Allah, Beni Görüyor
 

islam, huzur

Allah, Beni Görüyor

Kategori: Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet

Akhenaton

2. Bölüm

Bu yazı, Hıristiyanlıktan İslamiyet'e yeni geçmiş ve Hakikat Nûru ile şereflenmiş kardeşlerimiz için yazılmıştır.

İslam, Yaratıcı'nın kainatın yaratılışından beri insanlara hakikati ve yaratılış gâyesi (varoluş sebepleri)'ni tebliğ eden en son din; az bir ömürle yeryüzünün geçici vârisleri ve idrâkinden bile acziyete düştüğümüz sonsuzluk kavramının mana bulduğu ahiret hayatının mustâzafları kılındığımız ilâhî müjdenin en son tebliğidir. Dünyasal felsefe ve doktrinlerin, yeni çağ ve UFO dinlerinin, geçerliliğini ve hakikatini kaybetmiş diğer semâvî dinlerin; kısaca insan düşüncesinin vaat ettiği geçici huzur ve esenliğe karşın; hem bu dünyada hem de ölümden sonraki hayatta, kalplerin hakiki mutmain (tatmin olmuş, gerçek huzura ermiş) sırrına erebileceği tek "kapı", bu kapıdır: Yani "Selam" ve "Esenlik" kapısı İslam.

İnsan'ın anlam arayışındaki en büyük mücâdelesi, yürek ve nefis (Hıristiyan literatüründe benlik) arasındaki sonsuz çekişmedir. Bu çekişme, onun varoluş hikayesinde, doğum ve ölüm arasındaki kalan zaman birimince devam eder ve cân emaneti, kendisinden teslim alındıktan sonra -bu çekişmede- gösterdiği istikrâr ya da savruluş, ona yeni bir hayatın, sonsuzlar sonsuzu boyunca bitip tükenmeyecek bir hayatın istikametini çizer. Ya sizi Yaratan'ın bu dünyaya sizi gönderme amacını, yani şu an aldığınız nefesin sebebini, size bahşedilen ve sizi yaratılan her şeyden üstün kılan, en kusursuz azaları (duyu organları)'n sanı sıra, insan olarak sadece size bahşedilen AKIL ve İRADE armağanını kullanarak bu kalp ve benlik mücadelesinde gard alacaksınız (bu dünyaya gönderilme sebebinizi idrâk edip bu sebeplere göre hayatınızı tayin edeceksiniz) ve bu kişisel benliği sizi Yaratan'a kul edeceksiniz; ya da hayatın anlamını sorgulama fişini prizden çekip sizi geçici olarak mutlu edecek, (en azından mutlu edeceğini sandığınız) bedensel ve rûhsal ihtiyaçların kölesi olacaksınız... İkinci şıkkı tercih edenler için hiçbir sözüm elbette yok. Ne İRADE'ye müdahale hakkımız, ne de AKL'ı tercihlerinden ötürü sorgulama küstahlığı. Ama ilk yolu seçenler, yani Yaratıcı'sına; "Beni SEN yarattın. Rûhumdaki seni arama istidadını bana yine SEN verdin. O zaman bu istidâdı koyduğun rûha SENİ SEVMEYİ, SENİ AŞKLA SEVMEYİ, BİZLERE BİLDİRDİĞİN YOLDA YÜRÜMEYİ DE ÖĞRET!" diyenlere bu sözüm;

«Kalpler, ancak Allah'ı anmakla mutmain olur (huzura erer).» (Râd Sûresi, âyet:28)

Her insan, doğarken kalplerinde Allah'ı arama istidâdı ve İslam fıtratıyla doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar. Kalbindeki Allah'ı bulmak ve ona hakiki anlamda (şirk koşmadan) yönelme nûru, gün gelir; sebeplerini idrak edemediği olaylar ile gün yüzüne çıkar; gün gelir, çoğu kez doğruyu keşfettikleri ve hakikati (Allah'ın kendilerine adaleti ve bir lütfu olarak) akıl ve yürekleriyle duydukları halde, bu lütfu reddetmeleri (tesadüflere ya da kültürlerince Şeytan'ın; yani Ayartıcı'nın kendilerini ayartması olarak algılayarak) inkârları sebebiyle sık sık bu nûrdan uzak kalırlar. İnkârları sebebiyle de kalpleri günden güne mühürlenir. Tâ ki, "İlâhî Şefkât"in, yani O'nun Er-Rahîm sıfatının tekrar yüreklerindeki solgun bu filizi, YANİ ALLAH'I ARAYIŞ İSTİDADİNİ canlandırmasına dek.

