Akhenaton
 
“Tanrı, yücedir, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O’dur her varlığı yaratan.
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…
Ta başlangıçta vardı Tanrı.
Tek varlıktı o.
Hiçbir şey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı…
Ezelden beri gelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek.
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman”

Akhenaton
Akhenaton, Akhenaten

Akhenaton

Hazırlayan: Akhenaton

Fir’avun Ne Demektir?

Firavun (Arapça: فرعون, İng. telafuz: Fir`awn), Eski Mısır dilinde “büyük ev” anlamındaki “per’ao”dan (per’aâ, fɛrOʊ) gelmektedir.[1] Akkadca’ya “pir’u”, İbrânîce’ye “par’o” (far’o) şeklinde geçen kelime Tevrat’ın Yunanca tercümesinde “faraô” olarak karşılanmıştır; günümüz Batı dillerinde ise pharaoh” (İng.), “pharaon” (Fr.) ve “pharo” (Alm.) şeklinde kullanılmaktadır. Fir’avn (çoğulu ferâine) kelimesinin Arapça’ya İbrânîce’den ya da Süryânîce’den geçtiği düşünülmektedir.[2][1]

Firavun kelimesi, zannedildiği gibi özel bir isim ya da belirli bir kişinin ismi değildir. Firavun, 1. Hanedan Dönemi'nden (M.Ö. 3150) Mısır'ın Roma'ya ilhakına kadar geçen sürede (M.Ö. 30) Monarşi ile yönetilen Eski Mısır'da hüküm süren Amelika hükümdarlarına verilen ünvandır. İlk Firavun, Narmer (ya da Menes); son Firavunlar ise Kleopatra ve Sezar'dır.[4]

Per’ao kelimesi, 17. sülale döneminin ortalarına kadar, Mısır kralının lakabı olarak değil “saray” anlamında kullanılıyor; [5] dolayısıyla da krallık sarayını ve orada oturanları ifade ediyordu.[6] Bu kelimesinin “kral” anlamında kullanılışına ise milâttan önce 1370’lere doğru yazılan metinlerde rastlanmaktadır.[1]

Monarşik (tek adam) bir yönetime sahip olan [4] Eski Mısır inancında firavun, yeryüzündeki düzenin muhafaza ve devamından sorumlu olduğu gibi dinî hayatın da en önemli ve yetkili devlet adamıydı. Ülkenin bütün mâbedlerinde ibadet onun adına yapılıyordu. Bütün Mısır, onundu ve idarî, adlî, askerî ve dinî yetkiler onun elindeydi. Gerektiğinde yetkilerinin bir kısmını vezirlere bırakıyordu.[1]

Her firavunun Allah'a iman etmemesi diye bir koşul yoktur. Firavun, sadece bir hükümdarlık ünvanıdır. Kral gibi, Padişah gibi. Türklerin hükümdarlarına Kağan ya da Hakan, Bizanslıların Kayzer ya da Hirakl, İranlıların Kisra [7] Habeşlilerin Necaşi, Yemenlilerin Tubba dedikleri gibi Mısırlılarda da bu ünvan "Firavun"du.

İsrailoğullarına baskı uygulayan ve Hz. Musa dünyaya geldiğinde tahtta bulunan Mısır Kralı, II. Ramses’tir. Ayrıca, Kur’an-ı Kerimde geçen Firavun kelimesi sadece Hz. Musa dönemindeki Mısır Kralını ifade etmektedir.[8]

Kur'an, Hz. Musa ile ilişkisi nedeniyle sık sık andığı Firavun'un kimliğinden sözetmez. Buna karşılık Cevheri gibi bazı İslâm bilginleri, Kur'an'da geçen Firavun'un Velid b. Mus'ab olduğu görüşündedirler. Fakat Kur'an'da sözedilen Firavun, gerçekte iki ayrı hükümdardır.

Bunlardan ilki, Hz. Musa'nın doğduğu sırada Mısır' yöneten ve Musa'yı sarayında büyüten Firavun; diğeri de Hz. Musa'nın risâletle görevlendirildiği sırada iş başında olan Firavun'dur. Çağdaş tarih araştırmacılarına göre ilk Firavun M.Ö. 1292-1225 yılları arasında hüküm süren II. Ramses; ikincisi ise II. Ramses'in oğlu Mineftah'tır.

Ne var ki, Hz. Musa'nın dönemi kesin olarak tesbit edilemediği için bu görüşün yanlış olması da mümkündür. Kaldı ki tarihsel kişiliklerin tesbit edilip edilmemesi fazla bir önem taşımaz. Bu nedenle Kur'ân kimlikler üzerinde durmayarak ilâhı mesaj karşısında yeralan evrensel Firavun tipinin özelliklerini vurgular.[7]

Ya'kûbî ve Mes‘ûdî’ye göre Yûsuf'un Firavun’u ile Mûsâ'nın süt babası arasında iki hükümdar vardır: Bunlar Amâlikalı Dârim ibn Rayyân ile yine Amâlikalı Kāmis ibn Ma‘adân'dır. Daha sonra Mûsâ'yı büyüten Velîd ibn Mus‘ab gelmiştir ki bunun Amâlikalı, yahut Şam'lı, ya da Kıptî olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Zemahşerî [9]

Hz. Yûsuf'un Mısır'a gelmesi ile Mûsâ'nın Medyen'den dönmesi arasında 400 yıl geçtiği rivâyetini kaydediyor ki bunun, Hurûc: 12/48den alındığında kuşku yoktur. Hurûc'da İsrâîloğullarının Ramses zamanında Mısır'dan çıktıkları ve Mısır'da 430 yıl ikamet ettikleri anlatılmaktadır.[10]

Firavun Akhenaton ise yazılı tarihte ilk tevhidî / monoteist (Tek bir Allah'a ibadet eden) hükümdardır.

