Özelleştirme Teorisi (The Theory of Privatization) - Steve Hanke
 

Özelleştirme Teorisi (The Theory of Privatization) - Steve Hanke

Özelleştirme Teorisi

Steve Hanke

Çeviren: Prof. Dr.  Fevzi Devrim

Ekonomi - Son elli yıldan beri devletler pek çok ülkenin ekonomik faaliyetlerinde daha büyük roller üstlenmişlerdir. Makro ekonomik planlama ve yönetim üzerinde daha fazla etkiye sahip olmuşlardır. Ayrıca, kamu sektörü bütçeleri hem mutlak anlamda hem de özel sektör faaliyetlerinin hacmi ile ilgili olarak gelişme göstermişlerdir. Kamu bütçelerindeki bu büyüme refah programlarında askeri harcamalarda ki hızlı artış ile kamu alt yapısı ve hizmetlerin alanı ve hacminde çok büyük bir artış sonucu meydana gelmiştir. Aynı şekilde az gelişmiş ülkelerde işletmeci bir devlet fikrini benimseyerek devletin faaliyet hacmini büyütmüşlerdir: Bu ülkelerde bir taraftan, devletin büyüme ve kalkınmanın motoru olduğu görüşü ileri sürülürken; bir taraftan da gerek millileştirilmiş endüstrileri işleterek gerekse özel firmaların ve piyasaların işleyişine ciddi şekilde müdahale ederek büyüme hedefine ulaşmaya çalıştığı görüşü benimsenmiştir. (Devlet kapitalizmi). Tabii ki, bazı ülkeler gönüllü, fakat daha çok gönülsüz olarak ideolojik sebeplerle sosyalist ve komünist ekonomik sistemleri kabul etmişlerdir.

Ekonomide devletin giderek daha aktif bir rol alması ciddi problemlerin doğmasına yol açmıştır. Gerçekten kaynakların tahsisinde, düzenlenmesinde serbest piyasalara daha fazla güven duyulmaya başlanmıştır. Özellikle, özelleştirmeye ve kamu alt yapısı ve hizmetlerinin özel tedarikine doğru anlamlı bir hareket olmuştur. Özelleştirme A.B.D.' de ve İngiltere' de moda haline gelmiştir. Özelleştirme A.B.D.' de merkezi ve mahalli idareler seviye-sinde çokça görülmektedir. Yeni tahvil ihracına seçmenlerin soğuk bakması ve vergileri arttırmaya karşı muhalefetin artması, fonların federal hükümetten transferini azaltmış, merkezi ve mahalli politikacılar pek çok olayda kamu alt yapısı ve hizmetlerine mal ve hizmet temininde özel sektöre dönüş yapmak zorunda bırakılmışlardır. Politikacılar özel sektör tedariklerinin maliyet etkinliğini sağlayabildikleri için, diğer durumlarda faaliyetleri kolayca özelleştirmişlerdir.

Federal seviyede özelleştirme bir cari yönetim politikası olmaktadır. Mesela Başkan Reagan, başkanın İdari Biriminin bir parçası olarak bir Federal Emlak Tetkik Kurulunu tesis eden, 25 Şubat 1982 tarihli ve 12348 sayılı İdari Kararı onaylamıştır. Bu kurulun görevi federal devletin sahip olduğu fazla reel değerleri (varlıkları) özelleştirmektir. Bununla beraber, zaman içinde idare, özelleştirme politikasının uygulanmasında yavaş hareket etmiştir.

Yönetimin özelleştirme ile ilgisi de yine, genel olarak Grace Komisyonu olarak bilinen, Başkanın Maliyet Kontrolü konusundaki özel sektör araştırma birimince belirlenmektedir. Bu birim bir özelleştirme raporu hazırlamış ve bu raporunda gelecek üç yıl içinde Federal Hükümetin 28,4 milyar dolar tasarrufta bulunmayı öngören özelleştirme önerisinde bulunmuştur. Federal Hukukçularda yine özelleştirme hareketinde bir rol üstlenmişlerdir. Örneğin, Federal Hükümet yine, özel sektör tarafından icra edilen 11.000 ticari faaliyeti halen üzerine almış durumdadır. Posta hizmetlerinde çalışanlar hariç, federal yönetimde görevli her dört memurdan birisi, bu faaliyetleri yürütmektedir. Senatör Warren Rudman tarafından sunulan bir kanun tasarısı Senato' da müzakere edilmektedir. Bu tasarı ile getirilen bir hükümle, bu gibi federal yönetime ait ticari faaliyetlerin pek çoğu yasaklanmaktadır. Senatörler ve Kongre üyeleri, raportörlüğünü Senatör Steve Symms' in yaptığı "Federal Yönetimin Özelleştirilmesi" görüşlerini değerlendiren ortak Ekonomik Komite' nin federal özelleştirme hakkındaki önerilerini müzakere etmektedirler. Ayrıca, özelleştirilecek spesifik federal faaliyetler hakkındaki teklifler de dikkate alınmaktadır. Bakanlığının Conrail' in satılması konusundaki tavsiyesi Kongre' de kısa bir süre içinde görüşülecektir. Aynı şekilde, Senatör Steve Symms ve Kongre üyeleri Jack Kemp kamu konutlarını özelleştirmeyi amaçlayan bir kanun tasarısı sunmuşlardır.

