Ütopya
 
Ütopya

Ütopya

Hazırlayan: Akhenaton

“Outopia” ya da “eutopia” Yunanca bir sözcüktür ve hem hiçbir yer (outopia), hem de iyi bir yer (eutopia) anlamına gelmektedir. Thomas More’nin üretip ilk defa kullandığı ütopya sözcüğünün özü, mümkün olmayan, ancak insanın bulunmak için heves ettiği bir dünyada yaşamak anlamına gelmektedir. İçerik olarak felsefî olmakla birlikte, biçimsel açıdan edebî bir tür olarak karsımıza çıkan ve ideal bir toplum tasarımı olan ütopyalar, bir yandan yazarlarının içinde bulundukları toplumsal ve siyâsal ilişkilere yönelik eleştirel bir tutumu yansıtırken, diğer yandan ideal olana, bir diğer deyişle toplumsal-siyâsal olarak olması gerekene uzanmayı amaçlamaktadırlar.[1]

İngilizcede utopia, Fransızcada utopie, Almancada utopie seklinde kullanılan bu kelime Türkçeye ütopya olarak geçmiştir. Görüldüğü gibi çeşitli dünya dillerinde Thomas More'nin Yunancadan ürettiği sekliyle kimi ses değişmelerine bağlı olarak benzer şekilde kullanılan kelime Türkçeye de aynı şekilde girmiş ve yerleşmiştir.[2]

Ütopyalar yüzyıllardır rağbet gören, sevilen, sevilerek okunan ilginç kurgulardır. Düşü, fantastiği, oyun fikrini barındıran ütopyalar memnun olunmayan hayat şartlarının ürünüdürler. Ütopyalar “yeryüzü cennetleri”, bunlara zıt yapıda ortaya çıkmış distopyalar da “yeryüzü cehennemleri” yahut karabasanlar olarak bilinirler.[2]

Olan ve olması gereken arasındaki boşlukta salınan birey, fiziksel anlamda yaşadığı sınırları aşamamanın bunalımı içerisindedir. Yaşamın kaba realitesi içerisinde kendini ve kendi dışındaki yaşamı sorgulayan her birey bu bunalımı yaşar. Bunalım anındaki her bireyin vereceği olağan tepkiyse kaçış psikolojisi içerisine girmektir. Kaçış, bireyin olağandışı, alışılmadık, içinden çıkamadığı, bunaldığı özetle iç ya da dış etkenlerden kaynaklı bir durumdur.[3]

Ütopyalar, insanların daha iyi ve güzel bir hayat yasama özleminin ürünüdür. Doğrudan ütopya olmasa bile bugünkü ütopya anlayışına yaklaşan mutluluk arayışları değişik toplumlarda eski çağlardan beri kendini gösterir. Söz konusu mutluluk arayışları kimi zaman ütopya olarak belirirken, çoğu zaman ütopik idealizm olarak anlam kazanır. Zaman zaman da çeşitli eserlerin içerisinde ütopik unsurların sınırlı bir yer tuttuğuna şahit oluruz. Ütopya, metnin dünyasında hangi seviyede yer tutarsa tutsun, hep daha iyi bir dünyanın arayışı olarak değer kazanır.[2]

Ütopya kavramına ütopya kelimesinin ortaya çıkısından daha önceki dönemlerde rastlanır. Doğrudan ütopya kelimesi ya da onun yerini tutan belirli bir kelimeye rastlanmasa da ütopya kavramını karşılayan değişik kelimelerle karşılaşılır. Batı ve Dogu uygarlıklarinde ütopya kavramı etrafında değerlendirilebilecek eserlerle ya da toplum tasarılarıyla karsılaşmak mümkündür. Daha İlk Çağ’da özlenen ada olarak Hesiodos’un ‘altın çağ mitosu’ndan başlayarak Platon’un Devlet’inde, Eumeros’un Kutsal Söylencelerinde " Panchaia" ile Farabi’nin " Medinetü’l Fazıla" ve bunun gibi çok sayıda eserde ütopya kavramıyla karşılaşılır. Bu tür eserlerde yaşanan gerçekliğin üstünde ideal dünya tasarılarının arayışı sergilenir. Daha çok cennet ülküsüyle birlesen bu tasarılar, reel dünyanın gerçekliğinden çok din merkezli arayışların yönelişleri olarak belirir.[2]

