Ödünç Alınmış Bir İnanç: Mehdilik
 

Ödünç Alınmış Bir İnanç: Mehdilik

Ahya Aras

Yahudilikten ve Hıristiyanlıktan İslam'a giren bazı insanların kendi dini-kültürel birikimlerinden bir kısmını da beraberlerinde taşıdıkları bilinen bir gerçektir. Özellikle henüz Allah Resulü hayattayken İslam'a giren Ka'bül Ahbar, Vehb b.Münebbih, Abdullah b.Selam gibi Yahudi asıllılar1 ve Temim-i Darî, İbni Cüreyc gibi Hıristiyan asıllılar Yahudilik ve Hıristiyanlıktan birtakım haberleri taşımayı ihmal etmemişler.

Bilhassa cennet, cehennem, kıyamet v.b. gibi metafizik kavramlar ve İsa'nın inişi, Mehdinin zuhuru, Deccal, Ye'cüc-Me'cüc, Duhan v.b. gibi gaybı ve kıyametle ilgili konularda bu adamlar bolca rivayetlerde bulunmuşlar. Tevrat ve İncil'deki çürük bilgileri tabir caizse "İslamlaştırmışlardır. 2

Mesela Kurân'da herhangi bir yerde İsa'nın tekrar dönüp geleceğine ilişkin hiçbir bilgi yokken, buna dair mütevatir bir hadis de bulunmazken İsa'nın tekrar gelip dünyayı imar edeceği şeklindeki Hıristiyanlık Mesih inancı Müslümanlarca da benimsenmiştir. Mehdi inancında da aynı kural geçerlidir.

Kurân'da kesinlikle mehdi kavramı yoktur; aynı şekilde mütevatir bir hadis de yoktur. Mehdi inancına ilişkin hadislerin hepsi haber-i ahad cinsinden olup bunlar da zann ifade eder. Bunlar üzerine bir inanç esası bina edilemez.3 Gerçekte, geleceğine inanılan bir Mehdi fikri sadece, "mezheplerinin temeli keşif ve mükaşefe olan" sufıler tarafından "isbat" edilmiştir.4

Mehdi kelimesi "hidayet görmüş" ya da "hidayet edilmiş" anlamındadır.5 Fakat daha sonraları mehdi, kıyametin alametlerinden olarak dünyanın fesada gittiği, haksızlığın çoğaldığı ve Allah'a ibadet edenlerin, azaldığı bir ortamda çıkıp dünyayı ıslah edecek, fesadı halledecek, insanları mutluluğa gark edecek olan bir dini önder motifine ad olmuştur.

Az önce de belirttiğimiz gibi Kurân'da ve tevatür derecesindeki bir haberde bahsi edilmeyen beklenen mehdi (Mehdi-i Muntazar) düşüncesi ilk devir İslam alimlerinin eserlerinde yer almaz. Ebu Hanife, Maturidi, Eş'ari gibi İslam kelamcıları 'mehdi'yi söz konusu etmedikleri gibi6 meşhur hadis kitaplarının önemli ikisi olan Buhari ve Müslim'in sahihlerinde de bununla ilgili herhangi bir hadis bulunmamaktadır.7

İbni Haldun'un verdiği bilgiye göre mehdilikle ilgili hadisleri Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace, Bezzaz, Hakim, Taberani ve Ebu Ya'la nakletmişler, rivayetlerini ise Hz. Ali, İbni Abbas, İbni Ömer, Talha, İbni Mesut, Ebu Hüreyre, Enes, Ebu Said el-Hudri, Ümmü Habibe, Ümmu Seleme v.b. sahabeye dayandırmışlardır.8

Esasında tüm dinlerde yer alan ve ehli kitap arasında da yaygın bulunan bir kurtarıcı Mesih inancına benzeyen bu mehdinin evsaf ve fonksiyonuna baktığımızda karşımıza ilginç manzaralar çıkar.