A.B.D.' deki merkezi ve mahalli idarelere büyük ölçüde benzeyen şekilde, Başbakan Margaret Thatcher İngiltere' de geniş kapsamlı bir özelleştirme programını süratle ve etkili bir tarzda uygulamaya koymuştur. Geçen beş yıl içinde M. Thatcher 22 farklı metod kullanmak suretiyle bir kaç yüz kamu teşebbüsünü özelleştirmiştir.

Uluslararası alanda önceleri devlet müdahelesine taraftar olanlara hakim olan tavırlar bir dereceye kadar kamu mülkiyetinin ve devlet müdahelesinin en düşük seviyede kalmasını isteyenlerden etkilenmiştir. Bu durum Uluslararası Para Fonu ve A.B.D. Uluslararası Kalkınma Dairesi tarafından desteklenen çalışmalarda ortaya konmuştur. Ayrıca, Dünya Bankası yayını olan 1984 yılı Dünya Kalkınma Raporunda, az gelişmiş ülkelerin ekonomik kalkınma problemlerinin serbest piyasa analizlerine yer verilmiştir.

Ekonomik kalkınma konusundaki akademik düşüncelerde ve uluslar-arası teşkilatlardaki davranışlarda meydana gelen değişmeler yanında, pratik açıdan az gelişmiş ülkelerdeki özelleştirme uygulamalarını hızlandıran pek çok faktörde ortaya çıkmıştır. Örneğin;

- IMF istikrar politikaları, pek çok ülke için, gerekli şartların gerçekleştirilmesine bağlı olarak kamu harcamalarını azaltıcı baskının meydana gelmesine ve keza, etkin kaynak kullanımı ile büyümeyi teşvik edecek politikaların uygulanmasına imkan vermiştir. Şartların tüzük olarak özelleştirmeyi gerektirmediği durumlarda bile, bu politika ekseriya IMF tarafından konulan sınırlamalarda en mantıki araç olarak kullanılmıştır.

- Gerek Dünya Bankası ve gerekse Uluslararası Kalkınma Bankası bazı faaliyetlerin kısmen veya tamamen özelleştirilmesi imkanlarına daha açık olmuşlardır. Bu açıklık eğer başka sebep yoksa önemli uluslararası teşkilatların özelleştirme hareketlerini ertelememeleri sorununu doğurmuş, bazı durumlarda da uluslararası teşkilatlar özelleştirmeyi teşvik etmişlerdir.

- Ekonomik kalkınma için hayati önem arzeden sektörler hakkındaki değişen kanaatler, keza özelleştirme tercihi üzerinde etkisi olmasa dahi bu konuda düşünmeyi teşvik edici rol oynamıştır. Örneğin, yurtiçi sanayileri dış rekabete karşı koruyarak döviz temini üzerine yoğunlaştırılmış politikalar yerine pek çok az gelişmiş ülke ihracat hacminin artması ve genişlemesi yoluyla döviz harcamalarını arttırmaya ağırlık vermeye başlamışlardır. Özelleştirme dahil bu uygulamalar az gelişmiş ülke ekonomilerini uluslararası piyasalarda rekabet edebilir hale getirmiştir.

- Özelleştirme, uluslararası firmaların etkinliklerinde de değişiklikler meydana getirmiştir. Uluslararası firmalar az gelişmiş ülkelere yatırım sermayesinden daha fazla transfer yapmaktadırlar. Bunlar arasında, teknoloji, yönetim bilgisi, piyasaya giriş ve girişimci bilgisi yer almaktadır.

- Bazı durumlarda, özelleştirme, özelleştirme politikalarının devamından başka bir şey değildir. Bu politikalar ile devlet kamu girişimlerine yatırım yapar. Bununla birlikte, bu strateji ile prens endüstrileri koruma düzenle-meleri söz konusu olabilir bu da uygulamadaki özelleştirme politikalarını olumsuz yönde etkiler.

