Çukurova Konar-Göçer Türkmenlerinin Halk Kültürlerinde Eski Türk İnançlarının İzleri (2.Bölüm)
 

Çukurova Konar-Göçer Türkmenlerinin Halk Kültürlerinde Eski Türk İnançlarının İzleri

Çukurova Konar-Göçer Türkmenlerinin Halk Kültürlerinde Eski Türk İnançlarının İzleri

Prof. Dr. Erman ARTUN

ÖLÜM ADETLERİ, İNANIŞLARI VE BUNLARA BAĞLI PRATİKLER

(Yalman, 1977:258-268 ) , (K.5, K.28, K.10,K.28, K.30,K.31, K.32)

Ölüm olayı gerçekleştikten sonra yeni bir ölümün olmaması için, ölünün yattığı yere taş konması; taşın ağırlığının ölümü alması, yok etmesi için, işi biten kazanın ters çevrilmesi; kazanın yeni bir ölümde kurulmasını önlemek için, cenaze geçerken ve yıkanırken çoluk çocuğun bile uyandırılması; uyuyanların, özellikle daha korumasız olan çocukların ölü baskınına uğramamaları için, ölünün yıkanacağı suyun evden kullanılmayıp dışardan getirilmesi; ölümün evdeki diğer bireylere bulaşmasını önlemek için, cenazeden sonra evde üzerlik , buhur tüttürülmesi; evin süpürülmesi; evde dolaşan ölüm ruhunu ve diğer kötü ruhları uzaklaştırmak için, cenaze evden çıkarılırken arkasından oklava ya da bıçak gibi şeyler atılması, haftanın ilk günü ölen cenazenin yıkanırken üstünde oklava kırılması; evden çıkan ölünün arkasının kesilmesi, devamının olmaması için, cenaze evinden geldikten sonra el yüz yıkanması; ölümün bulaşmaması için uygulanan davranışlardandır (Başçetinçelik,1998 )

Toplumumuzun her kesiminde ölümün belirli günlerinde uygulanan pratikler, İslamiyet öncesi Türk toplumlarında da uygulanan adet ve inanmalardandır. Her dönemde Türk topluluklarında ölünün gömüldüğü gün eve dönüşte , kurbanlar kesilip yemekler yenmiş ve bu toplu yemek yeme özellikle 3., 7., 20. ve 40. günde bütün köy ve oba halkının katılımıyla ölenin ruhu için tekrarlanmıştır. Özellikle ölümün yıl dönümünde yapılan törenlere büyük önem verilmiştir. İslamiyet'ten sonra, İslâmî çevrelerin ölünün ruhu için yemek yeme pratiğini hoş görmemelerine ve karşı çıkmalarına rağmen, belirli günlerde yenen bu yemekler İslâmî motiflerle de renklenerek ölünün ruhu için okunan dua, Kur'an ve mevlitlerle yüz yıllardır Müslüman Türk topluluklarında uygulana gelmiştir (Başçetinçelik,1998 )

Ölen kişinin eşyaları yıkanarak ve temizlenerek ölümden arındırılmakta ve başkalarına verilerek de ölüm evden dışarıya çıkarılmaktadır. Ölünün bıraktığı eşyalarıyla, geride kalanları tedirgin edeceği korkusu, uygulanan pratiklere egemen olmaktadır. Yine de bu amaçla, ölenin gözünün arkada kalmaması için, ölenin en yeni giysisi tabutun üstüne konulmaktadır. Ölenin eşyalarıyla ilgili bu uygulamalarda İslamiyet öncesi Türk topluluklarında görülen, ölenin öte dünyada da ihtiyacı olacağı düşüncesiyle; ölünün giysileriyle ve eşyalarıyla gömülmesi pratiğinin izlerini görmek mümkündür (Başçetinçelik,1998 )

Eski Türklerden günümüze kadar Türk toplumları için mezarlar ve mezarlıklar kutsal yerler olarak kabul edilmiş, sık sık ziyaret edildiğinde ölülerin mutlu olacağına inanılmıştır. Atalar kültü eskiden olduğu gibi bugün de işlevini sürdürmektedir.

Feke'de yıkama ve kefenleme İslâmî usullere göre yapılmaktadır. Ölünün yıkanması, abdest aldırılması, kefenlenmesi bu esaslara göre yapılan uygulamalardır. Bunların yanında ölünün yıkandığı suyun kaynatıldığı kazanın ters çevrilmesi ise büyüsel bir işlem olarak değerlendirilebilir. Kazanın ters çevrilmesiyle ölümün kazanın altında kalması ve oradan uzak olması sağlanmaya çalışılmaktadır (Karakaş, 2005 ).

Feke'de ölü evinde gördüğümüz âdetler bize eski Türklerde görülen mezardan dönenlerin ölünün çıktığı eve gelip topluca yemek yemelerini ve içki içmelerini hatırlatmaktadır. İslâmî gelenek içinde içki yasak olduğu için içki içme âdeti kaybolmuş; fakat topluca yemek yeme âdeti devam etmektedir. Bu da bize eski kültür izlerinin İslâmiyet'e rağmen bugün hâlâ varlığını devam ettiğini
göstermektedir (Karakaş, 2005 ).

Feke'de ölen kişinin eşyalarının yıkanıp ihtiyaç sahiplerine verilmesi dini bir işlem gibi görünmesine karşın bu işlem, ölümün arıtılıp evden uzaklaştırılması ve ölünün tekrar geri gelebileceği inancına dayalı büyüsel bir işlem olarak değerlendirebiliriz.Ölenin yakınları, devir ile ölen yakınlarının 12
dünyada yerine getiremediği İslâmî emirleri yerine getirmeye çalışırlar. Böylece geride kalanlar ölenin diğer dünyadaki durumunu kolaylaştırdıklarına ve rahat olmasını sağladıklarına inanırlar (Karakaş, 2005 ).