Akhenaton Akhenaton, Nefertiti Akhenaton Akhfam

Akhenaton

Akhenaton ya da diğer adıyla IV. Amenhotep, Mısır'da yeni dönem 18. hanedanının eski bir firavunudur. Annesi Kraliçe Tiye, babası ise III. Amenhotep'tir.

Thutmosis'in kardeşidir. Eşleri, Vezir Ay'ın kızı Nefertiti (Neferneferuaten) ve Kiya'dır. Çocukları; Smenkhkare, Meritaten, Meketaten, Ankhesenpaaten, Neferneferuaten Tasherit, Neferneferure, Setepenre ve Tutankhaten'dir. Tutankhaten (kimi kaynaklarda oğlu değil damadı olarak geçer.), Akhenaton ölünce babasının kurduğu tevhid dinini reddedip adını Tutankhamun olarak değiştirmiş ve Mısır'a tekrar putperest inanca geri döndürmüştür.[11][12]

 IV. Amenhotep'un Büyük kardeşi Thutmosis babasından önce ölünce tahta önce ortak olmuş, sonra da M.Ö. 1353-133 ya da M.Ö. 1352-1334 yılları arasında (Mısır kronolojisinde değişir) firavunluk yapmıştır.

Amenhotep, Akhenaton'un doğum ismidir. Bu ismin Yunan kaynaklarında geçen, Yunancaya uyarlanmış hâli, Amenophis'tir. Amenhotep Neferjeperura olarak  da bilinen IV. Amenhotep, saltanatının dördüncü yılına gelindiğinde "Amon hoşnuttur." anlamına gelen "Amenhotep" adını değiştirerek "kendisinden başka hiçbir ilahın olmadığı tek ve biricik Aton'un hizmetkarı" anlamına gelen "Akhenaton" olarak değiştirmiştir.

Akhenaton isminin yazılışı, birçok kaynakta farklılık göstermektedir: Akhenaten, Akhnaten, Akhnaton, Ahnaton, Echnaton, Ikhnaton, İknaton ya da Khuenaten gibi.[16][12]

Akhenaton'un isminin kartuşlarda yazımı şöyledir:

Akhenaton, Akhenaten, kartuş, cartouche

Akhenaton ismi, çoğunlukla İngiliz bilim-kurgu serisi olan Doktor Kim'in 7. serisinin 7. bölümü olan Ring's of Akhaten'deki “Akhaten” ve şizofreni, depresyon, parkinson gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilacın adı olan “Akineton ®” ile karıştırılmaktadır.

Eski Mısır’da 18. Sülale döneminde IV. Amenhotep (Akhenaton)ve onun yakın akrabaları 20-30 yıl gibi bir süre tek bir Allah'a ibadet etme inancını yerleştirmeye çalışmış ve halka yeterince inemese de, çoktanrıcılığın egemen olduğu bir ülkede kısmen başarılı olmuştur.[3]

Hanedanlıklar devri (18. Sülale) Mısır’ının, tanrı inancında en farklı ve devrin şartlarına aykırı süreç, hiç şüphesiz ki 18. sülale firavunu IV. Amenhotep (Akhenaton)’in gerçekleştirdiği [3] reformasyon süreci olmuştur.[13]

Babası III. Amenhotep’in çağı (MÖ.1370- 1352), Mısır İmparatorluğu’nun gücünün zirvesine ulaştığı, aynı zamanda da Amon-Ra’ya tapınmanın o çağın saf güneş tanrısı inancına dönüşmeye başladığı bir çağ olmuştur. Evrensel tarih içinde “aykırı düşünceli kral” olarak anılacak olan IV. Amenhotep’in fikirlerinin, kısmen III. Amenhotep zamanında, saraydaki teologlar ve din yazarları tarafından doğrulduğunu ve artarak geliştiğini söyleyebiliriz.

IV. Amenhotep, gerçekten de Mısır’daki tanrılar panteonunda, o ana dek belki de akla gelemeyecek bir değişiklik yapmaya karar vermiş ve bunu da hiç çekinmeden uygulamıştır. O ilk önce bütün Mısır tanrılarını kaldırarak hepsinin yerine bir tek ve canlı bir tanrı olarak gökteki “Aton” dediği güneş kursunu yerleştirmiştir.

O döneme göre yaptığı bu değişiklik bir nevi monoteizmdir diyebiliriz. Yaptığı değişikliğin kalıcı olmasını isteyen IV. Amenhotep ayrıca Amon-Ra kültüne katı bir şekilde bağlı olan Teb’i terk ederek, başkenti Orta Mısır’daki Tell-el-Amarna şehrine taşımıştır. Zamanında hayvan başlı insan figürleri ve diğer tanrı isimleri kısmen kaybolmuş, Osiris’in ismi bile abidelerden silinmiştir. O, Amenhotep ya da Amenofis yani “Amon memnundur/ hoşnuttur” manasındaki ismini dahi Akh-en-Aton yani “Aton’a Hizmet Eden” manasındaki isimle değiştirmiş ayrıca Amon rahibinin elinden de tanrının mülklerini yönetme yetkisini almıştır.