Gerçek, daima gözlerimizin önünde olandır. Ama gözlerimiz, çoğu kez gerçeğin önünde ve hakikatin şahitliğinde bulunmaz. Çünkü o gözü yönlendiren, Akıl ve Kalp denen yöneticileridir. Akıl ve kalbi yönlendirense kimi zaman kendi yüreği, kimi zaman kişisel benliktir. Benlik, yani nefs; doğal hâliyle sıkıntının karşısındadır. Yani kendi istekleri ve arzularını gerçekleştirmek için yaşar. Tek yaşam gayesi ve felsefesi budur. Rûh'un nûru olan Allah'ı arama istidadı ile mücâdele, yani savaşma durumunda kaldığında, bu çarpışmadan güçsüz çıkacağını anlayıp ödünler verir. İnsanın gerçeği aramasına müdâhale edemediği durumlarda, kendi koşullarına (yani rahata olan düşkünlüğü ve arzularına) en uygun olan bir gerçeklik (reality)'nin savunuculuğunu yapar. Öyle ki kimi zaman bir "gerçeklik avcısı", elindeki mızrağıyla cesaret dolu bir şövalye, "hakikatin tek savunucusu olan" ışık dolu bir bilge gibi davranır. Ama bu bilgelik, rûhtan ve bedenden aldığı doyum ya da geçici tatları ZEDELEMEYECEK bir hakikat olmalıdır. Öyle bir hakikat olmalıdır ki bu, kendisine izzet versin; Yaratıcı'ya kulluğun ve nefsi/doğal benliği kendini Yaratan'a râm etmek yerine nefsin istek ve arzularını okşayacak YARATICI'NIN ÇOCUKLARI gibi sadece NEFSİN / DOĞAL BENLİĞİN UYDURDUĞU, NEFSİN İZZET VE YÜCELİK BULDUĞU BİR DENGE, NEFSİN HÜKÜMRANLIĞINI TAMAMEN KAYBETMEYECEĞİ; AMA ALLAH'I ARAMA İSTİDADININ DA BU SAHTE BİLGELİĞİN PEŞİNDEN GİDİP SUSTURULACAĞI BİR SİSTEM. HAKİKATLE YALANI HARMAN ETMEYE ÇALIŞAN, İBADETLERİNİN KENDİLERİNE GÜZEL GÖSTERİLİP NEFS MUHASEBESİ'NİN VE VİCDAN SORGULAMASININ ÖNÜNÜ TIKAN DÜNYASAL VE DOĞAL BENLİKÇİ BİR FELSEFE! SEN, TANRI'NIN ÇOCUĞUSUN, SANA GÜNAH YOK. SANA SORGULANMAK, HESAP GÜNÜ, SANA AHİRET, SANA MİZAN, SANA YAPTIĞIN SUÇLARDAN ÖTÜRÜ BİR CEZA YOK DİYEN NEFİS DİNİ... NEDEN HAYIRLI İŞLER YAPASIN; NEDEN SALİH AMELLER İŞLEYİP ALLAH'IN RIZASINI VE HOŞNUTLUĞUNU KAZANMAYA ÇALIŞASIN, BAK, HİÇ BİR ŞEY YAPMANA GEREK YOK, SENİN İÇİN GÜNAH VE SEVAP DİYE BİR ŞEY VE BUNLARA GEREKLİLİK YOK. SENİN İÇİN ÖLÜM YOK! HER ŞEYİN GARANTİ,  SONSUZ YAŞAMIN, CENNET'İN, TANRI'NIN KRALLIĞI, GÖKSEL EGEMENLİK VS VS. (Baskın Pavlusçuluk ve Lütuf Teorisi)

Bunun yanında Yaratıcı'nın kitabında buyurduğu;

«Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.» (Bakara 277)

«İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez.» Al-i İmran 57

«İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.» (Nisa 57)

«Mü'min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.» (Nisa 124)

«İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah'a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır.» (Nisa 173)

«(Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.» (Yunus 9)

«İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah gerçek bir va'dde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah'ınkinden daha doğru olan?» (Nisa 122)

... varoluş gâyesinin hakiki amacı olabilecek tek esas: Her ânınızdan, her saniyenizden sorumlu olduğunuz, yaptıklarınızdan ve edegeldiklerinizden hesaba çekileceğiniz bir tarla, mecâzi bir imtihan salonu... Evet, "Kimdir sözü Allah'ınkinden daha doğru olan?" Allah'ın âyetlerini nefislerine uygun hale getirip "dilleriyle eğip bükenler" mi, yoksa size şahdamarlarınızdan daha yakın olan ve sözlerinde hiç bir çelişki olmayan Allah mı?

«Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.» (Nisa 82)

Allah'la Birliktelik

"Namaz Nasıl Kılınır" yazımızda namazın Yaratıcı'yla buluşma anı olma fonksiyonundan yeterince bahsetmiştik. Yat-kalk bir "spor" ibadeti ya da bir ömür boyu katlanılacak "ritüeller" zinciri olmadığından da. Evet, NAMAZ, O'nunla bir birlikteliktir. Yaratıcınız'la vakit geçirmek, O'nu tanımak, o rahmet ve ümidin son haddine çıktığı anlarda yüceliği ve azameti karşısında el pençe durmak, "Rabbim, işte karşındayım. Ben, SEN'i görmüyorum; ama SEN, beni görüyorsun. Her hareketimi, attığım adımı biliyorsun. Benimse tek görebildiğim, sadece HER AN SENİN BENİ GÖRDÜĞÜNÜN İDRAKİNDE OLDUĞUM ANLARIM'dır ve SEN'in karşında alnımı yere değirerek ettiğim her secde, NEFSİMİ SANA RAM ETTİĞİMİ DEKLARE ETMEM ve kalbimdeki huzursuzluğu, ruh bunalımlarını, ihtiyaçlarımı SANA GETİRDİĞİM, yalnız SANA ibadet edip yalnız SENDEN YARDIM DİLEDİĞİM DUALARIMDIR... Biliyorum ki, her şey senin lütfunladır. Karşında bulunduğum şu anın bana lezzetini veren şey, sadece o sonsuz rahmetin ve merhametinden bir damladır. " diyebilmektir... Öyle ki bu ALLAH'IN SİZİ HER AN GÖRDÜĞÜ HAKİKATİNİ, namazla idrak edip geri kalan 24 saatte de bu bilinci ve bu lezzeti yaşamaktır. Yolda yürürken, her adımını atarken, her saniyenizde, her salisenizde, insanlardan uzak ve sizi kimsenin görmediğini sandığınız her vakitte... Çay içerken, bir gülü, bir çiçeği koklarken, ödev yaparken, proje yaparken, işte çalışırken, kitap okurken, yatarken, uyurken, uzanırken, uzaklara dalarken, uzakları keşfederken, uzakları yakın ederken ve uzaklar size yakın edilirken, O'nunla saklı manaları keşfederken, ledünni sırlara vakıf olurken, cesaretinizi O'ndan ve sizi her an görmesinden alırken, cesaretsizliğinizi O'na itiraf ederken, gün gelip sonbaharda solan her çiçek gibi siz de solarken... İnsanlar, üzerinize küreklerle sizi örterken ve toprak sizi sararken, yeniden dirilirken, saf saf mahşer yerinde toplanırken...

Her ânınızda bu bilincin ve GÜVENCENİN idrâkinde olmak, yalnız kaldığınız ya da insanların sizi görmediğini kesin olarak bildiğiniz bir saatte, örtülü bir yerde bile O'NUN SİZİ HER AN GÖRDÜĞÜ HAKİKATİ'yle O'NDAN UTANMAK ve  HAYA ETMEKTİR. Hayatınızın tek bir ânında, tek bir nefesinizde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! İnancınızdan ötürü zulme uğradığınızda ve haklarınız gaspedildiğinde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Tüm namlular, tüm silahlar, tüm bombalar, tüm tanklar size yöneldiğinde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! İnsanlar, sizi incittikleri, hâlinizi arz edecek hiç kimseniz bulunmadığında YALNIZ DEĞİLSİNİZ! "Hükümdârın hükümdârlığı için halka yalvardığı, ama yine de eşsiz zulümler işlediği» (S.Karakoç) çağları gördüğünüzde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Karşılıksız aşk, kalbinizi bir Mecnûn gibi parça parça ettiğinde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Mâşuk'un zulmü, âhınızı ve ağırlaşan nefesinizi göğsünüzde hapsettiğinde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Tüm sevgilerinizin sonbahardaki yapraklar gibi savrulup gittiğini gördüğünüzde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Hayatın artık sizin için bir anlam ifade etmediğini düşündüğünüzde YALNIZ DEĞİLSİNİZ! Sizi GÖREN, İŞİTEN, DUALARINIZA YANIT VEREN, SİZİ AZİZ KILAN, SİZİ MUTMAİN KILAN, SİZİ HUZURA VE ESENLİĞE ERDİREN, RAHMET VE MERHAMET SAHİBİ OLAN, GÜNAHLARINIZI ÜST ÜSTE KOYUP GÖKLERE ERİŞTİĞİNDE BİLE ÜMİTSİZ OLMA, MEYUS OLMA ÜMİT ET DİYEN VE SİZİN "SENDEN ÜMİT KESMEM, KALBİNDE MERHAMET ADLI BİR PINAR VARDIR" DİYECEĞİNİZ, HER ŞEYİNİZİ AMA HER ŞEYİNİZİ KENDİSİNE EMANET EDEBİLECEĞİNİZ, HER KOŞULDA KENDİSİNE DAYANABİLECEĞİNİZ, HER ACILI ANINIZDA GÖZ YAŞLARINIZI VE KEDERLERİNİZİ O'NA TESLİM EDEBİLECEĞİNİZ, GÜVENEBİLECEĞİNİZ TEK DOST, ÖVÜNECEĞİNİZ TEK HÜKÜMDAR, TAPINACAĞINIZ TEK İLAH, ADALET İSTEYECEĞİNİZ TEK BİR YARGIÇ, GÖNÜL VEREBİLECEĞİNİZ TEK BİR SULTAN, İLİM TALEP EDECEĞİNİZ TEK BİR ALİM, "MERHAMETİM, GAZABIMI, GEÇTİ DİYEN", MAZLUMLARI VE YETİMLERİ KORUYAN, ONLARA MAĞFİRET EDEN, ACZİNİZİ VE GÜÇSÜZLÜĞÜNÜZÜ VE SINIRLARINIZI BİLEN, SİZE ÇEKEMEYECEĞİNİZ HİÇ BİR YÜKÜ YÜKLEMEYEN, İBADETLERİNİZE İHTİYACI OLMAYAN; AMA SİZİN İBADETE OLAN İHTİYACINIZI BİLEN, KUSURLARINIZI, ZAAFLARINIZI BİLEN, ÇOĞU KEZ BUNLARI HOŞ GÖREN, DERTLERİNİZİ BİLEN, SİZE ŞAHDAMARINIZ KADAR YAKIN OLAN, İNİLTİLERİNİZDEN UZAK OLMAYAN, DUALARINIZA İCABET EDEN, DOST ÜSTÜNE DOST, YAR ÜSTÜNE YAR, VAR ÜSTÜNE VAR, DEVA ÜSTÜNE DEVA, HUZUR ÜSTÜNE HUZUR, NUR ÜSTÜNE NUR, RAHMET ÜSTÜNE RAHMET, MERHAMET ÜSTÜNE MERHAMET, KEREM VE İHSAN SAHİBİ, BAĞIŞLAMASI BOL, HÜKMÜ VE YARGISI ADİL BİR ALLAH VAR!