Aladağ ve çevresinde, ölünün ardından bir dizi âdet ve inanma uygulanır. Dinsel yönü ağır basan bu uygulamalarda, büyüsel pratikler de görülür. Rüyaların, birtakım nesnelerin ve hayvanların ölümü çağırdığı düşünülür. Ölümü uzaklaştırmak için çeşitli davranışlarda bulunulur. Cenaze çıktıktan sonra kötü ruhları evden uzaklaştırmak için tütsü yapılır (Yılmaz, 2005 ).

Eski Türklerden günümüze gelen bir inanışla, ölünün gömüldüğü gün, mezardan dönenlerin ölü evinde yemek yeme geleneğine Aladağ'da da rastlıyoruz (Yılmaz, 2005 ).

Aladağ'da ölünün evinin kapısı yedi gün hiç kapanmamakta, gelen gidenler olmaktadır. Bu arada, kişinin öldüğü odada yedi gün ışık yakılmaktadır (Yılmaz, 2005 ).

Aladağ'a vardır. Ruhun ölmezliğine inanıldığı için ölüm kelimesi yerine dünya değiştirdi , göçtü , don değiştirdi , hakka yürüdü gibi terimler kullanılır.

Mezar saçısı

Eski Türkler, olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanılan iye ve ruhları memnun etmek, onların yardımını ve rızasını kazanmak amacıyla yiyecek-içecek dağıtırlardı. Bunlara saçı adı verilmiştir. Saçılar öz itibariyle kansız kurban niteliğindedir. İşte mezarların üstüne serpilen arpa, buğday, bulgur gibi yiyecekler de iyeleri memnun etmek amacını taşır. Kansız kurbanlar sayesinde kara iyeleri memnun ederek mezardan uzaklaştırmak ya da ak iyelerin yardımını kazanmak amacının güdüldüğü söylenebilir. Mezar üzerine arpa ya da buğday serpilmesindeki amaç; mezar
başına gelen hayvanların bunları yemesi ve ölüye sevap kazandırmasıdır.

Ölüye Kına Yakma

Taşeli yöresinde yaşlı hastalar ölmeden önce el ve ayaklarına kına yakılarak süsleme, ölüye kına yakma, ölüye sürme çekme ve başına çiçek takma işlemleri uygulama eski inanç kalıntılarıdır. Ölen kişi iyi bir insan ise çiçeğin çürümeyeceğine inanılır (Dalgıntekin, 1995).

Ölü Evinde Işık

Çukurova'da ölünün yıkandığı yerde ışık yakılır. Eski Türklerden beri bu âdet değişik şekillerde kendini göstermektedir. Türk inançlarına göre, ölü evine kırk gün süre ile girmeye çalışan ruhlar bulunmaktadır. Ölüm ruhlarından korunmak için ölü evinde kırk gün ışık yakılır. Kırgız-Kazaklarda ölünün ruhu için ölü evinde her gün bir tane mum yakılır ve bu kırk gün devam eder. Bu inanç Göktürklerde, Bulgaristan ve Azerbaycan Türklerinde, Ağrı, Van ve Erzurum'da da görülmektedir. Türk inançlarına göre, ölü evine kırk gün süre ile girmeye çalışan ruhlar bulunmaktadır. Ölüm ruhlarından korunmak için ölü evinde kırk gün ışık yakılır.

Ölü Kazanını Ters Çevirme

Çukurova'da ölünün yıkanmasından sonra ölü suyunun kaynatıldığı kazan ters çevrilip üzerine su konur. Kazanın ters çevrilmesinin sebebi; bir daha suyun ısınmaması, yani bir daha o ailede ölüm olayının yaşanmasının istenmeyişidir. Kazanı kuran ve kaldıran kişinin aynı kişi olması gerekmektedir. Kazan ters çevrildikten sonra üstüne su konmasının sebebi; ölen kişinin ruhunun eve geldiğinde bu sudan içmesini sağlamaktır. Çukurova'da kazan ters çevrildikten sonra içine bir de mum yakılır. Cenaze suyunun kaynatıldığı kazanın ateşi söndürülmez (Dalgıntekin, 1995).

Günlük Tüttürme

Aladağ'da cenazenin kefenlenmesi sırasında bir kaba yakılan ateşten alınan biraz köz konur ve üstüne de günlük serpilir. Bu, ölünün çevresinde gezdirilir. Günlükten çıkan koku kefene ve cenazeye tüttürülür. Buna günlük tüttürme denir. Bu, ölünün güzel kokması, öbür dünyaya temiz gitmesi ve öbür dünyada yerinin de kokusu gibi güzel olması için yapılır (Yılmaz, 2005 ).

Murt Dalı

Tarsus'ta bazı köylerde ölünün yıkanacağı suya murt dalı atılır; çünkü murt dalı kutsal sayılır. Hz. Muhammed murt dalının kutsal olduğunu söylemiştir. Tüm bitkiler sabaha kadar kırk defa silkinirken murt dalı, yaz kış namaz kılarak Allah'ı zikreder. İşte bu nedenle dört mevsim yeşil kalır (Dalgıntekin, 1995).

Ölü Aşı

Tarsus'ta cenazenin kalktığı yere, bir tabak un, bir soğan ve bir kaşık yağ ilave edilerek konur, sonra da bir fakire verilir. Yörede pek nadir rastlanan bu âdetin amacı; kişinin eceliyle öldüğünü belirtmektir. Bu pratiğin uygulanmasında kötü iyeleri memnun etmek için ikramda bulunma, kötü iyelerin kötülüklerini uzaklaştırma gibi bir amacın olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla eski inanç sistemleriyle bağlantı kurabiliriz (Dalgıntekin, 1995).

Ölü Evini Temizleme

Tarsus'ta ölümle ilgili bir inanışa göre, Azrail can alacağı zaman evde bulunur. Ölen kişi kötüyse Azrail can alırken balta, bıçak gibi kesici aletler kullanır. Bu esnada, kanlar etrafa sıçrar. İşte bu sebeple cenaze kaldırılınca evin sergisi de kaldırılır ve iyice yıkanır. Altay Türklerinde de ölüm olayından dolayı kirlendiği kabul edilen ev, özel olarak davet edilen kamlara temizletilirdi (Dalgıntekin, 1995).

