Önce Saygı...
 

Önce Saygı...

Ayşegül (Hiçdüşünce)

Kime sorsak, dünyayı sevmeyenimiz yoktur... Sevginin dünyayı kurtarmak için yeterli bir sebep olduğunu düşünürüz hepimiz.. Benim düşüncem ise; eğer saygı ile desteklenmiyorsa sevgi, tek başına pek de bir şey ifade etmez. Eğer yeterli olsaydı; çevremiz, öldüren sevdâlar ile dolu olmazdı...

"Dünyadaki en güçlü sevgi, anne sevgisidir." derler; ama bazen, insana aklını oynattıracak gibi hissettiren evlat kâtili anneler duyuyoruz ya da evlatlar, ebeveynine kıyıyor veya birbirini deliler gibi sevdiğini söyleyerek evlenen çiftlerin kimi zaman sonu büyük bir trajediye dahi varabilen bitişler... Demek ki sevgi, aslında olduğu ortamı tek başına idare edemiyor. Çünkü sevgi dediğimiz şey; naif, hassas ve kırılgandır. Ancak saygı onu desteklerse ayakta kalır...

Saygı denilince aklıma nedense hep Nasreddin Hoca'nın "Ye kürküm ye!" hikâyesi aklıma gelir. Hani ilk önce kıyafetinden dolayı yemek dâvetine alınmamıştı. Daha sonra kürklü kaftanla gelince, büyük bir saygı gösterisi ile başköşeye buyur edilmişti. Bu, günümüzde de çok farklı versiyonları ile devam etmekte. Dış görünüşümüze göre itibâr edilmekte, saygılı davranılmakta, zaman zaman hepimiz gittiğimiz restoranlarda, mağazalarda, hatta hastanelerde bile bize dış görünüşümüze göre sevecen ya da son derece soğuk ve umursamaz davranıldığına şahit oluruz ya da buna şahit olanları görürüz.

Saygı, önce kendimizden başlamalı ve dışa yansımalı. Allah'ın bize verdiği bedenimize saygılı olacağız. Yememize, içmemize, kişisel ve kıyafet temizliğine dikkat edeceğiz. Bu, öncelikle kendimize, sonra da içinde yaşadığımız topluma saygımız için. Çünkü -çok özür dilerim ama- mecbur kaldığım zamanlarda otobüse binmektense yürümeyi tercih ediyorum. Ortalığı saran kokular, kimi zaman nefes almamı bile engelliyor. En yoksulun evinde bile su ve sabun var. Hijyen, zor bir şey değil ki...

Bereketsizlikten söz eder dururuz. O zaman ne yapacağız, ekmeğimize saygı duyacağız. Bu kadar yokluktan bahsediliyor; ama kimse çöpe atılan ekmeklerin miktarını sorgulamıyor.

Evimize gösterdiğimiz saygı ve düzen, dış dünyaya da yansımalı. Sokaklarımıza mesela... En nefret ettiğim saygısızlıkların başında -yine çok özür dilerim- sokağa tükürülmesi geliyor ve de ağıza alınmayacak küfürlerin ulu-orta savrulması. Yani şu yontulmamış kişiliğinizi de çıkarken evde bıraksanız diyorum. İnanılmaz derecede bir ses ve görüntü kirliliği oluşturuyor bu saygısızlıklar (tabii bunu kimlerin yaptığı mâlum. Ben, sokağa tüküren kadına pek rastlamadım... )

Ya denizlerimize atılan çöpler, kimyasal atıklar veya acımasızca katledilen ormanlar; doğaya ve denizlerde yaşam sürdüren canlılara çok büyük bir saygısızlık değil mi?

Ve emeğe saygı.... Mutfakta pişirdiğiniz bir kap yemek bile beğenilip "Ellerine sağlık!" denildiğinde; bu, emeğinize saygının küçük bir göstergesidir. Çünkü emek verdiniz ve karşılığını da bu şekilde bekliyorsunuz. Hepimizin beklediği budur. Ama gidip korsan kitap alırken ya da film -hatta bu, kıyafet bile olabilir- ona gerçekten emek verenlere ne büyük bir saygısızlıkta bulunduğunuzu düşünüyor musunuz? Bir yerlerde o kitapları yazmak için gecelerini gündüze katan, bir kitap için düzinelerce kitap okuyup binlerce döküman inceleyen, pek çok uykusuz geceler geçiren birileri var. Bazen bir kitabı yazmak, seneler alabiliyor. İş, sadece bununla da bitmiyor. Kitabın basımını yapacak bir kitabevi bulmak, dağıtımını sağlamak ve tüm bu aşamalarda kaç kişinin emeği var, hiç hesap ettiniz mi? Veya en fazla 3 saat olan bir filmin çekimlerinin aylarca sürdüğünü, insanların ne şartlara katlandığını... Ve saygısızın biri geliyor, tüm bu emekten hiç kendini yormadan bir parmak hareketi ile faydalanıyor... Aynı eller, büyümesi yüzyıllar süren ormanları da tek bir kıvılcımla yok ediyor. Çünkü yaşama saygısı yok...

Trafikte saygısızlık, yolda yürüyen bayanlara saygısızlık -ki bâzen şaşırarak izliyorum; kadınlar da birbirlerini yapabiliyor bu tip davranışları- çevremize saygısızlık, özellikle apartman hayatında komşulara saygısızlık, çocuğumuza saygısızlık, büyüklerimize saygısızlık.... Uzar, gider...

Bir toplumun dengesini oluşturacak en önemli unsur, hoşgörü ve anlayıştır. Bunu da saygı içinde barındırır... İnsana saygı... Canlılara saygı... Yaşadığımız dünyaya saygı. Hep beraber bir bütün içinde yaşayabilmemiz için farklılıkarımıza saygı... Önce saygı...

Ayşegül,
06:42:42, 19 Mayıs 2010, Çarşamba.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Deniz, 05.12.2014, 18:26 (UTC):
Yeni rastlıyorum:) ağzına sağlık, önce saygı..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36630393 ziyaretçi (102629055 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.