1920 Adana'da Kaç-Kaç Olayları
 

1920 Adana'da Kaç-Kaç Olayları

Hazırlayan Akhenaton

«On Temmuz bilseniz ne kara gündü
Obalar göç etti ocaklar söndü,
Adana bir yangın yerine döndü
O günden ruhlarda bir sızı vardı

O gün döküldü masumlar kanı
Bu kaç kaç ateşi sardı Seyhan'ı
Boğulmak istendi Türkün imanı
Şafakta Kaç Kaç'ın izleri.»
(Yusuf Ayhan) [1]

1920 Yılında Adana'da Ermeni-Fransız cinayet işbirliğinin en önemli olayı Kaç-Kaç'tır.[2][3] Kaç Kaç olayı Kurtuluş Savaşının parlak safhalarından biridir. 10
Temmuz 1920 tarihinde gerçekleşmiştir. Fransız-Ermeni işbirliğinin Çukurova halkına hayat hakkı tanımamacasına giriştikleri imha hareketi karşısında Adana halkının Toros Dağları'nın yamaçlarına çekilmesi hareketi olarak Millî Mücadele tarihimize geçmiştir.[4]

Adana'nın kurtuluş mücadelesinde önemli bir yer teşkil eder. Zira Fransız kuvvetleri, Ceyhan ve Seyhan nehirleri arasındaki bu verimli topraklara hakim olabilmek için 9 Temmuz 1920'de top ve tank desteğinde, 2000 kişilik bir kuvvetle, Yüreğir Ovası harekâtını başlatmışlardır. 20 günden fazla süren bu harekat sırasında, millî kuvvetler, ovada tutunma şansı bulamayarak kuzeye çekilmiş, fakat o arada, birçok küçük çarpışmada düşmana önemli kayıplar verdirmiştir.[5] Çukurova'da Kurtuluş Savaşı'nın bu en acılı günleri, bölge insanının belleğine “Kaç-Kaç” adıyla kazınmıştır.[6]

Adana halkı 1920 yılı Temmuz ayında son derece acı bir olayla yüz yüze kaldı. 9 Temmuz'da Ermeni komitecileri şehirde karışıklık çıkardı. Halkın, şehri boşaltmasını isteyen Fransızlar da onları destekledi. Kaç-Kaç'tan bir ay kadar önce, 12 Haziran 1920'de Fransız ve Ermeni silahlı grupları Kahyaoğlu Çiftliği'nde onlarca Adanalıyı katletmişti. Fransız işgal yönetimi Türklerin “emniyette olabilmesi için” şehri boşaltmalarını teşvik etti. [7][8]

Adana, Kaç-KaçMeşhur Fransız Menil taburu, Toroslar'ın stratejik noktasındaki Pozantı, Belemedik, Hacıkırı... bölgelerini işgal etmişti. Karaisalı'dan harekete geçen Kurtuluş Kuvvetleri Belemedik'i geri almış, orada seyyar Fransız Hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışan komutan Menil'in karısını da diğer esirler arasında ele geçirmişlerdi. Pozantı'ya çekilmiş olan Menil taburu kuşatma altındaydı. Adana'daki Fransız ordusu komutanı Menil'e kaçmasını emretmişti. 24 Mayıs 1920'de Binbaşı Menil, gece yarısı Pozantı'dan ordusunu çekmiş, kaçıyordu. Ancak Kurtboğazı geçit vermedi. 26 Mayıs 1920'de Menil ve taburu Türk gücüne teslim olmuştu. Bu menil taburu Halep'ten takviye gelen 30.000 kişilik Fransız ordusunun Toroslar'a kadar uzanabilen bölümü idi ve sadece 40 kadar Türk mücahidine esir düşmüştü.[4]

Toroslar'daki bu Fransız yenilgisi Adana'daki işgal kuvvetlerini ve onlara yataklık eden Ermenileri kuduza döndürmüştü. Adana vilâyeti dahilinde Müslümanlar tepeden tırnağa silahlandırılan Ermenilerin tehdidi altında her dakika katliama maruz bulunuyorlardı.[9] Adanalılar şehirden çıkmalıydı. Bu konuda karar vermek zordu: "kalmak mı, kaçmak mı?"