Bilinen ilk ütopya Platon’un “Devlet” adlı eseridir. Yazılmış diğer ütopyalar da bu eserden etkilenmiştir. Ütopyaların ortaya çıkışı yazarlarının yaşadıkları devirlerdeki problemlerle ilgilidir. Platon’un Devlet isimli eserinin ortaya çıktığı dönemde siyâsî ve sosyal olaylar bakımından karışık bir dönemdir.[4] Yine T. More’un “Ütopya”sı ve T. Campanella’nın “Güneş Ülkesi”nin doğuşunun birleşik Hıristiyan dünyasındaki toplumsal yozlaşmanın yaşandığı dönemde yazılmış olması rastlantı olamazdı. Bu 2 ütopyanın yazıldığı yıllarda Avrupa’da yaşanan din savaşları ve çatışmaları toplumu, dünyayı yeniden yorumlama yolunu açmış ve lâikleşmiş bir dünya görüşüne yol açmıştır. Bu da düşünürleri, yeni bir toplum modeli önerdikleri ütopyalar yazmaya yönlendirmiştir. Hemen hemen aynı yıllarda Avrupalı’ların araştırma ve keşif seyahatleri kelimenin gerçek anlamında bir Yeni Dünya’yı keşfediyordu ki bunun hayal gücünü tahrik etmesi kaçınılmazdı.[5][6]

İlk Çağda ütopya kavramının daha çok Atlantis adasını model alan bir anlam alanına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Platon’un " Atlantis" adlı anlatısı ütopya fikriyle birlikte gelişen ada kavramının özündeki model durumundadır. Gerçekten de, Platon’un söz konuşu anlatısından sonra çok sayıda ütopya tasarısı açık veya örtülü göndermelerle Atlantis anlatısıyla ilişkilidir.[2]

Ütopya tarihsel bir kavramdır. Olanaksız olduğu düşünülen toplumsal değişim tasarılarına göndermede bulunur. Hangi nedenlerle olanaksız? Alışıldık ütopya tartışmasında, verili bir toplumsal durumun öznel ve nesnel etkenleri dönüşümün yolunu kapadığında – toplumsal durumun sözde olgunlaşmayışı- yeni bir toplum tasarısını gerçekleştirmenin olanaksızlığı söz konusudur. Fransız İhtilali sırasındaki komünist tasarılar ve belki en yüksek derecede gelişmiş kapitalist ülkelerdeki sosyalizm, bunların her ikisi de gerçekleşmeyi olanaksız kılıyor görünen öznel ve nesnel etkenlerin sahici ya da sözde yokluğunun örnekleridir.

Bununla birlikte, bir toplumsal dönüşüm tasarısının gerçekleştirilemez olduğu düşünülebilir çünkü belirli bilimsel açıdan kurulu yasalara, biyolojik yasalara, fizik yasalara ters düşer; örneğin, eski sonsuz gençlik düşüncesi ya da varsayılan bir altın çağa dönüş düşüncesi gibi tasarılar. Şimdi yalnızca bu ikinci anlamda, yani bir toplumsal değişim tasarısı gerçek doğa yasalarıyla ters düştüğünde, ütopyadan söz edebiliriz. Kesin anlamda, yalnızca böylesi bir tasarı ütopiktir, yani tarihin ötesindedir –fakat bu “tarihdışılık” bile tarihsel bir sınıra sahiptir.[7]

Ütopya ve Dini İnanışlarda Cennet Tasavvuru

Ütopyanın imge-gerçeklik ikilemine ait özelliği More’nin değindiği “umut” ile “dilek” arasındaki ince çizgide ütopyanın sınırlarını belirlemektedir. Ütopyacı bu sınırlar içinde ideal toplum tasarımlarının genel bakış açısının farklı bir tayfını yansıtır. Altın Çağ, Arcadia, Cennet, Binyıl İnancı, Cokaygne Diyarı ve İdeal Kent’in beslediği ütopyalar aynı algı biçiminin türevleridir.[8]

