ın ilk kez parladığı, TRT yapımı ilk meşhur tarihi dizilerdendi. Padişah 4.Murat'ın tarihte iz bırakmış kısa hayatını anlatırdı. Bu diziden sonra Cihan Ünal-Ayten Gökçer dizilerin sevilen ikilisi olmuşlar, başka yapımlarda da beraber rol almışlardı.

Altın Kızlar (The Golden Girls)

Altın Kızlar beraber yaşayan 3 tane menopoz teyzeydi, Dorothy entelektüel olan, Rose düpedüz salak, Blanche ise fındık kıran folloş ablaydı. Bir süre sonra Dorothy'nin annesi 200 yaşındaki Sophia da bunların yanına taşınmış ve kahramanlarımız coşmaya başlamışlardı. Seslendirme de bir TRT klasiği olarak mükemmeldi. Olaylar bu ablamların oturma odasında geçer, muhabbetleri ve Sophia'nın bunlara yapıştırdığı cevaplar gülmekten kırar geçerdi bizi.

Aşk-ı Memnu

TRT'nin ilk ve en meşhur dizisiydi, yönetmeni Halit Refiğ, başrol oyuncusu ise gencecik Müjde Ar'dı. Müjde Ar, yasak aşkına karşı koyamayan bahtsız Bihter rolü ile bir anda parlamıştı. Bihter'in yasak aşkını da mavi gözleriyle meşhur Salih Güney oynamıştı (ama dizi siyah beyazdı tabii)

Barış Manço ile 7'den 77'ye

Nurlar içinde yatsın, rahmetli Barış Manço'nun herkesi ekran karşısına toplayan muhteşem pazar programıydı. Barış abi sayesinde biz de tv karşısında dünyayı gezdik, belki hiç göremeyeceğimiz ülkeleri gördük, bir sürü şeyler öğrendik. Bir de bu programın Adam Olacak Çocuk isimli yarışma bölümü vardı ki, minicik veletlerle Barış abinin kurduğu diyalog inanılmazdı, bu ufaklıklara şarkı söyletir, en sevdikleri ikinci yemeği sorardı, çünkü her çocuğun en sevdiği yemek köfte idi o zamanlar. Tabii her ufaklık 10 puan 10 puan 10 puan alıp şampiyon olurdu. Sonradan Adam Olacak Çocuk'la dönüşümlü olarak 2.Kahvaltı başladı, emekli pinpon hanımlar ve beylerle sohbet ederdi Barış Abi. Ve her programın sonunda o unutulmaz adresi verirdi: Barış Manço Moda 81300 İstanbul

Bizim Ev (Our House)

Vallahi bunu da pazar akşamları izlediğimi anımsıyorum. Bu dizide anne ve çocukları baba öldüğü için dedenin evine taşınıyorlar ve beraberce şenlikli bir hayat yaşamaya başlıyorlardı. Babam çok severdi bu diziyi. En büyük kızı doksanlarda Evimiz Hollywood'da dizisiyle patlama yapacak Shannen Doherty oynuyordu. Her hafta bir iyilik, dürüstlük, erdem dersi verilirdi bu dizide.

Bu Dünyanın Dışından (Out of This World)

Bu dizi bir anne-kızın maceralarını anlatıyordu ama bu kızın, ki adı Evie idi, babası uzaylıydı! Ve Evie'nin çok acayip bir özelliği vardı: işaret parmaklarını birbirine değdirince zaman duruyordu. O yüzden başına ne gelse cart zamanı durduruyor, meseleyi hallediyordu. Bir bölümde "ya bana bir Levis verin, ya da beni öldürün" demişti, nedense hiç unutmadım bu lafı.

Cosby Ailesi (The Cosby Show)

Amerikalı zenci komedyen Bill Cosby'nin başrolünde oynadığı ve Doktor Cliff Haxtable ile ailesinin maceralarını anlatan çok komik, popüler bir diziydi. Dizideki ailenin adı Haxtable olduğu halde TRT'nin neden ısrarla Cosby ailesi olarak yayınladığı muamma idi. Dizide doktorun güzel bir avukat eşi, Sandra, Denise, Theo, Vanessa ve Rudy diye bir sürü çocuğu vardı. Bill Cosby'i Sezai Aydın unutulmaz başyapıt dublajıyla seslendirmişti. Adeta Cosby'nin kendisi olmuştu, "ama Teo, oğğlummm" deyişi hala kulaklarımdadır.