Şişe Kırma

Kefenin üzerine zemzem suyu ve koku sürüldükten sonra bunların içinde bulunduğu şişe yere atılarak kırılır. Bunun sebebi; bir daha ölüm olayının gerçekleşmesini istememedir.

Mezarlık Adetleri

* Tarsus'ta mezar üzerine dikilen bitkilerin hem mezarın kaybolmasını önlediği hem de sallandıkça ölünün günahlarının döküldüğüne inanılır (Dalgıntekin, 1995).

* Mezarın başına kırmızı bayrak takılır.

Ölü Ardı Yemek Verme

Ölünün arkasından kırkıncı gün yemek yapılır, elli ikinci gün lokma dökülür. Tarsus'ta yas törenlerinin başında ölünün ruhu için verilen yemekler gelir. Ölünün 7-40 ve 52. günlerinde tanıdıklara yemek verilir ya da ölünün ruhuna Kur'an-ı Kerim okutulur. Eski Türklerde de cenaze törenlerinde at yarışları düzenlenir, ölü aşı denen ziyafetler verilirdi. Ölünün 7-40 ve 52. günlerinde yapılan yemekler aslında İslâmi kurallardan değildir. İslâmiyet'e göre bu yemekleri yapma zorunluluğu yoktur; ama zamanla 7-40 ve 52 gibi formülistik sayılara zamanla İslâmiyet'e girerek İslâmi renge bürünmüş, halk tarafından kabul görmüştür. Böylece İslâmiyet'in aslında olmayan bir pratik İslâmi nitelik kazanmıştır (Dalgıntekin, 1995).

İslamiyet öncesi adet ve inanmalarda görüldüğü gibi, ölünün ruhuna yemek verilmesi ya da öte dünyada da tıpkı bu dünyada olduğu gibi yemek yediği düşüncesi, günümüz toplumunda da görülür.

Mezar Ziyareti

Bulgar Dağı Yörüklerinde gelin alayı doğru obanın mezarlığına gelir. Topluca mezarlığın etrafında bir defa dönülür.

Kefen Adetleri

Kefen bıçakla kesilir ve elle dikilir. Dikilirken ipin başına ve sonuna düğüm atılmaz. Düğüm atıldığı takdirde öteki dünyada görüşülemeyeceğine inanılır.

Kazma Kürek Takırtısı

Cenaze evinde ölü gömüldükten sonra bir ziyafet verilir. Buna kazma kürek takırtısı denir. Türkmenler, genç ölmüş bir adamı gömdükten sonra, onun atını süslerler ve ölünün üstünden çıkan elbiseyi bir ağaca giydirirler. Köyün kadınları donatılmış bu at ve giydirilmiş ağacın karşısına geçerek ağıtlar okuyup ağlarlar (Cin, 2004).

Eski Türklerden günümüze kadar gelen bir gelenekle, ölünün gömüldüğü gün, mezardan dönenlerin ölü evinde yemek yeme pratiğine Adana ve çevresinde de rastlıyoruz. Kazma-kürek yemeği veya kazma takırtısı adı verilen bu yemek toplu şekilde ölünün ruhu için yenilmektedir (Başçetinçelik,1998 )

Diğer Ölüm Adet ve İnanmaları

(K.18,K.19,K.20,K.21)

* Ölünün canı için yedi gün çörek dağıtılır. Helva dökülür.

* Ölü çıkan eve ertesi gün ekmek ve yemek göndermek adettir.

* Cenaze suyunun alındığı su kabının (kevki) ağzı bıçakla açılmaz taşla kırılır.

* Ölüm âdetlerinde gece ateş yakılması.

* Ölüm sonrası toplu yemek.

* Cenaze ateşinin söndürülmemesi.

İNANIŞLAR İNANMALAR VE BUNLARA BAĞLI PRATİKLER

(K.18,K.19,K.20,K.23,K.24, K.25,K.26)

Nazar

Nazar çok yaygın bir inançtır. Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların
bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır. Bunun önüne geçmek için nazar boncuğu , göz boncuğu v.s. takılır. Nazar eski Türk inançlarındandır.

Nazara çok inanılır. Bazılarının ışıklı bir göze sahip olduğuna, bu insanların kötü bir
niyetle baktıklarında nazar değdiğine inanılır. Özellikle nazar değmesin diye karaçalı, dardağan, kördikenden süs yapılarak mavi boncukla birlikte hayvanların boynuna takılır. Ayrıca deve boncuğu ve gök boncuk, hayvanlara ve çocuklara takılır. Nazar için üzerlik otu ateşe atılıp yakılarak insanlara ve hayvanlara koklatılır. Nazar için kurşun dökülür, tuz yakılır ve nazar değdiğine inanılan kişilerin üzerlerinden çevrilir. Nazara karşı karaçalı taşınır. Nazar değmesin diye evlere hayvan iskeleti asılır.

Feke'de nazara büyük ölçüde inanılması konusunda, nazarın çeşitli hadislerde ve ayetlerde yer aldığına işaret etmek gerekir. Nazar İslâmiyet kaynaklı olmasına rağmen nazara karşı yapılan uygulamalar büyük ölçüde dini gelenek içerisinde yer almayan büyüsel uygulamalardır (Karakaş, 2005 ).

* Yörükler nazara inanırlar. Nazar değmesin diye gök renkli boncuk taşırlar ya da kara çalıyı iç çamaşırlarına takarlar.

* Nazar değmesin diye üzerlik otunun tohumu yakılır. Tütsünün altına girilir. Urasa- Sanaka Hastalıklar, nazar için yapılan tılsımlarla kurşun dökme, kömür söndürme, mum dökme ve üzerlik yakma gibi kocakarı tedavilerine urasa denir. Güney yurtta sayılamayacak kadar çok urasa vardır. Urasa grubuna giren halk inançlarından bazıları şunlardır: Dolu yağarken sokağa bir demir parçası atılması, sarılığa yakalanan kişinin yüzüne habersizken tükürülmesi, gebe kadının bir taş alıp meyve vermeyen bir ağacın dibine yerleştirmesi. Urasalarda Türkçe olarak okunan temenni ve duaların ismine sanaka derler. Elemtere fiş, kem gözlere şiş gibi. Parpı: Bir aletle çizgiler ve dağlamalar gibi insan ve hayvan vücuduna ameliyat yapmanın adıdır. Uğur dövmeleri yapmak, dalak kesmek gibi (Yalgın, 1993: 509).