Ütopya düşüncesinin kaynağı olan, sorunlardan arındırılmış, sonsuz iyilik ve mutluluk ülkesi düşü insanlığın her zaman gündeminde olmuştur. Toplumlar ilerlemek istedikleri düşüncelere göre ütopyalarını oluşturmuşlardır. Dinsel anlatıların da önemli unsuru olan tanrı’nın siteleri ve cennet tasarımlarıyla insanlara farklı bir yerin varlıı hissettirilir.[9]

Çeşitli inanç sistemlerinin, dinlerin cennet tasavvuruyla ütopya kavramı belirli ölçüde birleşir. Bu alanda inanç sistemlerinin getirdiği öbür dünyada yaşanacak mutlu hayat anlayışının ütopyaya etki etmiş olabileceği söylenebilir. Çünkü inanç sistemlerinin öngördüğü cennet tasavvurunda ütopyaya kaynaklık yapabilecek çokça unsur bulunmaktadır.[2]

Ütopya olarak değerlendirebileceğimiz eserler inanç sistemin dışında kalan eserlerdir. Bunun nedenini fizik- fizikötesi alanlarını göz önünde bulundurarak izah edebiliriz. Northrop Frye’nin dediği gibi: “Cennet Tanrı’nın yarattığı bir bahçedir. İnsan eliyle yapılmamıştır.” [10] Ütopya, Tanrı’nın söylediklerinin dışında, insan sözünün başladığı yerde aranmalıdır. Tanrı’nın vaat ettiği cennet, mükemmel olması nedeniyle bu dünyanın ütopyalarına kusursuz bir model olabilir, ancak öteki dünyaya, yani ahirete ait olması cenneti ütopya olmaktan çıkarır.[2]

Altın Çağ, geçmişte yaşanmış ve yitirilmiş bulunan bir başlangıç dönemine işaret eder. Bu haliyle hemen her kültür kendine özgü bir Altın Çağ tasviri yapmıştır. Hint uygarlığında insanlık tarihinin Krita Yuga denilen bir çağdan başlayarak yıkıma doğru evrileceğine inanılır. Avustralya yerlilerinde Hayal Zamanı, Çin uygarlığında Taocu Mükemmel Erdem Çağı’ı, Altın Çağ inancının farklı uygarlıklara iz düşümünden başka bir şey değildir. Batı’daysa aynı zamanda pagan Altın Çağ ile Yahudi-Hıristiyan Cenneti’nin kaynaşması vardır. Hıristiyanlık, Altın Çağ’ın belirleyici unsuru olan kayıp geçmişi ilk günahın bedelini ödemek üzere dünyadaki engelleri aşarak gelecekte kazanma umuduyla göksel Cennet’e taşımıştır. Gelecek cennet hayalinin peşinde yaşanan bu çileciliğin tam tersine Cokaygne Diyarı sefi h bir yaşam sunmaktadır. İnsanlara savaştan ve dünyevi sıkıntılardan uzakta, hatta çalışmaksızın yiyeceklerinin bile hazır verildiği bir yeryüzü cenneti önermektedir. Amerika’nın keşfi, Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelerek 1000 yıllık bir cennet kuracağına ilişkin Binyıl inancının etkisinde Cennet söylencesine yeni bir boyut kazandırdı. Gelecek vurgusu nedeniyle pek kullanışlı olmayan Binyıl inancı, ileriki yüzyıllarda modern toplumsal ve politik hareketlere dinamik, ilerlemeci bir güç esinleyecektir. Dante’nin İlahi Komedya’sı Hıristiyan dünya algısını koruma güdüsüne rağmen Rönesans ve Reformasyonun etkisi altında cennet ve cehennemin lâikleştirlmiş bir versiyonunu sunmuştur. Eserin “ilahi” boyutu da İslam’dan devşirilmiştir. Bununla birlikte ütopyayı önceleyen en yetkin tema, şüphesiz İdeal Kent’te betimlenmiştir.[8]

Ütopya ve Bilimkurgu

Bilimkurgu, ütopyanın teknolojik geleceğe ve bilime dayalı kurgularında vazgeçilmez başvuru kaynaklarından biridir. Özellikle ütopyanın karsı tezini geliştiren anti-ütopyalar bilimin ve teknolojinin verilerinin dünyayı gelecekte yaşanmaz bir yer hâline getireceği tezi üzerine kuruludur. Bu çerçevede anti-ütopyalar bilimkurgudan genişçe faydalanır. Yeni toplum yapılarının kurgusunu geliştiren ve mevcut toplum yapılarını ele alan siyasetnameler siyasî ve sosyolojik ütopyalarla zaman zaman karıştırılabilir. Üzerinde durulması gereken konu ütopyanın ve diğer türlerin biraz daha belirgin alanlara çekilerek kendi sınırları içerisinde tarif edilmesi, anlaşılır kılınması ve doğru sınıflandırılmasıdır.[2]

Edebiyatta Ütopya

Bir yazın türü olarak ütopya, geride kaldığına inanılan altın çağ, insanın düştüğüne inanılan cennet, 1000 yıl inancı gibi mitolojik söylemlerden etkilenip o altın çağı gelecekte arayan kimi dinsel inançlardan etkilense de, felsefi bir söylemle ilk kez felsefî düşüncenin kurulduğu Eski Yunan’da karsımıza çıkmaktadır. Gerçekten de Aristoteles’in bildirdiğine göre Eski Yunan’da, Kratios bir ütopik tragedya yazmış; fakat o bize değin ulaşmamıştır. Yine bize değin tam metin olarak ulaşmamış olmakla birlikte, yapıtlarının içerikleri konusunda bilgi sahibi olduğumuz Thales ve Hippodamos’un ütopik yapıtlar yazdıklarını biliyoruz. Kuşkusuz, tam metin olarak elimizde olan ve kendisinden önceki ütopya geleneğine çok şeyler borçlu olduğu anlaşılan Platon’un Politeia (Devlet) adlı yapıtı, Eski Yunan’da ütopik yazının en temel ürünü olarak karsımızda durmakta ve kendisinden sonraki ütopya geleneğine çok güçlü etkiler yarattığı anlaşılmaktadır. Söz gelimi, ortaçağ İslam dünyasında Farabî’nin " el-Medine el-Fâzıla" sında, Batı’da Rönesans döneminde ortaya çıkan, Tomas More'nin " Utopia" sı (Ütopya), Tomasso Campenalla’nın " Civitas Solis" i (Güneş Ülkesi), Francis Bacon’un " Nova Atlantis" inde (Yeni Atlantis) Platon’un devletinin izlerini sürmek olasıdır. Söz konusu edilen ütopyalar, ideal devlet tasarımları olarak sunuldukları için, hemen hepsinde, eğitim önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedensiz değildir; çünkü her devlet varlığını eğitilmiş yurttaşlara borçlu olduğu gibi, sürekliliğini de kurumsallaşmış bir eğitim sistemine borçludur.[1]

Ütopyalar, temelde yüzü geleceğe dönük olmasına rağmen daha çok şimdiki zamanın içinde kurgulanan ferdî ya da daha çok toplumsal ideallerin gerçekleştirilme arzusuyla alegorik-sembolik düzlemde hayalle oluşturulmuş mükemmel düş ülke modelleridir. Fakat, mükemmel düş ülke arayışının olumsuz düzlemde geliştiği karşı ütopya seklinde adlandırılan yapılarla da karşılaşılır.[2]

Platon’un Devlet’inden beri ideal bir toplum düzeni isteği insanoğlunu ütopyalar tasarlamaya götürmüştür. Öte yandan ütopyada, özgürlükten, eşitlik adına vazgeçilmesi ütopyayı totalitaryen bir tasarıya dönüştürmüş bu da ütopyaların, karşı-ütopyasını da beraberinde getirmesine yol açmıştır. Karşı-ütopyaların ortak özelliği, toplumları gelecekte bekleyen tehlikeleri göstermektir. Ütopya, Avrupa merkezli bir türdür. Müslüman toplumlarda ütopyanın gelişmemesi İslam ile ilişkilendirilmiş, İslam uygarlığı içinde yazılan metinlerin dünyayı değiştirmeye yönelik değil süslemeye yönelik olduğu iddia edilmiştir. Türk edebiyatında ilk ütopik metinlerse yıkılmaya yüz tutan Osmanlı Devleti’ni kurtarmaya yönelik çabalarla paralel yazılan rüyalardır. Bir başka bunalım dönemi olan Servet-i Fünûn’da da Yeşil Yurt girişimi gibi ütopyalara rastlanır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1930’lu yıllarda ulus-devlet düşüncesini destekleyen ütopya türünde romanların yoğun olarak yazıldığı görülür. 1965’ten sonra geleceğe dönük karamsar bakış öne çıkmakta, bu nedenle edebiyatımızda ütopyadan çok karşı-ütopya yazılmaktadır. Bu durum sosyal hayatla da yakından ilişkilidir. Dolayısıyla edebiyatımızdaki karşı-ütopyaların, sosyolojik birer ikaz olarak değerlendirilmesi de mümkündür.[11]

İlk örneklerine Platon’dan itibaren rastlanan ütopya, 16. yüzyılda Sir Thomas More'nin 1516’da “Utopia” adlı eseriyle edebî bir türün adı olur ve gelişmeye baslar.. Yaşanan hayata ve olumsuz yasama şartlarına alternatif olarak üretilen bu kurgusal dünyada yazar, kendisi ya da toplumu için daha iyi yasama alanları getirecek olan yeni bir ideal dünyayı kurma yoluna gider. Yaşanan çağın çoğu zaman ileriki bir zamanında oluşturulan bu kurgularda toplumları mutlu kılan hayat sahneleri islenir.[2]

Thomas More'nin 1516’da yayımlanan “Utopia”sından sonra batı edebiyatlarında yaygınlık kazanan ütopik eserlere Türk edebiyatında ancak 19. yüzyılın 2. yarısından itibaren rastlanmaya başlanır. 20. yüzyılda Türk edebiyatında ütopik özellik taşıyan eserlerin sayısı artar. Özellikle 1980 sonrasındaki artış dikkat çeker. Fakat, tam bir ütopya özelliği göstermeyen bu eserler çoğu zaman, post modern edebiyat anlayışının da etkisiyle, fantastik ve bilim kurgu türleriyle iç içe geçmiş bir kurguya sahip görünür. Böylece bu romanlarda klâsik ütopyalardan farklı bir kurguyla karşılaşılır.[2]

1980-2005 yılları arasında yayımlanan ütopik romanlarda geleceğe dönük karamsar bakış önemli bir yer tutar. Bu yüzden de ütopyadan çok anti-ütopya yazılmıştır. Bunun yanında ütopik eserlerin dünyasında iyimser duygu ve düşüncelerle, geleceğe dönük birtakım umutlar da yer alır. Aslında ütopyalar yaşanan dönemin olumsuzluklarına karsı olumluluğu ve umudu temsil ederler. Son dönem Türk edebiyatında olumsuzluğun ütopik eserlerde bu kadar öne çıkması sosyal hayatla ve yaşanan dönemle ilişkilendirilebilecek bir yapı gösterir.[2]

Ütopik mekânlar, Servet-i Fünûn dönemi şairlerinden Tevfik Fikret’in ve Fecr-i Ati dönemi şairlerinden Ahmet Haşim’in şiirlerine kaynaklık eder. Fikret’te ve Haşim’de realiteden kaçış olarak görülen ütopik mekanlar, özellikle " Ömr-i Muhayyel" ve " O Belde" gibi belirli şiirlerde somutlaştırılır. Fikret’in ve Haşim’in diğer şiirlerinde de “kaçış” merkezli bir hayali mekân arayışına rastlamak mümkündür.[3]

Korku Ütopyaları

En tanınmışları A. Huxley’in “Yeni Dünya” adlı romanıyla G. Orwel’ in “1984” adlı romanıdır. A.Huxley, “Yeni Cesur Dünya” adlı romanı ile korku ütopyalarının öncüsü olmuştur. Romanda, bilim ve teknolojinin zirvede olduğu gelecekteki bir dünyayı betimler. Bu dünyada tek bir devlet vardır ve bu devletin temel ilkesi “toplum, özdeşlik ve istikrar” dır. Bu devlette insan hayatına daha anasının karnındayken müdahaleye başlanır. Daha doğrusu insanlar “kuluçkalama merkezleri” denilen yerlerde üretilir. Burada daha sonra görecekleri işlere göre çeşit çeşit insanlar meydana getirilir: zeki olan alfalar, daha az zeki olan betalar toplumda ağır işleri yapacak gelişmemiş beyinli olan epsilonlar. Bu arada aynı yumurtadan birbirine birebir eşit, mümkün olduğu kadar çok sayıda insan üretilmeye çalışılır. Bu insanlar daha sonra “şartlama merkezleri” ne götürülerek istenmeyen özellikler, bu arada sevmek, acımak gibi duygular yok edilir. Bu ülkede herkes güven içindedir. Kimse hastalanmaz, yaşlanmaz. Herhangi bir rahatsızlık duyduklarında kendilerini mutlu hissettirecek “soma” adlı bir hap verilir. Öldürülmesi gerekenler de “ölüm merkezleri”ne götürülürler. Bu dünyada din, sanat, felsefe gibi etkinliklere yer yoktur. Bunlarla ilgili izler ortadan kaldırılmıştır.

G. Orwell, “1984” adlı eserinde bilim ve teknik bakımdan son derece gelişmiş bir dünyayı betimler. Dünya birbirine düşman olan 3 büyük cepheye ayrılmıştır. Okyanusya, Avrasya ve Astasya. Kuvvetler denktir. Savaş çıkmaz fakat sürtüşme ve düşmanlık duygusu vardır. Bu dünyada da her şey merkezden planlanır ve düzenlenir. İnsanlar her yerde tam bir kontrol ve gözlem altındadır. Her yere “Büyük ağabey seni gözetliyor” levhaları asılmıştır. Ülkeyi totaliter bir parti yönetir. Partinin 3 tuhaf ilkesi vardır: “Savaş barıştır.”, “Özgürlük köleliktir.”, “Bilgisizlik güçtür.” Yine bu ülkenin adıyla çelişen kimi bakanlıkları vardır. “Gerçek bakanlığı”nın görevi geçmişi yeniden değiştirerek yazmaktır. “Sevgi Bakanlığı”nın etrafını dikenli teller çevreler ve her tarafında içine girilmesini engelleyen makineli tüfek yuvaları vardır. Ülkenin bu rejimi insanları korkak, ihbarcı ve tepkisiz yapmıştır. Rejime uymayanlar, işkencelerle rejime sadık hale getirilir.[12]

İstenilen Ütopyalar

1. Platon

Platon, kendi zamanındaki Yunan şehir devletlerinin zayıf, istikrarsız ve güvensiz olduğunu görür. Bunun nedeni dış ve iç kavgalardır. O barış içinde bir toplum düzeni arzu eder. Gerçek bir barış ise, ona göre ancak adalet üzerine kurulabilir.

Platon’un adaletten anladığı ise, herkesin eşit siyâsî haklara ve görevlere sahip olması değildir. Çünkü insanlar, biyolojik, psikolojik ve özellikle siyâsî sağduyu ve kabiliyet bakımdan farklıdır. O halde insanlar siyâsî yönetimden aynı ölçüden pay almamalıdır.

Siyaset de ahlâk gibi bir bilimdir, bir uzmanlıktır. Bunu da uzmanına bırakmak gerekir. Bu da aydınlardır. Çünkü aydın, toplumu yönetmesini bilir. Toplumun diğer 2 sınıfından biri olan askerler, devleti içeriye ve dışarıya karşı koruyabilir. Üreticiler sınıfıysa gündelik hayatın devamı için maddi üretimi gerçekleştirmelidir. Her sınıf yalnızca kendi göreviyle uğraşmalıdır. Toplumun iyiliği bakımından en önemli sınıf aydınlardır. Yöneticiler, 30 yıl boyunca eğitime tabi tutulmalı, ardından küçük görevlerden başlayarak toplum yönetiminde görev alacaklardır. Yöneticiler evlenmemeli ve özel mülkiyet sahibi olmamalıdır.

Platon’un devletinde her şeyin yukardan düzenlenme eğilimini görüyoruz. Bütün çocuklar 18 yaşına kadar ortak yetiştirilecek, sonra yönetici adaylığı için testler uygulanacaktır. Bu toplumda kimlerin hangi kitapları okuyacağı, hangi müzikleri dinleyecekleri, hangi dinî pratikleri uygulayacakları vb. bellidir.

2. Farabi

Farabi, İslam dünyasının ilk ve en büyük siyaset filozofudur. “Erdemli Şehir” adlı eseri, bu konuda en olgun görüşlerini içerir. Platon’un görüşlerini İslam’dan gelen etkilerle geliştirir:

“Toplumsal yaşam hem insan hayatının devamı, hem de insanlar için mümkün olan mükemmelliğin gerçekleşmesi için zorunludur. Toplumlar ikiye ayrılır: erdemli toplumlar ve cahil, erdemsiz toplumlar. Erdemli toplumlar hakiki bilgiyi temel alan toplumlardır. Tanrı, evren, insanın evrendeki yeri ve insanın amacı konusunda hakiki bilgiye sahiptir. Burada başkan, aydınlar ve bilginler arasından seçilir. Başkan filozof ve peygamberin bütün olumlu özelliklerini taşımalıdır. Çünkü yönetici aktif akılla ilişki içine girme yeteneğine sahip olmalıdır. Yönetim bilgisine ancak böyle ulaşılabilir. Filozoflar akıl, peygamberlerse gelişmiş hayal güçleri aracılığıyla aktif akılla ilişkiye girebilirler. Yönetici bedeni açıdan kusursuz, kavrayış bakımından çabuk, doğruyu seven, mala mülke düşkün olmayan olmalıdır. Eğer tüm gerekli niteliklere sahip kişi bulunamazsa, birkaç kişinin birbirini bütünleyeceği bir başkanlık sistemi kurulmalıdır. Yönetici insan vücudundaki beyin gibidir. Emirler verir. Diğer sınıflar (üretici ve savaşçılar) uygular. Herkes görevini yaparsa sağlıklı bir toplum düzeni oluşur.”

3. Thomas More

Thomas More, “Ütopya” adlı eserinde bilinmeyen bir ülkeye yapılan hayali bir yolculuğu anlatır. “Ütopya” bir adadır ve bu adada 54 büyük şehir vardır. Aynı dil konuşulur. Aynı yasalar geçerlidir. Aynı örf ve adetler takip edilir. Özel mülkiyet yoktur. (More da Platon gibi özel mülkiyeti kötülüklerin kaynağı olarak görür. Hırs, bencillik ve bunun doğurduğu eşitsizlikler, acılar özel mülkiyetten kaynaklanır.) Ada halkı parayı bilmez Aile reisleri ihtiyaçları olan eşyayı parasız olarak şehrin çarşılarından temin ederler. Her aile 20 kişiden oluşur ve aileyi en yaşlı erkek yönetir. Toplumda herkes eşittir. Yalnız bu eşitlikten devletin yurttaşları olarak kabul edilmeyen köleler yararlanamaz. Adanın insanları günde altı saat çalışarak toplum için gerekli ürünleri üretirler. Asıl amaç, çalışmadan artakalan zamanlarda herkesin manevi gelişimini sağlamak ve ruhunu olgunlaştırmak için güzel sanatlarla ve bilimle meşgul olmasıdır. Yöneticilerse Platon’ da olduğu gibi sıkı bir elemeden ve eğitimden geçirilerek yetiştirilirler.

4. Campanella

Campanella, “Güneş Ülkesi” adlı eserinde kendisince ideal olan bir devlet tablosu çizer. Bu devlette de bilim ve felsefe egemendir. Devletin başında hem filozof hem rahip olan bir hükümdar vardır. Adı “Büyük Metafizikçi”dir. Hükümdarın 3 yardımcısı vardır: “Güç”, “Bilgelik” ve “Aşk” adlarını taşır. Güç, devletin savunulması ve askerlik işleriyle; Bilgelik halkın eğitimi, bilim ve din ile; Aşk ise kadın erkek ilişkileriyle görevlidir. Yurttaşlar devletin sıkı denetimi altında yetiştirilirler. Özel mülkiyet yasaktır. Her şey ortaklaşadır. İnsanların ne kendi evleri, ne eşleri ne de çocukları vardır. Çünkü bunlar bencilliği körükler ve toplum sevgisini azaltır. Herkese yeteneğine göre iş verilir ve herkes ihtiyacı olan ve hak ettiğini elde eder. Herkes toplumun bütünün iyiliği için çalışır ve toplumun bütününden de karşılığını alır.

5. Bacon

Bacon, “Yeni Atlantis” adlı eserinde bilime dayanan bir devlet tasvir eder. Yeni Atlantis, kendi dışındaki dünyayla hiçbir ilgisi olmayan bir adada kurulmuş devlettir. Bu adada insanlar, yüksek bir ahlâk kültürüne ve sağlığa sahiptir. “Bilimler Akademisi” adını taşıyan ve her türlü bilimsel araştırmaları düzenleyen bir merkez vardır. Adadaki hayat, bilime dayanılarak düzenlenmiştir. Her 12 yılda bir, bir gemi dışarıya yollanır ve dünyadaki en son bilimsel ve teknik gelişmeler öğrenilir. Böylece bilim ve teknolojiye dayanılarak doğaya hakim olunur ve en verimli üretim yapılarak insanların maddi ihtiyaçları temin edilmiş olur.[12]

Kaynaklar

[1] Yrd. Doç. Dr. Hasan Aydın, " Güneş Ülkesi: Eğitim Odaklı Bir Ütopya" , Bilim ve Gelecek Dergisi, Sayı: 32, Ekim 2006, s. 56-63.
[2] Yasemin Küçükcoşkun, "1980-2005 Dönem Türk Edebiyatında Ütopik Romanlar ve Ütopyanın Kurgusu" (Yüksek Lisans Tezi), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Kasım 2006.
[3] Yrd. Doç. Dr. M. Fatih Kanter, " TEVFİK FİKRET VE AHMET HAŞİM’İN ŞİİRLERİNDE ÜTOPYA" , Turkish Studies-International Periodical For The Languages, terature and History of Turkish or Turkic Volume 6/3 Summer 2011, p. 963-972.
[4] Platon, " Devlet" , çev. Hüseyin Demirhan, Sosyal Yayınları, İstanbul, 2002, s. 5
[5] Krishan Kumar, " Modern Zamanlarda Ütopya ve Karşı Ütopya" , Çev.Ali Galip, Kalkedon Yayınları, İstanbul, 2006, s. 45
[6] Dr. Mahmut Avcı, " ÜTOPYA VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ ÜZERİNE FELSEFİ BİR İNCELEME" , İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ 17:2, SS.239-253.
[7] Herbert Marcuse, “The End of Utopia”, Five Lectures içinde, Boston: Beacon Press, 1970, s, 62-69.
[8] Sedat Doğan, " Ütopya ve Trajedi" , İLEM Yıl lık, yıl 3, sa yı 3, 2008, ss. 65-82.
[9] Benya Bakır Şen, " BİR ÜTOPYACI OLARAK SANATÇININ YAŞAMSAL DENEYİMİ DÖNÜŞTÜRME TUTKUSU" , Adana 2006.
[10] Northrop Frye, “Edebiyatta Ütopya Türleri”, (Çev. Aksit Göktürk), Türk Dili Eleştiri Özel Sayısı 2, nr. 234, Mart 1971, s. 518.
[11] Yrd. Doç. Dr. Firdevs Canbaz Yumuşak, " Ütopya, Karşı-Ütopya ve Türk Edebiyatında Ütopya Geleneği" , Bilig, Bahar 2012, sayı:61, s.47-70.
[12] " Ütopyalar-Distopyalar" , ODTÜ Geliştirme Vakfı Okulları, Sosyal Bilimler Zümresi, Çalışma Yaprağı 28.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: cansu, 19.04.2015, 14:39 (UTC):
çok etkileyici beğendim teşekkürler.

Yorumu gönderen: ilknur, 18.05.2014, 08:09 (UTC):
Utopyolarda ortak olan tema nedir ? Burada çok az bilgi verilmiş onunla ilgili



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944579 ziyaretçi (103183824 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.