"Kaç! kaç!" İşte tam zamanında hatiften gelir gibi kimin kime söylediği bilinmeksizin kulaktan kulağa çarpan ses. Çocuk, her yaştan kadın ve erkek, ateş sellerinden kaçan Pompei halkı gibi, Adana'nın güneyine, Oba'ya doğru kaçıyordu. Perişan fakat azimli, büyük küçük kafileler halinde tüten ocaklarını, eşyalarını, hatıralarını, parça parça yüreklerini Adana'da bırakarak Temmuz güneşinin yakıcı boğucu sıcağı altında yollara dökülmüşlerdi [10], geri dönmek, daha çevik sıçramak için çekilen çelik yay gibi yuvalarına daha güçlü dönebilmek için Adanalı ovadan obaya Toroslar'a çekiliyordu. Çünkü Toroslar Fransız ve Ermeniler'den tamamen temizlenmişti. Adanalılar'ın sığınması için Toros Dağlarındaki şehir ve köyler son derece emniyetli idi.[4]

10 Temmuz'daki katliam söylentisi hemen hemen bütün şehirdeki Türkleri kaçmaya mecbur etmişti. Ermenilerin kasıtlı olarak yaptıkları katliamlar ise şehirde asayişi bozmuş ve halkın kaçmasına zemin hazırlamıştı. Bu durumu anlayan halk da düşmandan temizlenmiş Toroslar'a sığınmak için harekete geçti. Fakat, Adana'dan çıkış zordu. Her tarafta Ermeni çeteleri, her an Müslüman Türk'ün can güvenliğini tehdit ediyorlardı. Bu, büyük bir tehlike idi. Asıl mesele bu olup, Toroslar'a sığınmaktan amaç ise kaçıp kurtulmaktan daha çok, orada teşkilatlanıp, Adana'yı düşman istilasından kurtarmaktı. Bu durumun farkına varan Fransızlar, 9 Temmuz 1920 tarihinde Ermeni komitecileri ile düzme bir oyun tertip ederek; Müslüman halkın şehri boşaltmalarını kolaylaştırmak için güneydeki bahçeler tarafına Cezayirli Müslüman askerlerini nöbetçi koyup, bu duruma müsamaha gösterdiler.10 Temmuz sabahı iki saat süren silahların Müslüman mahalleleri üzerine sıkılmasından sonra Türkler, koltuklarında birer bohça ile Oba yoluna doğru kaçmaya başladılar.[11]

Sabahleyin başlayan Ermeni saldırıları dayanılacak gibi değildi. Vali konağının güneyinde açık bırakılan bir alandan insanlar kaçmaya başlardılar. Atları ile arabaları ile, yaya olarak, bohçaları ile… Geride atalarından miras kalan evlerini bağlarını, işyerlerini bırakmışlardı. Evlerinden vatanlarından sökülüp atılan insanların perişan hali idi yaşananlar. Kaçkaç'a gidenler öncelikle Seyhan nehrinin kıyısındaki Akkapı'ya Şeyh Cemil'in konağına uğruyor, Orada kendilerine ikram edilen bulgur pilavı ve ayranı içiyor, sonra da Kuvayı milliyecilerin yardımları ile daha kuzeye Karahan köyüne, Karaisalı ve Pozantı vadilerine doğru gidiyorlardı. Onların gidişi aynı zamanda bir kaçış idi. O günlerde şehri terk edenleri izleyen düşman uçakları üzerlerine bomba veya ucu sivri kuyruklu füzeye benzer demir parçaları atıyorlardı.[12]

10 Temmuz 1920'de, şehrin her tarafından Türk Mahalleleri'ne tüfek, bomba ve makineli tüfek ateşi başlatıldı. İşlerini ve evlerini terk eden Adanalı binlerce Türk, ölüm korkusu içinde ne yapacaklarını bilemediler. Kadınlar ziynet eşyalarını, yiyecek ve giyeceklerini alamadan, Türk esnaf ise paralarını alamayıp, dükkânlarını kapatma fırsatı bulamadan, canlarını kurtarmak gayesiyle perişan vaziyette güney yönünden şehir dışına kaçtılar. Paniğe kapılan ova köylerdeki halk da, Adana'nın güney ve batı kesimine, Arapuşakları'nın yaşadığı Oba Semti ile bahçeler arasına kaçtı. Bu kaçış sırasında Fransızlar, uçaktan bombardımanla çok sayıda Türk'ü öldürdüler. 13 Temmuz 1920 akşamına kadar 4 gün süren Kaç-Kaç sırasında, Arapuşakları tarafından ağırlanan göçmenlerden bir kısmı, daha sonra, Konya, Niğde, Bor ve Ulukışla'ya, bir kısmı da Belemedik, Karapınar, Pozantı ve Toros eteklerine yerleşti.[2][3]