Özelleştirme Ekonomisi

Tam rekabet piyasaları ve piyasa sosyalizminin ileri sürdüğü teorik modellerde; kamu ve özel mülkiyet ile elde edilebilen kaynakların tahsisinde statik ekonomik etkinliğin nasıl olduğu açıklanmaktadır.

Tam rekabet piyasasında tüketiciler kendi faydalarını maksimize etme çabasındadırlar. Bütçe sınırlamaları ise bireylerin gelirleri ile mal ve hizmetlerin fiyatları ile belirlenmektedir. Gelir, fiyatlar ve kaynakların miktarı ile oluşturulmaktadır. Fiyatlar ise alıcı veya satıcıların piyasa fiyatları üzerinde kontrolünün olmadığı bir rekabet piyasasında oluşmaktadır. Bu arada, doğa ve teknoloji ekonomide kaynak stoğu ile sınırlı bulunmaktadır.

Piyasa sosyalizmindeki kaynak dağılım modeli tam rekabet piyasası modeline benzemektedir. Ancak bu modelde bir istisna olarak kaynaklar kamusal olup, fiyatlar teknokratlar tarafından merkezi olarak belirlenir.

Her iki model de kurumsal bir çerçevede ve mekanik bir şekilde çalışmaktadır. Örneğin her iki modelde de işlem maliyetinin ve düzenleme maliyetinin sıfır olduğu; tüm kaynakların tam çalışma seviyesinde bulunduğu ve kaynakların tamamıyla parasal kaynaklara tahsis edildiği varsayılır. Ayrıca, aynı nitelik ve nicelikteki informasyonun merkezi planlama ile meydana geldiği varsayılır.

Gerçek dünyada ise, kaynaklardan meydana gelen gelir ve diğer kaynakların transfer edilebilme gücü kullanılan kaynakların üzerinde bir etkiye sahiptirler. Diğer deyişle, özel mülkiyet düzenlemeleri iki yönlü (neutral) değildir. Haklar sistemi, birey kararlarından meydana gelen fayda ve maliyetlerin karar sahiplerine ve diğerlerine nasıl tahsis edileceğini kapsayan birbirinden farklı organizasyonel düzenlemeler ve fiyat mekanizması ile belirlenir.

Bir bireye kaynaklardan gelir elde etme ve kullanma hakkını veren ve gönüllü olarak diğerlerine kaynak transferi yapmasına yol açan özel mülkiyet haklarının varlığıdır. Bu haklar ile birey hem ortaya çıkacak maliyetlerden sorumlu olacak hem de toplam faydaya sahip olacaktır. Bu nedenle, karar vericiler (servet sahipleri) tüm fayda ve maliyetleri göz önünde bulunduracaklardır. Özel mülkiyet hakkı ile birey kararlarının yaratacağı tüm sonuçları yüklenecek ve kaynakları en etkin bir şekilde kullanacaktır. Birey bunu yaparken sıfır düzeyli informasyon ile işlem maliyetleri ve mülkiyet haklarının başlangıçtaki dağılımını göz önünde bulundurmayacaktır.

Bununla birlikte, pratikte, informasyon ve işlem maliyeti pozitiftir ve mülkiyet hakları çoğunlukla azaltılmaktadır. Bu özel bir firmada karar alıcıların ve idarecilerin kendi faydalarını sağlama fırsatını arama ya da karları yükseltmek amacıyla çalışmaları anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, özel girişimci davranışı, firmanın karını maksimize etme amacından sapmaktadır ve özel girişimci davranışı bu durumda teoratiksel idealden sapacaktır. Ancak, firma kaynaklarını maksimize etme eğilimi devam edecektir.

Mülkiyet haklarının azaltılması ile ilgili bir ekstrem nokta, kamu mülkiyetidir. Kamu ve özel girişim arasındaki fark gerçekte kamunun malının "sahipli" mal olmayışıdır. Çünkü kamuda etkin bir transfer olmaz. Sadece vergi mükellefleri "kendileri" kamu varlıkları portföyünü (portfolio of public assets) ya başka bir hükümet seçerek ya politikacıları bu varlıkları değiştirmeye ikna ederek ya da kamu teşebbüslerinin işleyiş biçimlerini değiştirerek bu değişikliği yapacaklardır. Ancak bu tercihler tipik olarak çekici değildir. Çünkü bunlar vergi mükellefleri üzerine çok büyük maliyetler yükler.