YALNIZ DEĞİLSİNİZ!

Sizi kuşatan tarih, sizi sarıp sarmalayan çevre, size yağmuru veren gök, sizde sarsılmaz olan kaya, birgün reality'den yalana dönen kaya, sabır taşı olan kaya, üstüne yemin edilen asır, zeytin ağacındaki ışık, ateşe gerek duymayan ışık, saniyede milyonlarca kez yanıp sönen ışık, sizde yeryüzü, sizde denizler, sizde en derinler, sizde sükût eden inci, sözün bittiği yerde inci, ledünni sırlar söyleyen inci, sizde furkân, sizde üzerinizden teyet geçen güneş, sizde üstünüzden akmayan zaman, sizde başıboş akmayan kan, sizde ibadet eden göz, sizde itaat eden dil, sizde ihtiyar olan gençlik, sizde gençleşen ihtiyarlık, sizde alnını secdeden kaldırmaya utanan pişmanlık, sizde seccadeyi ıslatan aşk, sizde size râm olan zaman; uzayan, kısalan, yürüyen zaman, sizde bir inci halı gibi deniz, sizde tefekkür-ü kebîr âlem, sizde her zerrenizde milyon gezegen, dna'nızda kainatın haritası, kalbinizde yeşeren çağ, kabrinizde sizi cennet olan çağ, sonsuz bir boşluğa gittiği zannedilen çağ, sonsuz boşluğu matematiğe çeviren çağ, tesadüfleri tevâfuklara çeviren çağ, mustazaflarıyla övünen çağ, bebeklerin gözlerinde saklı Araf, bebeklerin yüzlerinde şaşkın Araf... Sizde ölüm, şeb'i ârus ve sem'â...

O'nun dostluğundan değerli dostluk var mı? O'ndan kaçacağınız, yeryüzünde ya da galakside tek bir "alan" var mı? Sadece size ait olan tek bir ân var mı? Yaratıcınızın sizden gaflette olduğu tek bir zaman var mı? Allah için ve Allah nâmına istenilip de geri çevrilen tek bir duâ var mı? Sonunda bir uyanışın olmadığı tek bir rüya var mı? Dilim ALLAH diyor, her şey sustu. Her şey, dilimdeki ALLAH'ı dinliyor. Duy bak canlılara, dillerinde başka tek bir nidâ var mı?  Sivrisineğin kanat çırpışında, O'ndan gayrı tek bir seda var mı? Yalnız değilsiniz. Alnınız secdede. Gözyaşlarınız, seccadede bir iz... Arı vızıltıları gibi doldurdular odayı... Kapkaranlık zulmetten nurlandırdılar odayı... Yanıbaşınınızdaki katiplerle güllendirdiler odayı... Gözyaşlarınız, seccadede bir iz...

2. Bölümün Sonu.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36856759 ziyaretçi (103026126 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.