O sadece “Amon”u bir kenara atmakla kalmayarak, seleflerinin adlarını da rafa kaldırmış; Karnak’taki Ptah tapınağından Ptah ve Hathor’un adlarını sildirmiş, III. Tutmosis’in Karnak’ta sütunlarının bulunduğu salondaki İsis, Atum vb. adları da kazıtmıştır. Akhenaton ayrıca bütün sihir, büyü ve hurafeleri de yasaklamış hatta figürasyon sanatının hiyerogliflerde hiç düşünülmeden kullanıldığı bir dönemde ressamların Aton’un suretini çizmelerine de yasak getirmiştir. Çünkü gerçek bir tanrı görülemez ve dokunulamaz olandır, o her zaman ve her yerde vardır.[13]

Akhenaton'un Kuran-ı Kerim nazil olmadan 1950 yıl; günümüzdense yaklaşık 3351 yıl önce yazdığı şiir, İhlas suresinin kısa bir tefsiri gibidir:

“Tanrı, yücedir, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O’dur her varlığı yaratan.
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…
Ta başlangıçta vardı Tanrı.
Tek varlıktı o.
Hiçbir şey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı…
Ezelden beri gelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek.
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.”

Akhenaton’un dininde, din monoteist karakterli olduğu için eski resmi dine göre büyük bir sadelik görülebilmektedir. Bu yeni anlayışta ne bir heykel, ne de kapalı bir mabet mevcuttur.

Akhenaton’un dininin temel akidelerinden biri de yalana karşı mücadele ederek hakikate erişmektir.

Eski kültten farklı olarak, ilah bu dinde insan ya da hayvan olarak bir put şeklinde değil, adalet mefhumunu simgeleyen ve her tarafa eşit bir şekilde saçtığı ışınlarıyla sadece yuvarlak ve kırmızı renkte bir güneş olarak çizilmiştir.

IV. Amenhotep, saltanatının altıncı yılında ismini değiştirerek Akhenaton adını almıştır. Onun saltanatının ilk altı yılını Teb Dönemi, ismini değiştirdikten sonraki bölümü de Amarna Dönemi diye [13] adlandırabiliriz.

O her ne kadar iktidara geçer geçmez Amon başrahibinin siyasi kuvvetlerini kaldırmışsa da saltanatının ancak ikinci yılında Amon-Ra yerine Aton ismini kullanmıştır. Gerek Teb döneminin, gerekse Amarna Döneminin önemli şahsiyetlerinden biri de hiç şüphesiz Akhenaton’un eşi Kraliçe Nefertiti’dir. O, monarşi içinde daima önemli bir mevki işgal etmiş, adına Karnak’ta bir anıt adanmıştır.

Bu dönemde özellikle heykeltıraşlıkta tamamen realist bir üslup hakim olmuş, heykellerinde son derece kusursuz fizikleriyle dikkat çeken eski firavunların yerine Akhenaton’un heykelleri, bütün vücut kusurlarını dahi gösterecek derecede realist bir biçimde yapılmıştır. Ancak bu tabiata uyma ve onu olduğu gibi canlandırma fikri, IV. Amenhotep’in hayatı ile sınırlı kalmış, onun ölümünden sonra yine eski tarza dönülmüştür.

Amarna Çağı, her ne kadar tanrıya tapmak için heykellere ihtiyaç olmadığı, gökyüzünde parlayan tanrıyla doğrudan iletişim kurulabileceği inancını yerleştirmeye çalışmış olsa da bu çok kısa sürmüştür. Bu son döneme ait bilgiler eksik olsa da, Akhenaton’un, Nefertiti’den olan iki kızından büyüğü Meritaton’un eşi Semenkhare’yi, kendine şerik hükümdar seçerek Teb’e göndermesi, böylece izah edilmiş, ayrıca Nefertiti’nin bu yüzden eşine darılarak hayatının sonuna kadar Amarna’da yaşayıp Aton dinine sadık kaldığına inanılmıştır.

Akhenaton’un, damadı Semenkhare ile müşterek saltanatı ancak üç yıl sürebilmiş ve ikisi de hemen hemen aynı tarihlerde ölmüştür. Oğlu da olmayan kralın yerine bu sefer diğer damadı, genç yaştaki Tutankhaton (MÖ. 1352- 1343) gelmiş ve o da üç yıl kadar Amarna’da kalmıştır. Ancak nedense bu genç Firavun, sarayı ve devlet dairelerini yeniden Teb’e naklettirmiş, çocukluğunun tanrısı Aton’u inkar ederek Mısır’da yeniden Amon kültünü başlatmış, kovulan rahiplerin ayrıcalık ve güçlerini ünlü emirnamesiyle iade etmiş ve ismini “Tut-ankh-Amon” olarak değiştirmiştir.

IV. Amenhotep (Akhenaton Dönemi), şüphesiz Mısır’da, ilginç bir girişim olarak görülmüş ve tarihe damgasını vurmuştur. Onun ilahilerinde kullanılan “tek tanrı”, “senin dışında başka tanrı yok” ifadeleri yer alır. Aton’a bağlılık halk arasında çok yayılamamış, halk eski inançlarını tamamen bırakamamış ve bağlılık, kralın ailesi ve maiyeti ile sınırlı kalmıştır. Bu ilahide Akhenaton belki bu durumdan kaynaklanan üzüntüsünü dile getiriyor olabilir, ama her halükarda bu fikir, onun ölümünden sonra neden “Aton’a iman”ın neredeyse birdenbire yok olduğuna da ışık tutmaktadır. Özellikle halktan fazla destek alamaması, Amon rahipler sınıfının kendisine nefretle muhalefet etmesi gibi nedenlerle bu monoteizm cereyanı Mısır’da kökleşememiş, kızı ve damadı bile kendisinden hemen sonra eski dine dönüş yapmıştır.