Çakıt Suyu kıyısına yerleşen Türkler, derenin pis suyundan içtikleri için çeşitli parazitler kapmış, sivrisinek çokluğundan sıtma olmuşlardı.[2][3] Yaşam koşulları son derece ağır olan bu bölgede salgın hastalıklar nedeniyle pek çok kişi yaşamını yitirdi.[13][8] Doktor ve ilâç yokluğu nedeniyle ölen sayısı çoktu. Fransız uçakları, saat 8.00-12.00 arasında attıkları oyuncak şeklinde bombalar ve sivri uçlu çivilerle çocuk ve kadınlar başta olmak üzere her bombardımanda birkaç Türk'ün ölmesine, yaralanmasına ve sakat kalmasına neden oldular. Belemedik Hastahanesi yaralılarla doldu. Bir defasında 7 uçaklık bir Fransız filosu Belemedik Hastahanesi'ni bombardımana tutarak hastaların ölmesine neden oldu. Kaç-Kaç Olayı olarak anılan bu olay, Adana ile sınırlı kalmamış, Mersin, Tarsus, Ceyhan, Dörtyol, Kozan, Osmaniye ve bütün bölgede yaşanmıştır. Bu nedenle, Adana çevresinde, Fransız işgalinin bir kara lekesi olarak anılmaktadır.[2][3]

Kaç-Kaç sırasında Çaylı'ya baskın veren Fransız ve Ermeniler, Seydi Çavuş'un 15 yaşlarındaki 2 kızkardeşi Emine ve Zeynep'i, Emmi'nin oğlu Nuri ile Abdullah Emmi'nin oğlu olan 10 yaşlarındaki 2 erkek çocuğunu ve Mahmut Kurt'un 70 yaşındaki annesini kaçırdılar. Yaşlı kadın ve 2 Türk çocuğu işkencelerle hunharca öldürüldü. Kızlardan ise haber alınamadı. Kör Ömer oğlu ve Bağluklu Ali adlarında 2 Türk, İkizler'in Çiftliği'nde Fransızlar tarafından katledildiler. Gözü dönmüş Ermeniler, bir gece Cemlihasan Çiftliği'ni basarak 35 Türk'ü hunharca öldürdüler. Yeşilkent (Erzin)'ten yolları kesilerek toplanan 14 Türk'ü Çaylı Köyü'nün bahçeleri arasında süngüleyerek katlettiler. Hacca giden 2 Halepli, 2 Yeşilkentli 4 Türk, Dörtyol'dan İskenderun'a giderken Ermeniler tarafından katledildiler, su kuyusuna atılan cesetleri daha sonra bulunup defnedilmiştir. Yine Yeşilkent'te, Çaparoğlu Ahmet ve Emiroğlu Mustafa adlarındaki 2 Türk, Çaylı Köyü'nde portakal ağaçlarına asılarak işkenceyle öldürüldü. Cemile Hanım (Cerrahoğlu) Çiftliği'ni basan Ermeni süvarileri, Hacı İzzet, eşi ve çocukları ile 31 Türk'ü daha deniz kıyısına götürüp, üzerlerine bomba atarak acımasızca öldürdüler. Öldürülmeyen 2 güzel Türk kızı, Ermenilerle evlendirilerek Halep'e götürüldü. Kuzuculu'dan Molla Mustafa'nın 17 yaşlarındaki oğlu, Ermenilerle yapılan bir çatışmada öldürüldü. Çeltikarlı'da, yol kesen Ermeniler, 2 Türk'ü katledip, 1 Türk'ü yaraladılar. Lülük'e baskın yapan Fransızlar, Türk nöbetçiyi öldürüp, köylülerden bazılarını esir alarak hapsettiler. Bunlardan Molla Ali oğlu Musa esir olarak Paris'e götürülmüş, daha sonra serbest bırakılmıştır.[14][3]

