ANA GEMİ – UFO Genel Yapıları
 

ANA GEMİ – UFO Genel Yapıları

Dr. Daniel W. Fry, 4 Temmuz 1950 akşamı White Sands Proving Ground’daki kampta yalnızdı. Saat 20.30 olmasına rağmen hava hala çok sıcaktı, biraz serinlemek için dışarı çıktı ve yürümeye başladı. Bir süre sonra yıldız sandığı ışıklardan birinin bulunduğu yere doğru hızla yaklaştığını gördü. Alçalan cisim 20 metre kadar ötesinde yere kondu. Üzeri adeta cilalanmış gibi gümüşi renkte bir metalle kaplı olan cisim bir fincan tabağına benziyordu.

Fry temkinli bir şekilde cisme yaklaştı ve ona dokundu. O anda nereden geldiği belli olmayan bir ses cisme dokunmasının tehlikeli olduğunu söyledi. Ses, ana gemiden Fry’ye hitap eden uzaylı Pilot A-Lan’a aitti. Fry sesi sanki biraz ilerisindeki bir hoparlörden geliyormuş gibi net olarak duymuştu. Uzaylı Pilot A-Lan daha sonra Fry’a şu bilgileri verdi: “Bu araç uzaktan kumandalı bir örnek toplama taşıtıdır. Aracın haberleşme sistemi aracılığıyla konuşuyorsam da ben aracın içinde değilim. Uzayın derinliklerinde, çok daha büyük bir gemide, sizin deyiminizle ana gemideyim. Ana gemi şu anda gezegeninizin yaklaşık 1.450 km. yukarısında seyretmektedir. Bu büyüklükteki bir geminin herhangi bir planete en fazla bu mesafeye kadar yaklaşmasına izin verilir.”

A-Lan uzaktan kumandayla yere konan aracın kapısını açar ve Fry araca biner. Kendisine bir gezi yaptırılır, uçuş sırasında Fry’ye aşağıdaki bilgiler verilir: “ Üzerinde yaşayıp eğitim gördüğümüz uzay gemileri nesiller boyunca bizim yegane yurdumuz olagelmiştir. Ana gemilerimiz sizin transatlantiklerinizden çok daha büyüktür ve bizi bir planete bağımlı kılmayan teknolojik imkanlara sahiptir. Gemilerimiz kapalı sistemlerdir, yani geminin içindeki tüm madde gemide kalır, dışarı hiçbir şey atılmaz. Bileşimleri elementlerine indirgeyerek ihtiyacımız olan herhangi bir forma dönüştürmenin yollarını öğrendik. Örneğin, biz de sizin gibi solunum yapıyoruz, yani havadan oksijen alıyor, karbondioksit veriyoruz. Gemilerimizdeki hava sürekli olarak karbondioksit soğuran ve oksijeni havaya geri veren bitki benzeri organizmalar içeren eriyiklerin içinden geçirilmektedir. Sonunda bu bitkiler yiyeceklerimizden birini oluştururlar. Sizinki gibi bir planette yaşamın sürdürülmesini sağlayan düzinelerce doğal periyodun hepsi de gemilerimizin içinde vardır. Bir planete oranla gemilerimiz küçük olduğundan, bu periyotlar çok büyük bir hızla ve inceden inceye kontrol edilen şartlar altında gerçekleştirilmek zorundadır. Elbette periyotlar esnasında bir miktar enerji kaybı meydana gelmekte, ama bu kayıp dış kaynaktan sağlanmaktadır. Güneşiniz türünden bir yıldızın civarında seyrederken tıpkı planetinizin yapmış olduğu gibi ihtiyacımız olan tüm enerjiyi kolayca ondan sağlayabiliriz.

“Yıldızlar arası yolculuklarda, gemimiz herhangi bir yıldızdan oldukça uzak bölgelerde bir ya da birkaç nesil boyunca dolaşmak zorunda kalabilir. Dışardan bir miktar enerji toplayabilsek de öncelikle enerji bankalarımızda depolanmış enerjiyle yetinmemiz gerekir. Tüm yaşamını bir uzay gemisinin nisbeten kısıtlı sınırları içinde geçiren bir zeki varlıklar ırkını tasavvur etmek sana zor gelebilir, hatta böyle bir ırka acıyabilirsin de! Oysa bizler bir planete mahkum olmuş ilkel ırklara acıma eğilimindeyiz! Onlar çevrelerindeki şartların çoğunu kontrol edemezler, çoğu kez depremlerin, sellerin, kasırgaların, fırtınaların ve kuraklıkların çaresiz kurbanları olurlar!

