Edep, Haya Ve İffet
 

Edep, Haya ve İffet

Edep, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. Mesela terbiyeli çocuk, edepli çocuk demektir. Hadis-i şerifte, "Evladınızı edepli, terbiyeli yetiştirin." buyruluyor. Dinimiz, baştan başa edeptir. Edep, kulun kendisini Cenab-ı Hakkın iradesine tâbi kılması, güzel ahlaklı olmasıdır. Hadis-i şerifte, "Sizin en iyiniz, ahlakı en güzel olandır." buyruldu.

Hz. Ömer, "Edep, ilimden önce gelir." buyurdu. Çok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayasından Resûlullah'ın huzurunda çok yavaş konuşurdu. Peygamber efendimiz de, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olmak için mübarek bacağını dikip oturmazdı. Hadis-i şerifte, "Resûlullah'ın hayası, bakire İslam kızlarının hayasından çoktu." buyruldu. (Buhari)

İbni Mübarek hazretleri, "Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm" buyurdu

Her zaman her yerde edepli, hayalı olmaya çalışmalıdır! Hadis-i şerifte, "Hayasızlık insanı küfre düşürür" buyruldu. Haya, bir binayı tutan direk gibidir. Direksiz binanın durması kolay olmadığı gibi, hayasız kimsenin de imanını muhafaza etmesi zordur.

Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"Allah-u teâlâdan haya edin! Allah'tan haya eden, kötü düşünceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, ölümü hatırlar." (Tirmizi)

"Haya, baştan başa hayırdır." (Müslim)

"Her dinin bir ahlakı vardır. İslamiyet'in ahlakı da hayadır." (İbni Mace)

"Hayasız olan hep kötülük eder." (İbni Mace)

"Hayasız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur." (Deylemi)

"Haya ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider." (Ebu Nuaym)

"Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayasız değildir." (Tirmizi)

"Haya imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca, parçaları da bozulur." (İ.Maverdi)

"Haya imandandır. Hayasızın imanı yok demektir." (İbni Hibban)

"İnsan, salih iki komşusundan utandığı gibi, gece gündüz kendisiyle beraber olan yanındaki iki melekten de utanmalıdır!" (Beyheki)

"Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez."
(Deylemi)

"Haya, iffet, dile hakim olmak ve akıl imandandır. Cimrilik, fuhuş, çirkin sözlü olmak ise hayasızlıktan ve münafıklıktandır." (Beyheki)

"İman çıplaktır, süsü haya, elbisesi takva, sermayesi fıkıh, meyvesi ameldir."
(Deylemi)

"Haya insan olsaydı, salih biri, fuhuş insan olsaydı, kötü biri olurdu."
(Taberani)

"Haya ile iman bir aradadır. Biri giderse, öteki de durmaz." (Hakim)

Dinimizde hayanın yeri çok mühimdir. Allah-u teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayasızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hadis-i şerifte, "Hayanın azlığı küfürdendir" buyruldu. Hayasız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Haya, imanın esasındandır. Hayası olan Allah'tan utandığı için günahtan çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah'tan da utanmaz. İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayadandır. İnsanlardan utananın, Allah-u teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadis-i şerifte, "Allah'tan sakınan, insanlardan da sakınır" buyruluyor. Hayasız olan mürüvvetsiz olur. Hz. Ebu Bekir, "Hayasız insan, halk içinde çıplak oturan gibidir" buyurdu.

Kuran-ı kerimde mealen buyruluyor ki: "İman edenler arasında kötülüğün, hayasızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler için dünyada da ahrette de elim bir azap vardır." (Nur 19)

Kadın erkek ilişkilerinde ve tuvalet için kullanılan kelimeleri aynen söylemek insanlığa uygun değildir, hayayı yok eder ve iyileri gücendirir. Böyle kelimeleri söylemek gerekince, açık olarak değil, kinaye olarak söylenir.

Allah-u teâlânın nimetinde, nimeti vereni görmeli, daima Onun huzurunda olduğunu düşünmeli, mesela otururken, yatarken edebe riayet etmelidir. Yerken, içerken, konuşurken, okurken, yazarken ve her çeşit iş yaparken, bütün bunların Allah-u teâlânın kudretiyle yapıldığını, bütün işlerde Onun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı düşünmelidir. Böyle düşünmek çok üstün bir ibadettir.