Yaşanan bütün zorluk ve sıkıntılarına rağmen IV. Amenhotep Dönemi, Mısır’da daha önce eşi görülmemiş, monoteizme en yakın hatta bazı özellikleriyle tam bir monoteizm görüntüsü taşıyan bir dini cereyan olmuştur. Devrin renkli tanrılar panteonu ve sayısız ilah tasavvurları yanında bir tanrıyı “bir”lemeye ve onu tüm kainatın yaratıcısı olarak görmeye yakın başka bir dini hareketi o devrin Mısır’ı neredeyse hiç görmemiştir. Bu dönem, “bir” olan tanrının yanında her ne kadar firavunu ilah oğlu olarak göstermeye devam etse de, devrin neredeyse tüm tanrılarını reddetmesi, isimlerinin silinip tapınaklarının kapatılması ve kadir-i mutlak tanrı inancını yerleştirmeye çalışmasıyla, Mısır’ın o ana dek gördüğü en büyük dini reform hareketidir diyebiliriz. Bu durumda Akhenaton da, atalarının ve kadim Mısır’ın dininin merkezi sayılan panteonu reddetmeye cesaret göstermesi, Amon rahiplerinin kendi aleyhinde yıllarca aykırı politika yürütmesine direnmesi ve her şeye rağmen “tanrı birdir” demesiyle bu reform hareketinin reformatörü olmaktadır.[14]

Akhenaton, 17 yıl hüküm sürmüş, tahmini olarak 1336-1334 yıllarında ya da bu yıllara yakın bir tarihte hayata gözlerini yummuştur.[11]

Akhenaton, Mısır'da putperestliği sona erdirip tevhid (tek bir tanrı ve tek bir Allah) inancını hakim kılmaya çalışmış, ölümünden sonra ise Mısır'da putperestlik tekrar başgöstermiş, oğlu Tutankhaten, adını Tıtankamon olarak değiştirmiş, Akhenaton'un ismi, firavunlar defterinden ve hiyerofliflerden silinmiş, Akhenaton ise "Kafir Kral" ilan edilmiştir.

Akhenaton’un saltanat döneminin sonundan itibaren Mısır dış politikası Horemheb adlı bir general tarafından idare edilmiştir. Bu general, sırasıyla Tutankhamon ve Aya isimli firavunlar zamanında orduyu yönetmekteyken onlardan sonra kraliyetle kan bağı olmamasına rağmen, Amon rahipleri arasında taraftarları çok olduğu için, Amon ilahının manevi mucizesine dayanarak kendisini firavun ilan ettirmiş ve 19. sülaleyi kurmuştur. Bu dönemden itibaren zaten ortadan kalkmış olan Aton dininden kalan son izler de silinmeye çalışılarak, eski dini rejime önem verilmiştir. Amarna Dönemi’nin tüm izleri silinmeye, tapınaklarda keskiyle silinmiş tanrı isimleri yeniden yazılmaya, çalışılmıştır.[14]

Akhenaton'un mezarı, 1893/1894 yıllarında Alessandro Barsanti tarafından bulunmuştur. Koordinatlar: 27°37′34″N 30°59′07″E / 27.6262°N 30.9852°E. [15]

Amarna

Amarna (Arapça: العمارنة al-'amārnah ), 18. sülaleden Firavun Akhenaton tarafından yeni kurulan ve inşa edilen ve ölümünden kısa bir süre sonra (M.Ö. 1332) terk edilen başkentin kalıntılarını temsil eden geniş bir Mısır arkeolojik alanıdır.  Antik Mısırlıların istihdam ettiği şehir ismi Akhetaten (ya da Akhetaton - tercümanlar değişir) olarak İngilizce harf çevirisi olarak yazılmıştır. Akhetaten, "Aten'in Ufuk Noktası" anlamına gelir.

Koordinatlar:  27°38′42.71″N 30°53′47.34″E / 27.6451972°N 30.8964833°E.

Bölge, Minye'nin Modern Mısır eyaletinde Nil Nehri'nin doğu kıyısında, el-Minye kentinin 58 km (36 mil) güneyinde, Mısır'ın başkenti Kahire'den 312 km (194 mil) güneyinde ve Luksor'un 402 km (250 mil) kuzeyinde yer almaktadır. Deir Mawas şehri doğrudan Amarna'nın batısındaki batısındadır. Doğu tarafında yer alan Amarna, kuzeyde el-Till ve güneyde el-Hagg Kandil olan başlıca modern köylerden oluşur.

Bölge, daha sonraki Roma ve erken Hıristiyanlık zamanlarında işgal edilmiştir; Kentin güneyinde yapılan kazılarda bu döneme ait çeşitli yapılar bulmuşlardır.[16]

Güneş Kursu

Şüphesiz ki Akhenaton’un güneş kursu olarak betimlediği Aton kültü de, o devirde ortaya çıkmış bir kült değildir. Bu isim, önceki firavunlar zamanında da vardır ve güneş kursunu belirtmek için kullanılan bu “Aton” ismine, Piramit Metinleri’nde de rastlanmıştır. Yani çok önem verilmemekle beraber, önceki firavunlar zamanında da bu ismin mevcut olduğunu bilmekteyiz. Akhenaton’un yaptığı; Aton’a, Amon-Ra’nın yerini vermek olsa da yine de Aton fikrinin ilk kez ne zaman ortaya çıktığı bilinmemektedir.