5 Temmuz 1920'de, Misis'te, Fransızlarla yaptıkları savaşta Millî Kuvvetler 3 ölü, 2 yaralı verdiler. 9 Temmuz 1920'de, Şakirpaşa'da Fransızlarla girilen çatışmada Millî Kuvvetler 2 ölü, 2 yaralı verdiler. 18 Temmuz 1920'de, Millî Kuvvetlerin Kâhyaoğlu Grubu'na taarruz eden Fransızlar, 7 Türk erini öldürdüler, 6 er de yaralandı.[15][3]

15 Ağustos 1920'de, Kurttepe'deki Millî Kuvvetler Cephesi'ne bir baskın düzenleyen Fransızlar, Makineli Tüfek Bölüğü Komutanı Teğmen Selâhaddin'i katledip başını vahşice keserek, ele geçirdikleri bir topun üzerine koydular ve Adana'nın en kalabalık yerinde teşhir ettiler. Aynı günlerde, Millî Kuvvetlerden Yenice'de esir düşen bazı erler, susuzluktan yürüyemeyecek hale geldikleri için Fransızlar tarafından kurşuna dizildiler. 19 Ağustos 1920'de, Fransızlar'ın, Oba'ya düzenlediği taarruzda, Solcenah Müfreze Komutanı Pöçük Mehmet yaralandı, yardımcısı Köşker Duran ise öldürüldü. 1. Bölük Komutanı Muzaffer (Ramazanoğlu) ile 200 er de esir düştüler. Önce Adana'ya, daha sonra Mersin'e gönderilen bu esirler açlıkla, dayakla ve çeşitli işkencelerle cezalandırıldılar. 25 Ağustos 1920'de, Ermeni Fedâileri (kamavurlarla) Yüreğir Ovası'nda bir tarama harekâtına girişen Fransızlar'ın, Taşçı Köyü'nde Millî Kuvvetlere verdirdiği kayıplar hakkında bir rakam verilmemiştir.[16][3]

Tarihimize Kaç-Kaç Olayı olarak geçen bu göç, Fransız yönetimini de tedirgin etti. Bağımsızlığı uğruna her türlü güçlüğe göğüs gerebileceğini gösteren Adana halkının Kuva-yı Milliye'ye katılmasından endişelenen Fransız yönetimi, halkı geri getirebilmek için pek çok girişimde bulundu.[13][8]

Kaç Kaç Olayı İle İlgili Anekdotlar

Doç.Dr. Yusuf Kılıç:

«1953 yılında Adana'da öğrenciliğim yıllarında Abidin Paşa Caddesinde Tepebağ'a dönen sokağın yakınında inşaat yapılmak üzere hafriyat yapılan bir gayri müslim evinin altında sandıklar içinde çok sayıda çürümüş silah gömülü olduğunu ve yine Küçük Saatten Yeni Camiye doğru giderken sağda, büyük ihtimalle bugünkü Yapı Kredi Bankasının yerindeki gayri meskûn bazı evlerde o devirden kalma pıhtılaşmış kan çürükleri görmüştük. O zamanki yaşlılara sorduğumuzda buraların Fransız işgalinden kalma Ermeni evleri olduğunu, Müslümanları evlerinde öldürüp kendilerinin kaçtıklarını söylemişlerdi.»

Kozan'ın Yüksekören köyünden Kurtuluş Savaşı milis teşkilâtlanma hareketlerinde önemli hizmetleri geçmiş olan İncelerin Ali Efendi 1958 yılında şunları söylemişti:

"Fransızlar, halkın hıncını düşürmek için onlara iyi davranırlardı. Yolda gördükleri bir yolcuyu jiplerine alır ve gidecekleri yere kadar götürürlerdi."

