Ömer Hayyâm'dan Seçme Şiirler
 

Ömer Hayyâm'dan Seçme Şiirler

Olsun iki ekmeğimle bir eski damım,
Bir başka şey istemem dilersem cüdâmım,
Yoksulluğu candan isteyip almış olan,
Varlıkları yoklukta gören bir adamım.

* * *

Aklım sana hiç ermedi hayrânım ben,
Yalvarma olur benim işim hep senden,
Ben zâtını hakkıyla nasıl anlayayım,
Yoktur seni senden özge hakkıyla bilen

* * *

Bir dem toy idik tâlib-i üstâd olduk,
Bir dem de biz üstâd olarak şâd olduk,
Fehmeyle sözün sonunda encâmımızı,
Biz âb idik evvel giderek bâd olduk.

* * *

Ruh anlasa hakkıyla nedir sırr-ı hayât,
Anlardı eğer varsa hafâyâ-yı memât,
Aklınla bugün bilmediğin mânâyı,
Kabrinde mi idrâk edeceksin heyhât.[1]

* * *

جامى است كه عقل آفرين مي ذندش
صد بوسه ز مهر بر جبين مي ذندش
اين كوزه گر دهر چنين جام لطيف
مى سازد و باز بر زمين مي ذندش

İnsan, güzel ve zarîf bir kadeh gibidir ki;
İnsan aklı, onun güzelliğine öpücük kondurup övüyor.
Ancak; onu Yaratan, bir süre sonra onu yere vurup  yok ediyor.
Kendi yaptığı bu güzel kadehi neden kırıyor?

* * *

آنان كه محيط فضل و آداب شدند
در جمع كامل شمع اصحاب شدند
ره زين شب تارك نبردند به روز
گفتند فسانه اى و در خواب شدند

Tüm ilimlere hâkim olup
Bir ışık gibi çevresindeki insanları aydınlatanlar,
Bu karanlık geceden çıkamadılar da
Bir efsâne anlatıp uykuya daldılar.

* * *

گويند كسان بهشت با حور خوشط
من مى گويم كه آب انگور خوشط
اين نقد بگير و آن نسيه بدار
آواز دهل شنيدن از دور خوشط

Derler ki: Cennet, hûrîleriyle güzeldir;
Ben diyorum ki, üzüm suyu güzeldir.
Bu peşini al, veresiyeyi boş ver;
Davulun sesi, uzaktan güzeldir...

* * *

از دى كه گذشت هيچ از او ياد مكن
فردا كه نامده است فرياد مكن
بر نامد و گذشته بنياد مكن
حالى خوش باش و عمر برباد مكن

Geçen günü hiç yâd etme...
Gelmeyen yarın için feryât etme...
Geçmiş ve gelecek günlerin üzerine bina kurma;
Hoş yaşa ve ömrünü berbât etme...[2]

* * *

خیام اگر ز باده مستی خوش باش
با ماهرخی اگر نشستی خوش باش
چون عاقبت کار جهان نیستی است
انگار که نیستی چو هستی خوش باش

Ey Hayyam, eğer şarapla sarhoş olursan gönlünü hoş tut neşelen!
Bir güzel yüzlüyle berabersen neşelen!
Madem ki, cihanın sonu yokluktur;
Farzet ki, yoksun, fakat madem ki, varsın, neşelen! [3]

* * *

Âmed seheri nidâ zi meyhâne-i mâ
Key rind-i herâbâtî-i dîvâne-i mâ
Berhîz ki por konîm peymâne zi mey
Zan pîş ki por konend peyhâne-i mâ

Meyhaneden gelip bir seheri sâda dedi:
Ey rindi gûşe-giri harâbat, ey Ömer!
Artık uyan da câmını doldur şarap ile
Peymanei hayatını doldurmadan kader (çev. İ. Alaaddin Gövsa)

* * *

Serdefter-i âlem-i meânî aşkest
Serbeyt-i kasîde-yi cevanî aşkest
Ey anki haber nedârî ez âlem-i aşk
İn nokte bedan ki zindegânî aşkest

Anlamlar aleminin serdefteri aşktır
Gençlik kasidesinin serbeyiti aşktır
Ey aşk aleminden habersiz insan
Bil ki her ne var ise hayatta aşktır.[4]

* * *

Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.[5]

* * *

Ay yırttı kara giysilerini;
Kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kaseni.
Keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca,
Mezarda upuzun yatar görecek seni.