Sonuç olarak, kamu idarecilerinin ve memurlarının işlemlerini kontrol etmede özel sektördeki emsallerine nazaran daha zayıf kaldıkları söylenebilir. Ancak, kamu bürokratları, ihtiyatlı davranışta özel sektördeki duruma göre daha büyük bir fırsata sahiptirler. Örneğin, bürokratlar kamu sektörü varlıklarının değerini maksimize etmekten ziyade, kendi kariyer ve faydalarını arttırma ve personellerinin yerini değiştirme gibi fırsatlara sahiptirler. Çünkü bürokratların maaşları statüleri ile sınırlıdır. Ayrıca bürokratlar, parasal olmayan diğer faydaları ve iş güvenliklerini arttırmada kaynakları tahsis etme eğilimindedirler. Diğer deyişle, bürokratlar çalışma yükünü daha hafifletecek ve işlerini daha zevkli, çekici hale getirecek politikaları benimsemektedirler. Örneğin, idaresi daha kolay olan fiyat politikalarının benimsenmesi ya da fiyat-dışı araçlarla ürünlerin belirlenmesi, güçlü politikacılara ve seslerini duyuran özel çıkar gruplarına yakın olma, ürünlerin arz ve talep koşullarını belirlemede etkin olmama gibi. Sonuçta, kamu girişimci davranışı talep ve arz koşullarında daha az hassas olacaktır ve özel girişime göre daha yüksek maliyetle çalışacaktır.

Özel mülkiyet hakları teorisi en iyi şekilde Adam Smith' in Milletlerin Zenginliği (Wealth of Nations) adlı eserinde işlenmiştir. Smith' e göre, "hükümdar ve tacirden daha çok birbirine benzemez, bağdaşmaz hiç bir karakter yoktur." Smith, bu durumu gözlemlemiş ve şunu görmüştür. İnsanlar diğer insanların zenginliğini kendilerininkinden çok daha fazla müsrifçe harcamaktadır. Bu durumda kamu idaresi ihmalci ve israfçı olmaktadır. Çünkü kamu memurları ticari gelirlerde direkt bir çıkara sahip değillerdir. Smith, örneğin kamu topraklarının özel topraklarla kıyaslandığın-da ancak %' inin verimli olduğunu ileri sürmüştür. Sonuçta Smith kamu mallarının özel hale getirilmesini tavsiye etmiştir. Ona göre, eğer bu yapılırsa, mal sahipleri varlıklarının değerlerini maksimize etme ve israftan kaçınma eğiliminde olacaklardır. Smith, şöyle devam etmektedir: "Hükümdar genellikle kendi egemenliğini daha da büyütecek en iyi tarım alanlarına sahip olmak isteyecektir. Toprak sahibi ise, mülkü olan her toprak zerresinden en avantajlı bir şekilde yararlanacaktır."

Özelleştirme tartışması kapsamında, mülkiyet hakları teorisi önemli bir yere sahiptir. Eğer bizim amacımız ekonomik etkinliği arttırmak ve kamu sektöründeki israfı azaltmak ise, bu durumda piyasa sosyalizmi reformlarına güvenmemeliyiz. Eğer biz etkinliği düzeltmek ve kamu sektörü israfını gidermek istiyorsak özelleştirme politikalarını benimseyerek özel mülkiyet hakları düzenlemelerini yapmalıyız.

Kamu Malları - Dışsallık Problemi

Kamu ve özel mülkiyet arasında tercih yapıldığı zaman kamu girişimi üzerinde özel girişimin üstünlüğü olduğu teori tarafından da ileri sürülmektedir. Bu üstünlüklerden biri dışsallıktır. Yani satıcı ve alıcı arasındaki işlemde üçüncü bir kişinin (kişilerin) fayda ya da maliyet yüklenmesidir.

Bu şekildeki dışsallıkların varlığının çok sık tartışılması kamu girişimini haklı çıkarmaktadır. Örneğin, demokratik bir toplumda eğitimin çok geniş bir dışsallığı olduğu ileri sürülür. Sosyal etkinlik görüşünden hareketle, özel girişim eğitiminin dışsal faydasının özel okullar ve öğrenciler arasındaki işlemlerde dikkate alınmadığını söyleyemeyiz. Bu yüzden, kamu okullarına ihtiyaç olduğu çoğunlukla ileri sürülür.

Kamu malları ile ilgili kavram kamu sektöründeki bazı faaliyetleri yapılması zorunlu faaliyetler olarak ortaya çıkarmaktadır. Bir kamu malı herkesin kullanımına arz edilen ve herkesin beğenisine sunulan bir mal veya hizmettir. Örneğin, radyo istasyonu dinleyen herkese bedava sunulur. Bir kamu malının potansiyel kullanıcıları mallar için rekabet halinde değillerdir. Bu yüzden kamu malının tüm kullanıcıları "bedavacı" (free riders) olma eğiliminde olup, özel olarak sağlanan kamu malına ödememe veya az ödeme isteğindedirler. Sonuçta, kamu malları arzı konusunda tartışmalar çoğalmak-tadır.