Tuz Ekmek Hakkı

Başı ağrıyan kişinin başının etrafında tuz veya ekmek gezdirilir, ateşe atılır. Bu uygulama ateşe atılan tuz ve ekmek ocak iyesine verilen bir saçıdır. Tuz ekmek hakkı nın Türk halk inançlarında önemli bir yeri vardır (Yalgın, 1997: 62).

Ateş

Aladağ Yörüklerinde ocakta ateş yanarken (hıss) diye bir ses çıkarsa ev halkının iyilikle yad edildiği, bereket temenni edildiğine inanılır. Bu inanç ocak iyesi ile kurulan iletişim ve onun mutlu edilmesine verilen önemi göstermektedir (Kalafat, 1994: 184).

Ateşe hürmet çoktur. Ateş için şöyle dua etmek Türkmen adetlerindendir. Ey Allah bizi nurdan, nardan ayırma. (Cin, 2004).

Ocak

Yörede ocaklı olarak adlandırılan kişiler bize İslâmiyet öncesindeki Şamanları hatırlatmaktadır. Eski Türklerde Şamanların hastalıkları sağaltma güçleri olduğuna inanılırdı. Şamanlar bu güçlerini genellikle büyüsel işlemler ile kullanırlardı. Ocaklı kişiler geçmişte Şamanların yerine getirdiği sağaltma işlevini yerine getirmektedir. Muska yazma ve okuma türünden işlemler de İslâmî motifleri simgelemektedir (Karakaş, 2005 ).

Yörüklerde ocak inanışı vardır. Kızıldere'de bir ocak varmış. Zehirli yılan soktuğunda gidilirmiş. Ocaklık elle devredilir. Büyüye, tılsıma inanılmaz; fakat ocağa gidilir. Bazı hastalıkların yalnızca yatırlara, ocaklara gidince iyileştiğine inanılır. Kızıl Yörük ve Yılancık diye bilinen ayakta veya kolda görülen bir hastalıkta mutlaka ocağa gidilir. Bu olay Perşembe günleri yapılır. Dua ile efsunlanmış bıçak batırılarak kan akıtarak hastalığın kaybolacağına inanılır (Cin, 2004).

Aladağ'da ocaklı olarak adlandırılan kişiler bize İslamiyet öncesindeki Şamanları
hatırlatmaktadır. Eski Türklerde Şamanların hastalıkları sağaltma güçleri olduğuna inanılırdı. Şamanlar bu güçlerini genellikle büyüsel işlemler ile kullanırlardı. Ocaklı kişiler geçmişte Şamanların yerine getirdiği sağaltma görevini üstlenmektedirler. Muska yazma ve okuma türünden işlemler de İslâmî motifleri simgelemektedir (Yılmaz, 2005 ).

Safer Ayı

Türkmenlerde bir yılın son sayısı altı olursa o sene uğursuz kabul edilir. 12 Arabi ayının 11'i hayırlı ve uğurludur. Yalnız bu aylardan safer ayı uğursuz bir ay sayılır. Bu ayda kurban veya tavuk boğazlamak adettir. Hatta safer ayında her aile reisi, safer geldi, iğnenize sahip olun diye uyarır. Bu ayda insanın evinden bir şey kaybolursa veya bir şey gereksiz yere harcanırsa veya bir kaza meydana gelirse o yedi sene uğuru dönmez diye bir inanç vardır (Yalgın, 1997: 60).

Tahtaya Vurma

İstenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya üç kere vurulması kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir inanıştır.

Ateşin Günahlardan Arındırması

Ateşin üzerinden atlayarak günahların dökülmesi inancı ateş kültüne dayanmaktadır.

Tütsüleme - Üzerlik Tüttürme

Tütsüleme, üzerlik tüttürme eski Türklerdeki ateşin temizleyicilik ve koruyuculuk işlevine günümüzde de inanılmaktadır. Tütsüleme inancı, üzerlik tüttürme âdeti Tarsus'ta olduğu gibi Harput, Eskişehir, Doğu Anadolu ve Güney Azerbaycan'da da vardır (Cin, 2004 )

Saçı Saçma

Anadolu'nun hemen her yerinde olduğu gibi Adana ve çevresindeki geleneksel düğünlerde de gelin oğlan evine geldiği zaman başından, buğday-arpa, kuru üzüm, şeker ve bozuk para atılmaktadır. Serpilen buğday, para ve arpa ile gelinin yeni evine bereket getirmesi, kısmetinin bol olması, çocuklarının olması; üzüm ve şeker ile gelinin yeni evinde ağız tadının iyi olması; para ile de gelin ve damadın zengin olmaları amaçlanır. Bu saçıyı; çoğu kez kayınvalide ya da aile büyüğü bir kadın, gelinin arabası üstüne ya da indikten sonra başı üzerine serper (Başçetinçelik, 1998 )

Güneş ve Ayı Kutsama

Anadolu'da güneşin ve ayın ilk görülmesi sırasında, ya da ay hilalken niyaz eder, dua eder, kutsarlar. Bunlar İslam'da yoktur. Eski Türk inancı olan Göktanrı (Kök-Tengri) inancından kaynaklanmaktadır. Akarsuların, kaynakların, göllerin, bazı ağaçların kutsal sayılması onların kesilmemesi doğa inançlarından kalmadır.

Kümbetler

Kümbetler göçebe kültürü olan çadır'ın mimariye taşınmasıdır. Gök-tanrı inancında gök kubbelerdir. Kubbelerin gökyüzünü andıran kısmı mavi olur.