* * *

Bahar geldi mi başka şey dinler miyim;
Hele aklın defterini hemen dürerim.
Şarap, sığınağım sensin bahar günü,
Söğüt ağacı, senin de gölgendeyim.[6]

* * *

Bir sır daha var, sözcüklerinden başka
Bir ışık daha var bu ışıklardan başka
Hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye
Bir şey daha var, tüm yaptıklarından başka [7]

* * *

Bu dünya iki kapılı bir han,
Girdi mi dertlere düşer insan.
Tanınmadan yaşamak en iyisi:
Elinde olsa da hiç doğmasan.[5]

* * *

Bu yolun hoş bir yerinde durabilseydik;
Ya da bu yolun ucunu görebilseydik:
O umut da yok bu umut da; hiç değilse
Otlar gibi kesilip yeniden sürebilseydik.[6]

* * *

Bulut geldi lalede bir renk renk
Şimdi aşık olmamız gerek
Şu seyrettiğin çayır çimen
Yarın üstümüzde bitecek [7]

* * *

Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

* * *

Can verinceye dek bu çorak yerde
Dertten başka ne geçer ki eline?
Ne mutlu çabuk gidene dünyadan;
Hele bu dünyaya hiç gelmeyene! [5]

* * *

Canların canı dost, gel etme, dinle beni.
Küsme Feleğe, değmez, yeme kendini;
Çekil, otur gürültüsüz bir köşeye,
Seyret bu hengamede olan biteni.[6]

* * *

Çiğniyorken ayağın, düşün toprağı
Bir güzelin yüzü o; kaşı, dudağı
Şu bina duvarında gördüğün tuğla;
Ya bir Şah başı, ya bir Vezir parmağı! [8]

* * *

Daha nice büyük göreceksin kendini?
Hep varlık yokluk mu düşündürecek seni?
Şarap için şarap: Bu ölüm yolculuğunda
Bulamazsın sarhoş uykulardan iyisini.[6]

* * *

Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.[5]

Dostlar, birgün, sözleşip bir yerde birleşin;
Oturup sofrasına dünya cennetinin;
Saki doldururken kadehleri cömertçe,
İçin bir kadeh de zavallı Hayyam için! [6]

* * *

Dostum, olan olmuş, vahlanma boşuna;
Dünyayı kara zindan etme başına.
Yaşamana bak, elinden tek gelen bu:
Olacakları danışan var mı sana? [5]

* * *

Dostunu erkekçe seven kişi
Pervane gibi özler ateşi:
Sevip de yanmaktan kaçanların
Masal anlatmaktır bütün işi.

* * *

Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim
Ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim
Cehennem boşuna dert çektiğimiz günler
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim [6]

* * *

Dünyada akla değer veren yok madem
Aklı az olanın parası çok madem
Getir şu şarabı alın aklımızı
Belki böyle beğenir bizi elalem [7]

* * *

Dünyada bir gün bile rahat değildim.
Varlığımda bir sevinç, bir tat değildim.
Çok öğrencilik ettim dünyada ama;
Ben ki işimde henüz üstat değildim! [9]

* * *

Eski sarayda bir kuş, kanat kanatmış,
Pençesini bir Kral başı donatmış.
Kuş, o kelleye demiş: Eyvah ki eyvah!
Nerde zilin, davulun; boş saltanatmış? [8]

