Adolf Hitler'in Psikolojik Portresi, Şahsî ve Aile Hayatına Dair Bazı Kayıtlar, II
 

Adolf Hitler

Adolf Hitler'in Psikolojik Portresi, Şahsî ve Aile Hayatına Dair Bazı Kayıtlar

Yunis Ferman oğlu Helilov

2. Bölüm

Türkiye Türkçesi'ne çeviren: Akhenaton

1. Dünya Savaşı yıllarında Fransa ve Belçika'da 16. Bavyera Redif Piyade Alayı Karargâhında haberci olarak aktif hizmet gösteren ve daima düşman ateşine mâruz kalan Hitler, yanındaki diğer askerlerin aksine, verilen yemeklerden ve çetin savaş şartlarından hiç bir vakit şikayet etmemiştir. Tam aksine o, sanat ve tarih hakkında sohbetler etmiş, ordu gazetesi için resimler çekmiştir. Askerlikteki hizmet ve başarılarına  göre ilk defa 1914'ün Aralık ayında “İkinci sınıf Demir haç” (İron Cross, Second Class), ikincisinde ise 1918'nin ağustos Ayında asker için ender durumlarda verilen “Birinci sınıf Demir haç” (İron Cross, First Class) adlı madalyalar ile taltif edilmiştir.

Ordudaki rütbesi onbaşı olan Hitler'in rütbesi, “liderlik özelliklerinin yeterli olmaması” sebebiyle yükseltilmemiştir. Bazı kaynaklara göre ise rütbesinin yükseltilmeme sebebi, onun Alman vatandaşı olmamasından kaynaklanmıştır.

1916'nın Ekim ayında Fransa'nın kuzeyinde ayağından yaralanan Hitler, 1917'nin Mart ayında ön cephedeki vazifesine geri dönmüş, aynı yıl düşman ateşinden yaralanması sebebiyle göre gazi madalyası ile taltif edilmiştir.

15 Ekim 1918'de ise Hitler, zehirli gaz bombardımanından sonra kısa süreli bir körlük geçirmesi sebebiyle savaş meydanındaki askerî hastanede tedavi olmuştur. David Lewis ve Bernhard Horstmann gibi bazı psikologların görüşüne göre, bu geçici körlüğün asıl sebebi, Hitler'in geçirdiği bir isterik tutma krizi olmuştur.

Hitler, büyük halk kitlelerini inandıracak ve tesir altına alabilecek inanılmaz bir hitabe kabiliyetine sahipti. O, tanıştığı herkesi hipnoz edebilirdi. Kendi anlattıklarına göre onun bu hitabet kabiliyeti sayesinde, özellikle de çocukken bir çoklarını başına topluyor ve onları büyülüyordu. Hitler, bir vakitler İstanbul'a da gitmiş olan astrolog ve medyum Hanussen'den “etkili konuşma” dersleri almıştır. Bir rivayete göre ona büyük halk kitleleri karşısında nutuk vermeden önce, daha etkili konuşması için morfin vurulurdu.

Tarihten bilindiği gibi 1923'ün Kasım ayında Münhen'deki bir birahanede yaptığı bir toplantıda devlet darbesi etmek fikrini ortaya atan Hitler'in ertesi gün bu maksatla başlattığı yürüyüş, polis tarafından dağıtıldı ve diğer yürüyüşe katılanlarla birlikte Hitler de hapsedildi. Tarihe “Bira Ayaklanması” olarak geçen bu hadiseye göre 5 yıl müddetine özgürlükten mahrum edilme cezasına mahkum edilen Hitler, demir parmaklıklar arkasında toplam 9 ay kalmıştır. Landsberk hapishanesinde aktif siyasi faaliyetten mahrum olan Hitler, iki ciltlik “Mein Kampf” (Kavgam) adlı eserinin birinci cildini sadık dostu Rudolf Hesse'ye dikte ederek yazdırmıştır.

Araştırmalardan malum olur ki, Hitler'in hayatı hiç de“Mein Kampf”ta kendi tasvir ettiği gibi fakirlikle geçmemiştir. Annesinin ölümünden sonra eli bir biraz aşağı düşen Hitler, aile reisini yitirmiş biri gibi aylık yetim maaşı alıyordu. Cebinde ise ona göre parası olmuyordu ki, gününün belirli bir kısmını tatlıcı dükkanlarında geçiriyor ve paralarını tatlı mamullerine harcıyordu. Parasının diğer büyük bir kısmını ise operalara gitmeye ve kitaplar almağa sarf edermiş.

Egzantirik bir tipe sahip olan Hitler, karşılıklı sohbet etmeye değil, sadece kendinin dinlenilmesine ilgi gösterirdi. Hitler, tartışma ve fikir alışverişinden nefret ederdi. Özellikle de kendisine bir konu hakkında itiraz edildiğinde kendini kaybederdi. Nitekim Almanya'ya onun ziyaretine gelen Mussolini, Antonesku, Horti ve diğer devlet görevlileri, saatlerce Hitler'in monologlarını dinlemeye mecbur olurlardı. Hitler, sözlerinin yeteri kadar tesir etmediğini görünce, konuşma tonunu, sesinin temposunu değiştirir, santimental itiraflardan keskin ve radikal ifadelere, tehdit ve şantajlara geçerdi.

Hitler, sözlü konuşmasında en çok “ben” şahıs zamirine ağırlık verirdi. 1939'da Reyhstak'tak, bir konuşmasında o, 138 defa “Ben” sözünü kullanmıştı: “BEN, Almanya'da höküm süren kaosu bitirdim... Yalnız BEN bir kaç milyon işsize iş bulabildim... Alman halkını BEN birleştirdim...”.

Hitler, gözlük takmaktan utanırdı. O, gözlük kullanmanın Alman halkının liderine yakışmadığını düşünürdü. Buna göre de onun yazılarını özel iri fontlarla yazarlardı.

Hitler'i hiç kimse çıplak, hatta yarı çıplak bir vaziyette görmemişti. Hastalanma ihtimalinden ihtiyat etse de, doktorların karşısında soyunmamaktan ötürü muayene oluyordu. Terzilerin onun bedeninin ölçülerini almasına izin vermiyordu. Elbiselerini her zaman eski “numuneler” esasında diktiriyordu.

O, alkollü içkiler içmiyor, yanında sigara içilmesine izin vermiyordu. Hitler, havanın aydınlanmasına yakın evine giderdi. O, hizmetçinin yardımı olmadan giyinirdi. Hitler, yataktan kalkan bazı hizmetçilerin kapının arkasındaki masanın üstüne koyduğu gazeteleri okuyordu.. Hâlet-i rûhiyyesi, aceleci; kendi de çoğu vakit sebepsiz yere değişiyordu. Kimi görüşlere göre bu, rûhî hastalığın işaretleriydi.

Hitler, genellikle doktorlara şüphe ile yaklaşır, onlara “şarlatan” derdi. Yalnız bir doktora - ihtisasça venerolog olan şahsi doktoru Theodor Morrell'e güvenirdi. Bazen o, uyku ilaçlarından ve kişilik kudretini artıran preparatlardan istifade ederdi.

O, insanlara güvenmiyordu ve her fırsatta onların sadakatsizliğinden şikayet ederek şöyle diyordu: “İnsanları daha yakından tanıdıkça, köpekleri daha çok sevmeye başlıyorum”.

Yunis Halilov.

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36792263 ziyaretçi (102914515 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.