Eşiğin Kutsallığı

Kapıdan içeri girilirken eşiğe basılmaması eski Türk inançlarından kalma bir inanıştır. Eşik saygın ve kutsaldır. Din büyüklerinin yattığı yatırlar ziyaret edilirken eşikleri niyaz edilir, o kapıdan şefaat beklenir. Anadolu'da evlenip yeni evine giren gelin, yeni evine (yeni hayata) girerken evin eşiğini niyaz eder.

Hayvan Desenleri

Şamanın yılan, akrep, çiyan, kunduz v. s. yabani - zararlı hayvan şekilleri çizerek onları kaçıracağına inanılırdı. Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim üzerindeki akrep, yılan, kırkayak gibi hayvan resimlerinin zararlı olan resimdeki hayvanları kaçıracaklarına inanılır.

Mum Yakma

Mum yakılması ve ateş yakılması eski Türk inançlarındandır. Bunun kökeni ateşin kutsal sayıldığı döneme dayanır. Ateşe, suya, taşa, türbeye dua edilmesi buralardan medet umulması eski inançlardan kalmadır. Anadolu'da yatır, türbe, dergah, kutsal taşlar, mezar v. b. ziyaretlere gidilir.

Dolu Kesme

Doluyu dindirmek için bir anne, ilk çocuğunun eline en büyük dolu parçasını verir, Anamın ilkiyim, dağda gezen tilkiyim dedirttikten sonra bıçakla dolu parçasını kestirir. Doluyu dindirmek için havaya bir demir parçası atılır.

Kurşun Dökme

Bir kimse çok fazla hasta değilse kurşun dökme yöntemine başvurulur.

Bez, Çaput Bağlama

Anadolu'da yatırlara, bazı ağaçlara ve kutsal sayılan yerlere bez veya çaput bağlamak, bu yolla adakta bulunmak inancı sürmektedir. Bu inançların kökeni eski Türklerin çaput bağlanması yoluyla dilek dileyerek adak adaması kansız kurban sayılan inançlarına dayanır.

Kutsal yerlerdeki ağaçlara bez bağlama âdeti, geniş bölgelere yayılmış çok eski bir inanıştır. Eski Türklerde nasıl yerle göğü birleştiren bir kazık, bir direk veya kutsal ve efsanevi bir ağaç varsa, örneğin Başkurt Türklerinde de her kabilenin, orman içinde kutsal bir ağacı vardı. O ağacın üzerinde de aynı kabilenin tözü sayılan bir kuş tünerdi. (Dalgıntekin, 1995).

Tarsus yöresinde Kaplan Dede, Arıklı, Yedi Kardeşler ve Eshab-ı Kehf çocuğu olmayan kadınların ziyaret ettiği ziyaret ve türbelerdir. Kadınlar buralarda dua ederek bu insanların yüzü suyu hürmetine Allah'tan bir çocukları olmasını dilerler. Bu duaların yanı sıra yatır ya da yanındaki ağaçlara bez bağlandığı da olur. (Dalgıntekin, 1995).

Dinsel nitelikte olanlar içerisinde kutsal sayılan yerleri ziyaret etme, oraların suyundan içme, toprağını elleme, türbelerine, ağaçlarına bez bağlama, kurban kesme başta gelen davranış biçimleridir (Cin, 2004).

Yatırlara Ziyaretlere Gidip Dilek Dileme Adak Adama

(K.1, K.4, K.8, K.10, K.28, K.36, K.22, K.32, K.23)

Feke'de yatır ve ziyaretler halk tarafından kutsal olarak görülmekte ve bunlardan yardım umulmaktadır. Yöredeki ziyaretler genellikle tepelik yerlerde karşımıza çıkmaktadır. Bu yerlerin tepelerde yani yüksek yerlerde olmaları, oralarda yatan kişilere duyulan saygıyla ve bu kişilerin yücelikleri konusundaki inanışla açıklanabilir. İslâmiyet'ten önceki atalar kültünün bugün bu ziyaret yerlerinde velî tipi olarak devam ettiğini görmekteyiz. İslâmiyet'ten önceki atalara kurban sunma ve onların üstün güçlerinden yardım dileme pratikleri İslâmiyet'ten sonra bazı ufak
değişikliklerle velî kültü olarak karşımıza çıkmaktadır. Atalar kültüne İslâmiyet ile birlikte dua etme, namaz kılma, Kur'an okuma gibi öğeler eklenmiştir. Bu İslâmî motiflere rağmen atalar kültü büyük oranda kendini muhafaza etmiştir (Karakaş, 2005 ).

İnanç merkezlerine gidiş nedenleri :

1. Çocuk sahibi olmak, doğan çocuğun ölmesini önlemek, yaramaz çocukları ıslah etmek, konuşamayan çocukların dilini açtırmak.
2. Evlenemeyen kızların kısmetini açmak
3. Rızk arttırma dileği
4. Kayıp eşyayı bulmak
5. Kötü alışkanlıklardan kurtulmak
6. Şirinlik dileği (kısmet açma)
7. Askerden sağ salim dönme dileği
8. Yeni bir işe başlamadan kutsal zatın, duasını, rızasını alma
9. Doğal afetlerden korunmak

Yatır, ziyaret ve kutsal sayılan mezarlarda süren pratikler:

1. Adak kurbanı kesmek, kanını alnına sürme
2. Türbe, mezar, ağaç ve çalılara çaput bağlamak
3. Kutsal sayılan sudan içmek, yıkanmak, para atmak
4. Adağın gerçekleşmesinden sonra yiyecek dağıtmak
5. Türbeye havlu, seccade, halı, tesbih, baş örtüsü, takke, ibrik, para bırakmak vd.
6. Türbede secdeye kapanmak, gece uyumak
7. Belli hastalıkları sağalttığına inanılan yatırlarda şifa dilemek

Günlere Ait İnanmalar

(K.22, K.11, K.37)

Pazartesi: Soğan, biber, tütün vb. acı şeyler hiç kimseye verilmez.

Salı: Salı günü iyi sayılmaz. Göç yapılmaz.

Perşembe: Çamaşır yıkanmaz.