Mahrem konuları edeple sormak lazım

Bir kız, mahrem konuları annesine sorar. O da bilmezse, annesine, "Babamdan öğren" der. Babası da bilmezse, babasının, bilen birisine sorması gerekir. Babası yoksa, ağabey, amca, dayı gibi mahrem akrabalarından öğrenir. Bunlar da öğrenip bildirmezse, o zaman mektupla veya telefonla, kendinden değil de, "Bir kadının muayyen hâli şu kadar devam edip kesilse, ne gerekir" şeklinde sormak daha uygun olur. Bir kadının kocası, bu bilgileri öğrenip hanımına anlatmazsa, kadın, en uygun bir yolla bunları öğrenebilir. Bilenlerden bu konuları edep dairesinde sorması ayıp olmaz.

Hz. Esma'nın Peygamber efendimize nasıl gusledileceğini sorarken utanması üzerine, Hz. Âişe validemiz, "Ensar kadınları ne iyidir; utanmaları, dinlerini öğrenmekten men etmiyor" buyurdu. (Buhari)

Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan bilgileri öğrenmemek yanlıştır. Peygamber efendimiz, mahrem konuları anlatırken, "Allah-u teâlâ, hakkın anlatılmasından çekinmez" buyurmaktadır. (Tirmizi)

Aynı anlamda âyet-i kerime de vardır:

"Allah-u teâlâ, gerçeği söylemekten çekinmez." (Ahzâb 53)

Sual: Bazı kimseler, müstehcen konuşuyor. Ayıp şeyler söylüyor. İnsanların ayıplayacağı çirkin işler yapıyor. Müslüman olan kimse, böyle şeyler yapar mı?

CEVAP: Hadika'da buyruluyor ki: Fuhuş, çirkin söz demektir. Haddi aşan her şeye fahiş denir. Buradaki manası çirkin olan işleri açık kelimelerle anlatmak, müstehcen konuşmak demektir. Cima için ve abdest bozmak için kullanılan kelimeleri söylemek böyledir. Bu kelimeleri söylemek fuhuştur. Çünkü bunları söylemek, mürüvvete ve diyanete uygun değildir, hayayı, utanmayı giderir ve başkalarını gücendirir. Cimayı, abdest bozmayı ve necaseti anlatmak gerektiği zaman, açık olarak söylememeli, kinaye olarak söylemelidir! Kinaye, bir şeyi, açık manaları başka olan kelimelerle anlatmaktır. Edepli olan, salih olan, fuhuş söylemeye mecbur olunca, kinaye olarak söyler. Mesela, Allah-u teâlâ, Kuran-ı kerimde, cima için lems (dokunmak) kelimesini söylemiştir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: "Fuhuş söyleyene Cennet haramdır." (Ebu Nuaym)

Dinimizde hayanın, utanmanın yeri çok mühimdir. Hayası olan, Allah-u teâlâdan utandığı için günah işlemekten çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah'tan da utanmaz. Açıktan günah işleyen kimse, hem insanlardan, hem de Allah'tan çekinmediğini gösterir. "Allah'ın bildiğini kuldan ne saklayayım" demek doğru değildir. Gizli işlediği bir günahı başkalarına açıklamak doğru değildir, hayasızlıktır. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"Haya ve az konuşmak imandan, fahiş söz ve çok söz nifaktandır." (Tirmizi)

"Kim, dünyada günahını gizlerse, Allah-u teâlâ da, Kıyamette, o günahı herkesten saklar."
(Müslim)

"Bir günaha düşen, Allah'ın örtüsünü, onun üzerinde bulundurmalıdır!" (Müslim)

İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayadandır. Haya da imandandır. Günah gizlenmezse, fasıklar bundan cesaret alır. "Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?" diyebilir. Riya olmaması için ibadeti gizlemek caizdir. Onun için "Kabahat da gizli, ibadet de gizlidir" denmiştir.

