Abd
 

Abd

Yusuf Kerîmoğlu

Abd; kul, köle, mahlûk, insan. İtaat etmek, boyun eğmek, tevâzu göstermek, daha açık bir ifade ile kişinin bir kimseye, ona isyan etmeden ve ondan yüz çevirmeksizin itaat etmesidir. Abd kelimesinin mastarı olan ubudiyet (kulluk etmek) insanın sıfatıdır. Sâmî menşeli olduğu için; İbrânîcede ve diğer akraba dillerde de görülen Abd kelimesi, Arapça'da bazı hususiyetler ifade etmektedir. insanın yaratılış hikmetinin Allah-u Teâlâ (c.c.)'ya kulluğa dayandığı kati nasslarla sabittir.

"Bana karşı imtihan ettiğin -başıma kaktığın- ganimet, İsrailoğulları'nı kendine kul -köle- edindiğin için." ifâdesindeki meâl, Musa (a.s.)'nın Firavuna cevabında olduğu gibi "kul", "köle" edindin demektir (eş-Şuarâ, 26/22).

Abd kelimesinin mastarı olan ubûdiyet ve kulluk, insanın; rubûbiyet ise Allah'ın sıfatıdır. Zaman zaman müstekbir ve mütekebbir insanlar, ilâhlık taslayarak Allah'a ait vasıfların kendilerinde de bulunduğunu iddia ederler. Bilhassa hüküm vermede ve kanun yapmada bu durum kendini açıkça belli eder. Cenâb-ı Hak ise bu durum karşısında bütün insanların kul olduğunu, hüküm koymanın yalnız Allah'a ait bulunduğunu, bir insanın Allah'ın hükümlerine bağlı kalarak mükemmel bir kul ve insan olacağı üzerinde Kurân'da ısrarla durmuştur.

Kurân-ı Kerîm'de: "Cinleri ve insanları, bana ibadet etmeleri için yarattım." (ez-Zâriyât, 51/56) hükmü beyan buyrulmuştur. Bütün peygamberler abd olduklarını övünerek söylemişlerdir. Hıristiyanlar tarafından ilâh olduğu ileri sürülen Hz. İsa (a.s.) bu iddiayı kesinlikle reddederek Kurân-ı Kerîm'in tabiriyle şöyle der: "Ben Allah'ın bir kuluyum." (Meryem, 19/30). Hz. Davud (a.s.) için "O ne güzel bir kuldu." (Sâd, 38/30) diye buyrulurken Hz. Eyyüb (a.s.) hakkında da sabrından dolayı şöyle ifade edilmektedir: "Gerçekten biz onu sabırlı bulmuştuk. O ne güzel kuldu." (Sâd, 38/44). Kurân-ı Kerîm'de birçok isim ve sıfatla anılan Hz. Peygamber (s.a.s.) için en şerefli isim olarak "abd" tabiri kullanılmaktadır. Cenâb-ı Allah'a en yakın bulunduğu Mîraç gecesinde kendisinden "abd" diye söz edilmektedir (el-İsra, 17/1; en-Necm, 53/10) .

Resûlullah (s.a.s.)'in "abd" yönü ve özelliği resûl sıfatından daha üstündür. Zira kul olma yönüyle Hakk'a ubûdiyet özelliğini yansıtır; resûl yönüyle ise insanlara tebliğ özelliğini ifade eder. Allah'a yönelik kul olma özelliği, halka yönelik resûl özelliğinden daha önemli ve daha üstündür. Bundan dolayı da Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhid'de önce abd (kul) sıfatı sonra resûl sıfatı zikredilmektedir. Aynı şekilde Cenâb-ı Hakk Kurân-ı Kerîm'de "Allah Kurân'ı kuluna indirdi." (el-Kehf, 18/1) âyetiyle peygamberlik görevinden söz ederken Resûlullah'tan "kul" diye söz etmektedir.

Hz. Âdem (a.s.)'den itibaren bütün peygamberler insanları, Allah-u Teâlâ (c.c.)'ya ibadet etmeye davet etmişlerdir. Nitekim Kurân-ı Kerîm'de "And olsun ki biz her kavme: -Allah'a ibadet edin, tâğuta kulluk etmekten kaçının diye- (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir." (en-Nahl, 16/36) buyrulmaktadır. Bilindiği gibi tâğut; Allah-u Teâlâ (c.c.)'nın indirdiği hükümlere karşı ayaklanan (tuğyan eden) her güce verilen bir isimdir. Bunun insan olması, şeytan olması, put olması veya bir ideoloji olması, mahiyetini değiştirmez. Nitekim: "İman edenler, Allah yolunda cihat ederler; küfredenler de (kâfirler) tâğut yolunda savaşırlar." (en-Nisâ, 4/76) âyet-i Kerîmesi insanların, ya Allah'a iman edip O'nun dini için cihat edeceklerini, ya da küfredip (kâfir olup) tâğut yolunda savaşacağını sarih olarak ortaya koymuştur. Bu iki hâlin dışında, üçüncü bir hâlden söz etmek mümkün değildir. Bu mücadelenin ortaya çıkardığı hukûkî bir durum "abd" kavramı ile alâkalıdır. Şöyle ki; abd kelimesi, köle mânâsına da kullanılmıştır. (el-Bakara, 2/221) Şimdi bu mâhiyet üzerinde kısaca duralım.