Adana'nın eşrafından Hacı Mahmut Mühür Bey ise şunları söylemişti:

«Fransızlar Çukurova'yı işgal ettikleri zaman halka şirin görünmek için daima iyilik yapıyorlardı. Ancak etnik grupları özel metodlarla Türklerin aleyhine kışkırtıyorlardı. Ermeniler onlarla zaten işbirlikçiydiler. Kürtlere siz Türk değilsiniz; Arapuşaklarına, sizler Arapsınız, niçin Türklere tabi oluyorsunuz?; Avşarlara, Çerkezlere vs. hep: sizler ayrı ayrı milletlersiniz, özgür olmak hakkınızdır, Türklerin yönetiminden ayrılınız, diyerek Türkün Devlet bütünlüğünü kendi içinde parçalamak için çok kurnazca çabalar sarf etmişlerdi.»

Çukurova Halk Kültürünün ana unsurlarından biri olan halk ağzı sahasında bilhassa Silifke ve havalisi ağırlıklı olarak belki yüz kadar büyük klasörler dolusu araştırma fişleri düzenlenmiş olan ve şu anda 80 yaşının üzerinde halâ büyük bir şevkle gayret sarf eden sayın Kerim Yund beyefendi'nin aynı konu ile ilgili tespitleri ise gerçekten çok enteresan:

"Fransızlarla işbirliği eden Adana Ermenileri yüzünden Adana halkı Toroslara doğru Kaç Kaç olayını yaşarken şehirdeki azınlık adeta bayram ediyordu. Mağrur Adana insanı o zaman: "At ölür, it bayram eder" diyerek en özlü bir şekilde olayı dile getirmişti. Ermeniler Fransızlara Adana halkının her türlü gizli saklılarını gösteriyor, yağmalamalarına yardımcı oluyorlardı. Fransızlar, Müslüman halka niçin cuma namazını kılmıyorsunuz, diye dayak atıyorlar; çarşıda pazarda tavuğu ayağından bağlayarak başaşağı tutan satıcıları dövüyorlardı" [1][4]

Kaç-Kaç sırasında bulunan Abdulkadir Bilginer, kitabında olayı şöyle yazmaktadır:

"...Bizler dikenli ve tozlu yollarda, kuşları uçurtmayan kasıp kavuran güneş, tepemizde; etrafımızda vicdansız süngülü askerler, durup dinlenmeden yürüyorduk.... Askerler arasında çok sayıda Ermeniler de vardı. Ellerine istedikleri fırsat geçmiş, bizlerden intikam alıyorlardı. Ara sıra: 'Alçak Dacikler' deyip gülüyorlardı -Dacik Ermenice Türk demekmiş-. Kafilenin arasına tüfeklerle giremiyorlardı. Canı yananlar bir hadise çıkarabilir korkusu vardı. Bir ara solumuzda acı bir kadın sesi, bağırışlar, itişip kakışmalar oldu. Yaşlı bir nineye çabuk yürü diye dipçik vurmuşlar. O ana kadar ufak tefek homurdanmalar dışında yürüyüş, oldukça sakindi. İhtiyar nineye yapılan bu alçaklığa halk, dayanamadı. Askerlere saldıranlar bile oldu. Fransız askerleri, daha çok ateş açarak, halkı tehdide başladılar. Askerlerin bütün güvenceleri havaya silah sıkmaktı. Ermeni olduğu anlaşılan bir asker ise: 'Sinirlenmeyin, sonunuz daha fena olur' dedi ve yürüdü...." [11]