Bunun gibi atasözlerinin çoğu bir hadis-i şerife dayanmaktadır. "Haya elbisesine bürünenin ayıbı görülmez. Duyulunca hoşlanılacak şeyleri yap! Kimsenin duymasını istemediğin ve duyulunca insanların hoşlanmayacağı şeylerden kaç!" buyrulmuştur.

Haya, imanın esasındandır

Allah-u teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayasızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hayasız kimsenin küfre düşmesi kolay olur. Hadis-i şerifte, "Hayanın azlığı küfürdür" buyruldu. (Hakim)

Hayasız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Haya, imanın esasındandır. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"Haya, iffet, dile hakim olmak ve akıl imandandır. Cimrilik, fuhuş, çirkin sözlü olmak ise hayasızlıktan ve münafıklıktandır." (Beyheki)

"Fahiş ve çirkin sözlerden şiddetle kaçının!" (Nesai)

"Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, fahiş söz söylemez." (Tirmizi)

"Cennet, fahiş ve çirkin söz konuşana haramdır." (İbni Ebiddünya)

"Allah-u teâlâ, fahiş ve çirkin söz söyleyeni sevmez." (İbni Ebiddünya)

Görüldüğü gibi, hayanın iman ile, hayasızlığın da imansızlık ile alakası büyüktür. İnsanlardan utanan kimsenin, Allah-u teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadis-i şerifte, "Allah'tan sakınan, insanlardan da sakınır" buyruluyor. Hayasız olan mürüvvetsiz olur. İnsanları, böyle kimselerin zararından sakındırmak için onların gıybetini yapmak caizdir. Hadis-i şerifte, "Haya cilbabını (örtüsünü) üzerinden atanları gıybet etmek günah olmaz" buyruldu. (Haraiti)

Yalnız iken de Allah'tan haya etmeli

Evde kimse yok iken de, çıplak durmak günahtır. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"Yalnızken de, avret yerinizi açmayın! Zira yanınızda hiç ayrılmayanlar (hafaza melekleri) vardır. Onlardan utanın ve onlara saygılı olun." (Eşiat-ül-lemeat)

"Avret yerlerinizi örtün! Yalnız iken de Allah-u teâlâdan haya edin!" (Tirmizi)

"Allah-u teâlâ hayayı ve örtünmeyi sever. Öyle ise yıkanırken avret yerinizi örtün." (Ebu Davud)

"Gece guslederken avret yerini açmaktan sakının. Eğer sakınmayan çıkar da, onda delilik alameti görülürse, kendisinden başkasını suçlamasın." (Hakim.)

Avret yerini açmak veya başkasının avret yerine bakmak büyük günahtır. Hamama, kaplıcaya, denize gidenin diz ile göbek arasını ve dizlerini de örtmesi farzdır. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"Erkeğin göbek ile dizleri arası avrettir." (Ebu Davud)

"Uyluk avret yeridir." (Buhari, Ebu Davud, Tirmizi)

"Avret yerini açmak büyük günahtır." (Hakim)

"Erkek, erkeğin; kadın, kadının avret yerine bakması helal olmaz." (Müslim)

"Evlerin en kötüsü hamamdır. Orada sesler yükselir, avretler açılır. Tedavi veya kirden temizlenmek için girecek olan örtülü girsin." (Taberani)

"Allah'a ve ahirete inanan hamama peştamal ile örtülü girsin!" (Nesai)

"Avret yerini açana ve başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!"
(Beyheki)

"Din kardeşinin avret yerine kasten bakanın kırk gecelik namazı kabul olmaz." (İ. Asakir)

Aşık olmak günah mı?

Sual: Günah işlememek şartı ile birini sevmekte mahzur var mıdır?

CEVAP: Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti, yani namusu korumak ve günah olan işlerden kaçmak şartı ile birisine karşı sevgi duymakta mahzur yoktur. Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehittir." (Hakim, Hatib)

"Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allah-u teâlâ affedip Cennetine koyar." (İbni Asakir)

Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyruldu ki: "Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir." (Deylemi)

İffetlinin eşi de iffetlidir

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: "Aklı dinlemeyen, en çok ona isyan eden şehvettir. İnsanların, başkalarının ayıplamaları gibi sebeplerle bu şehvetten kaçınmaları faydalı ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sırf Allah rızası için, Allah'tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehitler makamıdır."