Çalıkuşu

Reşat Nuri Güntekin'in en sevilen eserinden uyarlanan bu dizi meşhur oyuncuları ve rahmetli Esin Engin'in muhteşem müziğiyle TRT'nin unutulmazlarındandı. Feride Çalıkuşu rolüyle Aydan Şener televizyonun resmen kraliçesi olmuştu. Kamuran'ı ise Ahu Tuğba'lı bir Bodrum filminden fırlayıp gelmiş gibi görünen Kenan Kalav oynamıştı, öylesine güneş yanığı ve esmerdi kendisi. Sarışın, nazlı ve nazik Kamuran yerine kanlı canlı, şehvetli bir Kamuran olmuştu bu arkadaş. Nurlar içinde yatsın eşsiz Sadri Alışık Doktor Hayrullah rolünde resmen döktürmüş, tekkaş Mine Çayıroğlu ise Munise rolünde ölüm döşeğinde herkesi ağlatmıştı. Bu dizide Feride'nin düğününden önce çıkagelen ve "hiişşşt hişştt küçükhanım!" diyen kara çarşaflı kadın bütün çocukların ödünü patlatırken bizim Özgür de "Kamuran bana fondan verir, ben Kamuran'a veriririm" tekerlemesiyle olayı bambaşka boyutlara taşımıştı sayın seyirciler.

Dantel (Lace)

Zamanında pek tutulmuş pembe mini dizilerden biriydi Dantel. "Siz kaltaklardan hangisi benim annem?" diyerek üç kadın arasından gerçek annesini bulmaya çalışan bir kızın macerasını anlatıyordu. Lili denen bu kız kadınları bir araya getiriyor ve dizinin kalanı büyük bir geri dönüş ile bu kadınların maceralarını anlatıyordu. Kızın gerçek annesinin kimliği en son dakikalarda ortaya çıkmıştı.

Eurovision 1980 - Petrol

Türkiye'de Yetmişli yılların ikinci yarısında başlayan Eurovision çılgınlığı seksenlerde binbir türlü hezimetle bezeli ulusal bir takıntıya dönmüştü. Bu yüzden TRT'de 1980 yılında yarışmaya Süperstar Ajda Pekkan'ı gönderdi. Ajda memleketin en Avrupai kadınıydı, güzelliği, yabancı bestelerden uyarlama şarkıları ve estetik ameliyatları ile en parlak yıldızımızdı. Bütün bunlara rağmen yarışmaya alabildiğine oryantal bir şarkıyla katılmıştı: Petrol. Amaan petrool, canıım petrool artık sana sana sana muhtacıım petrool diye uzayıp giden ağdalı melodisiyle şarkı 15. olabilmiş, Ajda Pekkan uzun süre depresyondan çıkamamıştı.

Eurovision 1983, Opera

Eurovision'da ülkemize tarihi bir hezimet yaşatan, sıfır puan alarak sonuncu olan ilk şarkımız Opera idi. Şarkıyı rahmetli Çetin Alp seslendirmiş, ve Opera'dan sonra kariyeri sona erip hayata kırgın ve küs vefat etmiştir. Halbuki şarkının o korkunç sözlerini Aysel Gürel yazmış, sarkıcıyı da TRT seçmişti. Şarkının sözleri "İşte opera, heyecan fırtınası, coşar ruhumda, duyarım sönmez o aşkı, baleli aşk dolu, müzikli oyunlar, uvertür, trio, düetto, korolar, saraydan kız kaçırma, ölmez la traviata..." şeklinde başlayıp aynı saçmalıkta devam ediyordu. Arkada da gülünç kılıklar içinde bir türlü senkronize olamayan vokal ekibi bu curcunayı tamamlamaktaydı. Evlere şenlik bu şarkı yıllar sonra Eurovision tarihinin en kötü şarkısı seçilmişti. Bence kesinlikle seksenlerin en unutulmaz şarkılarındandır.