Tanrı tasvirini yasaklayan Akhenaton’un, güneş ve onun ışıklarını bir sembol mahiyetinde kullandığını da düşünebiliriz. Aton öyle bir tanrıdır ki yeryüzünde, gökyüzünde ve öteki dünyada her şeye kadirdir ve ne şekilde olursa olsun diğer tanrıların işlevlerine ihtiyacı yoktur. Akhenaton’un tanrısı Aton, her ne kadar öldükten sonra öbür dünyada hakim olan tanrıysa da; Akhenaton’un, ölümden sonra yaşamak gibi Mısırlılar için büyük önem taşıyan bir olguyu çok da önemsemediğini görmekteyiz. O, bilimin de sonradan ortaya çıkaracağı gerçekleri, şaşılacak bir önseziyle keşfetmiş ve yeryüzündeki tüm yaşamın kaynağı güneş ışınlarının enerjisini kendi tanrısının gücünün bir simgesi olarak görmüştür. O, hakikat ve adalet ilkesi olan maata uygun yaşadığı için kendine övgüler sunmuştur. Onun tanrısı Aton, artık belli bir ülke ya da bir kavmin tanrısı olma özelliğini taşımaz, o evrenseldir.

Akhenaton, Akhenaten

O, bütün insanları -sadece Mısırlıları değil- değişik renk, şekil ve dille yaratıp, farklı iklimlere yerleştiren tanrıdır. Böylece Akhenaton, tanrısını evrenselleştirerek, başka milletlerden insanlara da Aton’u yüceltme imkânı vermiş olmaktadır. Çünkü onun tanrısı, diğer tanrıların yaptıkları her şeyi tek başına yapabilen bir tanrıdır.[13]

Akhenaton'a göre Tanrı, gözle görülemez. Bu yüzden Tanrı'nın tasvirini yapmak, yasaklanmıştır. Bu yüzden güneş ya da güneşin ışıkları, Tanrı'nın şekli değildir. O, inandığı Tanrı için yazdığı şiirde şöyle demiştir: "Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…"

Akhenaton için Tanrı, yeryüzünün ışığıdır. Bu, bütün semavi dinlerin ortak metafodur:

Καὶ ἔστιν αὕτη ἡ ἀγγελία ἣν ἀκηκόαμεν ἀπ’ αὐτοῦ καὶ ἀναγγέλλομεν ὑμῖν, ὅτι ὁ Θεὸς φῶς ἐστιν καὶ σκοτία ἐν αὐτῷ οὐκ ἔστιν οὐδεμία.

"Mesih’ten işittiğimiz ve şimdi size ilettiğimiz bildiri şudur: Tanrı ışıktır, O’nda hiç karanlık yoktur." (İncil, 1. Yuhanna 1:5.)

اَللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

"Allah, göklerin ve yerin nurudur." (Kuran-ı Kerim, Nur Suresi 35.)

el-Nûr (النُّورُ), ayrıca Allah'ın 99 güzel isminden biridir.

Akhenaton, Akhenaten, egypt

Akhenaton ve Hz. Yusuf

Akhenaton ve Hz. Yusuf'un ilişkisi kakkında iki farklı görüş vardır.

  1. İlk görüşe göre Akhenaton, Hz. Yusuf'la çağdaştır ve Akhenaton, Yusuf'u zindandan çıkarmış ve Hz. Yusuf'un Allah'ına iman etmiştir. O, Allah'a Aton ismiyle seslenmiştir.
  2. Akhenaton hakkındaki diğer görüş ise Akhenaton'un Hz. Yusuf'u kızının oğlu, yani Hz. Yusuf'un torunu olduğudur. Bu görüşte olan Müslüman tarihçilere göre; Akhenaton'un annesi, Tia’dır. Tia’nın babası ise Yuya, yani Hz Yusuf’tur.[3] Akhenaton'on annesinin babası olan Yuya'nın Eski Ahit ve Kur'an'da adı geçen Yusuf Peygamber (Joseph) olduğu Mısırlı tarihçi Ahmed Osman tarafından iddia edilmiştir.[17][18]

Bunun yanında Akhenaton hakkındaki bir diğer görüş de onun Hz. Musa'nın çağdaşı olduğu, daha doğrusu onun sarayda büyüdüğü bilinen Hz. Musa olduğudur.

Akhenaton'la Hz. Yusuf arasındaki münasebet, İranlı yönetmen Farajollah Salahshoor'un 2008'de yazar, senarist ve yönetmenliğini yaptığı ve Türkiye'de de gösterime giren “Hz. Yusuf Peygamber” dizisinde de konu edinmiştir. Dizi de Hz. Yusuf'un çocukluğu rolünü Seyyed Hossein Jafari, gençliği rolünü Mustafa Zamanî, Akhenaton'un gençliği rolünü ise Rahim Noroozi canlandırmıştır. Dizideki diğer oyuncu listesi şöyledir:

3. Amonhotep (Akhenaton'un babası): Jahanbakhsh Soltanî. Ankh Mahu: Abbas Amiri. Asenat: Elham Hamidi. Bünyamin: Zehir Yani. Huremhob: Reza Razavi. İnarus: Hossein Modares. Malik: Javad Taheri. Mimisabu: Sirous Kahvari Nejad. Ninifer Kipta: Ala Mohseni. Padiyamon: Reza Agharabi. Potifar: Jafar Dehghan. Rodemon: Israfil Alamdari. Hz. Yakup: Mahmoud Pak Niat. Züleyha: Katayoon Riyahi.

