Akhilleus (Achilleus, Achilles, Aşil)
 

Akhilleus, Achilleus, Achilles, Aşil

Akhilleus (Achilleus, Achilles, Aşil)

Ölümlü bir baba olan Peleus ile bir tanrıça olan Thetis'in oğlu olan yarı tanrı Aşil (Fransızca okunuşu Aşil iken aslı olan Yunanca yazımı ve okunuşu Akhilleus'tur) Yunan mitolojisinin en önemli kahramanlarından biridir. Thetis, oğlunu ölümsüzlük nehri Styx'de yıkarken elini suya değdirmemesi öğütlendiği için, onu sol topuğundan tutup suya batırmıştır. Yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır. Efsaneye göre, öleceğini bildiği halde Helen'i geri almak için yapılan ve en büyük savaş kabul edilen Truva Savaşı'na adının sonsuza kadar anılması için katılmış ve Truvalı prens Paris tarafından tesadüfen, sol topuğundan zehirli okla vurularak ölmüştür. Bu yüzden ayak topuğunda yer alan tendona aşil tendonu adı verilir.

Başka bir anlatı da şöyledir:

Thetis'ten doğacak çocuğun tüm tanrılardan daha güçlü olacağı kehaneti üzerine Thetis, Peleus ile yani bir ölümlü ile zorla evlendirilmiştir. Thetis doğan çocuklarının ölümlü taraflarını yok etmek için kocasından gizlice onları doğar doğmaz ateşte yakar ama çocukları bu yüzden ölür. Thetis, son oğlu Akhilleus'u (Aşil) ateşe tutarken Peleus onu yakalar. Akhilleus'un sadece topuğu yanmıştır. İlk büyük Eski Yunan şairi olan Homeros'un, Truva Savaşı'nı anlatan İlyada adlı eserinde Aşil'in mezarının yeri tarif edilir.[1]

Homeros'un İlyada destanı neredeyse Akhilleus destanı gibidir. Destan onunla başlar, onunla biter. Akhilleus, ölümlü Peleus ile Nereidlerden su perisi güzeller güzeli ölümsüz Thetis'in oğludur. Thetis bir deniz tanrıçası olup deniz ihtiyarı Nereus ile Doris'ten doğmuş 50 nereus kızlarının en ünlüsü ve en güzelidir. Thetis, Zeus'un eşi Hera tarafından büyütüldü. Thetis güzelliği ile hem Zeus'u hem de Poseidon'u etkiledi. Fakat Zeus, Thetis'in kendisinden doğuracağı çocuğun babasından daha güçlü olacağını öğrenir öğrenmez (Herakles'in Kafkaslarda zincirli Prometheus'u kurtarmasından sonra, Prometheus bunu Zeus'a söylemişti) Thetis ile ilgilenmekten vazgeçti. Böylece Olympos tanrıları hep birlikte Thetis'in en iyisi bir ölümlü ile evlenmesinin kendilerinin hayrına olacağına karar verdiler. Fakat Thetis, tanrıların kendisine koca olarak seçtikleri ölümlü Peleus ile evlenmek istemedi. Çünkü çocuklarının kendisi gibi ölümsüz olmalarını istiyor, o yüzden de kendisi gibi ölümsüz birisiyle evlenmek istiyordu. Bunun için çok dil döktü ve denizkızlarına özgü metamorfoz özelliğini kullanarak kılıktan kılığa girerek gizlenmeye çalıştı. Ama sonunda Peleus ile evlenmeye razı oldu.