* * *

Ey dost! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar hoştur hoş,
Bırak onu bunu da, gönlünü hoş tut hoş,
Durmadan kurulup dağılan evrende,
Bir nefestir alacağın; o da boştur boş! [7]

* * *

Ey dörtle yedinin doğurduğu insan,
Dörtle yedidir seni dertlere salan.
Boşuna mı şarap iç diyorum sana:
Bir gittin mi bir gelme yok, inan.[6]

* * *

Ey gözüm; mezarlarda kimler solmuş, bak!
Dünyadaki bu yaşam, yalan olmuş, bak!
Kral, Şah ve Padişah yatar yan yana;
Karıncalar, ay yüzlü ağza dolmuş, bak! [8]

* * *

Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.[5]

* * *

Ey zaman bilmez misin ettiğin kötülükleri
Sana düşer azapların tövbelerin beteri
Alçakları besler yoksulları ezer durursun
Ya bunak bir ihtiyarsın ya da eşeğin biri.[6]

* * *

Gelip gittik dünyaya, gülleri nerde?
Yaşam, bedene örtü; tülleri nerde?
Şu Feleğin çarkında, bunca güzel can
Yanmış, toprak olmuş da; külleri nerde? [8]

* * *

Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti? [5]

* * *

Gerçek aydınlığa erince can gözüm,
İki dünyayı birden silinmiş gördüm.
Eriyip gittim sanki engin denizlerde:
Ter olup çıktı, denize döndü gönlüm.

* * *

Gökleri yarıp darmadağın ettiğin gün,
Pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün,
Sen sorguya çekmeden ben soracağım sana:
Ey Tanrı, hangi günahım için beni öldürdün? [6]

* * *

Gül de şarab da bilene güzel gelir;
Sarhoş olmayan için sarhoşluk nedir?
Cebi boş gönlü dolu olmayan kişi
Her şeyden geçmenin tadını ne bilir? [5]

* * *

Gül yüzlünün kalbini eğmek istersen,
Dikene de razı ol, değmek istersen.
Yüz parçaya bölünmüş tarağa bir bak;
O güzelin saçını sevmek istersen! [9]

* * *

Gün doğarken sabah horozları niçin
Acı acı bağrışırlar, bilir misin?
Tan yerini gösterip derler ki sana:
Bir gecen geçti gidiyor; sen nerdesin?

* * *

Hayyam, günahım var diye tasalanma,
Bunun için dertlere düşmek boşuna.
Günah olacak ki Tanrı bağışlasın:
Rahmet neye yarar günah olmayınca.[6]

* * *

Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeğe,
Altınları gümüşleriyle övünmeğe.
Tam işleri dilediği düzene girer:
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.[5]

* * *

Her gün kalkıp meyhaneye gitmedeyim;
Kalenderlerle boş sözler etmedeyim;
Senden bir şey gizlenemez nasıl olsa:
Hoş gör de sana gönülden sesleneyim.

* * *

Her sabah yeni bir gün doğarken
Bir gün de eksilir ömürden
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen [6]

* * *

Kırdın, döktün testimi; şimdi boş, Tanrım!
Sanma böyle mutluyum, sanma hoş, Tanrım!
Hep toprağa içirdin, gül gibi şarabımı;
Doğruyu söyle şimdi, kim sarhoş, Tanrım? [9]

* * *

Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi? [5]

* * *

Medresenin sözü vardır, tekkenin hali,
Sözden, halden öteye gider aşkın yolu.
Müftünün, vaizin en iyisini getirsen
Aşkın mahkemesinde tutulur dili.

* * *

Ne güzel gün! Hava ne sıcak, ne serin;
Bir bulut, tozunu siliyor bahçenin;
Bülbül coşmuş, sesleniyor sarı güle:
Şarap iç şarap da yüzüne renk gelsin! [6]

* * *

Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.[5]

* * *

Saki yüzün Cemşid'in kadehinden güzel;
Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel;
Işık saçıyor ayağını bastığın toprak,
Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel.