Cuma: Çamaşır yıkanmaz. İkindiye kadar kül atılmaz. Akşamları kimseye bir şey verilmez

Arife günü çamaşır yıkanmaz. Banyo yapılmaz.

Diğer İnanış ve İnanmalar

* Akşam üzeri veya akşam komşuya bir şey vermenin uğursuzluk getireceğine
inanılmaktadır. Buna göre, ikindiden sonra kazan verme veya komşunun un, tuz, süt istemesinin o eve felaket getireceğine inanılmıştır. Böylece, kazanın karalığı ile kara haber, un, tuz, sütün beyazlığı ile kefen arasında ilişki kurulmuş ve bu davranışlarda bulunulmaktan kaçınılmıştır (Başçetinçelik,1998 )

* Ziyarete, yatırlara ve ağaçlara dilek için bez ve saç bağlanır.

* Kumru, güvercin ve kırlangıç gibi kuşların vurulması günah sayılır. Güvercinlerin
cennetteki huri kızları olduklarına inanılır. * Kaybolan eşya için kol okunur, kol büzülürse kaybın bulunacağına inanılır. Buna kol karşılamak denir.

* Öğleden sonra bereket kaçmaması için süt, yoğurt ve damızlık verilmez.

* Yörükler koyunu pirli hayvan kabul ederler, çok kutlu sayarlar. Ayrıca çobanlığı da
uğurlu sayarlar (Cin, 2004).

* Yolda tilkinin görülmesi veya kesip geçmesi hayırlı ve uğurlu bir işe alamettir (Cin,
2004).

* Yörüklerde karaçam, kara ardıç, ağacı ve andız çok kıymetlidir, kutsal sayılır (Cin,
2004).

* Aladağ Yörüklerinde avı, avın bereketli olması için avcılar tüfekleriyle mezarlığın etrafında 3, 7 ve 40 defa döner. Bu bir tavaf olayıdır. Mezarlık, ata ruhunun bulunduğu mekândır ve ata ruhu kutsaldır (Yalgın, 1997: 385).

BAYRAMLAR, TÖRENLER, KUTLAMALAR

(K.34, K.12, K.35, K.1, K.4)

Şölen-Tören

Düğün, tören, şölen gibi kutlamalar eski Türk kültüründe çok yaygındır; Kutlamalar şekil değiştirmekle birlikte günümüzde de sürmektedir.

Askere Yolcu Etme Âdetleri (K.27, K.32)

Askere giden delikanlıya bir lokma ısırtılır, ısırtılan lokmanın yarısı kısmetini geri çekip getirmesi için saklanır. Bundan amaç askerin sağ salim evine gelmesidir. Yörükler, askere giden delikanlıya kına yakarlar. İnanışa göre; koçlara kına Allah'a kurban etmek için, kızların saçına kına kocalarına kurban etmek için, askere giden delikanlıların eline kına vatana kurban etmek için yakılır.

Hıdrellez

Hıdrellez günü, kim ne istiyorsa onun şeklini akşam taş ile yapar, sabah güneş çıkmadan önce onu üç İhlas bir Fatiha okuyarak bozar. Hıdrellez akşamı ateş yakılır ve ateşin etrafında dönülür. Hıdrellez'de ateşin üzerinden atlayarak günahların dökülmesi burada ağacın sallanmasıyla günahların dökülmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır (Dalgıntekin, 1995).

Diğer Bayram,Tören ve Kutlamalar

(K.23, K.24, K.34, K.12,K.28 )

* Göçün hayırlı geçmesi için kurban kesme.

* Seyirlik oyunlarında Arap kılığına girme (kara motifi).

* Evin bereketinin kaçmaması için alınan önlemler.

* Ateş ve külün kutsallığı.

* Yağmur duası, koyun ve kuzusunun suyun iki yakasında meleşmesi, kurban, toplu
yemek.

* Doğum adetlerinde kutlu kavramının yaşatılması.

* Çocuklara yalnızca büyüklerin ad koyması.

* Yörük mutfağında unutulmuş eski kültür izlerinin en güzel örneklerini görüyoruz (süt dolazı, ekmek dolazı, yepinti, çileme, tovga ekmeği, batırık vb.)

Sonuç:

İslamiyet öncesi inanç sistemlerindeki "aynı anda değişik kılıklarda görünme, mekan aşma, öldükten sonra dirilmiş görülme, akıldan geçenleri bilme, ölüyü diriltme, hastalıkları iyileştirme, tabiat kuvvetlerine hükmetme, hayvan kılığına girme, göklerde uçma, ateşte yanmama, başka bir keramet sahibine meydan okuyup onu alt etme, insanları taşa çevirme, düşmana kötülükler musallat etme yaşlı kadın ve erkeği çocuk sahibi yapma, su üstünde yürüme" gibi motifler Anadolu menkıbelerinde bütün canlılığıyla yaşamaktadır  (Ocak, 1984:91-93; Güngör, 1996:239). Bu inançlar: halk hekimliğinde, yağmur yağdırma törenlerinde, mevsimlik törenlerde, semahlarda, kutsal ağaç, gelinin büyüsünün bozulması için su üzerinden çeyizinin geçirilmesi, kurt ağzı bağlatma, adak çaputu bağlama, albastı, taş kesilme inancı, yatır, ziyaret yerlerinden medet umma, elbise ve bazı eşyalarla gömülme vd. olarak sıralanabilir.

Türkler, İslamiyet'i kabul ettikten sonra eski inançlarından atalar ve tabiat kültlerini, şekil-don değiştirmeyi, Tanrı'nın insan şeklinde görülmesi inancını, ruhun başka bedende hayatını sürdürmesi inancı olan tenasühü, Budizm ve Şamanizm'de görülen havada uçma ve diğer sihir, büyü, ongun gibi inançlarını İslamiyet'te de sürdürdüler. Velilerin etrafında oluşan menkıbeler atalar kültüyle bağlantılıdır. İslamiyet'in kabulünden sonra atalar kültü Anadolu'da veli kültünün oluşumunda etkili rol oynamıştır (Ocak, 1992:10). Velilerin bir çoğu adıyla yaşatılırken bir çoğunun adı unutulmuş, kerametleri yatır ve ziyaretlere ad olarak verilmiştir (Artun, 2000: 40).