Kamu malları ve kamu girişimciliği konusunda klasik bir örnek, böcekleri yok etmek için ilaçlama yapılmasıdır. İlaçlanan bölgede yaşayan herkes bunun maliyetine katılsın ya da katılmasın faydasından yararlanacaktır. Böylece, bu faaliyet, kamu sektörünün yapması gereken bir faali-yettir, çünkü kamu malı özelliği taşımaktadır.

Kamu malları ve dışsallıklar sorununun çözümüne ilişkin ileri sürülen iddialara baktığımızda, bu malların kamu girişimini yoksa özel girişim tarafından mı arz edildiğini anlamamız gerekir. Sözü edilen malların arzı kamu tarafından yapılıyorsa kullanıcılar ücret ya da vergi şeklinde ödeme yaparlar. Bir malın arz ve finansmanı özel ya da kamusal olsun bunlar arasında önemli bir farklılık vardır. Şayet kamu malı ve dışsallıklar varsa ve devlet kamu müdahaleciliğini uygun görüyorsa, mal bu karakterde de olsa finansmanı yalnızca kamu ya da hem özel hem kamuca karşılanmış olsa da ürünlerin arzı özel olabilir. Örneğin, okullar özel olabilir, böcekle mücadele hizmeti "uygun" bir seviyede özel firmalarca yapılabilir, hatta bu firmalar bunu yaparken tamamıyla ya da bir kısım finansmanlarını kamudan karşılaya-bilirler. Kamu finansmanı ya da kamu-özel finansman ve özel arz, özel arzın çoğunlukla optimalin altında kalmasıyla ortaya çıkan sorunlar, dışsallıklar ya da kamu malları sayesinde giderilebilir.

Burada belirtmeliyiz ki, üzerinde durduğumuz asıl konu kamu ve özel girişimde arz ve mülkiyettir. Kamu malları ve dışsallıklarla çevrilmiş konunun finansman kısmı bu çalışmanın konusu değildir.

Doğal Monopol Yönetimi

Kamu girişimciliği için diğer ileri sürülen problem doğal monopol koşullarının varlığıdır. Eğer bir firmanın ortalama ürün maliyeti, çıktı arttığı halde düzenli olarak azalıyorsa firma "doğal monopol" haline gelmiş olur. Bu durumda, şayet piyasaya birden çok firma arz yapıyorsa, her firma ortalama maliyet seviyesinde üretim yapmalıdır. Bu durumda her firma, piyasa payını arttırmak ve ortalama maliyetini azaltmak için fiyat kırma eğiliminde olacaktır. Ekonomik savaş ise böyle bir ortamda sağ kalanın olacaktır ve o da doğal monopol olacaktır.

Her hangi bir monopol durumunda, doğal monopolist, fiyatları yükseltecek, çıktıları sınırlayacak ve ekonomik israfa yol açacaktır. Bir çok analist doğal monopollerin varlığının bu sonuçları kapsadığını ileri sürmektedir. Böyle bir durumda yalnızca kamu girişimciliğinin çözüm olacağını düşünmek yanlış olur. Ancak kesin bir çözüm olmasa da, yüksek birim maliyetlerini azaltacağı ve düşük rekabet koşullarından meydana gelen israfı önleyeceği söyleyebiliriz.

Ondokuzuncu yüzyıl ekonomist ve filozofu John Stuart Mill, doğal monopol koşulları altında özel firmaların israfa yol açan bir rekabete yol açtıklarını tartışan ilk kişidir. Ona göre, alt yapı yatırımlarını ve hizmetleri kamu girişimi üstlenmelidir. Ancak Mill' in analizi itiraz kabul etmez de değildi. Edwin Chadwick 1859' da Mill' in analizini tartışmış ve rekabetin hiç bir zaman bertaraf edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Buna rağmen doğal monopol koşullarında rekabetin müşterilere doğru bir hizmet vermede israfa yol açtığını kabul etmiştir. Chadwick tarafından bu konuda öne sürülen önemli bir nokta daha vardır. Buna göre, rekabet bir hizmet alanında tüketici birey yerine hizmet üzerine yönelmelidir. Kısaca, Chadwick özel firmaların bu hizmet alanı içinde bazı özel imtiyazlar ve muafiyetler elde etme çabası ve rekabetinde olduklarını tartışmıştır.