Eurovision 1989, Bana Bana

Nereden başlasam, Bana Bana'yı nasıl anlatsam? Büyük usta Timur Selçuk'un yazıp bestelediği çok değişik bir şarkıydı. Çok sesli bir yapısı, oryantal melodileri, zengin orkestra müziğiyle aslında çok emek verilmiş bir şarkıydı ama sözleri tam bir fiyaskoydu. Sürekli tekrarlanan "Bana bana, bana bana, bana bunu bana bunu bana bana" tadında biteviye devam eden sözleri vardı şarkının. Şimdi dinlediğimde bana tuhaf ve hoş gelse de, o sene bu şarkıyla inanılmaz derecede dalga geçmiştik. Fakat asıl bomba yarışmada patladı, Timur Selçuk aynı zamanda orkestrayı da yönetiyordu ve Grup Pan " o bir gün, giderse, gene seni, gene seni üzerse" diye şarkıya başlarken inanılmaz coşmuş, adeta uçarak yönetmiştir orkestrayı. Sahnedeki gruptan çok o izlenmiş ve ekranda her belirdiğinde "Aha şimdi uçacak" dedirtmişti.

İşitme Engelliler Haber Bülteni

Herhalde dünyanın hiçbir ülkesinde bir neslin bütün çocukları oturup işitme engelliler için hazırlanan haber bültenini izlememiştir. Biz yapmıştık! Pazar sabahı erkenden kalkıp televizyonu açar, Voltran'ı beklerdik. Heyhat, Voltran'dan önce böyle renkli bir logo çıkar ve işaret diliyle haftanın haberleri anlatılır, alttan da yazıları geçerdi. Kimbilir kaç çocuk bu yazılar sayesinde okumayı sökmüştü. İşte biz böyle bir nesildik, seksenlerde çocuk olmak, pazar sabahı bu bülteni izlemek demekti.

Kanun Kanundur (L.A. Law)

Pazarları yayınlanırdı ama fark ettim de bir sürü dizi içi aynı şeyi yazmışım! Neyse, bunlar Los Angeles'te havalı bir büroda çalışan bir grup avukattılar. Dizide bunların aralarındaki aşna fişneler ile koşut olarak mahkeme salonlarındaki çekişmeler gösterilirdi. (Artık detektif dizilerinden avukat dizilerine bir tür geçiş başlıyordu ki bu dizinin yumurtası olarak doksanlarda Ally McBeal ortaya çıkacaktı) Bu dizinin en yakışıklı bitirim avukatını da Harry Hamlin oynamış ve kızlar arasında çok popüler olmuştu. Ofisteki sevimli tipli kır saçlı amca ile, sarışın geçkince hoş hanım avukat evlenmişlerdi ilerleyen bölümlerde. Sonra da boşandılar galiba?

Kavanozdaki Adam

Kabus gibi bir TRT diziydi. Başroldeki Ahmet Mekin'e Türk doktorlar dünyada bir ilki gerçekleştirip beyin nakli yapıyorlardı. O sahneyi de hiç unutmamışımdır, doktor elinde bulaşık eldivenleriyle bir kavanozdaki beyini alıyor, löp diye kafatasının içine koyuyordu!!!!! Çok dalga geçmiştik bu sahneyle zamanında. Neyse nakilden sonra eleman fıttırıp beynin eski sahibi olduğunu sanmış, herifin evini basıp karısına hamle etmişti falan filan.

Kaynanalar

Meşhur ve ilk yerli yapımlardan biriydi, Nöri Gantar ve datlısı kaymaklısı Nöriye ile her işe karışan hizmetçileri Döndü'nün maceralarını anlatan tarih öncesi çağlardan kalma bir diziydi. Bu Döndü'nün seyyar satıcıdan ansiklopedi alıp mamut resmi görmesi üzerine yaptığı "Anaa mahmut bu mahmut, filin dedesi!" espirisi ne yazık ki hala beynimden silinememiştir.

Kuruluş

Cihan Ünal'ın Osmancık'ı yani Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi'yi onadığı tarihi bir diziydi. Bunlar aşiret oldukları için çadırlarda yaşar, bitmek bilmeyen Bizans tekfurlarıyla savaşıp dururlardı. Tarih bilgilerimizi güçlendiren TRT'nin özenli ve başarılı dizilerinden biriydi. Osmancık ve tekfurlardan başka Şeyh Edebali ve güzel kızı Malhatun (ismini yanlış mı hatırlıyorum?) diğer karakterlerdendi.