“Gemilerimizdeki ısı belli bir derecede sabit tutulur. Nem, atmosfer basıncı, yer çekimi ve diğer şeyler arzu edilen noktada sabitlenebilir. Bedenlerimiz gemiyi nadiren terk eder, ama teknolojimiz duyularımızın sağladığı tüm imkanları bize sağlamaktadır. Gözlem yapma ve bilgi edinme amacıyla herhangi bir planeti birkaç bin kilometre uzaktan gözlemleyebiliriz. Teknolojimiz sayesinde gemimizden oldukça uzak noktalarda bazı güçler üretebilir, uygulamalar yapabiliriz. Yeteneklerimiz sizlerden bazılarına şaşırtıcı ve inanılmaz gelebilir. Ama bu yetenekler, atalarınızın birkaç bin yıl önce sahip olduğu bilgi ve yeteneklere oranla o kadar şaşırtıcı değiller! Herhangi bir bilgi ya da yetenek, henüz onları edinmemiş olanlara şaşırtıcı ve inanılmaz gelir.” (Sayfa: 7-9)

George Adamsky’nin uzaylılarla ikinci karşılaşması 18 Şubat 1953’de Los Angeles’de olmuştur. Bu buluşmada Satürn, Mars ve Venüs planetlerinden geldiklerini söyleyen uzaylılar Adamsky’i bir uçan daireye bindirmişler ve 13.500 km.yükseklikteki ana gemiye götürmüşlerdir. Adamsky şahit olduğu olayları şöyle anlatıyor: “ Pilot ana gemiye inmek üzere olduğumuzu söylediğinde Marslı, ‘Herhalde bunu görmek çok ilginizi çekecek’ dedi. Bir ana gemiye inmenin bende yarattığı heyecanı ifade etmeme imkan yok. Orthon adlı uzaylı, ‘ Bu, geçen sene çölde buluştuğumuzda sizi ve yanınızdakileri çok heyecanlandıran ana gemidir.Orada, yani dünyadan yaklaşık 13.500 km. yükseklikte bizi bekliyor. Bu küçük gemilerin (ufoların) ana geminin üstüne nasıl indiğini ve indikten sonra nasıl taşındıklarını göreceksiniz’ dedi.

“ Yuvarlak pencereden gördüklerim beni hayran bıraktı. Altımızda muazzam büyüklükte kara bir gölge hareketsiz duruyordu! Yakınına geldiğimizde azametli gövdesi görüş alanımızı tamamen kapladı. Yavaş yavaş yaklaştık ve geminin tam üstüne geldik. Uzaylıların söylediğine göre geminin çapı 51metre, boyu ise 600 metreden fazlaydı. Puro şeklindeki bu azametli geminin stratosferde hareketsiz duran görüntüsü hafızamdan asla silinmeyecek! İçinde olduğumuz küçük araç ana geminin üzerine doğru süzüldü. Bu sırada karşımda balina ağzı gibi üstü yuvarlak büyük bir kapağın açık olduğunu gördüm. Taşıtımız ana geminin yüzeyine dokunur dokunmaz ileriye doğru hareket etti ve meyillenen bir yoldan geminin içine doğru kaymaya başladı.

