Agarta Efsanesine Farklı Bir Yorum
 

Agarta Efsanesine Farklı Bir Yorum

Ergenekon soruşturmasında henüz görmemekle birlikte İddianamede Agarta ismiyle anılan ve 600 yıllık bir tarikat örgütlenmesinden bahsedildi. İddiaya göre Ergenekon terör örgütü'nü kuranlar Agarta ismiyle bilinen bir yapılanma içerisindeler ve kökleri çok eskiye dayanıyor.

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1930 lu yıllarda Güneş Dil teorisini desteklemek için yaptırdığı araştırmalarda Kayıp Kıta  Mu'nun okyanusta bir ada olduğu ve batarak yok olduğu iddia ediliyor.Ergenekon terör örgütünün varlığı ile ilgili iddialar ortaya atılırken son derece ilginç bağlantılar birbirleri ile bağlantılı hale geldi.

Agarta'da bahsedilen Himalaya dağları altındaki mağaralarda yaşayan insanlarla bağlantı kurulurken bu insanların Kuranda adı geçen Yecüc Mecüc olduğu iddia ediliyor.

Kuranı kerimde Kehf Suresi'nde Yecüc ve Mecüc hakkında şu şekilde bildirmekte:

Dediler ki: 'Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cüc Ve Me'cüc, Yeryüzünde Bozgunculuk Çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"

AGARTA'YI TANIYALIM

Agarta, Tibet ve Orta-Asya geleneklerinde sözü edilen, Asya’daki sıradağların içinde bulunduğu ileri sürülen efsanevi bir yer altı organizasyonuna verilen addır.

Agarta konusunu kitaplarında en ayrıntılı işleyen üç yazar Saint-Yves d'Alveydre (1842 -1909), Ferdinand Ossendowsky ve René Guénon. Agarta, İlahiyatçılara göre Mu ve Atlantis’ten göç eden bilim rahiplerince ya da inisiyelerce kurulmuş, sonradan gizlenme gereği görüp, dağ ve mağara içlerine çekilmiştir. Agartha, Agharta ve Agarthi olarak da yazılır.

Kimileri Şambala adında Agarta'ya karşıt olarak kurulmuş, gizli bir olumsuz merkezin varlığını ileri sürüyorsa da, Agarta’nın Tibet geleneklerindeki bir diğer adı Şambala’dır

Efsaneye göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet'teki, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri'ni okumasıyla başlamıştır. Söylediğine göre, bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan bir Tibet rahibinden öğrenmiştir. Churchward sonraki yıllarda, Amerikalı jeolog William Niven'in Meksika'da ortaya çıkardığı tabletler üzerinde çalışmıştır. Churchward’a göre, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan, 1921–1923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet’te öğrendiği Naga-maya dilinde yazılmıştı. Churchward’a göre bu tabletler 15.000 yıl önce yazılmıştı.

Araştırmalara göre

* Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.

* Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan,üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.

* Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır.

* Bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür.

* Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. Aynı tarihlerde Mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki, anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu.

* Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.

* Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu.

* Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir.

* 'Ra' sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, 'O' diye hitap ettikleri Tek Tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru daMu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmıştır.

* Dört ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı.

* Mu'lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.

* Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu'lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu.

* Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır.

YECÜC MECÜC

Said Nursi'nin eserlerinde ise ilginç bir şekilde Yecüc ve Mecüc'ün Moğol ve Mançu kökenli, Asyalı bir kavim olduklarını bildirmektedir:

... Ye'cüc ve Me'cüc namı (ismi) verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin'den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa'yı herc-ü merc (altüst, karmakarışık) ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı zîr ü zeber (altüst) edeceklerine işaret ve kinayedir (üstü örtülü sözdür) (Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, s. 463) .