Hz. Yusuf dizisinde Akhenaton'la Hz. Yusuf arasında geçen diyalog şöyledir:

Hz. Yusuf: “Önce kral hazretlerine bir sorum olacak. Daha sonra kahinlerle mücadele yöntemini anlatacağım. Bilmek istiyorum: Kral hazretleri hangi tanrıya tapıyorlar?”

Akhenaton: “Ben de sizin tanrınızı tanımıyorum. Ancak şu kadarını biliyorum ki, tapınak tanrıları gibi hazinelerini doldurmayı düşünmüyor. Ayrıca Yuzarsif gibi birini hiçbir beklentisi olmadan Mısır'ı kurtarmak için gönderiyor.”

Hz. Yusuf: “Saydığınız bu sıfatlara dayanarak sizi tek Allah'a inanmaya davet edebilir miyim?”

Akhenaton: “Gerek yok... Çünkü ben zaten bir tek Allah'a inanıyorum...”

Hz. Yusuf: “Tek Allah'a mı?”

Akhenaton: “Evet, biricik Allah'a. Bütün varlığa aynı şekilde ışıyan ve bütün yaratılanlara sonsuz lütuflarda bulunan Allah'a. Bütün varlıklara hayat veren O'dur. Ormanlar, tarım arazileri onun bereketiyle yeşerir. Ben öyle bir Allah'a tapıyorum ki, onsuz hayatın hiçbir anlamı yok! Tek tanrıdan muradınız sizce Aton mu?”

Hz. Yusuf: “Ben... Doğru anlamadım... Acaba kral hazretleri, güneşi ışıtan ve bütün varlıkları yaratan Allah'a mı iman etti?”

Akhenaton: “Hem O'na hem de peygamberine. Ona Aton adıyla dua edebilir miyim?”

Hz. Yusuf: “O'nun binbir adı var. Her ülkede insanlar, O'na kendi dilleriyle seslenebilir. Amenhotep hazretleri, O'na Aton adıyla seslenebilir.”

Akhenaton: “Amonhotep... Amonhotep... Ben bu isimden iğreniyorum! Amonhotep adından nefret ediyorum! Ben, Aton'a tapıyorum! Bundan böyle kendime AKHENATON adını veriyorum!”

Hz. Yusuf: “Güzel bir isim... Aton'a tapan demek... Akhen.... Aton... Akhenaton!!!”

(...)

Hz. Yusuf dizisi'nde Akhenaton'la ilgili sahneleri aşağıda hazırladığım playlistle izleyebilirsiniz:

Kuran'da bahsi geçen Firavun için azgın, zorba ve kibirli insan diyebiliriz. Fakat yine Kuran-ı Kerim'de bütün Firavun hanedanının aynı olmadığını, içinde Allah'a iman eden mü'minlerin de olduğunu görüyoruz. Kuran-ı Kerim'de Mü'min suresinin 28. ayetinde Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:

وَقَالَ رَجُلٌ مُّؤْمِنٌ مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَانَهُ أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ وَقَدْ جَاءكُم بِالْبَيِّنَاتِ مِن رَّبِّكُمْ وَإِن يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَإِن يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُم بَعْضُ الَّذِي يَعِدُكُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ

Ve kâle raculun mu’minun min âli fir’avne yektumu îmânehû e taktulûne raculen en yekûle rabbiyallâhu ve kad câekum bil beyyinâti min rabbikum, ve in yeku kâziben fe aleyhi kezibuhu, ve in yeku sâdikan yusibkum ba’dullezî yeidukum, innallâhe lâ yehdî men huve musrifun kezzâb.

“Firavun hanedanından olup da imanını gizleyen mü'min bir adam da demiştir ki: Rabbim Allah'tır, dedi diye bir kişiyi mi öldüreceksiniz? Halbuki o, size Rabbinizden ayetlerle gelmiştir. Eğer yalancıysa; yalanı kendisinedir. Eğer doğru sözlü ise; sizi tehdit ettiklerinin bir kısmı başınıza gelebilir. Muhakkak ki Allah; haddi aşan yalancı bir kimseyi hidayete erdirmez.” (Mü'min 28)

Mustafa İslamoğlu, bu ayet hakkında şöyle der:

“Yiğit bir adam, bir mü'min. Hem de Firavunun sarayında, kendi ailesinden bir mü'min. Belki henüz kendisi tahta geçmemiş. O güne kadar imanını gizlemiş. Neden gizlemiş? Yeri geldiğinde açıklamak, açıkladığında da bir işe yaraması için.

Buradan bir çok hisse alıyoruz aslında. Allah, Kuran'da onun ismini vermiyor, Vermiyor, çünkü maksadı tarihi bilgi vermek değil, maksadı tarih kitabına benzemek değil. Maksadı tüm zamanlarda geçerli olan ilkeleri sunmak.

....

Yine Uzarsif isimli tarihler birini örnek veriyorlar. Firavuna karşı ayaklanıp Musa’yı ya da çağında Tevhidi savunanları destekleyen bir saray komutanı. Ama Kur’an ın üslubu bu kişinin ille de aynı o zaman da olan bir kişi değil, her zaman görebileceğimiz, rastlayabileceğimiz türden bir sembol kişi, bir simge kişi. Yani zulmün bağrında imanı savunan mutlaka birileri olur. Her yerde mutlaka iman iyileri cezp eder. Bu her yerin içine firavunun sarayı da girer. Onun için iyiler nerede olursa olsun iman varır o yüreği bulur.