Küçük Ağa

TRT'nin çok başarılı bir dizisiydi. Kurtuluş Savaşı dönemini küçük bir Anadolu kasabasının yaşadıkları ekseninde anlatan, Tarık Buğra'nın romanına layık olmuş bir yapımdı. Müzikleri harika, oyuncu kadrosu bombaydı, Çetin Tekindor, Fikret Hakan, Ahmet Mekin, Erol Taş, yavaş yavaş Çalıkuşu'na terfi edecek olan gencecik Aydan Şener... Milli Mücadele'de kolunu bırakarak köyüne dönen unutulmaz karakter Çolak Salih ile Fikret Hakan bir kere daha yıldızlaşmıştı.

Küçük Hanım (Sinha Moça)

Seksenlerde bir yaz tatili boyunca sabahları yayınlanmış bir Brezilya dizisi idi. Başrolünde köle İzaura oynuyordu. Dizinin kahramanı pislik Albay Ferrera'nın iyilik timsali (ve de hafiften şaşı) kızı Missi idi, yani küçük hanım. Ferrera zenci kölelerine köpek gibi davranan aşağılık bir adamdı. Kızı da buna inat kölelik karşıtı devrimci Rudolfo ile mercimeği fırına vermiş, Ferrera sonunda bunların evliliklerini gönülsüzce onaylamıştı. Missi'nin anası Ferrera'nın mutsuz karısı Kandida diye çok güzel bir kadındı. Özellikle Ferrera'nın robdöşambırını giyerek bu Kandida ile yaptığı yastık sohbetleri unutulmazdı. Zaman içinde Rudolfo'nun küçük kardeşi Rikardo ile Kandida aşık oldular ama ailesi Rikardo'yu yüzü peçeli esrarlı Anna ile evlendirdi. Bu Anna'nın peçesini açtığı bölümde yer yerinden oynamıştı çünkü bu kız şaşı Missi'den bilem güzel çıktı. Fakat bu kız bir türlü Rikardo ile vuslata eremediği için çok huysuzlandı. Dizinin sonunda Missi ile Rudolfo'nun oğlu olmuş, Anna ikinci kocasıyla sabah akşam vuslata erip rahatlamış, karizmatik Albay Ferrera ise Hakkın rahmetine kavuşmuştu. En son sahnede ise Rikardo ile şen dul Kandida müteveffa albayın verandasından batan güneşe doğru bakarken dizimiz bitmişti. Ben neden bütün bunları hatırlıyorum hala acaba?????

Mercimek Furyası

Bu resmen efsane olmuş bir konudur. Seksenlerin sonuna doğru mercimek rekoltesi patlama yapmış ve üreticinin elinde kalmıştı mercimekler. Devletimiz de bir mercimek rüzgarı estirmeye başladı televizyondan. Teyzenin biri çıkar mercimekle yapılan envai çeşit yemeğin tarifini verirdi bıkıp usanmadan, bir yandan da mercimeğin faydalarını anlatırdı. Mercimekle yapılmadık yemek kalmamıştı, teyzem bir tatlı uydurup onu da anlattı mı vallahi bilemeyeceğim ama kesin yapmıştır bunu da!

Müzik Yelpazesi

Sezen Cumhur Önal'ın sunduğu klasik bir müzik programıydı, Önal'ın sunumları ekol olmuş, yıllarca dillerden düşmemişti. Bu programın hiç değişmeyen bir jeneriği vardı, jenerikte Rita Haywort'un Gilda şarkısından bir bölüm, Jason Donovan Sealed With a Kiss'ten bir parça, Nat King Cole Autumn Leaves bir kuple... bu böyle giderdi. Programda Sezen Cumhur Önal zenci şarkıcıları "çikolata renkli" olarak takdim ederdi. Nat King Cole hem çikolata renkli hem de kadife sesli şarkıcıydı. Arada sonbahar rüzgarlarıyla savrulan yaprakların hışırtısı falan gibi ağır romantik konuşmalar yapardı. Ve dekorda kafasının arkasında bir yelpaze vardı!

Necefli Maşrapa

TRT tarihinin en unutulmaz karakterleri top 10 listesinin başını çeken figür işte buydu. Ne zaman yayın kopsa, "teknik bir arızadan ötürü yayınımıza ara vermek" zorunda kalsak, ekranda bu belirirdi. Artık "yayına kaldığımız yerden devam ediyoruz"a kadar biz bunu seyrederdik.