Hz. Ali'nin, Fatma'dan başka bir hanımından olan Muhammed el-Hanefiyye, Hz. Hüseyin'in şehadetinden sonra kendisinden halifeliğe aday olması istenir. O ise kabul etmez. Bilahare Keysaniye fırkası O'nun ölmediğine, Ravza dağında yaşamakta olup bir gün aralarına mehdi olarak döneceğine kail olmuşlardır.9

Yani ilk olarak, beklenen mehdi bu şekilde Ali oğlu neslinden türetilmiştir. Hakim'in Müstedrek'inde yer alan, Ebu Tufeyl'in Muhammed b.el-Hanefiyye'den rivayet ettiği bir hadise göre İbni Hanefiyye Ebu Tufeyl'e, "Mehdi işte şu iki Eşbehandan (Mekke'de iki tepe) zuhur edecek" der. Ebu Tufeyl ise bunu kabul edip "ben de ölünceye kadar burasını bırakıp gitmeyeceğim" der. Ebu Tufeyl'in, andını yerine getirerek ölünceye kadar Mekke'den ayrılmayıp mehdiyi beklediği anlatılır.10

Rivayetlere bakılırsa mehdi Hz. Peygamber soyundandır ve birgün çıkıp dünyayı adaletle dolduracak, maddî açıdan da refaha kavuşturacaktır. Yine Hakim'in Müstedrek'inde geçen İbni Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste mehdi şöyle tanıtılıyor:

"...Mehdiye gelince, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurur. Onun çağında hayvanlar, yırtıcı hayvanlardan emin olurlar. Yırtıcıları diğer hayvanlara dokunmazlar. Yer, içinde saklanan bütün hazinelerini çıkarıp atar, dediğinde ben (Mücahit, İbni Abbas'a) 'nasıl çıkartır' dediğimde İbni Abbas, 'Altın ve gümüşten ibaret olan sütunlar halinde' diye cevap verir'"11

Mehdi hakkındaki diğer kanaatlere göre de, "Onun hükümetinden hem göktekiler hem yerdekiler razı olacaklar. Gök alabildiğine bereketlerini yağdıracak, yer de içindeki bütün hazinelerini dışarıya çıkaracaktır." Ayrıca mehdinin siyah bir bayrağı olacak, altında Müslümanlar toplanacaklar ve fakat cihat fiilen olmayacaktır; her şey mana aleminde dua ile halledilecektir.'12 Mehdinin İstanbul'u fethedeceğini ihbar etmek de ihmal edilmemiştir.'13

Doğrusu odur ki pek çok düşünce gibi mehdilik de İsrailiyyat'tan ve mesihiyattan İslamî literatüre girmiştir. Hemen hemen tüm dinlerde bir kurtarıcı Mesih inancı göze çarpar. Yahudilerde bir kurtarıcı(Mesih) bekleme inanç haline gelmiştir.14

Tevrat'ta, geleceğinden bahsedilen bir salih adamdan söz edilerek, "...Salih kulum birçoklarını kendi bilgisiyle salih kılacak ve fesatlarını kendisi yüklenecek ve günahkarlar için şefaat etti." denmektedir.15

Tevrat'ın Yeremya ve Hezekiel bölümlerinde de "Davut" adında salih bir zatın kral olacağı; çoban olacağı, doğruluk ve adaletle hükmedeceği; O'nun günlerinde Yahuda'nın kurtulup İsrail'in emniyete kavuşacağı anlatılmaktadır.16