Harold Demsetz doğal monopol koşullarının elimine edileceği durumlarda dahi rekabetçi sonuçların elde edilebileceği şeklindeki Chadwick fikrini yeniden keşfetmiş ve geliştirmiştir. Ona göre, bir imtiyazın kolayca elde edilmesiyle ve böylece, tüketici bireyden ziyade böyle imtiyazların elde edilmesi için yapılan rekabet ile istenen sonuçlar elde edilebilecektir. Bu durumda, kamu girişimi ve onun etkinsizliği Demsetz' e göre gizlenmiş olacak ve özel bir doğal monopol ile birlikte ortaya çıkan etkinsizlik ve israflar göz ardı edilecektir.

Demsetz'in sisteminin anahtarı bir istekler prosedürü olmasıdır. Serbest rekabetin istenen sonuçlarının ve özel arzın maliyet etkinlik ile ilgili istenenlerin elde edilmesinde imtiyaz piyasadaki düşük fiyatlara uyum sağlayabilen firmalara verilen bir ödül olmalıdır. Kamu otoriteleri ya da imtiyaza sahip özel birlikler imtiyazlı bölgede müşteriler için bir pazarlık acentesi gibi hareket edeceklerdir. Kamu otoritesi nitelikli ve nicelikli ve düşük fiyatla mal arzeden firmalara imtiyaz verme arayışında olacaktır. Başarılı bir şekilde fiyat arttıran imtiyazlı bölgede tüm tüketiciler için bir kontrakta sahip olacaktır. Böylece, doğal monopol problemi kamu kaynakları dışında çözüme kavuşmuş olacaktır. Ancak şunu belirtmeliyiz ki Birleşmiş Milletler' de çok sık kullanılan doğal monopol problemi yaklaşımında, eğer, rekabetçi imtiyaz sistemi benimsenseydi kamu faydası düzenlemeleri de talep edilmeyecekti.

Doğal monopol problemi ile ilgili dört nokta üzerinde durulabilir: (1) Fiyatlar arzın artan maliyeti üzerinde ya da yönetimsel olarak belirlenmelidir; (2) Ürünlerin arzı nitelik ve nicelik yönünden uygun olmalıdır; (3) Üretim maliyetlerin minimize edilmesiyle yapılması gerekir; (4) Karların üretimi belirli bir çizgide devam ettirecek yeterli sermayeyi sağlayacak düzeyde olmalıdır. Demsetz' e göre özel rekabetçi imtiyaz düzenlemeleri bu özellikleri yaratacak şekilde sonuçlar meydana getirecektir. Bununla birlikte, Demsetz bu özelliklerin kamu girişimleri tarafından gerçekleştirilirken, özel girişimcilerce de düzenlenebileceğini ileri sürmektedir.

Bir imtiyaz elde etme sisteminde başlıca iki safha vardır: Bunlar ihale aşaması ve işletme aşamasıdır. İhale aşaması boyunca, etkin rekabet olabilecek bir problemi ileri sürer. Örneğin, imtiyazın varlığının son bulmasında, imtiyaz sahibi sık sık kendi imtiyazını yeniden gözden geçirecek, yeniden görüşmeler yapacaktır. Bu durum monopol gücünün ve zayıf performansın ortaya çıkarılmasında yardımcı olacaktır. Çünkü rekabetçi güçler imtiyaz düzenlemesiyle ilgili çalışmazlar.

İmtiyaz elde edilmesinin kritiği firmaların orjinal imtiyazları kazanma eğiliminin ve iddiaya göre başarısız görünen bir rekabetçi tehlikenin nedenleri üzerinde yapılmaktadır. İmtiyazların varlığının potansiyel rekabetçiler üzerinde bir avantaj sağlayacağı, zira imtiyazların varlığının imtiyazla birleşmiş maliyet koşulları ve talep hakkında çok daha fazla ve çok daha iyi informasyon temin edileceği; ve potansiyel fiyat arttırıcıların yanıltılabilme ihtimallerinin olduğu ileri sürülmektedir ve potansiyel fiyat arttırıcılar intikaller ya da harekete geçen maliyetler nedeniyle istekten kaçınacaklardır. Bu faktörlerin imtiyaz sisteminden potansiyel rekabeti elimine edeceği tartışılmaktadır.

İmtiyaz sisteminin sunulmasında, Fransız su ve atık su endüstrilerin-den söz etmemiz gerekir. Bu endüstriler yaşadığımız yüzyılda en başarılı şekilde imtiyaza konu olmuş endüstrilerdir. Bu endüstrilerde, güçlü ve etkin bir rekabet vardır. Benzer güçlü rekabet imtiyazları kullanan diğer sektörlerde de vardır. (Fransa' da). Örneğin, Holcombe Paris gaz sisteminde böyle imtiyazların öteden beri var olduğu bilinmektedir.

