Üç Yavrulu Keçi (Romanya)
 

Üç Yavrulu Keçi (Romanya)

Bir zamanda varmış, bir zamanda yokmuş. Bir keçi annenin üç yavrusu varmış. Büyük ve ortanca kardeşler çok yaramaz oldukları halde en küçükleri akıllı ve çalışkan imiş. Atasözüyle de belirtildiği gibi "Elin beş parmağı vardır ama, hiçbiri diğerine benzemez." Birgün anneleri oğlaklan çağırarak onlara:

"Canım yavrularım! Ben ormana gidip yiyecek getireceğim. Siz kapıyı kilitleyin, sessizce beni bekleyin, kapıyı da kimseye açmayın. Ben geldiğimi de size şöyle seslenirim: 'Üç yavru oğlağım Annenize kapıyı açın! Çünkü anneniz size Ağzında yemeye yiyecek Memelerinde içmeye süt Sırtında tuz, Ellerinde çiçek getirmiştir.' Beni duydunuz mu?"

Yavrular:

"Evet anneciğim."

demişler. Anne keçi:

"Size güvenebilir miyim?"

diye sorunca da:

"Sen hiç merak etme anne."

demiş büyük oğlaklar.

"Biz büyüyünce erkek olacağız; verdiğimiz söz sözdür."

"Peki, gelin sizi öpeyim! Tanrı sizi korusun, hoşça kalın!"

Anneleri gittikten sonra oğlaklar kapıyı kilitlemişler. Ama derler ya, duvarların kulakları, pencerelerin de gözleri vardır. Onların düşmanı olan bir kurt da her şeyi dinlemiş. Çünkü o, çoktandır oğlakları yemek istiyor, ancak fırsat bulamıyormuş. Bu yüzden keçinin gittiğini gören kurt kapıya gelerek annelerinin dediğini tekrarlamış. Büyük ve ortanca oğlaklar;

"Koşun, annem geldi, açın kapıyı!"

diye bağırmışlar. Ancak en küçükleri:

"Hayır, yapmayın!"

demiş.

"Bu annemin sesi değil. Onun sesi o kadar kalın değildir, ben onun sesini tanırım!"

Bunlar duyan kurt, hemen bir demirciye gitmiş ve dişlerini sivrileştirmiş sesi daha incelsin. diye Sonunda oğlakların kapısına gidip:

"Üç yavru oğlağım, annenize kapıyı açın! Çünkü anneniz size ağzında yemeye yiyecek, memelerinde içmeye süt, sırtında tuz, ellerinde çiçek getirmiştir."

demiş. Bu sefer büyük oğlak dayanamamış ve en küçük yavrunun ısrarlarına rağmen kapıyı açmış. Kurdu gören en küçük oğlak ocağın içine saklanmış, ortanca da divanın altına. İçeri girip önce en büyük oğlağı yiyen kurt diğerlerini aramaktan yorulduğu için divana oturmuş. Hapşırığına oturduğu divanın altından

"Çok yaşa amca!"

sesini duyunca ortancayı da tutup yemiş ve evden çıkıp gitmiş. Bunu gören en küçük oğlak ocaktan çıkarak ağabeyleri için ağlamaya başlamış ve nihayet bayılıp kalmış.

Bir süre sonra anneleri sevinç içinde evine dönmüş. Kapıda durup şarkısını söyleyince en küçük oğlak annesini karşılamış ve olanları ağlayarak anlatmış. Anne keçi bu duruma çok üzülmüş ve kurttan intikam almak için düşünmeye başlamış.

Bulduğu çareyi uygulamaya karar veren anne keçi yaptığı çeşit çeşit yemeklerin piştiği ocağın korlarını evin yanındaki hendeğin içine doldurmuş. Tahta ile örttüğü bu yerin üstüne bir halı sermiş. Halının üstüne de mumları eriterek yaptığı sandalyeyi koyarak sofrayı hazırlamış ve ormanda bulduğu kurdu; çocuklarının duasını yapacağını söyleyerek yemeğe davet etmiş. Kurt, bu daveti sevinerek kabul etmiş ve iştahla birbirinin ardına lokmaları yuvarlarken sandalye, korların sıcaklığıyla
erimiş ve hendeğe düşmüş. Canı yanan kurt yardım isterse de keçi ona:

"Benim de canım yanmıştı yavrularım için. İşte gör bakalım nasıl oluyormuş!"

diyerek en küçük yavrusuyla birlikte bulduğu bütün taşları kurdun üstüne atmış ve cezasını vermişler. Komşu keçiler bu işe çok sevinmişler ve anne keçiyi tebrik için evine gelmişler. Çünkü yavruları için hiçbir tehlike kalmamış.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36930818 ziyaretçi (103160786 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.