13. yüzyılda çok büyük bir imparatorluk kuran Moğollar, dünya tarihinin en vahşi ve barbar ordularından biri olarak bilinmektedirler. Moğol ve Tatarlardan oluşan bu yağmacı ordunun başında, önce Cengiz Han ve ardından da oğlu Hülagu çok büyük katliamlar gerçekleştirmiştir. Tarihi kaynaklarda bildirildiğine göre onlar, önlerine çıkan herşeyi yağmalayan, talan eden, kadın-çocuk demeden herkesi katleden bir topluluktu. Anadolu topraklarına ayak bastıklarında Sivas'ta, Kayseri'de, Tokat'ta yüzbinlerce insanı katlettiler. İstila ettikleri bölgelerdeki tüm camileri, kütüphaneleri, medreseleri yakıp yıktılar. Buhara, Semerkand, Herat gibi yerlerdeki tüm sanat eserlerini yağmalayıp, ortadan kaldırdılar. Tarihi kaynaklara göre bazı şehirlerde milyonlarca insanı, kedi ve köpeklere varıncaya kadar bütün canlıları katlettiler . Mançu ırkı da aynı Moğollar gibi barbar, savaşçı, göçebe bir ırktı ve birçok ülkeyi istila etmiş, büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Bediüzzaman, eserlerinde, Moğol ve Mançu ırkının ahir zamanda ortaya çıkacak olan Yecüc ve Mecüc'ün ataları olduklarını haber verir. Bediüzzaman'ın konuyla ilgili bir diğer sözü şu şekildedir:

Hatta rûy-i zemînin (yeryüzünün) en meşhur seddi ve kaç günlük uzak bir mesafe tutan Sedd-i Çini (Çin Seddi) Kur'an lisaniyle Yecüc ve Mecücün ve tabîr-i diğerle (başka bir ifadeyle) tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve âlem-i beşeriyeti (insanlığı) kaç defa zîr-ü zeber eden (altüst, darmadağın eden) ve Himalaya Dağları'nın arkasından çıkan ve şarktan garbe (doğudan batıya) kadar harab eden akvâm-ı vahşiye (vahşi kavim) ve garetkâr (yağmacı, çapulcu) milletlerin (Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, s.100) ...

Bediüzzaman'ın bu sözlerine göre Yecüc ve Mecüc;

* Moğol, Mançu ırkındandır.

* Daha önce Avrupa ve Asya'yı ele geçirip, doğudan batıya kadar her yeri harap ettikleri gibi ahir zamanda da dünyayı altüst edeceklerdir.

* Himalaya Dağları'nın arkasından çıkacaklardır.

* Saldırgan, yağmacı bir topluluktur.

* Hz. Zülkarneyn, mazlum halkları korumak için iki dağ arasına yaptığı sed ile bu topluluğun saldırılarını durdurmuştur.

SONUÇ

Ergenekon araştırması Agarta tarikatı derken kayıp Kıta Mu'ya kadar uzandık. Şimdi sizlerin yorumlarını bekliyoruz.

KAYNAK BELİRTİLMELİ





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: serkan aydın, 10.06.2016, 01:43 (UTC):
öncelıkle yorumlarda bırcok yanlış bılgı soylenmıs ve hepsıde yanlışlarının doğruluğunda ısrarcı..bıraz araştırıp yorum yapın barı..mesela bırı cengız zamanında muslumanlık yoktu demıs bu tam bı skandal..cengız zamanında turklerın bır kısmı muslumandı ve cengız hanın camılerı medreselerı yıktığı bır gercektır..ayrıca saıdı nursının yorumlarının hıc bırı gercegı yansıtmıyor..saıdı nursı zulkarneynın yapmış olduğu seddı cın seddı olduğunu ıddaa edmıstır ve bu tam bır komedıdır.cın seddı kayıtlarla belgelerle kımın yaptırmış olduguda sabıttır zamanının cın hanedanı turk akınlarını önlemek ıcın seddı yapmıştır.yanı zulkarneyn cın hanedanı ecuc mecucde turkler olamsı lazım saıdı nursıye gore..ayrıca kuranda seddın nasıl ne sekılde yapıldığı anlatılır yanı tuğlalarla yapılan cın seddının yapımıyla alakası yoktur..zulkarneynın gunesın battığı yere gıtmesıde dunyadakı batıya yanı amerıka tarafına doğru gıtme anlamında deıldır yanı yon olarak batı anlamında degıl bızzat gunesın kara bır balcıga battığı bır andan bahsedılır.bunu kara delık olarak betımlıyebılırız..ağarta ve samdalada bır uc harflı kabılelerıdır yerın altında yasayan 3 harflı kabılesıdır ve ınsalara kendılerını bu sekılde anlatmışlardır tıbettekı zen rahıplerı ve lamaların ezoterımınde 3 harflilerle sıkı fıkı ıletısımde oldukları bılınen bır gercektır..