Hadis-i şerifte buyruldu ki: "Haya, iffet, dile hakimiyet ve akıl, imandandır. Böyle kimselerin ahret arzusu çoğalır, dünya hırsı azalır. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayasızlıktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hırsı çoğalır, ahret arzusu azalır." (Beyheki)

Erkekler, iffetsiz olursa, yakınları da kötü yola düşebilir. Peygamber efendimiz, "Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur" buyurdu. (Taberani)

İbni Neccarın bildirdiği "Zina eden, aynı şeye maruz kalır" mealindeki hadis-i şerif, iffetli olmayanın yakınlarının da, iffetsiz olabileceğini göstermektedir. İffetli olmaya gayret eden bunu başarır. "İffetli olmak isteyeni Allah-u teâlâ iffetli kılar" hadis-i şerifi buna delildir. (Hakim)

Gayrı meşru işler, dünyada insan için yüzkarasıdır. ahrette ise, azabı çok şiddetlidir. 'Ben ölmem' veya 'Cehennem ateşi bana zarar vermez' diyen varsa, dilediği kötülüğü işlesin! Hadis-i şerifte buyruldu ki: "Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! ahret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allah-u teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!" (Eyyühel veled)

Öleceğine inanan ve öldükten sonra başına gelecekleri düşünen, kötülük işleyebilir mi?

İffetli olmak için

İnsana en büyük zarar, kötü arkadaştan gelir. Kötü arkadaşlarla düşüp kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz olabilir?

İyi insanlarla beraber olan kimse, bir müddet onlar gibi iyi iş yapmasa bile, onların yanında kötülük edemez. Hadis-i şerifte, "İnsanın dini arkadaşının dini gibidir" buyruluyor. (Tirmizi)

Şu halde yapılacak iş, arkadaşlık edilen kimselere dikkat etmek ve kötü arkadaşlardan uzak durmaktır. Namuslu, iffetli yaşamak isteyene cenab-ı Hakkın bunu nasip edeceği din kitaplarında yazılıdır. Bir hadis-i şerifte buyruldu ki: "İffet talep edeni, Allah-u teâlâ iffetli kılar." (Hakim)

İffetli olan, aile efradının da iffetli olmasını ister. Onları da kötülükten korur. Kendisi kötü olursa, bir gün çoluk çocuğu da Allah saklasın kötü yollara düşebilir. Çocuklarının iffetsiz olmasını hangi ana-baba isteyebilir?

Çocuklara iyi örnek olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

"İffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur. Ana-babanıza ihsan ederseniz, çocuklarınız da size ihsan eder!" (Taberani)

"Kötülükten korunmak için, nikahlı yaşamak ve iffetli olmak gerekir."
(İbni Asakir)

Asaletin önemi

Asalet, diğer hasletlerle birlikte olursa kıymetlidir. Herkes Âdem aleyhisselamdan gelmiştir. Her iyi kimsenin çocukları iyi olur, her kötünün çocukları da kötü olur diye bir kaide yoktur.

Hz. Âdem'in ve Hz. Nuh'un oğlunun biri kâfir olmuştur. Nuh aleyhisselam ile Lut aleyhisselamın hanımı kâfir idi. Ebu Cehil kâfirinin oğlu ise, insanların en üstünlerinden, yani sahabi idi. Peygamber efendimizin öz amcası Ebu Leheb kâfir idi.

Ana-babanın günahkâr olmasından dolayı, çocukların da iyi bir insan olamayacağı anlamını çıkarmak çok yanlıştır. Allah-u teâlâ, kötüden iyi, iyiden kötü yaratır. Kuran-ı kerimde birkaç yerde, "Ölüden diri, diriden ölü çıkarır" buyuruyor. (Al-iİmran 27)

İslam âlimleri bu âyet-i kerimeyi açıklarken, "Kâfirden Müslüman, Müslümandan kâfir yaratır" buyurmuşlardır. Bunun için, soyundaki kimselerin kötü olması, kendisinin de kötü olacağını asla göstermez. Hepimiz Âdem aleyhisselamdan geldik. Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Allah indinde üstünlük ancak takva iledir.
"Allah indinde en üstününüz, Ondan en çok korkanınızdır" buyruluyor. (Hucurat 13)

(Takva ehli olmak, Allah'tan korkup dinin emirlerine uymak ve yasak ettiklerinden kaçmak demektir.)