Tevrat'taki bazı bölümleri islamî kaynaklarda tasvir edilen mehdiye benzerliğinden dolayı aynen alıyoruz: "Onların üzerine tek çoban koyacağım ve onları güdecek ve onların çobanı o olacak... ve onlarla selamet ahdi keseceğim ve memlekette kötü hayvanları sona erdireceğim ve çölde emniyette oturacaklar ve ormanlarda uyuyacaklar ve kendilerini ve dağın tepesi çevresinde olan yerleri bereketli kılacağım ve yağmuru vaktinde yağdıracağım bereket yağmurları olacak ve kırınağacı meyvesini verecek ve yer mahsulünü verecek ve kendi toprakları üzerinde emniyette olacaklar ve onların boyunduruk bağlarını kırdığım ve onları köle etmiş olanların elinden kendilerini azat ettiğim zaman bilecekler ki ben Rab'bim. Ve artık milletlere çapul malı olmayacaklar ve yerin canavarları onları yemeyecekler ve emniyette oturacaklar ve onları korkutan olmayacak ...ve artık memlekette kıtlıkla telef olmayacaklar ve artık milletlerin hakaretini taşımayacaklar."17

Hakim'in Müstedrek'inde Ebu Said el-Hudri'den yapılan rivayette, bu Kitab-ı Mukaddesten alınan ifadelere çokça benzer tarzda, ümmetin son zamanlarında mehdinin zuhur edeceği, paranın bol olup yağmurun çokça yağacağı, ümmetin sayısının artacağı belirtilmektedir.18

Tirmizî, İbni Mace ve Hakim'in rivayet ettikleri bir hadiste ise mehdinin zuhurunda, her isteyene elbisesinin götürebileceği kadar avuç avuç para vereceği anlatılmaktadır.19

Kindi'nin yaptığı bir rivayette de, İsa indiğinde dünyanın ıslah edilip, koyunla kurdun beraber dolaşacağı söylenmektedir.20 Oysa bu eşyanın tabiatına aykırıdır.

Hıristiyanlara göre İsa beklenen Mesih'ti. Fakat İsa tekrar dünyaya gelecek ve dünyayı adaletle dolduracaktır:

"Çünkü nasıl, cümlesi Adem'de ölüyorlarsa öylece cümlesi Mesih'te diriltileceklerdir... Sonra her riyaset ve her hakimiyet ve kudreti iptal edip melekutü Allah'a, Babaya teslim ettiği zaman son olacaktır. Çünkü bütün düşmanları kendi ayakları altına koyuncaya kadar onun saltanat sürmesi lazımdır'21

Yahudi ve Hıristiyan kaynakları Mesih imajından bağımsız düşünülemeyen bu, mehdilikle ilgili rivayet edilen hadislerin bir kritiğini yapmış olan İbni Haldun, hiç birisinin de güvenilir hadis olmadığını ortaya koymuştur. Hepsinin de rivayet zincirindeki illetlerini, ayrıca manalarındaki çelişkileri inceleyip açıkladıktan sonra ise "ahmak tabiatlı, tecrübesiz, kendilerini doğru yola sevk edecek akılları ve bilgileri olmayan kimseler ancak Fatımoğulları'ndan birinin zuhur edeceği haberi halk arasında yayılmakla yukarda anlattığımız gibi meselenin içyüzünü, nesil ve nesebini ve nerede zuhur edeceğini bilmeden ben mehdiyim diye zuhur edenlerin çağrısına icabet eder." diyerek22 sonsözü söylemiş olmaktadır.

Kurtarıcı bir mehdi(ya da) Mesih düşüncesinin oluşmasında şüphesiz bazı faktörler rol oynamıştır. Bunlardan birincisi, İslam'da başka diğer milletlerde de Mesih fikrinin bulunup, bunun yeni ihtidalarla Müslümanlar arasında yayılmasıdır. Bu İslam ümmetini yıkıp çökerten çok öldürücü bir hastalıktır.

Tefsir kitaplarımıza bakıldığında İsrailiyyatla dolup taştığı görülecektir. Müfessirlerimiz, Allah Resulü'nün(S) söylemediği ve Kurân ayetlerinin de içermediği ve ifade etmediği anlamı bulup yazmak için adeta yarış etmişlerdir. Ne yazık ki Müslümanların, inanç esası olarak kabul ettikleri birçok konu da bu tür hurafelere ve ahad haberlere dayanmaktadır.

