Ölümle Birlikte Kula Bahşedilen Nimetler
 

Cennet

Ölümle Birlikte Kula Bahşedilen Nimetler

İnsan, şu dünyaya bir baksa âhireti için onu satar. Satıcının kalbi sattığına bağlı kalmamalıdır. Âhirete bir baksa, onu hemen satın alır ve ona olan iştiyakı git gide artar. Satın aldığını bir görse ondan daha büyük bir sevinç duymaz, sattığına da dönüp iltifat etmez.

Kalpte Allah sevgisini bulundurmak her zaman mümkün olmaya bilir. Bu bakımdan kişi hiç ummadığı bir anda (o muhabbeti elinde tutamadığı bir zamanda) ölümle burun buruna gelebilir. Allah yolunda savaş ise ölmeye davetiye çıkarmak demektir. İşte bu kimse öldürüleceği an bile Allah'ı aklından çıkarmaz ve o sevgi üzerinde ölür.

Bu sebeple şehitlik nimetlerin en büyüğünden sayılmıştır. Zira nimet, insanın ulaşabildiği şeye denir. Nitekim Allah (c.c) bu hususta şöyle buyurur:

“Allah'ın ikramı olarak orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var.” [1]

Bu âyet, cennetteki nimet ve lezzetleri topluca ifade eden en kapsamlı bir ifadedir.

Azapların en büyüğü insanın maksadına kavuşamamasıdır. Allah (c.c) bu konuda şöyle buyurur:

“Artık onların kendileriyle hoşlandıkları şeylerin arasına bir perde çekilmiştir” [2]

Bu âyet-i celile ise cehennem ehlinin çekecekleri cezalarını ifade eden en kapsamlı bir ifadedir.

İşte yukarıda bahsini geçirdiğimiz bu nimetler, şehit kul ruhunu teslim eder etmez kendisine bahşedilir. Bu, kalp ehli salih kulların, yakin nurlarıyla müşahede ettikleri bir durumdur. (Hal ehli kimseler şehitlerdeki bu durumu müşahede edebilmektedirler.) Eğer bu anlattıklarımıza delil istersen, şehitler hakkında rivayet edilen hadisler kâfidir. Bu husustaki her hadis onların kavuşacakları lezzetleri ayrı ayrı zikretmektedir.

Hz. Âişe (r.anh) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v), babası Uhud muharebesinde şehit düşen Câbir'e[3](r.a):

—Sana bir müjde vereyim mi? dedi. Câbir:

—Evet, Resûlellah, Allah seni de hayırlarla müjdelesin, dedi. Resûlullah (s.a.v) şöyle anlattı:

—Allah Teâlâ babanı diriltip huzuruna getirtti. Sonra ona, “Benden ne dilersen dile, onu sana vereceğim” buyurdu. O, “Ey rabbim! Sana hakkıyla ibadet edemedim; senden dileğim odur ki, beni tekrar dünyaya gönderip peygamberinle beraber bir kez daha savaşmam ve şehit olmamdır” dedi. Allah (c.c), “Ben hakkında olacakları ezelde takdir ettim, bir daha oraya döndürülmeyeceksin” buyurdu. [4]

Ka'b el-Ahbâr (rah) anlatıyor: Cennette bir adam devamlı olarak ağlamaktadır. Kendisine, “Neden ağlıyorsun? Sen cennette değil misin” diye sorulur. O şöyle der: “Ağlıyorum, çünkü Allah yolunda bir defa öldürüldüm. İsterdim ki onun için daha nice kereler şehit edilseydim.”

Mümin kişi ölür ölmez Allah'ın (c.c) azametinden ve celâlinin genişliğinden kendisine bir kapı açılır. Dünya buraya kıyasla daracık bir zindan gibidir. İşte müminin ölümü, daracık ve karanlık bir eve hapis edildikten sonra kapıları açılıp serbest bırakılan, sonra bu kapıdan, içinde çiçeklerin, meyvelerin, ağaçların bulunduğu uçsuz bucaksız bağlara bahçelere kavuşan kimsenin durumu gibidir. O kimse bir daha o karanlık ve dar zindana girmek ister mi?

Resûlullah (s.a.v) ölen bir kimsenin yanında şöyle bir örnekleme yapmıştır: “İşte bu adam dünyadan göç etti ve onu ehline terk etti. Eğer halinden memnun ise, sizlerin annenizin karnına dönmek istemediği gibi o da dünyaya dönmek istemez.” [5]

Bu hadis-i şerifte geçtiği gibi, dünya ana rahmine nispetle ne kadar geniş ve ferahsa, âhiret de dünyaya nispetle o kadar ferah ve geniştir.

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Müminin dünyadaki misali, ceninin anne karnındaki durumu gibidir. Çocuk annesinin karnından çıkınca ağlamaya başlar. Işığı görüp anne sütü emmeye başladığında ise bir daha o mekâna dönmek istemez. Mümin de böyledir; ölümden korkar. Fakat rabbine kavuştuğu zaman bir daha dünyaya dönmeyi istemez, ceninin annesinin karnına dönmeyi istemediği gibi…” [6]

Resûlullah'a (s.a.v), falanca kimse öldü diye haber verdiklerinde, şöyle buyurmuştur:

“Ya rahata kavuştu ya da (ölümüyle) ondan rahata kavuşuldu.” [7]

Allah Resûlü (s.a.v), rahata kavuştu sözüyle mümini, ondan rahata kavuşuldu ifadesiyle de facir ve günahkâr kişiyi kastetmiştir. Zira onun gidişi ile dünya ehli rahata ve huzura kavuşur.

Ebû Ömer (Sâhibu's-Sakyâ) anlatıyor: Biz daha çocuktuk. Abdullah b. Ömer (r.a) yanımıza geldi. Orada bir kabir vardı. Sahibinin kafatası meydanda gözüküyordu. Hemen birisine emredip üzerini toprakla örttürdü ve, “Şu bedenlere toprak bir zarar veremez, sevabı ya da azabı kıyamete kadar çekecek olan ruhlardır.” dedi.[kaynak belirtilmeli]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Fussilet, 41/31.
[2] Sebe' 34/54.
[3] Câbir b. Abdullah Ensârî (r.a)
[4] Tirmizî, Tefsîr, 4; İbn Mâce, Mukaddime, 13; Hâkim, el-Müstedrek, 3/203; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 11164; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, 3/298–299.
[5] Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 333; Zebîdî, İthâf, 14/310.
[6] Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 42212; Süyûtî, Şerhu's-Sudûr, s. 333; Zebîdî, İthâf, 14/310.
[7] Buhârî, Rikâk, 42; Müslim, Cenâiz, 61; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/296; Beyhakî, Şuabu'l-İmân, nr. 9264; İbn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 3007





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: soner, 09.04.2010, 12:50 (UTC):
faceme gireimedim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 38493097 ziyaretçi (105863277 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.