Peleus ise yunanlıların en dürüstü, en dindarı olarak bilinen Aiakos'un oğludur. Aiakos Zeus ile su perisi Aigina'nın oğluydu. Peleus ayrıca Telamon'un kardeşidir. Kalydon Avı sırasında istemeyerek kaynatası Eurytion'u öldürdü. Bu suçtan kendini arındırmak için İolkos'ta kral Akastos'un sarayına sığındı. Akastos'un karısı geldiğinde ise orada kralın karısıyla başı derde girdi ve karısı Peleus'a tutuldu, onu baştan çıkarmaya çalıştı. Başaramayınca da Peleus'u namusuna göz dikmekle suçladı. Akastos konuk yasalarını çiğnememek için Peleus'u kendisi öldürmek istemedi. Bir gece av yorgunluğuyla uykuya dalmış olan Peleus'u hayvanlara yem olsun diye silahlarını alarak yalnız bıraktı. Kheiron gelip Peleus'u kurtardı. Peleus öfkeyle gidip Akastos'la karısını öldürdü. Daha sonra birgün Peleus'un karısı ölünce tanrılar eş olarak ona Thetis'i seçtiler. Thetis kılıktan kılığa girerek kendisini sürekli Peleus'tan sakladı ve onunla evlenmek istemedi. Yarı at yarı insan bir yaratık olan Kheiron, Peleus'un yakın arkadaşıydı ve Kheiron'un yardımıyla Thetis'in hakkından geldi ve Thetis'i evlenmeye razı ettiler. Kheiron düğünde çok sevdiği ve hep kolladığı Peleus'a hedefini hiç şaşmaz, dişbudak ağacından özel yapım bir mızrak da hediye etti. Akhilleus Truva'ya savaşa gittiğinde Peleus, bu mızrağı, ölümsüz atlarını ve yanından hiç ayrılmayan Myrmidon'larını oğluna verip Phthia'daki sarayında onu sabırla yıllarca bekledi.

Harpy'ler (harpyalar) kuş vücutlu, pençeli çok çirkin yaratıklardı. Podarge, Aello, Celaeno ve Ocypete isimli harpya kızkardeşlerdi. İçlerinden Podarge, Zephyros'un dikkatini çekti ve Zephyros onunla çiftleşti. Podarge, Zephyros'a iki tane tay verdi ve isimleri Xanthos ve Balios oldu. Poseidon bu atları ilk önce Hera'ya verdi. Hera daha sonra atları efsanevi kahraman Kastor'a verdi. Daha sonra bu atlar Poseidon tarafından Akhilleus'un babası Peleus'a Thetis ile Pelion'da evlendiği düğün sırasında hediye olarak verildi. Böylece bu iki at sonradan Akhilleus'un müthiş atları oldu. Xanthos, kırmızımsı sarı renkli çok güçlü ve hızlıydı. Akhilleus kendisinden başka sadece Patroklos'un binmesine izin verirdi. Truva savaşı sırasında Akhilleus bu iki atı savaş arabasına bağlar ve savaşlara öyle katılırdı. Savaş sırasında Patroklos öldüğünde at kaçıp gitmişti. Aynı gün Akhilleus'a geri dönünce, Akhilleus tarafından azar işitmişti. Xanthos'a geçici olarak Hera tarafından konuşma yeteneği verildiğinden Patroklos'un ölümüne tanrıların sebep olduğunu, Akhilleus'un da yakında ölümüne tanrıların sebep olacağını söylemişti. Hektor'un ölümünden hemen sonra ölme sırası Akhilleus'a gelecekti. At böyle söyleyince Akhilleus yazgısını ve annesinin söylediklerini hatırladı.

Peleus'un düğününe dönersek, düğün Tesalya'daki Pelion dağında yapıldı, tanrılar, yarı-tanrılar ve ölümlüler davet edilmişti ama bir tek kavga tanrıçası Eris çağrılmamıştı. Düğüne çağrılmadı diye davetlilerin ortasına altın bir elma atması sonucu bir güzellik yarışması tertiplendi. Uğursuz başlayan evlilik uğursuz devam etti. Peleus ile Thetis'in birçok çocukları oldu. Thetis bir ölümlü ile evlenmenin verdiği huzursuzlukla doğan her çocuğunu cinsiyet gözetmeksizin kendisi gibi ölümsüz yapabilmek için bir plan yaptı. Gece kocası uyurken çocuklarını tanrıların ölümsüzlük iksiri olan ambrosia nektarıyla (Kevser şarabıyla) yıkayıp, tılsımlı özel bir ateşe tutarak, etlerine işlemiş ölümlülük tohumlarını yoketmeye çalışıyordu. Bu şekilde çocuklarını ölümsüz yapacağım diye istemeyerek birer birer yakarak öldürüyordu. Gündüz de, gün boyu çocuklarını ambrosia ovuyordu. Bu şekilde Peleus, 6 çocuğunu kaybetti. Thetis, ölümlerin nedenini kocasından gizledi. Thetis, 7. çocuğu Akhilleus'a da aynı şeyleri yapıyordu. Kocası Peleus bu durumu önce anlayamadı. Bir gece Peleus uyanarak Thetis'in bebek Akhilleus'u bacağından tutarak aleve tuttuğunu dehşetle gördü. Çok kızarak çocuğu kurtardı ve Thetis'i evden kovdu. Bir ölümlü ile evli olmaktan zaten mutsuz olan Thetis ise denize kaçtı. Denizin derinliklerine dalarak bir daha geri dönmedi. Peleus, yaralı küçük Akhilleus'u alarak hekimlikte büyük üstad olan Pelion dağında bulunan Kheiron'un yanına gitti. Kheiron dudakları ve sağ ayağının aşık kemiği yanmış olan Akhilleus'un bakımının uzun süreceğini söyleyince Peleus çocuğunu büyütmesi için Kheiron'a bıraktı. Kheiron, çok hızlı koşmasıyla ünlü bir devin iskeletinden bir kemik alarak yanık kemiğiyle değiştirdi. Akhilleus'un çok hızlı koşmasının sebebinin bu olduğu söylenir.

Bir başka efsaneye göre Thetis, Akhilleus bebekken onu kendisi gibi ölümsüz yapabilmek umuduyla Styx nehrine batırıp çıkardı. Bu işi yaparken bebeği topuğundan tuttuğu için Styx nehrinin suları oraya etki edememiş ve vücudunun heryeri yaralanmaz olan Akhilleus'un tek yaralanabilir yeri böylece topuğu kaldı. Yarı at yarı insan efsanevi Kheiron'un yanında yıllarca kalan Akhilleus'a Kheiron'un karısı da baktı. Kheiron Akhilleus'u, avladığı arslan, domuz ve kurt ilikleriyle besliyordu. Bu yüzden daha ufakken bile en ağır mızrakları, kılıçları bile kaldırabiliyordu. Akhilleus Kheiron'dan binicilik, at yetiştirme, araba sürme, saz çalıp söyleme, güzel konuşma, her türlü silahsız ve silahlı savaş tekniği, kargı atma ve koşma konusunda dersler aldı. Aldığı bu eğitimlerle Akhilleus, çağının tüm yiğitlerinden üstün bir konuma geldi. Kheiron ona ayrıca acıya dayanmayı, yalan söylememeyi, erdemli olmayı, hep kontrollü olmasını ve ayrıca hekimlik öğretti. Akhilleus Kheiron'dan öğrendiği hekimlik yeteneğini daha sonra Truva savaşı sırasında yaralılar üzerinde kullanacaktır. Akhilleus'un Kheiron'un yanında ne kadar kaldığı belli olmasa da Truva'ya onunla birlikte gelen lalası Phoiniks onu nasıl büyüttüğünü şöyle anlatır:

Tanrıya benzer Akhilleus, seni ben getirdim bu hale, canım gibi sevdim, yetiştirdim seni.
Bensiz ne şölene gitmek isterdi canın, ne de evde yemek yemek isterdi,
Oturturdum seni dizlerimin üstüne, etini keser, ağzına verir, dudaklarına uzatırdım şarabı.
Göğsümde gömleğimi ıslatırdın boyuna, arsızlık eder şarabı püskürtürdün ağzından,
Senin yüzünden neler çektim ben, neler.
(İl. XI, 485 vd.)

Anne Thetis birgün oğluna kaderini kendi seçebileceğini bildirir:
İki ayrı kader götürecek beni ölüme;
Burada kalır, savaşırsam Truva çevresinde,
Tükenmez bir ün var, dönüş yok.
Dönersem yurduma, sevgili baba toprağına,
Ünüm olmasa da çok yaşayacağım,
Ölüm öyle çabucak gelip çatmayacak.
(İl. IX, 411 vd.)

Akhilleus Myrmidon'lar ve efsanevi iki atı ile birlikte (Xanthos ve Balios) Truva'ya gelmiş ve savaşın sonlarına doğru Paris'in okuyla ölmüştür. Yunanlılar deniz kenarında Akhilleus için bir mezar yaptılar. İçinde Patroklos ve Akhilleus'un küllerinin bulunduğu kabı oraya gömdüler.

Thetis'in Akhilleus'un cesedini alıp Tuna Nehri'nin karşısındaki Beyaz Ada'ya (Leuke, Bahtiyarlar Adası) götürdüğü ve Akhilleus'un orada esrarengiz bir hayat yaşamaya devam ettiği bazı mitologlarca yazılmaktadır. Denizciler, bu adanın yakınından geçerlerken gündüzleri sürekli silah şakırtıları, geceleri ise kadeh tokuşturma sesleri ve hiç bitmeyen bir şölenden yükselen şarkıları duyuyorlardı.

Bazı mitologlara göre Menelaos'un karısı, güzel Helena bu adada Poseidon ve diğer tanrıların huzurunda Akhilleus'la evlendi. Bütün ölümlüler için üzerine ayak basılması yasak olan bu adada bir oğulları oldu. Euphorion adındaki bu doğa üstü kanatlı varlığa daha sonra Zeus aşık oldu. Ama aşkı karşılık görmedi. Euphorion, Zeus'tan kaçtıysa da Zeus ona Melos adasında yetişti ve kendisinden kaçtığı için kızarak yıldırımlarla onu öldürdü. Adanın perileri ölüsünü alıp gömdüler. Ama öfkeli Zeus, perilere kızdı ve hepsini birden kurbağaya dönüştürdü.

Büyük İskender kendisine Akhilleus'u örnek olarak almıştır.[2]

Achilles (English)

Achilles is the quintessentially heroic subject of Homer's Iliad.

Achilles at Troy

Achilles is part of the Achaean (Greek) force in the Trojan War. Agamemnon leads the Achaeans to Troy to win back Helen for his brother Menelaus. Proud and autocratic, Agamemnon antagonizes Achilles, and so Achilles sits out the fighting. At long last, revenge motivates Achilles to join the fray after his friend Patroclus is killed by Hector, the greatest of the Trojans. An enraged Achilles kills Hector and then dishonors the body by dragging it around in a chariot for 9 days. The gods keep the corpse miraculously sound during this time. Then the father of Hector, King Priam of Troy, appealing to the better nature of Achilles, persuades him to return Hector's corpse to his family in Troy for proper funeral rites.
Family of Achilles

Achilles is the son of the mortal Peleus and the nymph Thetis. Thetis tried to make her son immortal, in some accounts, by dipping him into the River Styx, while holding him by his left ankle. His heel was therefore the only portion of Achilles capable of sustaining a mortal wound, which he receives from a goddess-guided arrow shot by Paris of Troy. The mortality of Achilles is also explained as having been caused by an unsuccessful application of the treatment for immortality -- ambrosia by day and fire by night, which was a technique the goddess Demeter once tried.[3]

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Akhilleus
[2] bluepoint.gen.tr/troia/akhilleus.html
[3] ancienthistory.about.com/cs/achilles/g/Achilles.htm





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: tytttgfgty, 25.12.2013, 16:07 (UTC):
çok uzun



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36901556 ziyaretçi (103104093 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.