Güzel huy bir asalettir

Muteber olmayan bir kitapta diyor ki: "Asalet olmayınca, verilen terbiyenin fazla tesiri olmaz. Bakırı ne kadar silip parlatsanız, üç gün sonra gene kararmaya başlar. Suni parlaklık kısa bir zaman devam edebilir. Altın hiçbir zaman pas tutmaz. Silmezseniz bile parlaklığını yine muhafaza eder. Şu hadise, asaletin ne kadar önemli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir."

Kitap muteber olmadığı gibi, bu fikir de, Kuran-ı kerime ve hadis-i şeriflere aykırıdır.

Bir kimse, asil bir aileye mensup olmasa da, güzel huylu ise, dindar ise, onun için güzel huyu ve dindarlığı asaletten çok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:
"Güzel huy gibi asalet olmaz." (İbni Mace)

"Kadın, malı, güzelliği, asaleti ve dindarlığı için nikah edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddi ve manevi nimete kavuşasın!" (Buhari)

Nasihat ile asaletsiz insan da terbiye edilebilir. Onun için Kuran-ı kerimde mealen buyruluyor ki: "Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir." (Zariyat 55)

Asaletsiz olanı da terbiye etmek mümkün olmasaydı, Peygamber efendimiz, "Ahlakınızı güzelleştirin" buyurur muydu? (İbni Lal)

Hz. Lokman'a sordular:
- Edep, asalet, mal ve ilimden hangisi daha üstündür?
- Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır.
Oğlu, Hz. Lokmana sorar:
- En iyi haslet nedir?
- Dindar olmaktır.
- Peki babacığım, bu haslet iki olursa?
- Dindarlık ve mal sahibi olmak.
- Üç olursa?
- Dindarlık, mal ve haya.
- Dört olursa?
- Dindarlık, mal, haya ve güzel ahlak.
- Beş olursa?
- Dindarlık, mal, haya, güzel ahlak ve cömertliktir.
- Altı olursa?
- Oğlum, bu beş haslet kimde olursa, o kimse takva ehli, temiz bir kimsedir, Allah-u teâlânın dostudur, şeytandan uzaktır.

İffetin önemi

Allah-u teâlâ, insan neslini devam ettirmek için, erkek ve kadınları birbirlerine cazip kılmıştır. Aynı zamanda, bu duygu karşısında, insanları dünyada çetin bir imtihana tâbi tutmuştur. Bu imtihanı kazanan, dünya ve ahiretin kahramanıdır. İnsanların iyi veya kötülüğü, daha çok iffet işinde belli olur.

Allah-u teâlâ, Kuran-ı kerimin birçok yerinde, iffetini koruyabilene, büyük mükafatlar vaat etmiş, iffetini korumayana da, Cehennem azabını göstermiştir. Allah-u teâlâ, iffetsizleri, adam öldüren bir katil ile bir tutmaktadır. Müminlerin vasfını anlatırken de buyuruyor ki:

"Müminler, namazlarını huşu içinde kılar, boş, lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahitlerine riayet eder." (Müminun 1-8)

İffetsiz olan, Allah katında günahkâr, halkın yanında da itibarsızdır. Bir namussuzun toplumdaki iyilerin yanında itibarı (saygınlığı), bir köpeğin itibarı kadar yoktur. Zengin ve çok güzel bir kadın, eğer iffetsiz ise, itibarsızdır. Fakir ve namuslu bir kadın ise, her zaman itibarlıdır, saygıya layıktır.