Yorumu gönderen: ali, 03.11.2015, 08:27 (UTC):
Tabi Ergenekonun terör örgütü olabilmesi için Şambalayla ilgisi olması lazım, ön yargılı bakış açısına göre demek ki Agarta aslında Şambalaymış demek çelişkiden kurtaracaktı. Oysa yine her şey çift yaratıldı söylemi de gözden kaçırılmış oldu. Kötü varsa iyi de vardır. Yanılgı oldu Ergenekon diye bir terör örgütü olmadığı itiraf edildi.Böylece aktararılan bilgilerde ki çelişkiden de kurtulmuş olunuyor. Demek ki Ergenekon denildiği gibi Agarta ile özdeşleştirilebilir, terör örgütleri olsa olsa Şambalayla irtibatlıdır. İster bilinsin ister gözler yumulsun, gerçeği ve an içinde ki doğruyu görebilmenin bağımsız bakabilmenin tek yolu arzu ve isteklerden bağımsız bakabilmektir. Cennete gidebilmek için cehennemden kurtulabilmek için felsefe yapmak aldatır. Belki dinimi, felsefemi yanlış anlamışımdır, belki yanlış yorumlamışımdır demek lazım. Bunu kolaylaştırmanın yollarından biri herkesi sevmeye çalışmaktan belki de onlar da haklı olabilir demekten kin duymamaktan geçer. Kin nefret haset kibir riya istifçilik hislerinden kurtulamayanlar hakka ve gerçeğe ulaşamaz. Yalnız bu duyguları kendin gibi düşünenlere değil bütün varlıklara karşı beslemek lazım.

Yorumu gönderen: KUBERA, 13.06.2014, 10:03 (UTC):
ÖNEMLİ: Yapılan yorumlarda "bu kişi alimdir değildir" sözleri mevcut. Allah indinde insanın dört derecesi vardır. MÜMİNLİK + ABİTLİK + ARİFLİK + ALİMLİK şeklinde sıralanır. MÜMİNLİK:Allah vardır diyen her kes kabaca mümindir. 2) ABİTLİK: İbadet eden kişi demektir. 3) ARİFLİK: sahip olduğu ilmi içinde bulunduğu topluma öğreten öğretici öğretmen demektir. 4)ALİMLİK: Alim Allah'ın sır ve ilimlerini araştırıp bulan ve sadece içinde bulunduğu topluma değil, tüm dünya insanları için ortaya koyan kişidir. Alim, dünyada bulunan her hangi bir üniversiteden, yüksek okuldan, akademiden, fakülteden diplomasını almaz. Onun diploması kozmik bir mezuniyet diploması olup sadece Allah tarafından verilir. Alim aynı zamanda bir bilim adamıdır. Ama her bilim adamı alim değildir. Buna göre bizlerin her kitap yazana (isterse kütüp haneler dolusu yazsın) her söz söyleyene ALİM dememiz doğru değildir. Alimliğin diploması sadece Allah tarafından veriliyorsa karşımıza çıkan kişiyede bizim bu diplomayı yakıştırmamız yada bu diplomanın sahibiymiş gibi gösterip, hitap etmemiz, öyle bilmemiz yanlıştır. Yecüc Mecüc'e gelince: Bunlar birilerinin söylediği gibi dünyada şu anda bulunan hiç bir ırktan değildir. Bu güne kadar söylenenler sadece tahminden öteye geçmez. Bu ise "ZAN" dır. Ve kuran şöyle der: "AND OLSUNKİ ONLAR ZANLARINDA GAFİLDİR" Dört tane ilahi zaman gezmeni vardır. Bunlar: Hz Mehdi+Hz Hızır+Hz Lokman ve Hz Zülkarneyndir. Hatta bu konuda Hz Hızır'dan Kuran söz ederken şöyle der:" HER ÇAĞIN DİRİSİ O VAR YA" Kuran'ın böyle demesi normaldir. Zira geçmişe geleceğe ve bu ikisi arasındaki şimdiye gidip gelebildiğine göre Kuranında onlardan bahsederken "HER ÇAĞIN DİRİSİ" demesi mantıklıdır. Her birinin işlev ve görevi vardır. Zülkarneynin görevi: Şu anda bizim zamanımızda olmayıp, gelecekteki bir zamanda bulunan bir ırkın dünyayı istilasını devamlı gelecekteki bir tarihe ertelemektir. Bu güne kadar kitaplarda yazan "dağların arasına demir eritip üstünede bakır döktüler sur inşa ettiler" gibi bir bilgi yanlıştır. Bu denli dağlar yüksekliğinde bakır ve demir olan bir bölgenin tesbitiuydular vasıtası ile kolaydır. Ama bu güne kadar böyle bir bulguya rastlanmamıştır.Burada zikredilen demir ve bakır şifresi elektronik kablolu bir devredir . Zira Hz Zülkarneyn Yecüc Mecüc ırkıyla bizim aramızda bir zaman duvarı oluşturmuştur. Onlar bu duvarı her kazdıklarında hep kazmadıkları güne dönerler. Bizim fazlacada ne anlama geldiğini bilmediğimiz iki kelime vardır. Bunlardan birisi İŞALLAH diğeride MAŞALLAHTIR. İşallah zamanın anahtarı, Maşallahsa mekanın anahtarıdır. Yecüc mecücler zaman duvarını kazarken içlerinden birisi bir gün zamanın anahtarı olan İŞALLAH kelimesini hatırlayacak. ve şöyle diyecek. "İşallah bu kapıyı bir gün buluruz" Bunun üzerine zaman kapısı aralanacak ve bizim zamanımıza çıkacaklar. Yecüc mecücler dört şerli güçten birisi olup Deccalin safında yer alacaklardır.