* * *

Seni aramaktan dünyanın başı dertte;
Zengine de göründüğün yok, fakire de;
Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,
Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.[6]

* * *

Sevgili seninle bir pergel gibiyiz
İki başımız var, bir bedenimiz
Ne kadar dönersem döneyim çevrende
Er geç başbaşa verecek değil miyiz? [7]

* * *

Sevgilim, ömrü derdim gibi bitmeyesi,
Bu sabah bütün cömertliği üstündeydi.
Bir göz atıverdi bana geçip giderken:
İyilik et denize at mı demek istedi? [5]

* * *

Şu dünyada bir soru, her gün aklı süsledi,
Kader, cennet, cehennem; nerde, bilmek istedi.
Söyledi öğretmenim sonunda doğrusunu:
Kader, cennet, cehennem; hepsi sendedir, dedi! [8]

* * *

Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.[5]

* * *

Tanrım, hayır şer kaygısından kurtar beni;
Kendimden geçir, seninle doldur içimi
Aklım ayıramıyor iyiyi kötüden
Sarhoş et bari ne kötü kalsın, ne iyi.[6]

Tenden çıkagörsün hele bir kez canımız
Tuğlayla kapar üstümüzü dostlarımız
Bir başkasının kabrini örtsün diyerek
Bir günde bizim tuğla olur toprağımız [7]

* * *

Tertemiz geldik yokluktan kirlendik;
Sevinçle geldik dünyaya, dertlendik.
Ağladık, sızladık, yandık, yakındık:
Yele verdik ömrü, toz olup gittik.[6]

* * *

Yakut dudaktan şu can ister ki, nerde?
Can canı şarap gibi besler ki, nerde?
Şarap gerçi haramdır İslâm'da ama;
Şarap iç; saf Müslüman göster ki, nerde? [8]

* * *

Yapma diyorsun; yapmamak elimde mi?
Sen al demişin; nasıl çekerim elimi?
Hem yap hem yapma demek seninki bana
İnsaf: Kadeh devrilir de dolu kalır mı?

* * *

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

* * *

Yerleri yapmış, gökleri kurmuşsun ama,
Sensin bunca gönülleri yakıp yıkan da.
Ne kızıl dudakları, ne altın saçları
Altmışın süprüntüler gibi kara toprağa.[5]

* * *

Vefasız dünya diye yakınıp durma;
Dünya elindeyken tadını çıkarsana!
Herkese vefalı olsaydı dünya
Sıra mı gelirdi senin yaşamana? [6]

Kaynaklar

[1] www.lisanifarisi.com/category/omer-hayyamdan-4/
[2] Dr. Taki Pûrnâmdârîyân, "Name-i Aşina: Ömer Hayyâm'ın Gerçek Yüzü", s.35, 40-41, www.irankulturevi.com/turkce/name/17-18/(04).pdf
[3] bs-ba.facebook.com/topic.php?uid=20124938860&topic=6489
[4] İhsan Feyzibeyoğlu, "Hayyam", www.bilayvakfi.org.tr/denemeler/ihsanfeyzibeyoglu/hayyam.pdf
[5] www.hicr.net/omer-hayyam/omer-hayyam-hayati-ve-siirleri.pdf
[6] www.imgeler.com/musicsection/61-dunyasiiri/168-omerhayyamrubailer.pdf
[7] www.mansethaber.com/yazar/30438-faruk-dincer-omer-hayyam-siirleri.html
[8] Yalçın Aydın Ayçiçek, "Hayyam’ın Türkçe Yüzü", Can Yayınları, İstanbul 2004, ISBN- 975-6358-30-0, www.hayyam.com/forum/viewthread/353/
[9] Yalçın Aydın Ayçiçek, a.g.e., www.hayyam.com/forum/viewthread/131/






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36848936 ziyaretçi (103011826 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.