Dünyadaki pek çok rezaletler, cinayetler, kavgalar, kıskançlıklar, özetle bütün fenalıklar, iffetsizlik yüzünden meydana gelmektedir. İnsanların pek çoğu, iffetsizliğin kötülüklerini bildikleri halde, kendilerini bu kötü yollara sapmaktan alıkoyamaz. Bu kuvvetli duygu karşısında, insanları alıkoyacak çareler vardır. Bu; terbiye ve ahlak meselesidir.

Allah'tan korkan bir insan iffetsiz olamaz. O halde, çocuklarımıza Allah korkusunu öğretmeye çalışmak, bizim için en başta gelen görev oluyor. Allah-u teâlâdan korkmak için, Allah'ı iyi bilmek lazımdır. Allah'ı bilmek için, Onun büyüklüğünü ve sıfatlarını öğrenmek zorundayız. Allah-u teâlâyı hiç düşünmeyen bir topluluk için, Allah korkusuna sahip olmak kolay değildir. Allah-u teâlâdan korkmak da, bir bilgi, bir çalışma ve bir gayret işidir. Durup dururken, Allah korkusu meydana gelmez. Dinin emir ve yasaklarına riayet edene kolay gelir.

Özellikle büyük şehirlerde iffet işi tehlikeli bir yoldadır. Bir genç kızın, kendi başına yalnız kendi aklı ve anlayışı ile iffetini muhafaza etmesi, cidden güçtür. O genç kız, eğer biraz da güzelse, hatıra ve hayale gelmeyen tehlikelerle çevrilmiş demektir. Bu tehlike, okulda, yollarda, otobüste, komşularda, hatta evinin içinde, telefonda, internette yakasını bırakmaz.

Kızlarımız, tehlikeler karşısında aciz bir mahluk olarak, ahlaksızların elinde bir oyuncak olmamalıdır. Bu devirde herkesten, her yerde ona zarar gelebilir. Bu zarar, onun parasına, puluna değil, şeref ve haysiyetinedir. Paraya olan zarar telafi edilebilir. Manevi zarar, yerine konamaz. Ahlaksızların içinde genç kız için şerefle yaşamak çok güçtür. İffetli bir kız, diğer bazı kızlar gibi, flört yapmaya heveslenmemeli. Bu tehlikeli bir tecrübedir. Esasen flörtle yapılan evlilik, çok zaman mutluluk getirmez.

İffeti muhafaza için, gençleri zamanında evlendirmeli, iffeti zedeleyecek yerlerden uzak durmalıdır. Gençliğin hakkı adı altında çeşitli eğlenceler, genç kızı elde etmek için birer tuzaktır. Bunun tuzak olduğuna inanmayan bir kız, tuzağın içine düştükten sonra, aklı başına gelir. Fakat iş işten geçmiştir. Tuzağın görünüşteki cazibesine kapılan kızlar, erkeklerin elinde çabucak birer oyuncak hâline gelir. Kendine güvenen bir kız bile, onların karşısında sonuna kadar dayanamaz. Yakışıklı bir erkeğin aldatıcı gülümsemesi karşısında, yenilebilir. Artık o kız, tuzağa düşmüştür. O tuzaktan kurtulan pek az veya hiç yoktur. Halbuki, o tuzak dediğimiz eğlence yerlerine gitmemek daha kolay bir iştir. "Göz görmeyince, gönül katlanır" diye bir atasözü vardır. Oraya gitmeyen bir genç kız, oranın tehlikesinden kurtulmuş olur. Giderse, kurtulması zordur.

İffet; bir genç kızın veya kadının, değer biçilemeyen bir mücevheridir. Bu mücevheri ele geçirmek için, Allah-u teâlâdan korkmayan her erkek bütün şeytanlığını kullanır. Ele geçirdikten sonra, maksadına erişmiştir. Artık o, mücevherlikten çıkmış, âdi bir taş olmuştur. Sokağa atılıverir. Bu alışverişte, erkek, bir namus hırsızı, kadın ise, mücevherini çaldırmış, bir zavallıdır.
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

"Bir kızın küfvünü (dengini) bulunca, hemen evlendiriniz!" (Tirmizi)

Görülüyor ki, kadını, kızı küfvüne, yani dengine vermek gerekir.

Küfv, erkeğin soyda, malda, din işlerinde ve şerefte kadına uygun olması demektir.