Ruhlar âleminde iken Allah-u Teâlâ (c.c.) bütün insanlardan "mîsak" almıştır. Bu bir anlamda Allah-u Teâlâ (c.c.) ile insanlar arasında tahakkuk eden mânevî bir mukaveledir. Her mümin "Ne zamandan beri Müslümansın?" suâline; "Kâlû Belâ'dan beri" diyerek, bu manevî mukâveleyi ikrar eder. Kurân-ı Kerîm'de; Allah (c.c.)'nın "emâneti" göklere, dağlara ve yeryüzüne teklif ettiğini, onların bu emanetin ağırlığı karşısında endişeye düştükleri, insanın ise kendi iradesiyle yüklendiği bildirilmiştir. (el-Ahzab, 33/72) Emânet; Allah-u Teâlâ (c.c.)'nın tekliflerinin tamamına verilen isimdir. Ruhlar âleminde gerçekleşen mîsak ve yüklenilen emânet sebebiyle; insan, yeryüzünde Allah (c.c.)'nın halîfesi hükmündedir. resûl-i Ekrem (s.a.s.)'in: "Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzerine doğar." müjdesi sarihtir. insan; dünyaya geldikten sonra mîsakı unutur, emânete ihanet eder ve İslâm'a karşı savaşırsa "kölelik" (abd, rakik, memlûk, cariye vs...) gündeme girer. Nitekim Molla Hüsrev: "Kölelik; tevhid akîdesinden yüz çevirmenin cezası olarak, Allah-u Teâlâ (c.c.)'nın takdir ettiği bir hakirliktir." (Molla Hüsrev, ed-Dürer, İstanbul 1307, II, 6) diyerek, meselenin içeriğine işaret etmiştir. İbn Âbidîn'de bu konuyla ilgili olarak şu hükümlere yer verilmiştir: "Bulunan çocuk (lâkit) bütün hükümlerde hürdür. Hattâ kazf (zina isnadı iftirası) edene, had vurulur. Çünkü âdemoğlu için asıl olan hürriyettir. Zira insanlar Müslümanların en hayırlıları olan, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın çocuklarıdırlar. Bazı insanlardaki kölelik hâli ise, daha sonra ortaya çıkan küfür sebebiyle meydana gelmiştir." Dikkat edilirse köleliğin tahakkuku, ruhlar âleminde gerçekleşen mîsakı reddetmek ve emânete ihanet ederek İslâm'a karşı savaşmakla ilgilidir. Müsteşriklerin (veya onları taklit eden kimselerin) iddia ettikleri gibi kaba kuvvetle alâkası yoktur. Resûlullah (s.a.s.)'nın hür bir insanı, kuvvet kullanarak kendisine hizmetçi yapanın namazının asla kabul edilmeyeceğini ve kıyâmet gününde onun karşısında olacağını ifade ettiği bilinmektedir. (Buhârî, İcare, 10) Dolayısıyla bir İslâm beldesi kâfirlerin istilâsına uğrarsa, o beldedeki Müslümanlar, "esir" olabilirler; ancak katiyyen "köle" olamazlar.

Râgıp el-İsfahânî; "abd" kavramının Kurân-ı Kerîm'de dört ayrı mahiyeti ifade için kullanıldığını kaydeder. Bunlar:

  1. Hukûkî açıdan köle mânâsına: el-Bakara Sûresi'nin 221. âyetinde olduğu gibi.
  2. Yaratılması bakımından abd: Bu mâhiyette, sadece Allah-u Teâlâ (c.c.)ya nispet edilerek kullanılır. Nitekim resûl-ü Ekrem (s.a.s.): "Hiç biriniz (elinizin) emrinizin altında bulunanlara kulum demesin. Çünkü hepiniz Allah-u Teâlâ (c.c.) 'nın kullarısınız." diyerek bu mahiyete işaret etmiştir.
  3. Allah'a kulluk yapması açısından abd: İster hür, ister köle olsun şer'î hudutlara riâyet eden kimse.
  4. Dünyaya ve dünya servetine kul haline gelen abd: resûl-i Ekrem (s.a.s.)'in: "Kahrolsun altına, gümüşe ve lükse kul olan insan" (Tirmizî, Zühd, 42) diye zemmettiği kimseler.

Kelime-i Şehâdet getirirken; bütün ilâhları reddettiğimizi, sadece Allah-u Teâlâ (c.c.)'ya iman ettiğimizi, Peygamber Efendimizin (s.a.s.) önce "abd" (kul), sonra "resûl" olduğunu ikrar ve tasdik ediyoruz. Dikkat edilirse, kelime-i şehâdette geçen kavramlardan birisi de "abd" kavramıdır. İnsanın sıfatı; Allah-u Teâlâ (c.c.)'ya kul olmasıdır: Eğer bu sıfat kaybedilirse, tâğut'un esiri haline gelme tehlikesi mevcuttur. Allah-u Teâlâ (c.c.)'ya kulluk eden kimseye "hür insan", tâğuta kulluk edene de "köle" denilir. Bu mahiyet asla unutulmamalıdır. Hz. Âdem (a.s.)'den beri devam eden mücadelenin mahiyeti "abd" kavramı ile izah edilebilir. Zira bütün peygamberler insanları "Allah'a kulluk (ibadet) edin, tâğût'a kulluk etmekten kaçının." diyerek uyarmışlardır. Günümüzde "Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır." sloganının arkasına gizlenen tâğûtî güçler kuvvet kullanarak, Müslümanları esir etmek arzusundadırlar. Bu büyük tehlike karşısında; ihlâsla Allah-u Teâlâ (c.c.)'ya kulluk eden müminlerin, cihat ibadetini ihya etmeleri zarûrîdir. Gerçek mânâda ubûdiyyet (kulluk); İslâm'ın temel hedeflerini gerçekleştirmek için ihlâsla ve sabırla gayret sarf etmektir.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36822850 ziyaretçi (102967611 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.