Yüzyıllar geçse de, toplumda çok uyulan âdet ve inanma kalıpları o toplumun her döneminde kendini gösterir. Dolayısıyla günümüzde de yaşayan âdet ve inanmalarda Türklerin ilk din ve inanç sistemlerinin izlerini bulmak mümkündür. Ölü evinde kırk gün süreyle ışık yakılması, mezar üzerine arpa, buğday, bulgur gibi şeylerin serpilmesi, cenaze törenlerinde ziyafet verilmesi, geline saçı saçmak, çocuk doğduktan sonra son un toprağa gömülmesi, eski inançların bugüne kadar gelmiş şekilleridir; ama halk bu âdet ve inanmaların çoğunun eski inançlardan geldiğini bilmemekte, hatta eski inançlardan geldiğini kabul etmemektedir. Eski Türk inançlarının izlerini taşıyan bir kısım âdetlerin niçin yapıldığını bilmeyen halk, Bu âdettir, âdete uyulmazsa olmaz karşılığını vererek âdetlerin vazgeçilmezliğini ortaya koymaktadır. Bu da bize, ritüel işlevini kaybetmiş eski inanç kalıntılarının âdet adı altında yaşadığını göstermektedir.

Bir çok inanç ve bunların etrafında oluşmuş uygulamaların belirlenip ortaya konması ritüel olarak adlandıracağımız olguların günümüzde aldığı şekli tespit etmemizi sağlayacaktır. Ayrıca ritüellerin iç dinamiği, çalışma prensipleri ortaya çıkacaktır. İnançların çok katı, çok kuvvetli yaptırım gücü vardır. İnançlar gerek inanç sistemi içinde, gerek dinsel, gerekse toplumsal yönüyle bir takım işlevler üstlenmiştir. Çukurova Yörük ve Türkmenlerinin gelenek ve göreneklerinden yola çıkarak, eski Türk kültürünün izlerini bulmaya çalıştık. Bu tür çalışmalar sürdürüldüğünde pek çok eski kültür izlerini bulabileceğimiz inancını taşıyoruz.

Kaynak Kişiler

K.1 Ahmet Yılmaz. 43, Demirtaş Köyü, Adana.
K.2 Birsen Karataş. 55, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.3 Celil Duran. Dokuztekne Köyü, 70, Adana.
K.4 Cennet Mamak, 98, evli, ev hanımı, öğrenimi yok, Yumurtalık, Adana.
K.5 Döne Akkaya. 47, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.6 Emine Dündar. 55, Dokuztekne Köyü, Ceyhan, Adana
K.7 Emine Tekkol. 80, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.8 Fatma Karataş. 53, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.9 Fındık Türkay, 75, okuma yazması yok, Tecirli Aşireti, Adana.
K.10 Gülsüm Şen. 55, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.11 Hamide Sakar. 42, İlkokul, Adana.
K.12 Hanım Mamak. 50, evli, ev hanımı, İlkokul, Yumurtalık, Adana.
K.13 Hasan Kılıç, 32, İlkokul, Yahyalı Barahzama, Adana.
K.14 Hatice Güler. Öğrenimi yok, ev hanımı, Karaciğer mezrası, Adana.
K.15 Hayrettin Uygun. 45, İlkokul, çiftçi, Karaisalı, Adana.
K.16 Hüseyin Kaynak, 73, okuma yazması yok, Tecirli Aşireti, Adana.
K.17 Hüseyin Saban. 51, Yahyalı Barahzama Köyü, Adana.
K.18 Hüseyin Uygun. 75, İlkokul, hayvancılıkla uğraşıyor, Tecirli Aşireti, Adana.
K.19 İbrahim Akkaya. 42, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.20 İsmail Mamak- İlkokul, 50, evli, Yörük, Adana
K.21 Kerime Altıparmak. 45, İlkokul, ev hanımı, Adana.
K.22 Mehmet Dinler. 40, İlkokul, Adana.
K.23 Mehmet Getir, 40, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.24 Mehmet Zeren. 50, Ceyhan, Dokuztekne Köyü, evli, Yüksekokul, Ceyhan, Adana.
K.25 Munise Mamak. 26, evli, ev hanımı, İlkokul, Yumurtalık, Adana.
K.26 Murat Evat. Soysal Köyü, 50, Adana.
K.27 Mustafa Sarı. 60, Müteahhit, Keşli, Adana.
K.28 Nuran Sert. 47, İlkokul, Hacıahmetli Köyü, Mut, Mersin.
K.29 Osman Çelik. Dutlu Köyü, 52, Adana.
K.30 Ömer Torun. 62, okumamış, Dokuztekne Köyü, Adana.
K.31 Özlem Yönder. 20, Üniversite Öğrencisi, Adana.
K.32 Selahattin Kaya. 47, emekli, Keşli, Adana.
K.33 Sultan Balkarkaya. 37, ev hanımı, İlkokul, Yumurtalık, Adana.
K.34 Süleyman Dava. Tecirli Aşireti, 69, Adana.
K.35 Süleyman Dura. 69, okuma yazması yok, Tekeli Aşireti, Adana.
K.36 Süleyman Kaçar. 70, İlkokul, Ceyhan, Adana.
K.37 Ümmü Özgüç. 60, İlkokul, Adana.

Kaynaklar

  1. Aksoy, Muammer; 1987, Bir Kültür Kodu Olarak TDAD, Ankara.
  2. Artun, Erman; 2000, Adana Halk Kültürü Araştırmaları, Adana
  3. Avcıoğlu, Doğan; 1995, Türklerin Tarihi 1., Tekin Yayınları, İstanbul
    20
  4. Baykurt, Şerif; 1993, Çukurova'da Türkmenler Ve Halk Oyunları, Adana Valiliği-Çukurova Üniversitesi Iı. Uluslararası Karacaoğlan-Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu, Bildiriler, Ç.Ü. Basımevi,Adana.
  5. Boratav, Pertev Naili, 2000, Halk Edebiyatı Dersleri, Tarih Vakfı Yayını, İstanbul
  6. Çevik, Hikmet; 1971, Tekirdağ Yörükleri, Tekirdağ Halkevi Yayınları, Eko Matbaası, İstanbul.
  7. Çıplak, Nilgün; 2001,İçel Tahtacıları Dini İnanışlar ve Dini Törenler, Halk Kültürü, Anonim Halk Edebiyatı, Ç.Ü. Sos.B.Enst., Yayınlanmamış Dokt.Tezi, Adana
  8. Cin, Firdevs (2004), Ceyhan Yörüklerinde Halk Kültürü Araştırmaları, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.
  9. Çobanoğlu, Özkul; 2000, Türk Dünyası Sosyo-Kültürel Bağlamında Nevruz Bayramının Yapısal
    ve İşlevsel Bakımlardan Halk Bilimsel Çözümlemesi Uluslararası Nevruz Sempozyumu Bildirileri, HAGEM Yayınları, Ankara.
  10. Dalgıntekin, Huri (1995), Tarsus Âdet ve İnanmaları, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, VII+180 s.
  11. Derleme Sözlüğü; 1979, T.D.K. Yayını, T.T.K. Basımevi, Ankara.
  12. Dulkadir, Hilmi;1993, Yörükler, İçel Kültür Dergisi, Sayı. 29, Kasım 1993, Kültür Ofset Basımevi, Mersin.
  13. Eliade, Mircea; 1987, Encyclopedia Of Religion v.13.Mc Millan, Newyork
  14. Eren, Naci;1979, Yörük Göçü, T.F.A. 18-19/362 Eylül
  15. Eröz, Mehmet;1991, Yörükler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay. İstanbul.
  16. Fischer, Ernest; 1985, Sanatın Gerekliliği, Ankara
  17. Gökbilgin, Tayyip;1957, Rumeli'de Yörükler, Tatarlar Ve Evlad-I Fatihan, Sayı.1-6, İstanbul.
  18. Güngör, Harun; 1996, Türk Alevi Bektaşi İnançlarında Şamanlığın İzleri , Erdem Dergisi, Türklerde Hoşgörü Özel Sayısı 1,
  19. İnan, Abdulkadir; 1954, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara.
  20. İnan, Abdülkadir; 1966, Tarihte ve Bugün Şamanizm
  21. İslam Ansiklopedisi; 1943, Faruk Sümer, Oğuz Maddesi, İstanbul
  22. Karakaş, Ayhan (2005), Feke Halk Kültürü Araştırması, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.
  23. Kaya, Muharrem; 2001, Eski Türk İnanışlarının Türkiye'deki Halk Hekimliğinde İzleri , Folklor/Edebiyat, Ankara
  24. Korum, Oğuz; Alanya'da Yayla Göçü, Alanya I. Tarih Ve Kültür Semineri (Bildiriler), Seçil Ofset.
  25. Kutlu, Muhtar; 1987, Doğu Anadolu Göçer Topluluklarında Karaçadır, Iıı. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, K.T.B. Yay., Başbakanlık Basımevi, Ankara.
  26. Kutlu, Muhtar;1987, Şavaklı Türkmenlerinde Göçer Hayvancılık, K.T.B. Mıfad Yay., Sevinç Matbaası, Ankara.
  27. Kutlu, Muhtar;1992, Yaşayan Bir Alt Kültür Geleneği-Anadolu Göçer Kültürü-Iv. Milletlerarası Türk Halk Kültür Kongresi Bildirileri, Kültür Bakanlığı, Feryal Matbaası, Ankara.
  28. Malinowski, Bronislaw; 1998, İlkel Toplum, İstanbul.
  29. Meydan Larousse, 1971, İnanç ,C.6, İstanbul Meydan Larousse; 1973, Yörükler Maddesi, Cilt. 12, İstanbul.
  30. Nutku, Özdemir; 1985, Dünya Tiyatro Tarihi, İstanbul.
  31. Ocak, Ahmet Yaşar; 1983, Bektaşi Menkabelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri, Enderun Kitabevi, İstanbul
  32. Ocak, Ahmet Yaşar; 1984, Türk Halk İnanç ve Edebiyatında Evliya Menkıbeleri, Ankara
  33. Ocak, Ahmet Yaşar; 2000, Alevi Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri, İstanbul
  34. Ocak, Ahmet Yaşar;1992, Menakıpnameler, Ankara
  35. Örnek, Sedat Veyis; 1988, 100 Soruda İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, İstanbul
  36. Özbudun, Sibel; 1997, Ayinden Törene: Siyasal İktidarı Kurulma ve Kurumsallaşma Sürecinde Törenlerin İşlevleri, İstanbul.
  37. Tezcan, Mahmut; 1966, Kültürel Antropoloji, Ankara
  38. Tezcan, Mahmut; 1997, Türk Coşkusunun Simgesi Nevruz , Türk Dünyası, Ankara.
  39. Turan, Şerafettin; 1994, Türk Kültür Tarihi, İstanbul
  40. Yalman (Yalgın), Ali Rıza; 1977, Cenup'ta Türkmen Oymakları, Haz: Sabahat Emir, Ankara Kültür Bakanlığı Yay., M.E.B. Basımevi, İstanbul.
  41. Yılmaz, M. Ali (2005), Aladağ Halk Kültürü Araştırması, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.
  42. Yılmaz, Tuğba (2000), Adana İli Karaisalı İlçesi Kırıklı Köyü Folklor Araştırması, Ç.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Bitirme Tezi, 42 s
  43. Yörükan, Yusuf Ziya; 1928, Tahtacılar, Dar-ül Fünun İlahiyat Fakültesi Mecmuası, İstanbul
<< Önceki Sayfa




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: gamze, 07.10.2010, 12:02 (UTC):
saçma şeyler yazmışlar



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36829362 ziyaretçi (102979103 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.