"...Temmuzun onuncu günü şehir bir mezbaha halini aldı. Yarım saat sonra tertip edilen ihtilal başlamış şehrin Ermenilerle meskun olan tarafından cehennemi bir ateş açılmıştı. Yollarda sokaklarda bir çok zavallının cesetleri yatıyor, kızlar kadınlar canlarını kurtarmak için yalın ayak, aç-açık Temmuz güneşinin kızgın alevleri içinde yükselen kesif tozlara boğularak akın akın hicret ediyordu. Anasını kayıp eden yavrular, göğsü delinmiş, yavrusunun üzerine kapanan ak saçlı analar, namusu üzerine titreyen bakirelerle ovalar, obalar dolmuştu. Sırtlan sedaları bu kafaların arkasından yükseliyordu. Günler geçti, gülistan gibi kıymetli memleketimiz baykuş yuvalarına döndü. Kanlı eller saf Seyhan kıyısında yıkandı. Türk hazineleri yağma edildi. 10 Temmuz Kara gün, binlerce İslam mezarının açıldığı gündür." [12]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Yusuf Ayhan, "Mustafa Kemal'in Pozantı Kongresi ve Adana'nın Kurtuluşu", İpek Matbaası, Adana 1963..
[2] Cezmi Yurtsever, Çukurova..., s. 38-41.; Ahmet Tacemen, “Kaç Kaç Destanı”, Yazarın elden verdiği makale metni. Adana 1990, s. 1-9.; K. Çelik, Adana…, s. 405-408.; Kemal Çelik, “Millî Mücadele Yıllarında Adana ve Çevresi”, Efsaneden Tarihe Tarihten Bugüne Adana: Köprü Başı, (Hz.lar: Doç. Dr. Erman Artun-M. Sabri Koz), Yapı Kredi Yay.: 1392, I. Baskı, İstanbul, s. 118, 119.
[3] Dr. Kemal Çelik (Başkent Üniversitesi Atatürk Araştırma Merkezi Öğretim Görevlisi), "ADANA VE ÇEVRESİNDE ERMENİ VE FRANSIZ CİNAYETLERİ". Bu makale 29-30 Mayıs 2004'te Ankara'da Ermeni Araştırmaları II. Uluslararası Kongresi'nde bildiri olarak sunulmuştur.
[4] Doç. Dr. Yusuf Kılıç, "ÇUKUROVA HALK KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ BAZI TESPİTLER", turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/sempozyum/semp_2/kilic_2.pdf
[5] Kasım Ener, Adana Cephesi, s.180-190.
[6] Yrd. Doç. Dr. İbrahim İslam, "MİLLİ MÜCADELE'YE MUHALİF BİR GAZETE: FERDÂ", Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 12 (2009), 158-174.
[7] Bkz. Arıkoğlu, a.g.e., s. 131-133, 162-165.
[8] Yrd. Doç. Dr. Şaduman Halıcı (Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Eskişehir), "Hürriyet ve İtilaf Fırkası Adana Başkanı Hafız Mahmut Celal'e Ait Bilinmeyen ki Beyanname", dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/940/11703.pdf
[9] Yusuf Ayhan, a.g.e., s.54.
[10] Yusuf Ayhan, a.g.e., 55.
[11] Öğretim Üyesi Süleyman Hatipoğlu (M. Kemal Üniversitesi, Fen. Ed. Fakültesi, Tarih Bölümü), "Çukurova'da Fransız-Ermeni İşbirliği (1918-1921)", www.ttk.org.tr/templates/resimler/File/fulltext/Belleten_Makale/bel247-943_965.pdf
[12] Yeni Adana Gazetesi, sayı 124 (10 Temmuz 1337) Pozantı-1921.
[13] Kemal Çelik, "Millî Mücadele'de Adana ve Havalisi (1918-1922)", Ankara: TTK, 1999, s. 405-408; K. Erdeha, a.g.e., s. 319-320.
[14] K. Aslan, a. g. e., s. 47-75.; K. Çelik, a. g. e., s. 55.
[15] S. Tekelioğlu, a. g. m., Dirlik, 13 Ağustos 1965, Sayı: 654.; A. C. Çamurdan, a. g. e., s. 381, 382.; K. Ener, a. g. e., s. 168, 169.; K. Çelik, Adana …, s. 410-415.
[16] E. Brémond, a. g. e., s. 68.; P. Du Véou, a. g. e., s. 389.; A. R. Yüreğir, a. g. m., Yeni Adana, 20 Haziran 1953, Sayı: 8517.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: mustafa küncü, 30.05.2015, 14:40 (UTC):
babam rahmetli borlu Ahmet küncü anlatıyor ben adanada büyüdüm işgal zamanında adanada dericilik yapıyordum çocukluk arkadaşım bir ermeni vardı bir gün yanıma gelip Ahmet ağa buranın huzuru kaçtı ben kayseriye gidecem falan handa biraz derim var onları sana satayım dedi bende peki dedim o hana gittik han iki katlı at katlar atların develerin kalması için ikinci katlarda insanların konaklaması için yapılan büyük bir han o önde ben arkasında merdivenlerden çıkıp yürümeye başladık sıra sıra odalar var hepsinin kapısı kapalı pencereleri siyah örtüyle kapalı çok pis koku geliyor bende herhalde burdaki derilerden geliyor zannettim ama genede içime bir şüphe girdi Ermenilerin eli silah tutabilecek türk geçlerini böyle yerlerde öldürüldüklerini duymuştum bu sırada pencere örtüsünün biri biraz açık kalmış ordan odaya baktım onlarca insan öldürülmüş.hemen pıçağımı çekip hazırlaladım ermeni odanın kapısını açıp girmemi istedi içerde silahlı 4 ermenivar pıçağı ermeninin göğsüne sapladım ve ordan kaçtım sonunda taşçı köyü savunmasında kollarımdan vuruldum.o köydeki arkadaşımda avni girici beydi.aylar sonra iyileştim kurtboğazı savaşında esir aldığımız Fransız birlindeki esirlere bakarken ne göreyim beni öldürmeye götüren o ermeni alçağıda esirler arasında beni görünce aman Ahmet ağa beni burdan kurtar diye yalvarmaya başladı bende peki dedim müreze komutanımıza ben bu herifi tanıyorum bunu bırakalım dedim komutan nasıl olur Ahmet ağa bu ekmeğimizi yiyen hain şerefsizi nasıl bırakırız burda senin hatırına 10 Fransız bırakırım ama bu haini bırakamam dedi çok ısrar ettim beni kıramadı peki bırakalım dedi ellerini çözdüm hadi git serbestsin dedim şerefsiz ayaklarıma kapandı bana teşekkür edyor had fırla kaç dedim ormana doğru kaçmaya başladı hemen silhımı doğruttum bismillah deyip tetiğe bastı şerefsiz ermeni kafadan kurşunu yedi yuvarlandı geldi ölmüştü komutan yahu Ahmet ağa o kadar uğraştın rica ettin serbest bıraktık şimdide öldürdün bu nasıl iştir dedi bende ona bu hain beni öldürmeye götürdü onu pıçaklayıp kaçtım ama ozaman gebermemiş Fransız ordusuna katılmış be onu önce sevindirdim sonrada geberttim onlarca şehit ettiği türk kardeşlerimin intikamını aldım dedi.

Yorumu gönderen: selin, 28.03.2015, 12:39 (UTC):
Çok uzunn ama yaaa

Yorumu gönderen: mustafa arlı, 22.12.2014, 11:29 (UTC):
Dörtyol da saygılar. inanın dörtyolla alakalı çok eksik var... mesela dedem mulla hasanın şehit edilmesi ve dedem hösün ağa nın mavzer kurşunuyla iki ayağından yaralanması öldü diye bırakılması onun sürünerek icadiye kahvesine gitmesi erzinde ermeni doktor ca tedavi edilmemesi karahasanpaşanın ermeni doktoru baskı altına almasına müteakip dedem hösün ağa ya fazla afyon vererek akıl sağlığıyla oynaması vb....

Yorumu gönderen: emine, 15.12.2010, 12:55 (UTC):
bu olaylarda abartı yok eksiklik var.ermeniler yeşiloba bir grup türkü dipçikle süngüyle şehit etmiş bu şehitlerde benim dedelerim ve kardeşi büyük halamız var. bu anlatılanlar az bile.

Yorumu gönderen: resulgumus, 05.11.2010, 00:41 (UTC):
Bu kaç kaç olayını bilmeyen birçok vatandaşımız var. Kitaplarda gösterilmeyen ve büyüklerimizin unutması sebebiyle körlenen yaramız, bizim geçmişten ders almamızı engelliyor. Bu konuyu duyurabildiğimiz kadar çok kişiye duyurmak vatan borcumuzdur. Ben her gittiğim yerde anlatıyorum. Siz de öyle olmalısınız...

Yorumu gönderen: zemzem, 18.08.2010, 06:17 (UTC):
sankı yasamıs gıbıyım buyuklerımız anlatırlar ve cok vahcıce bıse

Yorumu gönderen: ersinilkerdayan, 05.08.2010, 21:32 (UTC):
çok etkilendim ,eğer kendimi demokrat ve hümanist addedmeseydim direkt gayrimüslim ve yabancı düşmanı olurdum.bir insan bir insana bunu nasıl yapar.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36901518 ziyaretçi (103104009 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.