Fransa' daki su ve atık su endüstrileri için imtiyaz sisteminin etkinliği sosyalist hükümet döneminde de devam etti. Hatta bu endüstriler 1981' de pek çok ticari faaliyette bulunan firma kamu faydası adına millileştirilirken bu endüstriler millileştirilmedi. Belediye Başkanları kendi politik parti etkilerini önemsemeksizin su ve atık su endüstrilerinin millileştirilmelerine karşı çıkmışlardır. Neden olarak da millileştirmenin hizmetlerin maliyetlerini arttıracağını ileri sürmüşlerdir.

İmtiyazlar için bir kaç teklif veren kişi olduğu durumlarda dahi, eğer piyasa periyodik bir şekilde rekabetçi ihaleye açılırsa bu durumda rekabetçi sonuçlar elde edilir. "Rekabetçi piyasalar (contestable markets)" olarak adlandırılan yeni teoretiksel alanda yapılan son araştırmalar iki teklif veren kişinin olması halinde dahi rekabetçi sonuçlar alınabileceğini göstermektedir. Bu araştırma eğer piyasalar (bu durumda imtiyaz halinde) rekabetçi ise normal rekabet piyasaları var olsa dahi, "doğal monopol-imtiyaz" koşulları altında piyasa disiplini için rekabet olacağını göstermektedir. Şayet bir imtiyaz için rekabet edilebilir ise, bu şekilde bir rekabet tarzına ulaşılacaktır.

Fiyatlandırma konusunda ihale boyunca bazı problemlerin yaşanacağı ileri sürülmektedir. Örneğin, eğer imtiyaz hizmetleri azalan maliyetleri de kapsıyorsa, bu durumda rekabetçi ihalenin meydana gelmesi çok mümkündür. Ayrıca ihale edenin vereceği fiyat çıktının marjinal maliyetine eşit olacaktır. Demsetz ihalede hem fiyat farklılıklarına hem de çift-kısımlı tarifelere izin verilmesiyle marjinal maliyetlerde sıfır karların ve fiyat setlerinin elde edilebileceğini ileri sürmektedir. Bununla birlikte, bu karışıklık ihalede fiyat veren imtiyaz kollayanla ilgili daha fazla spesifik bilgi elde edilmesini gerektirmektedir.

Ayrıca, imtiyazın ihale safhası boyunca meydana gelen problemler, bir imtiyazın uygulanma safhası boyunca karşılaşılabileceği problemlerle ilgili olarak çeşitli şekillerde ifade edilmektedir. İmtiyazlar zamanla doğru orantılı olarak devam etmektedirler. İmtiyazların yaygın ve sermaye alt yapılarının imtiyaz sahiplerince yapıldığı ve işletildiği Fransa' da, imtiyaz 30 yıldan bu yana devam etmektedir. Özel firmaların yalnızca bir kamu girişiminin sahip olduğu sermayenin işletilmesi ve korunmasında bir imtiyaza sahip olduğu durumlarda, ülkede imtiyazın maksimum müddeti 12 yıldır. Bu periyod boyunca, belki de talep, maliyet ve teknolojide önemli değişiklikler meydana gelecek ve fiyatlandırmada kompleks bir hal alacaktır. Bu yüzden imtiyaz ile ilgili olarak bir uzman raporu gerekecektir. Böylece orijinal fiyatlar layıkıyla değerlendirilebilecek ve imtiyaz devam ettiği müddetçe kontrol edilecektir. Ayrıca beklenmedik "şoklar" ile fiyatların düşme ihtimali göz önünde tutularak anlaşma maddeleri genellikle yeniden gözden geçirilir. Eğer yeniden değerlendirmeler sıklıkla yapılıyorsa, imtiyaz ihalesi, rekabetçi piyasa süreci ile belirlenen fiyatlara dayanarak bu tür imtiyazların karakteristik özelliği olan haksız yararlanmaların olacağı söylenebilir.

Fiyatlamanın karmaşıklığının nedenleri ve anlaşma müzakerelerinde yer alan uzun dönemli imtiyazların nedenleri çeşitli örneklerle açıklanabilir. İlk imtiyazlar için düşük fiyatlara dayanarak fiyat verilmiyordu. Ancak, genellikle imtiyaz devam ettiği müddetçe söz konusu olan maksimum fiyatlar üzerinden fiyat teklifleri geliyordu. Bu durum deflasyon dönemi boyunca tüketicilerin, enflasyon dönemi boyunca da imtiyazların aleyhine işliyordu.