İkinci bir sebep ise şudur: Yavaş yavaş zayıflamakta ve güçten düşmekte olan İslam toplumunun ileri gelen alimleri fiilî mücadeleyi bırakıp, toplumun bozukluklarıyla mücadeleye gîrîşmemişler; bunun yerine hem kendilerini hem de halkı avutacak olan parlak(!) fikirler bulmuşlardır.23

Adeta Kaf dağı masallarını andıran söz konusu mehdi tasavvuru da bu fikirlerdendir. Çelişkiye bakınız ki Allah Resulü zamanında bile dünya mutlak adaletle doldurulmamış, mehdi zamanında doldurulacaktır. Hem sonra, mehdinin zuhur etmediği zamanlarda yaşayan Müslümanlar için bu bir haksızlık değil midir. Biz de zamanımızın adaletle dolmasını, dünyanın hakimleri olmayı isterdik...

Emevi-Abbasi çekişmeleri sonucunda her tarafın, kendilerini kurtaracak bir mehdi kahramanı ürettiklerini söyleyenler de vardır.24

En etkili sebeplerden biri de hiç kuşkusuz İslam ümmetinin, üretken müçtehitler devresine son verdikten sonra kangren halindeki taklit hastalığına tutulmuş olmalarıdır. Müslüman halklar hep, sırtlarını dayayacak, birgün gelip kendilerini kurtaracak, selamete erdirecek bir salih zat imajına angaje olmuştur. Sade halde taklitle kalmamışlar, geleceklerini de taklidî ve boyun eğme açısından garanti altına almışlardır. Yani mehdi fîkri Müslümanlara hep mukallitliği ve avamiliği telkin eden bir sosyal ve dini baskı unsuru olmuştur adeta.25

Aslında Müslümanların, hayatlarını garantiye alan birtakım kurtarıcıları(!) oldukça fazladır. Mesela her yüzyılda bir gelecek olan müceddit, İsa'nın gelişi, üç-ler-yediler-kırklar, Abdallar, Kutuplar, kutubu'l-aktaplar, keramet sahibi veliler, şeyhler, seyyidler, hızırlar v.s... Ama bu kurtarıcılar nedense bir türlü gelmiyorlar. Oysa şimdi buna ne kadar da ihtiyacımız vardı...

Allah'ın Kitabı'nda ve Resulü'nün(S) sahih sünnetinde bu tür safsatalar yer almamaktadır. Kurân bize hep çalışmayı emretmektedir. Allah(C.C.) Kitab-ı Kerim'inde, "Ey bürünüp sarınan, kalk artık(insanları) uyar"'26 buyuruyor; "Sizden hayra çağıran iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun..."27 buyuruyor; "(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır?"28 buyuruyor; Fitne kalmayıncaya ve dinin tamamı Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın."'29' buyuruyor ama mehdinizi bekleyin, kutuplarınıza, şeyhlerinize bel bağlayın demiyor. Siz cehd ve gayret göstermezseniz Allah size her asırda bir müceddid gönderir demiyor. Allah'ın Elçisi de(S), "Sizden herkim bir münker görürse eliyle düzeltsin. Gücü yetmezse diliyle, gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Ki bu imanın en zayıfıdır."30 buyuruyor. Ama size gelecek olan mehdiyi ve onun düzeltmesini bekleyin demiyor.

Sonuç olarak, artık Müslümanların Musa'nın asası, İsa'nın nefes mucizesini gölgede bırakacak tarzda olağanüstü mucizevi beklentileri, tabir caizse Süpermen düşlerini bırakıp ilme, amele, cihada sarılmaları, Allah için çalışıp didinmeye başlamaları zamanı çoktan gelmiş geçiyor. Her Müslüman kendisinin mehdisi olmak zorundadır. Bundan başka mehdi yoktur ve olmayacaktır. Allah, "Bir toplum kendilerindekini değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez."31 buyuruyor. O halde Allah'ın istediği gibi Müslümanlar olmak zorunluluğumuz var.
 
Sonuç(*)

Mucizevî bir şekilde ortaya çıkacak «ıslahatçı» veya «kurtarıcı» fikrinin kökü, İslam'dan çok öncelerine, muhtemelen haksızlığa uğrayan en eski topluluklara kadar uzanmakta; Yahudîlerde ve Hıristiyanlarda ise «Mesih» fikri karşımıza çıkmaktadır.

Kitleler halinde tenkile uğrayan Şiîlerdeki mehdîlik ile Mesih anlayışında sebeplerdeki benzerliğin yanında motifteki paralellik de ortadadır. Bununla beraber Şiîlerin mehdîleri bir çok bakımlardan eski dinlerin mesihlerine benzemektedirler. Belirli kişilerdir. Yaşamışlardır, mücadele etmişlerdir yahut bir kenarda kalmışlardır. Sonunda öldürülmüşlerdir. Bu öldürülme veya ölme olayını kabul etmeyenler, O'nun zahirde öldüğünü, öldürülenin O'nun suretine girmiş şeytan olduğunu, kendisinin bulutlarda, göklerde, dağlarda veya gizli mağaralarda bulunduğunu ve istikbalde dönerek «düşmanlarından intikam alacağını, zulümle dolan dünyayı adaletle dolduracağını» kabul etmişlerdir.(1)

Fırkalarda, «imam-devlet reisi» anlayışlarına uygun bir tarzda «mehdî» fikri teşekkül etmiştir. «Masum imam» anlayışında «mehdî» zirveyi teşkil etmektedir. Ehl-i Sünnetin, Haricîler ile Mutezilenin görüşüne göre: İmama (devlet reisine) hiçbir zaman masumiyet izafe edilemez.

Ayrıca imamet (devlet reisliği) inanç esaslarından değildir. Fıkıh'a, fürua ait meselelerdendir. Bu bakımdan Ehl-i Sünnet'te ele alınışı Şîa'dan tamamiyle farklıdır. Çünkü Şîa'nın -gülatından tutun da en mütedillerine varıncaya kadar- hepsinin anlayışına göre Mehdî fıili olarak zuhur etmiştir. Sadece İsna Aşeri'lerde zuhur ettikten sonra kaybolmuş ve asıl vazifesini yapması için son zuhuru beklenmektedir.

Halbuki Ehl-i Sünnet'te mehdîlikle ilgili ahad neviden olan sahih hadislerde dahi «Mehdî»nin kimliğini tespit etmek, açık bir tasvirini yapmak mümkün değildir. Hiçbir zaman mehdîlik bir inanç esası olarak kabul edilmemiştir. Bununla beraber Sünnî akaid kitaplarına hicrî sekizinci asırdan sonra bu bahsin idhal edilmesine rağmen hicri beşinci asırdan itibaren, bilhassa sağlam ve köklü dinî kültürden mahrum Sünnî topluluklar arasında da kabul gördü.

Bilhassa mutasavvıflar kanalı ile halk arasında yayıldı. Ahlakî ıslahatı sağlamak, zalimlere baş kaldırarak insanlara hizmet etmek gibi ulvî gayelerin tahakkukunu zihinlerdeki bu muğlak anlayışın harekete geçirilmesinde gören mehdîler ortaya çıktı. Bunlar ortaya çıktıkları ülkenin şartlarına göre metot uyguladılar.

Çeşitli ülkelerde mehdîliğini iddia edenlerin ortaya çıkışlarının müşterek bir sebebi vardır: Siyaset(2). Bu gibilerin hepsi kendilerinin mehdî olmadığını bilmektedirler. Mehdî adıyla çağrılmaktan hoşlanan Muhammed b. el-Hanefiyye ve Carüdîlerin mehdîsi Muhammed b. Abdullah'tan tutun da Sudan ve Somali mehdîlerine kadar niceleri mehdîliği siyasî menfaat kozu olarak kullanmışlar ve benimsemişlerdir.

Yine bu gibilerin en yakın yardımcılarından aklı başında olanlar da bu işi sadece siyasî gayeleri uğruna kabullenmişlerdir. Bu husus Hz. Ali'nin meşhur kumandanı el-Eşter'in hislerini açığa vuran sözlerinden anlaşılmaktadır. Muhtar es-Sakafî, el-Eşter'i safına çekebilmek için, «Enbiyadan ve Resullerden sonra yeryüzündekilerin en hayırlısı olan el-Mehdî Muhammed b. Emîril-mü'minin el-Vasiyy'den mektup getirdiğini» söyleyerek kendisini desteklemesini istedi.

El-Eşter mektubu açtı, şöyle yazılıydı: «el-Mehdî Muhammed'den Ibrahim b. Malik el-Eşter'e...» el-Eşter bu hitaba şaştı. Çünkü daha önce de Muhammed b. el-Hanefiyye'den kendisine mektup gelirdi. Fakat mehdîliğinden söz etmezdi. Meseleyi tahkik etti. Mektubun Muhammed b. el-Hanefiyye'den kendisine yazıldığına şehadet edenlere rağmen bu işe inanmadığını fakat Muhtar'ı desteklemesinin gerçek sebebini şu sözleri ile belirtti:

«Vallahi ben bu adamların şehadetlerinden şüpheliyim. Yalnız ayaklanma taraftarıyım, bunu şiddetle arzu ediyorum. Bu konuda kavmin görüşündeyim ve bu işin sonuçlanmasını istemekteyim...»(3)

Sudan mehdîsine bîat eden kabile reislerinden bazılarının şu sözleri de manidardır: «Her ne kadar sen mehdî değilsen de mehdîliğine bîat ediyorum... Hükümetle muharebe etmek şartıyla sana bîat ediyorum.(4)

Eskiden olduğu gibi günümüzde de aşağı yukarı bütün İslam ülkelerinde dinî guruplardan pek çokları liderlerinin nüfuzunu genişletmek için ya doğrudan doğruya mehdîliğini söylemişler veya mehdînin yakını olduğunu bildirmişlerdir. En azından müceddid olduğunu ispata çalışmışlardır.

Bu konudaki hadisleri kendi anlayışları ve arzuları istikametinde yorumlamışlardır. Her iddiacı kendi soyunu Hz. Peygamber (S.A.)e ulaştırmaya birinci planda önem vermiştir.

Hülasa

Siyasî, dinî, millî, ticarî, pek çok menfaatleri uğrunda 1300 kusur seneden bu yana Mehdî'den ve mehdîlikten medet uman nice liderler, şarlatanlar, ihtilalciler, şeyhler görüldü. Gerçek dinî kültür ve bilgi verilmeyen halk topluluklarında bundan sonra daha niceleri görülecek, kim bilir?

(*) Mehdilik; Avni İlhan, Akyay Kaynak Yayınları, 1976, İzmir, s.113 ila 116.

1-Yaşar Kutluay, İslam ve Yahudi Mezhepleri, s.214.215.
2- Kendisinin mehdî olduğuna inanıp ortaya çıkan ve etrafına yine kendisi gibilerden taraftar toplayan akıl ve ruh hastalarına her zaman rastlanır. Tabiîdir ki bunlar bahsimize konu değildirler. Bu hususta bak: Doç.Dr. Neda Armaner, Psikopatolojide Dini Belirtiler, s.131.
3- Bak: s.57, 58.
4-Bak:s. 108, 109.
[1]

Dipnotlar

1- Mahmud Ebu REYYE, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, İst.1988, s.163-195.
2- Zakir Kadiri UGAN, İbni Haldun Mukaddime, MEB y.İst.1970, C.II, s.617:18.dipnot.
3- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Trc., DİB Y.Ank.1987, C.I.s.107; M.Ebu Reyye, a.g.e., s.377.
4- İbni Haldun, a.g.e., C.II, s.138.
5- Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhıd Mücadelesi ve Hz.Peygamber, Pınar Y.lst.1983, C.l.s.374.
6- Doç.Dr.Ethem Ruhi Fığlalı, Mesih ve Mehdi İnancı Üzerine, Aylık Dergi Ehli Sünnet Özel Sayısı, 1985/1-11, s.291.
7- İslam Ansiklopedisi.D.B.Macdonald, Mehdi md-, C.VII, s.476; Fığlalı, a.g.e., s.291; İbni Haldun, a.g.e., 11/149.
8- İbniHaldun, a.g.e., II/138.
9- İslam Ansiklopedisi, C/VII.s.475.
10- İbniHaldun, a.g.e., II/157-158.
11- İbid, s.160.
12- Mevdudi, a.g.e., s.377 ve 376.
13- İbni Haldun, a.g.e., II/173.
14- Doç.Dr.Hüseyin Gazi YURDAYDIN, Doç.Dr.Mehmet DAĞ, Dinler Tarihi.Ank. 1978, 8.189.
15- Kitab-ı Mukaddes, Kitab-ı Mukaddes Şirketi Y.ist., 1958, Tevrat-ı şerif Bölümü, İşaya/53/11-12.
16- a.g.e., Yeremya, 23/5-6; Hezekiel, 37/24-28.
17- a.g.e., Hezekiel, 34/23-29.
18- İbni Haldun, a.g.e., II/150.
19- İbid, II/148-149.
20- İbid, II/173.
21- Kitab-ı Mukaddes, İncil Bölümü, Korintoslulara 1. Mektup, 15/ 22, 24, 25, Ayrıca bkz.E.Ruhi Fığlalı, a.g.e., 8.277, 14. dipnot.
22- İbni Haldun, a.g.e., II/179.
23- Zakir Kadiri Ugan, Mukaddime, II/617, 18. dipnot.
24- Mevdudi, a.g.e., C.s.374.
25- İslam Ansiklopedisi, VII/476.
26- Müddesir, 1-2.
27- Ali İmran, 104.
28- Fussilet, 33.
29- Enfal, 39.
30- Sahih-i Müslim, İman-78.
31- Ra'd, 11.

Kaynaklar

[1] İktibas Dergisi, Ekim 1990.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: metanet, 11.03.2015, 01:12 (UTC):
bence hadis-i şeriflerde haber verilen hz mehdi ve hz isa nın inmesini inkar ederek hataya düşüyorsunuz .

Yorumu gönderen: adrasteia, 07.02.2014, 05:22 (UTC):
Cok guzel aciklanmis. Kuran da ne mehdi vardir ne de alametlerle alakali seyler. Hatta 'Sana kiyametten soruyorlar deki onun bilgisi sadece Allah katindadir' diye bir ayette var. Bunlar hep uydurma ve insanlarin korkutularak sindirilmesi ve akillarini kullanmamalari icin uydurulmus yalanlar. Bosuna dememisler din en guzel afyondur diye. Allah in varligi ve birligi tabiki tartisilamaz ama bizim bunlarla degil bilimle ugrasmamiz gerekiyor ki ileri medeniyetler seviyesine cikip muslumanlik terimini terorizmden ve geri kalmisligin onderliginden cikartabilelim.

Yorumu gönderen: mehdinin sufisi, 20.10.2010, 17:41 (UTC):
allahu ekber

Yorumu gönderen: WAKE UP, 05.10.2010, 13:28 (UTC):
KURAN DIŞI KAYNAKLARA İTİBAR ETMEK,DECCAL.YAKIN DURMAK DEMEK

Yorumu gönderen: Kemal, 09.03.2010, 22:53 (UTC):
Gerçekten de İslam toplumlarının asırlardan beri bir kurtarıcı bekleme psikolojisini ve pasifize olma sonucu bugünkü düştüğü acıklı durumu açıklayan güzel bir kritik. Katılmamak mümkün değil.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36669398 ziyaretçi (102697054 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.