Tabii bu çerçeve de bakacak olursak, anlayacak olursak, Hz. Yusuf’u bu çerçeveye yerleştirebiliriz. Firavunun sarayında bir mü’minmiydi, evet. Hiksoslar döneminde, yani Arabistan yarımadasından fatihler olarak gelip mısır firavunlarının elinden Mısır’ı fethettikten sonra ülkede hanedanlık kuran ve uzun bir süre ülkeyi yöneten Hiksos hanedanları döneminde Hz. Yusuf, Yusuf suresinde anlatılan o kıssanın tarihi bir yansıması olarak geldiği, en sonunda köle diye satıldığı, kuyulara atıldı, en sonunda Mısır’da çok önemli bir siyasal mevki elde etti. Hazine bakanlığı yapıyordu ama tüm yetkiler elindeydi. Onun içinde Kraldan sonra kralın yetkisine sahip en büyük yöneticiydi.

Yusuf’un tarihsel kıssası bir kişi ne yapar sorusunun cevabıdır. Ahlak, erdem, liyakat, çalışkanlık, bilgi ve faziletle bir kişi ne yapar, bir kişi koca bir imparatorluğu, çağının süper gücünü parmağına takar ve yönetir. İşte bunlara sahip olabilirse mesajıydı bu.

Ama benim daha farklı bir yorumum var. Burada ki raculün, mü’minun. Bir yiğit adam, bir mü’min adamla ilgili. Kim o? Firavunlar hanedanları içerisinde muvahhit tek yönetici olma ayrıcalığını elinde bulunduran Ahneton (Akhenaton). Ahneton dönemi gerçekten eski Mısır Krallıkları dönemi boyunca, ki birkaç bin sene süren tarihin en uzun süreli devletlerinden biridir. Boyunca en çok tevhide yaklaşan, tevhidin devlet düzeni haline getirildiği bir dönemdi.

Ahneton babasından kalan büyük Mısır devletini, tüm putları yasaklayarak Allah’a kulluğa mecbur kıldı. Yani amon dininin, amon tapınağının, amon rahiplerinin pençesinde ki dini hayatı tamamen kurtararak Allah’a kulluğu tek ibadet biçimi olarak toplumuna gösterdi. Bununla kalmadı aynı zamanda sarayı halka açtı. Çünkü Firavunlar halka o güne kadar hiç görünmezlerdi. Halk firavunların devasa heykellerini görür, kendileri de o kadar büyük sanırlardı. Bu heykellerin hepsinde de illaki bir elinde halkalı haç, diğerinde de firavunun otoritesinin bir ifadesi olan kamçı bulunurdu ve devasa heykelleri gören halk firavunu hiç ömründe görmediği için onları gözünde büyütür ve onların zulmüne ses çıkarmazdı. Hatta öyle bir yasa vardı ki firavunlar döneminde, firavuna elini dokunan öldürülürdü. Böyle bir yasa da yürürlükteydi.

İşte böylesine bir devlette Kral Ahneton’un firavunların putperest geleneğini alt üst etmesi, tek Allah’a iman edip halkı da tek Allah’a imana çağırması ve amon rahiplerini tamamen işlerini iptal edip, amon tapınaklarını kapatıp, hatta devletin başkentini bu uğurda değiştirip Ahataton diye Allah şehri diye yepyeni bir başkent kurdurması ve oraya göç edip halkın içinde yiyip, içip onlarla haşır neşir olarak; Bakın ben de sizin gibi bir insanım, sizden farklı biri değilim. Onun için firavunlar tanrısal birileri değil onlara tapınmayın diye mesaj vermesi gerçekten de manidar.

İşte böylesine bir kraldı Ahneton. Onun içinde firavunun sarayında bir mü’min deyince ben Ahneton’u da hatırlıyorum. Bu mümkün bir yorumdur, belki dolaylı olarak bu ayette ifade edilen mü’min eğer tüm zamanlarda simge ve sembol bir şahsiyet ise bu şahsiyetlerin içine Ahneton. (Akhenaton) mutlaka girmelidir.

Tabii sonuç tarihsel malumattan daha çok tarih üstü, zaman üstü bir müjdedir burada. O müjde açık, her yerde Allah sevdiği kullarını desteklemek için birilerini aracı kılar. Allah onlara olan yardımını en olmadık zamanda, en olmadık yerde gösterir işte burada olduğu gibi. Yani genel mesaj burada budur.” [19]

Kuran-ı Kerim, Hz. Yusuf döneminin firavununu Hz. Musa'da olduğu gibi "Fir'avn" (فرعون) kelimesi ile değil "Melik" (ملك) kelimesi ile anar ve onu diğer firavunlardan ayırır:

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ إِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مِكِينٌ أَمِينٌ

Ve kâlel meliku’tûnî bihî estahlishu li nefsî, fe lemmâ kellemehu kâle innekel yevme ledeynâ mekînun emîn.

Melik dedi ki: "Onu (Yusuf'u) bana getirin! Onu kendime özel dost edineyim". . . Onunla konuşmaya başlayınca şöyle dedi: "Bugün senin yanımızda kesinlikle güvenilir bir yerin vardır." (Yusuf Suresi 54)

"Die Sprache Der Pharaonen Großes Handwörterbuch Ägyptisch" adlı Almanca sözlükte "per-aa" kelimesinin önsözü şöyledir: [20]

Die Sprache Der Pharaonen Großes Handwörterbuch Ägyptisch, per-aa

"Großes Haus", von frühester Zt an Bezeichnung für den kgl. Palast bzw. den Hof, seit Thutmosis III. und generell mit dem Neuägypt. dann für die Person des Königs. Als Titel vor dem Herrschernamen seit Scheschonq I, Schreibung in der Kartusche seit der 22 Dyn. Als Titel der ägypt.