Neşeli Matematik (Square One TV)

Harika bir matematik programıydı, her şeyi matematikle açıklar, ilerde bu ne işimize yarayacak dediğimiz şeylerin ne işe yarayacağını gösterirdi. Packman de vardı bu programda. Ama en güzeli en sonunda yayınlanan Matematik Dedektifleri idi. Bunlar Kate Monday ve George diye iki detektiftiler, büronun adı da Mathnet idi. Her olayı matematik kullanarak çözüp ispat ederler, sağlamasını da yaparlardı. Seksenlerde çocuk olmanın en güzel yönlerinden biri de bu Mathnet idi.

Pazar Konseri

Türk müziğinin büyük maestrosu rahmetli Hikmet Şimşek'in yıllarca sunduğu unutulmaz bir programdı. Pazar günleri yayınlanırdı. Babam klasik müzik çok sevdiği için bize de bu program izlettirirdi. Bu programda en güzel bölümler Viyana Senfoni Orkestrası'nın yeniyıl konserleriyle Danny Kaye'nin yaptığı özel programlardı. Strauss valsleri ile kendimizden geçtiğimiz unutulmaz bir yeniyıl konserinde büyük maestro Herbert Von Karajan konserin finalini Raditski Marşı ile yapmış ve ara kısımlarda tüm salona alkış tutturmuştu. Ondan sonra bu bir gelenek haline geldi ve tüm dünyada Raditski Marşı'nın finalinde alkış tutmak adet oldu konserlerde.

Pop Saati

Bu sanki yüzyıllardır devam eden bir müzik programıdır. Pop Saati'ni Erhan Konuk hazırlayıp sunardı. Hiç değişmeyen bir dekorun önünde hiç kıpırdamadan oturur, ifadesiz bir yüzle ve tane tane konuşarak videoları takdim ederdi izleyenlere. Aradan Allah bilir işte kaç yıl geçti, Erhan Konuk ne dekorunu ne jeneriğini ne de pozisyonunu değiştirdi, hala aynı şekilde sevgili izleyenleriyle buluşmaya devam ediyor, tek fark saçlarına düşen aklar, böylece eski programlarla yenileri ayırt edebilirsiniz. Zamanında bunun hakkında "programını sadece 7 kişi izliyor" diye espriler yapılırdı. Erhan Konuk her videoyu hakkıyla sonuna kadar gösterir, Sezen Cumhur Önal gibi cart diye kesmezdi sonunu.

Savaş Rüzgârları(The Winds of War)

TRT'nin o muhteşem mini dizilerinden biriydi. Başrollerde meşhur Hollywood artistleri Robert Mitchum ve Ali McGraw oynardı. Robert'ın oynadığı donanma kaptanı Pug Henry ve ailesinin başından geçenlerle koşut olarak İkinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa ve Amerika'daki gelişmeler ve Pearl Harbour ile doruğa çıkacak olaylar anlatılırdı.

Susam Sokağı

TRT'nin ecnebiden alıp uyarlayarak hazırladığı çok eğlenceli bir programdı. Sayıları öğreten kısımları bırakın, o kuklalar ve maceraları müthişti, Kermit başroldeydi ama ismi Kurbağacık'tı. Açıkgöz vardı sonra, çılgın Kurabiye Canavarı vardı. Edi ile Büdü kankigillerin maceraları vardı. Kermit'in röportaj yaptığı akla ziyan tipler vardı. "Dağdan geliyor bir kız döne döneeee", "Söyler misiniz bana nasıl gidilir Susam Sokağı'na?", "Arada kaldım taam arada", en hit şarkılardandı. Hele saymayı öğretmek amaçlı dans eden tavuklar çok bitirimdi. Kuklalardan başka mahalle sakinlerinin maceralarını da izlerdik, bu mahalleli ortalarda dolaşan eşek kadar yaratığa "minik kuş" diyen acayip tiplerdi. Bir de çöp adam gibilerden Kırpık vardı. Manav Zehra teyzenin artıklarıyla geçinirdi. Hep gitarla dolaşan ama "uzuun uzuun kavaaklar" satırından başka şarkı söylemeyen Hakan abi hakkında yorum yapmasam da olur! Susam Sokağı bizim çocukluğumuzdu.

Uykudan Önce

İşte hepimizin sevgilisi unutulmaz Adile Naşit'in bizlere "kuzucuklarım" diye seslendiği ve tek tek isimlerimizi saydığı klasik program buydu. Uykudan Önce izlemeden mümkün değil yatılmaz, evde olay çıkardı. Adile teyzemizden sonra Derya Baykal da bir süre bu programı sunmuştu diye hatırlıyorum. Embesil Yakari, mafsal romatizmalı kedi Musti, sakar uçak Jumbo hep bu programda izlediğimiz ve çocukluğumuza damgasını vurmuş çizgi filmlerdi.

Üç İstanbul

Harikulade jenerik müziği ile TRT'nin en başarılı yapımlarının başında gelen bir diziydi. Muharrir Adnan Bey'in maceralarını ve verdiği hatalı kararlar nedeniyle mahvoluşunu Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle koşut olarak anlatırdı. Çalıkuşu gibi bu dizinin de VCD takımı TRT tarafından yayınlanmıştır, bilginize.

Webster

Seksenlerin meşhur dizilerinden biriydi. Düğme kadarcık ukala karabiber Webster'ın ve bunu evlat edinen Rum asıllı adamın maceralarını anlatırdı. Oya Küçümen'in sesiyle bıcır bıcır konuşan Webster'ı niyeyse halkımız çok sevmiş, bağrına basmıştı. Bir de hiç unutmam, bu Webster'ın aslında çocuk değil kazık kadar adam olduğu, 30 yaşında olduğu, ama bir hastalık yüzünden ahan da böyle yüksük kadar kaldığı yazılıp çizilmişti gazetelerde. Şehir efsanesi mi doğru mu bilemiyorum.

Yalan Rüzgarı (The Young and the Restless)

Marianna bittikten sonra TRT2 bu diziyi yayınlamaya başlamış, ismini de jenerikteki harflere uysun diye resmen sıkarak Yalan Rüzgarı koymuştu! Bu dizi Amerika'da 30-40 senedir falan oynamaktadır. Dizide Genova City diye bir kentte yaşayan zenginlerin hayatları anlatılırdı. Baş karakter Allahın belası yere bakan yürek yakan sırık Victor Newman idi, Niki ile evliydi, bunlar birbirlerinin Jack Abbott ve kızkardeşi Ashley Abbott ile aldatırlardı, oy oyy oyyy. Abbott ailesi Jabo firmasının sahibiydi, babaları Can (valla böyle telaffuz edildi o adamın adı yıllarca) zamanında Jill diye bir kadınla evlenmişti. Jill Abbott dizinin kaltak karakteriydi, bu ablayı çok güzel, olgun dolgun bir kadın canlandırırken oyuncu değişikliği olmuş yerine solucan gibi bi karı gelmişti. Tabii dizi otuz sene sürdüğü için oyuncular yaşlanıyor, hatta ölüyordu. Sadece tek bir karakter hiç değişmedi: Ketrin Çenslır!!! Salak hizmetçisi Ester ile malikhanesinin loş odalarını parmaklarındaki yüzüklerle aydınlatır, çeşit çeşit entrikalar kurardı. Bu şehirdeki herkes birbiriyle al takke ver külah sonunda hepsi akraba oldu!

Yedi Kardeşe Yedi Gelin (Seven Brides for Seven Brothers)

Ellilerde çevrilmiş çok eğlenceli müzikal filmden esinlenmiş bir kovboy dizisiydi. Yedi kimsesiz kardeşin çiftliklerini ayakta tutma maceralarını anlatırdı. En büyük kardeşi yıllar sonra MacGyver olacak Richard Dean Anderson oynardı. Sanırım sonu bir yere varmadan bitip gitmişti.

Zenginler de Ağlar (Los Ricos También Lloran)

Ülkemizde kısaca Mariyanna olarak bilinen, çok eski bir Meksika dizisiydi, TRT2'de akşam üzeri yayınlanır, sokakta herkes "Mariyanna başlıyo koşun" der, bu diziyi kaçırmazdı. Mariyanna'yı Veronica Castro oynuyordu bu dizide, kendisinin üçgen yüzü ve nah bu kadar gözleri vardı. Bu Mariyanna fakir bir kızdı, babası ölünce aile dostları Don Alberto'nun evine gidiyor, burada Don'un karısından hizmetçi muamelesi görüyordu. Don'un çok piç, pislik bir oğlu vardı: Luis Alberto Salvatierra! Böyle abuk favorileri, kabarık sarı saçları, vücuduna yapışan İspanyol paçalı streç takım elbiseleriyle çok bitirimdi. Dizide kendisi Mariyanna'ya aşık oluyor ama uzatmalı sevgilisi Ester bunlara bela çıkartıp duruyordu, hatta Luis Alberto'nun kendisine tecavüz ettiğini falan söylemişti. Neyse sonra kötü kadın Ester öldü, berikiler evlendiler. Bunlar balayından döndükten sonra Leonardo geldi bunları ziyarete, Mariyanna'nın odasına çıktı, tam o sırada Mariyanna bayıldı, Leonardo aman düşmesin diye bunu tuttu, ve yine tam o sırada odaya giren Luis Alberto karısına orospu, çocuğuna da piç diyerek terk etti bunu oyyyy yaz yaz bitmiyor canım, neyse, Mariyanna doğurdu oğlunu, adı da Beto idi bu veletin. Ama Mariyanna kafayı tırlatıp çocuğu bir kadına verdi, bu arada Luis Alberto ile barıştılar, yıllarca Beto'yu aradılar, Beto hırsız olarak bunların malikhanesine girdi, evlat edindikleri üvey kıza aşık oldu aaaaaaaaaaaaaa neyse yani sonunda herkes birbirine kavuştu, mutlu oldu.Fakat kütüphaneden de bahsetmezsem çatlarım, bunlar evlenip aradan güya 20 sene geçtikten sonra (aynı streç takım elbiseli ama artık bıyıklı Luis Alberto ile saçlarını burgulu tuhaf bir topuzla toplamış Mariyanna) sürekli "Kütüphaneye gidebilir miyiz Luis Alberto" derlerdi, illa bütün konuşmalar kütüphanede yapılırdı. Allah'ım ne geyikler dönerdi o kütüphanede inanamazsınız!

Ziyaretçiler

Cumartesi gecesi geç saatte yayınlanan, hepimizi çok etkilemiş bir diziydi. Geç yayınlandığı için bazen annem beni zorla yatırır artık her hafta evde kavga gürültü ağlamak gırla giderdi. Bu dizi uzaylıların dev gemileri ile belli başlı dünya şehirlerine inmeleriyle başlıyordu. Uzaylılar aynen bizim gibi görünen tiplerdi, komutanları Diana diye tuhaf bir çekiciliği olan bir kadındı ve zamanın tüm adamları hastasıydı Diana'nın. Bu uzaylılar dünyadan borç olarak bir çeşit mineral istiyor karşılığında da teknolojik destek öneriyorlardı. Gel gelelim sonuçta ortaya çıktı ki bunlar aslında berbat görünümlü ayaklı dev kertenkeleydiler, fare sıçan falan yiyor, insanları da dondurulmuş yiyecek formatında gezegenlerine götürüp aperatif olarak almak istiyorlardı. Bunların fareleri kaldırıp çatır çutur yediği sahneler beynimize kazınmıştır. Sonra Robin diye bir kız bu yaratıkların tekinden çocuk peydahlamış (bir normal bir de korkunç yaratık) normal kız, bir gece kendi kendine koza örüp bir anda anasının boyunda çok güzel bir kıza dönüşmüştü. Freddy'nin Kabusu Robert Englund iyi kalpli ve saftirik uzaylı tiplemesi çiziyor, sevdiği dünyalı kıza kolundaki deriyi kaldırıp pötür pötür yeşil kertenkele derisini gösteriyordu. Bir de bu uzaylıların posterlerini karalayan çocuklarının yanına gelen 2.Dünya Savaşı'ndan kalma bir amca "bu işi doğru dürüst yapın" diyerek postere spreyle kırmızı bir V (victory-zafer) çiziyor ve dizimiz bu sahneyle unutulmazlar arasına giriyordu.[1]

<< Önceki Sayfa






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36651329 ziyaretçi (102664547 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.