"Rabbim, Bana İstememeyi Nasip Et"
 

"Rabbim, Bana İstememeyi Nasip Et"

Kim düştü kuyuya, Yusûf mu, Yâkûb mu, Züleyhâ mı? Zindan kimin kaderi, Yusûf'un mu, Yâkûb'un mu yoksa Züleyhâ'nın mı? Yusûf, Yâkûb ve Züleyhâ yok aslında. Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir.

Siz, yazgınızda iffetli, çaba harcamayacaksınız eteğinizdeki çamuru akıtmaya. Ben yazgımı yükleneceğim önce sonra yargımdan iffet çıkaracağım. Bu yüzden Yusûf'un arka taraftan yırtılan gömleğinden Züleyhâ'nın önden yırtık eteğine kadar uzanacak yolum, adım adım, AŞK BENiM HAKKIM.[1]

Züleyhâ, gecesinin güzelliğini sererken Yusûf'un gözlerinin önüne, Yusûf da insandı. İstek, insanın zaafıydı. Ama:

«Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et...»

Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusûf bu duâsındaydı. Ve Yusûf, biraz da bu duâ ile, bu duâyı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi:

«Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et...»

Değil mi ki ilk bakışta Züleyhâ, Yusûf'a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri. Züleyhâ, sılaya davet, ilk bakışta. Çünkü nefis, sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,

Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikâtine inemeyeni, ilk bakışta mâverâ ile kandırıyor. Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu, vera, ilk bakışta. Züleyhâ: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta. Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşıka: Züleyhâ son bakışta. Üstelik Züleyhâ, isteyici Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusûf da onu isteyecekti”.

Yusûf'un içinde işâretin gerçekleştirici gücü, Yusûf, içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü. Yüzünü gök katlarına çevirdi de, "Rabbim", dedi, "Kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan, karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman, hâlâ koruman altında değil miyim, suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya? Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil, şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim, ki insan değil miyim? Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.

Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyhâ? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?"

"Rabbim", dedi Yusûf, "Sen, bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyhâ'yı istememeyi isteyebilmeyi nasip et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyhâ'nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”. Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasip et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et."

"Rabbim", diye, devam etti Yusûf duasına. "İstemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman'ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür."

Böyle dua edince Yusûf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde.
Masun ve masum olan Yusûf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.[2]

Züleyhâ'nın gözlerinde Yusûf'un sûreti var
Her şafak ağaran saçlarında
Tel tel Yusûf'un aydınlığı

Endâmıyla çıkınca avlulara
Sarayda bir güzellik dolaşır
Yusûf ise Züleyhâ'nın damarlarında

Ay doğmaya utanır, bir bahar akşamında
Ve çöllerin şaşkınlığı sorunca nedenini
Der ki: Yusûf, bu gece Mısır sokaklarında

Züleyhâ'nın elleri, Mısır'ın ihtişâmı
İpekten urganlarla bağlanmış bilekleri
Züleyhâ'nın ipleri Yusûf'un ellerinde

Züleyhâ'nın kalbine siyah bir nokta düşer
Ateşle sınanır Yusûf, denizler ortasında
Suçlayan nedamette; masum, zindanda pişer

Züleyhâ, merhametin limanına sığınır
Kölesi, cezasını çeker masumiyetin
Yusûf suçların en güzelidir, Züleyhâ tövbelerin

Ey Züleyhâ kalbine Yusûf'u nakşeyleyen
Bize “istememeyi isteyebilmeyi” öğret
Ve bize de nasip et Yusûf'a verdiğinden [3]

Kaynaklar

[1] Nazan Bekiroğlu, "Yûsuf İle Züleyhâ", Timaş yayınları, İstanbul, 2000.
[2] Nazan Bekiroğlu, a.g.e, s. 107 – 109.
[3] Adige Batur, www.yuppiforum.com/Yusûf-8217-un-duasi-rabbim-bana-istememeyi-isteyebilmeyi-nasib-et-t38560.html






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36622128 ziyaretçi (102613487 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.