Enflasyon ve deflasyon dönemleri boyunca, söz konusu olan hoşnutsuzluk bir çok imtiyazdan vazgeçilmesine ya da imtiyazların hükümet bünyesine alınmasına yol açmıştır. Buna rağmen bazı durumlarda imtiyazlar muhafaza edilir ve bu noktada genel fiyat seviyesindeki değişmelerle beraber durum daha kompleks hale gelir. Örneğin, Paris' e gaz veren imtiyaz için hem maksimum bir fiyat belirlenmiştir, hem de firma için minimum bir kar düzeyi saptanmıştır. Bu düzenlemeler kent için bazı önemli problemler yaratmıştır. Çünkü Birinci Dünya Savaşı boyunca gaz fiyatlarında çok hızlı artışlar olmuştur. Sonuç olarak, gazın ortalama maliyeti imtiyaz halinde maksimum fiyatların iki katı olacaktır. İmtiyaz minimum kar garantisi sağlanması halinde, kentte imtiyaza verilecek yardımlar vergi gelirlerinden sağlanacaktır. İlk imtiyazların yarattığı problemlerin üstesinden gelmede çok fazla karmaşa yaşanmıştır. Özellikle fiyatların belirlenmesi ve imtiyaz sahibi tarafından verilen maliyet ve talep koşullarını gerçeğe yakın yansıtan fiyatlar konusunda çeşitli karmaşalar olmuştur. Buna rağmen imtiyaz fiyatın değerlendirilmesi ve imtiyaz boyunca artan maliyetlerin karmaşıklığı, şayet imtiyaz yeniden görüşmeler müddetince rekabet edilebilir ise imtiyaz özelliklerini kaybetmez.

İmtiyazların uygulanma safhası boyunca söz konusu olan ikinci potansiyel problem imtiyazın süresinin bitimine yakın meydana gelir. Teşviklerin varlığı imtiyazın yenilenme şansı olmadığı zaman firmaların yatırımlarını azaltmalarına yol açar.

Yatırımların yapılması ve devamının sağlanmasında ortaya çıkan problemlerin üstesinden gelinebilir. Bunun için, imtiyaz boyunca firmalara yatırımlarını amortize etme izni verilebilir. Bundan başka imtiyazların firmaların performans kriterlerine bağlı olarak yararlandırılmaları sağlanabilir. Özellikle bu koşul, firmaların kontrakta bağlı olarak kontrol edilmelerini ve bunun tüm sorumluluklarını taşımalarını garanti eder. Ancak yine de imtiyazı sağlayan (devlet) bunun tüm sorumluluklarını firmaya bırakmayarak, zaman zaman tüketici adına/lehine kontrollerini yapar.

Sonuç

Kamu sektörünce yapılan sosyal yatırımların ve hizmetlerin özel sektörce etkin bir şekilde yapılmasının mümkün olacağına dair önemli teorik destekler söz konusudur. Mülkiyet haklarının fazla olduğu durumlarla az olduğu ya da kamusal olduğu durumlar karşılaştırıldığında en iyi sonuçlar birinciden yana alınır. Teorik bakış açısından hareketle kamu sosyal yatırım ve hizmetlerinin özel sektörce karşılanması halinde daha etkin olacağı sonucuna varılabilir.

Ancak kamu malları ve dışsallık problemleri nedeniyle kamu girişiminin gerekli olduğunu düşünenlerde az değildir. Bununla birlikte, çalışmada görüleceği gibi, bu problemler hizmetlerin bir özel ya da kamu girişimi tarafından yapılması kararını etkilemez. Bu yüzden, biz hala kamu arzı yerine özel girişimi güçlü bir şekilde destekliyoruz.

Yine de, kamu arzı ile ilgili düzenlemelerde doğal monopol problemleri söz konusudur. Doğal monopol problemleri, bir çok ekonomist tarafından kabul edilmemektedir. Ancak bazı durumlarda, özellikle varlıklarla ilgili olarak yüksek düzeyde ihtisaslaşma ve önemli yatırımların olması halinde bu problemler söz konusu olmaktadır. Ancak, doğal monopol problemleri rekabetçi ihale sistemi ve imtiyazlar için bir rekabet piyasasının yaratılmasıyla bertaraf edilebilir. Böylece, hatta bu özel durumlarda dahi teoratiksel bakış açısından hareketle, kamu arzına karşılık özel arzı savunabiliriz.

Kaynak: Steve H. Hanke, "The Theory of Privatization", in: Stuart M. Butler, (Ed). The Privatization Option. A Strategy to Shrink the Size of Government - Washington D.C.: The Heritage Foundation, 1985. syf.1-14.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36640187 ziyaretçi (102645663 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.