Yorumu gönderen: onur, 19.02.2014, 13:24 (UTC):
ayetlerde kelime oyunu yapılmış ne kadar cesursunuz böyle..zülkarneyn batı ülkelerine gitti diye bir şey yok batıya gitti diye bir şey var mesela.. istediğiniz anlamları çıkarıp biraz bilim kurgu yapcaz diye allahın sözlerini bile oyuncak ediyosunuz çok yazık.. düşünmekte özgürüz ama bazende sesli değil sessiz düşünmek gerekir insanların inancıyla oynamayın.

Yorumu gönderen: HADİ HAYIRLISI, 28.11.2010, 16:44 (UTC):
Judasis Said-i Nursinin bilmediklerini senin bilmen biraz garip değilmi,bugünki tarihin hangisi doğru acaba

Yorumu gönderen: el_haci, 15.11.2010, 20:09 (UTC):
Zülkarneyn'in adı Kur'ân'da üç âyette geçmektedir:

"(Ey Muhammed), sana Zülkar neyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım. Biz yer yüzünde onun için sağlam bir mekan ve orada istediği gibi hareket edeceği yönetim hürriyeti hazırladık ve kendisine (muhtaç olduğu) her şeyden bir sebep verdik (ulaşmak istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını verdik). O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir kavim buldu. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın). Dedi: Kim haksızlık ederse, ona azap edeceğiz) sonra o, Rabb'ine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir. Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz (kolay işler yapmasını emrederiz, zor işlere koşmayız onu). Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu, öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlara güneşin önünden (korunacak) bir siper yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice (hükümranlık) bilgisi (tecrübesi ve vasıtası) bulunduğu biz biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Nihâyet iki sed arasına ulaşınca, onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zülkarneyn, Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi? Dedi ki: Rabb'imin beni içinde bulundurduğu (mal ve mülk, sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de, sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin. (Zülkarneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurup dağlarla) aynı seviyeye getirince, üfleyin dedi. Nihâyet o demir kütlelerini bir ateş haline koyduğu zaman; getirin bana, üzerine erimiş bakır dökeyim, dedi. Artık (Ye'cuc ve Me'cuc) onu ne aşabildiler ne de delebildiler. (Zülkarneyn) dedi: Bu, Rabb'imden (kullarına) bir rahmettir. Rabb'imin va'di ge(lip Ye'cuc ve Me'cuc'un çıkması, yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman, onu yerle bir eder. Şüphesiz, Rabb'imin va'di gerçektir" (el-Kehf, 18/83-98).