Küfv demek, zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Küfv olmak, erkeğin salih Müslüman olması, namaz kılması, içki içmemesi, yani İslamiyet'e uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olması demektir. Erkeğin, yalnız zengin olmasını, apartman sahibi olmasını isteyenler, kızlarını felakete sürüklemiş, Cehenneme atmış olurlar. Kızın da namaz kılması, başı, kolu açık sokağa çıkmaması gerekir.

Namuslu olmanın önemi

İffet, yani namus ne kadar önemli ise, namussuzluk da o kadar kötüdür. Namusun önemi hakkındaki hadis-i şeriflerin birkaçı şöyledir:

"İyi bilin ki, namusunu koruyana Cennet vardır." (Hakim)

"Zinadan korunan Müslüman Cennete girer." (Beyheki)

"Kötülükten korunmak için, nikahlı yaşayın ve iffetli olun!" (İbni Asakir)

"Başkasının karısını kızını ayartan bizden değildir." (Hakim, İ. Ahmed)

"Bir kadın, beş vakit namazını kılar, namusunu korur, kocası ile iyi geçinirse, dilediği kapıdan Cennete girer." (İ. Hibban)

"Şu altı şeyi yapanın Cennete girmesine kefilim: Doğru konuşan, verdiği sözü yerine getiren, emanete riayet eden, namusunu koruyan, gözlerini haramdan sakınan, ellerini kötülükten çeken." (İ.Ahmed)

"Haya on kısımdır. Dokuzu kadında, biri erkektedir" hadis-i şerifinde de bildirildiği gibi, kadınların hayası erkeklerden çoktur. Öyle olmasaydı, çok çirkin işler meydana çıkardı. Din düşmanları bunu bildikleri için, daha çocukken kadınlardan hayayı kaldırmaya çalışıyorlar. Hayasız bir toplum meydana getirmeye çalışıyorlar. Müslüman kadını hayalı olmaya devam etmelidir. Hadis-i şerifte, "Haya güzeldir, fakat kadında daha güzeldir" buyruldu. "Deylemi"

Eşini kıskanmak

Sual: Karı-kocadan birinin eşini kıskanmasında bir sakınca var mıdır?

CEVAP: Bazıları eşini kıskanmayı ayıp gibi, çağ dışı gibi göstermeye çalışıyorlar.
Gayur olmak, yani namusunu korumak için, meşru hudutlar içinde kıskançlık göstermek dinimizin emridir. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:
"Mümin gayur olur. Allah-u teâlâ ise daha gayurdur." (Müslim)

"Allah-u teâlâdan daha gayuru yoktur ve bunun için fuhşu yasaklamıştır." (Buhari)

"Namus gayreti imandan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifaktandır." (Deylemi)

Namusunu kıskanmayana deyyus denir. Deyyuslar için hadis-i şeriflerde buyruldu ki:
"Allah-u teâlâ, Cenneti yaratınca, 'Cimri sana giremez, deyyus senin kokunu bile duyamaz' buyurdu." (Deylemi)

"İçki içene, ana-babasına asi olan kimseye ve deyyusa, Cennete girmek haramdır." (İ. Ahmed)

Bu büyük günahları işleyen kimsenin zerre kadar da olsa imanı varsa, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete gider. Fakat günahlar insanı küfre sürüklediği için, bu günahlara devam etmek büyük felakete yol açar.

Zararın neresinden dönülürse kârdır. Bir an önce tövbe edip günahlardan sıyrılmalıdır. Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur.

Kadının, kocasını da kıskanması normaldir. Fakat kıskançlığıyla meşru sınırı aşmamalıdır.
"Allah-u teâlâ, kıskançlığı kadınlara ve cihadı erkeklere yükledi. Hangi kadın, bu emre iman ederek sabrederse, şehit olan mücahit kadar sevap kazanır" hadis-i şerifinde de, kadınların sabır göstermelerine işaret buyrulmaktadır.

Sual: Hadis-i şerifte "Haya imandandır" buyrulmaktadır. İbadetlerini başkalarına göstermekten de haya etmek böyle midir?