“Araçtan çıkıp merdivenlerden indik. Dörtgen şeklinde, köşeleri yuvarlak büyük bir kontrol salonuna girdik. Salonun 10 metre genişlik, 13 metre derinlik ve 12 metre yükseklikte olduğunu söyleyebilirim. İki kapı hariç tüm duvarlar baştan başa uçan dairedekinin aynı, ama daha büyük çapta grafik ve haritalarla kaplıydı. Salonun dört duvarı boyunca uzanan üç katlı platformlarda sürekli izlenen ve kontrol edilen sayısız gösterge ve alet vardı. Bir ana teleskop üst platformda, bir diğeri taban platformunda duruyordu. Söylendiğine göre her iki teleskop da geminin herhangi bir bölümünden kullanılabilecek şekilde ayarlanmıştı. Kontrol odasından çıkıp şimdiye dek görmediğim güzellikte bir oturma odasına geçtik. Sadeliği ve ihtişamı yüreğimi ağzıma getirdi, bir an kapının eşiğinde durarak dekorasyonun harika güzelliğini ve odadan yayılan ahengi nefesimi tutarak seyrettim. Hiçbir yerde lamba ve elektrik tesisatı olmamasına karşın, her taraf yumuşak mavi-beyaz bir ışıkla aydınlanıyordu. Yemek masasının karşı tarafındaki duvarda, içinde bulunduğumuz ana gemiye benzeyen bir tablo asılıydı. Aklımdan bunlar geçerken Venüslü hanım düşüncelerimi okuyarak hatamı düzeltti: “Hayır, bizim gemimiz buna oranla pek küçük sayılır. Resmini gördüğünüz şeye gemiden çok uçan şehir demek daha doğru olur. Bizimkinin 600 metrelik boyuna karşılık bunun boyu birkaç kilometredir. Bunun gibi birçok gemi inşa edilmiştir. Yalnız Venüs’te değil, Mars, Satürn ve diğer planetlerde de vardır. Bunlar gezegenimizdeki tüm kardeşlerimizin öğrenim ve gezi ihtiyacını karşılamak için yapılmıştır. Seyahat etmek bizim planetimizde birkaç kişinin imtiyazında değildir, herkesin hakkı olan bir şeydir. Her üç ayda bir planetimizin sakinlerinin dörtte biri bu muazzam gemilere binerek uzayda seyahate çıkarlar. Sizin büyük yolcu gemilerinizin yabancı limanlara uğraması gibi, onlar da belirli planetlere uğrarlar. Bu sayede halkımız bir yandan evrenin büyüklüğü hakkında daha geniş bilgiler edinir, bir yandan da kutsal k itaplarınızda yazılı olduğu gibi Ulu Tanrı’nın nimetlerinden yararlanırlar.Planetimizdeki bilim merkezlerinde sahip olduğumuz aletler sayesinde halkımız başka planetlerdeki yaşam koşulları hakkında ayrıntılı bilgiler edinir. Bu tür gemilerden kurulu filolar oluşturulur ve üç aylık seyahat süresince binlerce insanın her tür ihtiyacını karşılayacak teçhizatla donatılır.’

Daha sonra Firkon adlı uzaylı söze başlayarak gemi hakkında bazı teknik bilgiler verdi. ‘Bu gemi, bizim geldiğimiz tipten 12 uçan daire taşımak için tasarlanmıştır. Aslında iç kısım dışardan görüldüğü kadar geniş değildir. Bu, daha çok iç kısımla duvar arasına yerleştirilmiş mekanik cihazlardan ileri gelmektedir.Geminin dört kat duvarı, başka bir deyişle derisi vardır. Geminin boyutuna ya da amacına göre deri katmanları daha az ya da daha çok olabilir. İlk girdiğimiz kısmın tamamı gerekli tamirleri yapabilecek çapta bir tamir atölyesi hariç uçan dairelerin depolanmasına ayrılmıştır. Orijinal yapıdaki büyük dikkat ve ustalığa rağmen parçalar kırılır ve aşınır.Uzay yolculuğu yapan gemilerde böyle bir atölyeye çok ihtiyaç vardır. Giriş kapıları bizi içinde çeşitli makinelerin bulunduğu belirli duvar bölmelerine götürür. Her gemide, tüm aletleri ve mekanizmaları devamlı kontrol altında tutan ve vardiya usulüyle çalışan birçok teknisyen bulunur. Böylece nedeni belirlenemeyen arızalar pek ender meydana gelir.’

Pilot odasını tavanından zeminine kadar gözlerimle taradım. Firkon sözlerini bitirince genç bir adam uzanıp düğmeye bastı, aynı anda yekpare sandığım duvarda yuvarlak bir pencere belirdi. Pilotlar duvarın iki tarafındaki küçük koltuklarda yerlerini aldılar. Hafif bir hareket hissettim, geminin burnu yukarı dikilir gibi oldu. Acaba beni kendi planetlerine mi götürüyorlar diye kalbim heyecanla çarpmaya başladı. Ama bu ümidim pek kısa sürdü, gemi kısa bir süre sonra durdu ve boşlukta asılı kaldı. İlmuth gülerek ‘Şu anda dünyanızdan 80 bin km uzaktayız’ dedi. Firkon ‘Belki uzayın nasıl göründüğünü merak edersiniz’ diyerek beni yuvarlak pencerenin önüne götürdü. Dışarı baktım, arka planı oluşturan uzayın simsiyah olduğunu görerek şaşırdım. Fakat etrafımızda milyarlarca ateş böceği gibi her yöne uçuşan ışıklı tanecikler vardı. Dünya mehtaplı bir gecede Ay’ın görüntüsünü andıran sisli ve parlak bir disk gibi görünüyordu. Büyüklüğü, sabah doğarken güneşin ufuktaki büyüklüğü kadardı. Üzerinde fiziki yapısını belirleyen herhangi bir şekil yoktu, altımızda sadece kocaman bir küre vardı. Bir süre sonra tekrar yerlerine geçen pilotlar gemiyi dünyadan 13.500 km uzaklıktaki ilk konumuna getirdiler. Bu esnada Firkon bana televizyon ekranına benzer bir alet gösterdi. ‘Bununla’ dedi ‘üzerinden geçtiğimiz herhangi bir planette olan biten şeylerin resimlerini çeker, kayıtlarını yaparız. Sadece konuşulanları işitmez, olayları bu ekran üzerinde görebiliriz de. Aletin içindeki bir mekanizma aldığı tesirleri ses dalgaları haline dönüştürüp konuştuğumuz dile çevirir ve banda kaydeder’

Bu harika insanlardan bir türlü ayrılamıyordum, ayrılmak istemiyordum. Bu sırada Ramu ayağa kalktı, ‘Size tatsız bir haberim var, korkarım ki artık dünyaya dönmeniz gerekecek’ diyerek korktuğum haberi verdi. Küçük uçan daire bu arada şarj edilmiş, bizi tekrar dünyaya götürmek için hazırlanmıştı. Kapının kapanmasından çok kısa bir süre sonra uçan dairenin kapısı tekrar açıldı ve Firkon ‘Evet işte yine dünyadayız’ dedi.. (Sayfa: 10-37)





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: emin, 19.06.2010, 21:19 (UTC):
sizi cinler kandırıyor efendim onlarla konuşuyorsunuz

Yorumu gönderen: vural, 06.06.2010, 14:17 (UTC):
yorum yapanlar siz ii misiniz ya adam doktor ve de saat fln da vermis zaten oturdugun yerden yorum yapmak kolay hemde nereden biliosunuz venüs mars ın sıcaklıgını nasa nın bilgilerinden nasa edindigi bilgilerin yüzde doksanını saklıo siz daha yasam yok sanın hemde o kdar ii bir teknelojiye sahip seler genlerini degistirirler ve üreyerek yeni bir ırk yaparlar biraz düsünün biz bile bu teknolojiyle tıp ta bu kadar sey yapıyoruz sizler daha yalanlayın ve nasa ya gözü kapalı inanın ne diyim hawkng bile acıklama yaptı enerji kaynaklarımızı uzaylılar tüketiyo olabilir diye size bu kadar yeter ama en sonunda yalanlayamıcaksınız olanları bunu da böyle bilin cok bilmisler

Yorumu gönderen: erhan, 18.02.2010, 15:55 (UTC):
aynen katiliyorum,bence cevresinde maddi ve manevi kazanc saglamak icin soylenmis olan bir yalan.saturn,mars,venus,dunya hepsinin hava sicakligi karbondioksiti farkli nasil oluyorda amerikali arkadas bunu dusunup ona gore bir yalan hazirlamamis:-))).

Yorumu gönderen: can can, 25.07.2009, 22:41 (UTC):
salla salla venüsteki sıcaklığın 100 c üzeri ve %90 a varan karbondioksit oranı var. eğer orda canlı yaşayabiliyorsa gemilerinin içinde de aynı ortamı uyarlamaları gerekir ki gemide kendi yaşam koşullarını oluştursunlar. ama dünyalılar o ortamda yaşayamayacağı için dünyadaki haliyle evindeki gibi o gemide yaşayamaz.
felan evende tek başımıza değiliz muhakkak ama yok yemek masası dekorasyon venüslü kız



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36766532 ziyaretçi (102868735 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.