Yorumu gönderen: deniz, 18.10.2010, 00:37 (UTC):
kardeşim böyle saçmalık olurmu.. cengiz hanın yaşadığı tarihlerde dünyada ne bir cami ne de islamiyet vardı. islamiyet anadoluya selçuklu imparatorluğu zamanında geldi. böyle saçma yalanları bilgi diye yayınlayıp insanların aklını olmamış şeylerle çelmeyin. cengiz han avrupaya anadoludan değil kafkasyadan girmiştir. önce türk tarihini öğren ve tarihimize el altından laf atma. terbiyesiz yobaz

Yorumu gönderen: judasis, 27.04.2010, 11:56 (UTC):
peki judasis senin söylediklerinin doğru olduğunu nerden bileceğiz. tarihten bi kısım bilgiler aktarıp bunlara dayanaraktan said nursi nin yanlış söylediğini öne sürüyorsun. said nursinin tarih kitabı okumadığını ve tarih bilgisi olmadığını iddia ediyorsun. bunları nerden bilebiliyorsun. said nursi hakkında objektif tek bir kitap okudunmu. said nursi tek sefer okumayla bir kitabı ezberleyebilen ve devrinin alimlerini alt edebilen muhteşem bir insandı. sen ise bilgisayar başında oturan kim olduğu, ne kadar kitap okuduğu meçhul bir kişisizliksin. ayrıca burada yazı hakkında yorum yazmayıp said nursi hakkında yorum yazmışsın. yani said nursi den bir rahatsızlığının olduğu besbelli. şimdi burda oturup sana inanmamızımı bekliyorsun.

Yorumu gönderen: Judasis, 24.03.2010, 02:27 (UTC):
Said-i Nursi tarih bilmeyen bir kişidir. Dini konularda kaynak gösterbilirsiniz ama Agarta ve Ergenokon konusundaki bilgisi ve aktardıkları eksik tir ve yanlıştır. Bu yazı site yöneticisinin yorum yazısı olduğu anlaşıyor. Ancak Nursinin anlattıkları gerçek değildir ve bir kısmınıda eksik anlatır. Bunu tabiki kişilel duyuglarını temel alarak anlatmıştır. Tarihler ve olaylar tam olarak bu şekilde gerçekleşmemiştir. Bu yazıyı yazan arkadaş biraz daha iyi çalışmalıydı keza bu yazıda çok fazla eksik var. En büyük itirazımda Said-i Nursidir. Ergenekon ve Agarta için gösterilemeyecek bir kaynak olarak bize sunulmuş. Yanlış olmuş...

Yorumu gönderen: Judasis, 24.03.2010, 02:09 (UTC):
Said-i Nursi kendi çapında alim olabilir, ancak geçmiş tarihle özellikle antik tarihle ilgili bilgilerini üçüncü şahıslardan duyduğu hikayelere dayandırdığını biliyoruz. Yani Said-i Nursi burada bir kaynak olarak kullanmak yanlış, çünki bu söylediği sözde yanlış. Mençur ve Moğol kabileleri zaten kendi içlerinde bir çekişme ve rekabet içindeydiler, özellike avrupa ile ilgili kısımda şunu söylemek gerekir; zaten Türk boyları avrupaya kuzeyden gitmişlerdi. nursinin bahsetmeye çalıştığı şey gerçek değildir. Zaten tarihlere bakılınca bu olayların çok çok eskiden olduğu görülür. Yani Nursinin bunları bilmesinede imkan yoktur. Bilmesi için Tibet yazıtlarıda dahil olmak üzere bir çok antik çağ tarihi ile ilgili kitap okuması gerekirdi :).

Yorumu gönderen: atlas_ergenekon, 17.03.2010, 23:20 (UTC):
Dört ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı

budort ırk nedir

Yorumu gönderen: tahir, 25.11.2009, 14:06 (UTC):
kapsamnlı arastırma gerekir. iyi günler



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36636747 ziyaretçi (102639842 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.