CEVAP: İbadetlerini başkalarına göstermekten haya etmek caiz değildir. Haya, günahlarını, kabahatlerini göstermemeye denir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaktan (ehl-i sünnet kitaplarını yaymaktan) ve imamlık, müezzinlik yapmaktan, Kuran ve mevlit okumaktan haya etmek caiz değildir. "Haya imandandır" hadis-i şerifinde, haya, kötü, günah şeyleri göstermekten utanmak demektir. Müminin, önce Allah-u teâlâdan haya etmesi gerekir. Bunun için, ibadetlerini sıdk ile, ihlas ile yapmalıdır.

Buhara âlimlerinden birisi, sultanın oğullarının sokakta abes oyun oynadıklarını gördü. Elindeki asa ile bunları dövdü. Kaçtılar. Babalarına şikayet ettiler. Sultan, bunu çağırıp, sultana karşı çıkanın hapis olacağını bilmiyor musun dedi. Âlim, cevap olarak, Rahmana karşı çıkanın Cehenneme gideceğini bilmiyor musun dedi. Sultan, emr-i maruf yapmak vazifesini sana kim verdi dedi. Âlim, seni kim sultan yaptı cevabını verince, beni halife sultan yaptı dedi. Beni de, halifenin Rabbi vazifelendirdi dedi.

Sultan, sana Semerkand şehrinde emr-i maruf yapmak vazifesini veriyorum dediğinde, ben de kendimi bu vazifeden azlettim cevabını verdi. Bu cevabına hayret ettim, emir olunmadan, izin verilmeden vazife yaptığını söyledin. İzin verilince de, azlolunmanı istiyorsun dedi. Sen izin verince, sonra azledersin. Rabbimin verdiği vazifeden beni kimse azledemez dedi. Bu söz üzerine sultan, dile benden istediğini vereyim dedi. Gençlik hâlimi bana getir dedi. Bu iş elimden gelmez deyince, bana bir ferman yaz da, Cehennemdeki meleklerin reisi olan Malik, beni ateşte yakmasın dedi. Bunu da yapamam deyince, benim öyle bir sultanım var ki, her şeyimi Ondan istiyorum. Her dilediğimi ihsan etti. Bunu yapamam hiç demedi, dedi. Sultan, beni duadan unutma diyerek serbest bıraktı.

Edebi gözetmek

Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, "Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah'a kavuşamaz" buyuruyor. Burada Allah'a kavuşmak nedir?

CEVAP: Evliya olamaz demektir. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikir, fikirden (tefekkürden) üstündür.

Haddini bilmek

Sual: Edep ne demektir?

CEVAP: Edep, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, iş yerinde, toplumda herkesin bir sınırı vardır. Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona göre hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de, elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük gülistanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir.

Eden bulur

Sual: Bir tanıdık, bir arkadaşının eşini kaçırıp evlendi. Dinen bu uygun mu?

CEVAP: Üç yönden uygunsuzdur:

1- Başkasının eşini ayartmak çok günahtır. Bir hadis-i şerif meali:
"Birinin karısını ayartıp aldatan bizden değildir." (Ebu Davud)

2- Kocası, o kadını boşamadan hiç kimse onunla evlenemez. Yaptıkları zina olur.

3- Kocası, eşinin kaçtığını duyunca hemen boşasa bile, iddet müddeti bitmeden kesinlikle evlenemezler. Evlenirlerse zina olur.

Biri, birinin eşini ayartırsa, başkası da onun eşini ayartabilir. "Eden bulur" demişlerdir. Bir hadis-i şerif meali:
"Siz namuslu olursanız, kadınlarınız da namuslu olur." (Hâkim)

Kocasına ihanet edip başkasına kaçan kadın, kaçtığı erkeğe de ihanet edebilir. O erkeğe niçin kaçtı? Ya malı için veya yakışıklı gördüğü için yahut genç gördüğü için kaçtı. Hangi sebep olursa olsun, ondan daha zengini, ondan daha güzeli, ondan gencini bulunca ona da kaçmayacağını kim garanti edebilir? Allah korkusu olmayan, her şeyi yapabilir.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36629485 ziyaretçi (102627026 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.