Könige, z.T. mit folgendem Namen (Hophra, Necho), im AT in der Form para`o(h)...

Burada, Yeni Krallık ve Eski Krallık Dönemi'ndeki "per-aa" kelimesi için kullanımı kırmızı renkte altı çizilir. Yeni Krallık Döneminde, "per-aa" kelimesi ile herhangi bir Firavun yani Mısır kralı kastedilir. Ancak Eski Krallık Döneminde, sözcük "Kral sarayı", "büyük ev" ya da kralın büyük evini ifade eder. "Pharao" girişindeki "Egyptology ansiklopedisi" olan Lexikon Der Ägyptologie şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu kelimenin Yeni Krallık Döneminde kral olan kişiyi göstermek için kullanıldığını söylemektedir. [21]

Sir Alan Gardiner, phaorah, akhenaton

Ünlü İngiliz Mısırbilimci Sir Alan Gardiner, Firavun kavramını tartışırken, Kahun Papirüs'ünde kaydedildiği gibi, bu ayrımın en örneğinin Amenophis IV (Akhenaton) dönemini olduğunu söylemektedir.[22][23]

Thomas Mann, Joseph and His Brothers

Hz. Yusuf döneminde yaşayan Mısır firavunun Akhenaton olduğunu birçok batılı yazar eserlerinde işlemiştir. Thomas Mann, 1926-1943 yılları arasında yazdığı dört bölümlük "Joseph and His Brosters" (Yusuf ve Kardeşleri) adlı tetralojisinde Akhenaton'u Hz. Yusuf döneminin firavunu olarak göstermiştir. Thomas Mann'a göre Hz. Yusuf, Mısır'da köle olarak satıldıktan sonra "Osarseph" (Yuzarsif) ismini almıştır. [24]

Kaynaklar

[1] Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, "Firavun" maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 13; s.118-122.
[2] Arthur Jeffery, "The Foreign Vocabulary of the Our’ān", Baroda 1938, s. 225.
[3] Turgut Çiftçi, "Çoktanrıcılığın İlkel Tezahürleri ve Samiri’nin Buzağısı", s.97.
[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Pharaoh (İngilizce)
[5] Sargon Erdem, “Kazıklar Sahibi Firavun”, Zafer, sy. 114, Adapazarı 1986, s. 7
[6] J. V., “Pharaon”, EUn., XII, 915.
[7] Prof. Dr. Ahmet Özalp, Sevde İslam Ansiklopedisi, "Firavun" maddesi.
[8] Turgut Çiftçi, "Çoktanrıcılığın İlkel Tezahürleri ve Samiri’nin Buzağısı", s.6.
[9] Bkz. A'râf: 39/103’ün tefsîri.
[10] Prof. Dr. Süleyman Ateş, "Musa Döneminin Firavunu Kim?", http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=745:2013-07-16-17-56-32&catid=52:temmuz-2013&Itemid=62
[11] https://en.wikipedia.org/wiki/Akhenaten (İngilizce)
[12] https://ipfs.io/ipns/QmVH1VzGBydSfmNG7rmdDjAeBZ71UVeEahVbNpFQtwZK8W/wiki/Akhenaton.html
[13] Turgut Çiftçi, "Çoktanrıcılığın İlkel Tezahürleri ve Samiri’nin Buzağısı", s.98.
[14] Turgut Çiftçi, "Çoktanrıcılığın İlkel Tezahürleri ve Samiri’nin Buzağısı", s.99.
[15] https://en.wikipedia.org/wiki/Royal_Tomb_of_Akhenaten (İngilizce)
[16] https://en.wikipedia.org/wiki/Amarna (İngilizce)
[17] Yuya's titles included "Overseer of the Cattle of Amun and Min (Lord of Akhmin)", "Bearer of the Ring of the King of Lower Egypt", "Mouth of the King of Upper Egypt", and "The Holy Father of the Lord of the Two Lands", among others. For more see: Osman, A. (1987). Stranger in the Valley of the Kings: solving the mystery of an ancient Egyptian mummy. San Francisco: Harper & Row. pp.29-30.
[18] https://tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton
[19] Mustafa İslamoğlu, Tefsir Dersleri, Mü'min Suresi 23-50, https://kurantefsir.wordpress.com/2013/05/10/islamoglu-tef-ders-mumin-23-50-148/.
[20] R. Hannig, Die Sprache Der Pharaonen Großes Handwörterbuch Ägyptisch - Deutsch (2800-950 v. Chr.), 1995, Verlag Philipp Von Zabern: Mainz, p. 279.
[21] "Pharao" in W. Heck & E. Otto, Lexikon Der Ägyptologie, 1982, Volume IV, Otto Harrassowitz: Wiesbaden, Column 1021.
[22] Sir A. Gardiner, Egyptian Grammar: Being An Introduction To The Study Of Hieroglyphs, 1957, 3rd Edition (Revised), Oxford University Press: London, p. 75.
[23] http://www.islamic-awareness.org/Quran/Contrad/External/josephdetail.html (İngilizce)
[24] https://en.wikipedia.org/wiki/Joseph_and_His_Brothers (İngilizce)






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46848969 ziyaretçi (119817262 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler