Allah, Bir İlah Mı Yoksa Bir Tanrı Mıdır?
 

Allah, Bir İlah Mı Yoksa Bir Tanrı Mıdır?

Makale: Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Aslında yazımızın başlığı, eksik ya da hatalı bir soru cümlesidir. Çünkü bu kelimelerin ikisi de aynıdır ve aynı manada kullanılmaktadır. Aradaki tek fark, birinin Arapça bir kelime olması, diğerinin ise aynı kelimenin Türkçe karşılığı olmasıdır.

“Tanrı” kelimesi, öz Türkçedir ve “tengri” (Göktürkçe: 𐱅𐰭𐰼𐰃, Eski Türkçe: تنكرى) kelimesinin günümüzde kullanılan şeklidir.

“Tanrı” kelimesi,
  1. Arapça “ilâh” (إله, çoğulu: “âlihah” - آلهة, müennesi/dişili: “ilâhe” إلاهة), “rabb” (ربّ), “mevlâ” (مولى), “mağbûd” (معبود)

  2. Farsça ve Urduca “hüdâ” (خدا; “hüdâ”, başlangıçta “Ahura Mazdah” için kullanılıyordu.);

  3. İbranice “el” (אל), “eli” (אלה), “eloah” (אלוהּ, çoğulu: “elohim” - אֱלֹהִים), “elaha” (אלהא), “rabb” (רב);

  4. Aramice “el”, “eli” (ܐܠ), “ ʼelāhā” (ܐܠܗܐ),“elahi” (ܐܲܠܵܗܵܐ);

  5. Süryanice “ălāhā” ya da “ălloohā” (ܐܠܗܐ, dişil: ܐܠܗܬܐ)

  6. Keldanice “eilah”;

  7. Eski Mısırca “teut”;

  8. İngilizce “god”, “lord” ve“deity”;

  9. Almanca “gott”, “gotisch”, “guth”, “allmächtige”;

  10. İsveçce “gott”, “gud”;

  11. Cermence “gott” (guþ);

  12. İtalyanca “deità” ya da “divinità”;

  13. İspanyolca “deidad”, “dios”;

  14. Rusça “bog” (Бог);

  15. Çince “shén” (), “zhŭ” ve “tiānzhǔ”;

  16. Kürtçe “paşlaxwe”, “xweda” ya da “xüda” (Farsça hüda’dan geçme). vb....

kelimelerinin Türkçe karşılığıdır.

İslam’da kelime-i tevhid olan “Lâ ilâhe illallah” (لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ) cümlesi,  “Allah’tan başka hiçbir ilah ya da tanrı yoktur.” demektir. Bunu dili İngilizce olan bir Müslüman, “There is no god but God.” olarak söyler; dili Fransızca olan bir Müslüman, “il n’y a que Dieu qui soit Dieu.” olarak söyler; Alman bir Müslümansa “Es gibt keinen Gott außer Gott.” der.

“Allah’tan başka hiçbir ilah ya da tanrı yoktur.” cümlesi, aynı zamanda mantıkta;

  1. Allah, tanrıdır.

  2. Allah’tan başka tanrı yoktur.

  3. Tek ve mutlak tanrı, Allah’tır.

çıkarım ya da önermerini içinde barındıran bir cümledir.

“Tanrı”, “ilah”, “rabb”, “el”, “god” ya da “gott” gibi kelimeler, hem özel isim olarak kullanılır, hem de birer sıfattır. Bunun yanısıra “rabb” (Arapça: رَبٌّ, İbranice: רב); “efendi” ve “yüce” anlamlarına gelen bir kelimedir. Eskiden köleler, sahipleri olduğu kişilere “rabbim” derlerdi. Rabb, bugün bizim kullandığımız “efendim” gibi, eskiden karşıdaki insana saygı ifadesi olarak da kullanılırdı.

Üsttede bahsettiğimiz gibi, insanlar için “efendi” kelimesinin kullanılması gayet doğaldır. Örneğin siz telefonunuzu açarken “efendim?” diye açarsınız. Resulullah için “Peygamber efendimiz”, “Ümmetin efendisi” gibi kullanımlar, saygı belirtir ve doğru kullanımlardır. Yanlış ve sakıncalı kullanım ise “Alemlerin Efendisi” ya da “Kâinatın Efendisi” gibi sıfatların peygamber bile olsa bir insan için kullanılmasıdır. Bu, bilinçsiz bir kullanımdır. Çünkü bu kâinatın tek bir Efendisi vardır, o da sadece Allah’tır.

 الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Elhamdu lillēhi rabbil âlemîn.

“Hamd, âlemlerin rabbi (efendisi) olan Allah’a mahsustur.” (Fâtihâ sûresi, 2.)

(Benim gibi 40 yaş üstü dostlarımız iyi hatırlar: Eskiden “He-Man” diye bir çizgi film vardı. He-man, kılıcı yukarı kaldırıp şöyle bağırırdı: “He-Man! Kainatın efendisi!”)

İbranicede “rabb” kelimesinden türemiş “rabbî”; “din alimi” ya da “öğretmen” anlamında kullanılmıştır. Yahudilikte ilk bilinen “rabbî”, Hz. Musa’dır. “Rabbî” sözü, Türkçede “haham” kelimesi ile karşılanmıştır.

İncil’de de öğrencilerinin Hz. İsa’ya “rabbî” (öğretmenim) diye hitap ettikleri görülür. (Bknz. Yuhanna 1:37) Arapçada ise bu kelimeye karşılık “rabbanî” kelimesi kullanılmıştır. “rabbî” ya da “rabbânî”; kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden derin âlim demektir. (Bknz. İmam-ı Rabbânî)

“Rabb” isminin kulanımına benzer başka bir kullanım da Arapça ve Farsçadaki “mevlâ” kelimesidir. Hem tanrı hem de efendi anlamlarında kullanılmıştır. Kurân-ı Kerîm’de şöyle der:

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih, va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn

“Allah, kimseye gücünün ötesinde bir teklifte bulunmaz. Herkesin kazandığı yararına, yüklendiği günahı zararınadır. Ey Rabbimiz, eğer unutarak veya yanılarak yaptıksa, bizi sorgulama! Ey Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi, ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz bize gücümüzün yetmediğini yükletme, günahlarımızı affet, bizleri bağışla ve bize acı! Sen, bizim mevlâmız (efendimiz ve egemenimiz)sın! Bizi, kâfirlere karşı yardımınla zafere eriştir.” (Bakara 286)

“Mevlâ”, ayrıca İslâm hukukunda kölesini âzat eden efendi, âzat edilen köle ve velâ sözleşmesinin taraflarından biri anlamlarında kullanılan bir terimdir.

“Mevlâ” gibi aynı kökten türeyen “velî”, hem Allahın 99 isminden biri (الْوَلِيُّ) hem de “yönetici”, “yardımcı”, “dost” anlamlarında kullanılır. Okullarda öğrencinin ya da yasal olarak bir kimsenin sorumluluğunu/velayetini üstlenen kişiye “veli” denir.

Arasöz

Bu kelimeden türetilen bir tamlama da “evliyâ”dır. Allah dostları anlamına gelir. Günümüzde yanlış bir kullanım olarak “velî” ya da “evliyâ”, belirli ve ayrıcalıklı bir zümreye verilen isim olmuştur. İslam’da böyle ayrıcalıklı bir zümre yoktur. Her mü’min Allah’ın dostu ve her kâfir de Allah’ın düşmanıdır.

Kimin Allah’ın dostu olduğunu mensup olduğu tarikate taraftar toplamak için “Şu şeyh,  Allah dostu”, “Bu şeyh Allah dostu” diyenlerin sözleri değil sadece Allah bilebilir.

Zaten bugün İslam adını uydurulmuş öğretilerin temelinde belirli kişilerin birtakım üstün rütbelerle donatılıp tabulaştırılması, yaptıklarının, kurdukları öğretilerin söz ya da içtihadlarının asla sorgulanamaz hale getirilişi yatmıyor mu? Bu yüzden günümüzde İslam’ın çöküşünü (ki aslında çöken asla İslam değildir) Allah’ın Kitabı’nda değil kişilerin öğretileri ya da kitaplarının çöküşüyle irtibatlandıran bir zihniyet, din alimi kisvesinde ortalıkta gezmiyor mu?

Allah’ın ilk emri OKU ise ikinci büyük emri DÜŞÜN’dür. Kuran, bize her fırsatta düşünmemizi, sorgulamamızı, akletmemizi söyleyen âyetlerle doludur. Oysa günümüz toplumu, (Eski Mısır’ın Amon Rahipleri) gibi dinden geçinen “besili” ve “semiz” kurnaz tüccarların Kuran’dan uzak öğretilerinde Allah’ı ve kurtuluş ümidi aramaktadır.

Bu tüccarların ortak propagandası “düşün!” değil; “düşünme!”, “sorgula” değil; “sorgulama!”, “aklet!” değil; “akletme!”dir. Çağırdıkları yol, “Kuran”ın emrettiği yol değil; size “alim”, “evliya”, “gavs”, “şeyh” ya da başka isimlendirmeler ile sözlerinin ve öğretilerinin sorgulanmasının bile günahlaştırıldığı kişilerin öğrettikleri yoldur. Ne zaman ki biri çıkıp insanları akletmeye ya da Kitab’ı anlamaya davet etse; nefret’le, kin’le, yalan ve iftiralarla o uyarıcıları karalar, toplumun gözünden düşürmek için her şeyi mübah görürler. Çünkü çıkarlarına dokunulmuş ve beslene geldikleri “inanç pastası”ndan aldıkları pay, tehlikeye girmiştir.

Din tüccarı, her fırsatta insanların inançlarını paraya çevirmenin yollarını arar. “Kabirde yanmayan kefen”, “rüyada peygamber gösteren terlik”, “peygamberin saçıyla yıkanmış şu”, noel arefesinde de kampanya ile “noel risalesi” satar. En pahalı ve en son model arabalara biner, tatillerde jet ski sürmenin keyfini çıkarır.

Facebook’ta bir arkadaşımın paylaştığı güzel bir söz vardı: “Yeter ki onlara paradan bahsedin. Hz. Adem’in su içtiği tası arar bulur, siz para ödeyip o sudan şifa bulmak için içerken, o arka tarafta paraları sayar.”

Kuran’da insanları kurtuluşa çağıran uyarıcılar geldiğinde din tüccarlarının ve “atalar dini” mensuplarının verdikleri cevap, tarihten beri günümüzde de hep aynıdır: “Biz seni apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz.” (Araf 60), “Biz atalarımızı bu yolda bulduk.” (Araf 28, Şuara 75), “Babalarımızdan böyle gördük” (Enbiya 53, Zuhruf 22)

Konunun dışına çıkmamak için bu bölümü Yunus suresi 10 ile bitirmek istiyorum:

وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

“...Allah, akıllarını kullanmayan bir toplumun üstüne pislik atar.”

ARASÖZ SONU

Dinlerde Tek Olan Tanrı’nın Adları

  1. İslam’da “Allah” (الله) ve esmaül hüsna hadisinde yer alan 99 ismi:

الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ
er-Rahmân er-Rahîm el-Melik el-Kuddûs es-Selâm el-Mü'min el-Müheymin el-Azîz el-Cebbâr
الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ
el-Mütekebbir el-Hâlık el-Bâri' el-Musavvir el-Ğaffâr el-Kahhâr el-Vehhâb er-Rezzâk el-Fettâh
اَلْعَلِيْمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ المُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
el-Alîm el-Kâbız el-Bâsıt el-Hâfız er-Râfi' el-Muizz el-Müzill es-Semî el-Basîr
الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ
el-Hakem el-Adl el-Latîf el-Habîr el-Halîm el-Azîm el-Ğafûr eş-Şekûr el-Aliyy
الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ المُقيِت الْحسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ
el-Kebîr el-Hafîz el-Mukît el-Hasîb el-Celîl el-Kerîm er-Rakîb el-Mucîb el-Vâsi'
الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ
el-Hakîm el-Vedûd el-Mecîd el-Bâis eş-Şehîd el-Hakk el-Vekîl el-Kaviyy el-Metîn
الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي اَلْمُمِيتُ الْحَيُّ
el-Veliyy el-Hamîd el-Muhsî el-Mübdî el-Muîd el-Muîd el-Muhyî el-Mümît el-Hayy
الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْواحِدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ
el-Kayyûm el-Vâcid el-Mâcid el-Vâhid es-Samed el-Kâdir el-Muktedir el-Mukaddim el-Muahhir
الأوَّلُ الآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبَرُّ التَّوَابُ الْمُنْتَقِمُ
el-Evvel el-Âhir ez-Zâhir el-Bâtın el-Vâli el-Müteâlî el-Berr et-Tevvâb el-Müntakim
العَفُوُّ الرَّؤُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُوالْجَلاَلِ وَالإكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي اَلْمَانِعُ
el-Afüvv er-Raûf Mâlikü'l-Mülk Zü'l-Celâli
ve'l-İkrâm
el-Muksit el-Câmi' el-Ganiyy el-Muğni el-Mâni’
الضَّارَّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ اَلْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ  الرَّشِيدُ
ed-Dârr en-Nâfi’ en-Nûr el-Hâdi el-Bedî’ el-Bâkî el-Vâris er-Reşîd es-Sabur
  1. İslam tasavvufunda “Hüve” ve “Hû” (هو)

  2. Yahudilikte;

    1. Tetragrammaton: Tetragrammaton (Τετραγράμματον), Yunanca “4 harfli” (Τετρα: 4, ράμματον: harf) anlamına gelir ve Tanrı’nın muharref Tevrat’taki adı olan YHWH (יהוה)’e atıfta bulunur. Tevrat’ın “שְׁמוֹת” (Çıkış) 20:6 bölümünde şöyle der:

      לֹא תִשָּׂא אֶת-שֵׁם-יְהוָה אֱלֹהֶיךָ, לַשָּׁוְא: כִּי לֹא יְנַקֶּה יְהוָה, אֵת אֲשֶׁר-יִשָּׂא אֶת-שְׁמוֹ לַשָּׁוְא

      ’ā·nō·ḵî Yah·weh ’ĕ·lō·he·ḵā, ’ă·šer hō·w·ṣê·ṯî·ḵā mê·’e·reṣ miṣ·ra·yim mib·bêṯ ‘ă·ḇā·ḏîm.

      “Tanrın RAB’bin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.”

      Bu yüzden Tanrı’nın YHWH harflerinden oluşan adını anmak, Yahudilerde yasaktır. Hıristiyan kelamcılar, bu ismi “Yahweh” ve "Yehowah" şeklinde telafuz eder. Hemen hemen tüm Ortadoks Yahudiler, YHWH’nin doğru telafuzu günümüze kadar gelmediği ve kaybolduğu için bu ismi kullanmaktan kaçınır ve bu ismin yerine RABB anlamına gelen “Adonay” (אדוני) ya da “Haşem” isimlerini kullanmayı tercih eder.

      YHWH harflerinin standart bir telafuzunun bulunmama sebebi, Eski İbranicede hareke bulunmaması yüzündendir. İbranice gibi semitik bir dil olan Arapça da durum böyleyken; Arap olmayanların Kuran’ı doğru telafuz edebilmeleri için önce 688 yılında Ebu’l-Esved ed-Düeli tarafından renkli mürekkeple harflerin üstüne, altına ve önüne noktalar konulmuş; böylece A, İ ve U sesleri belirtilmiştir. Ebu’l-Esved'in ögrencisi Nasr ibnu Asım, daha sonra bu geleneği devam ettirmiş ve böylece Kuran-ı Kerim, günümüze kadar harekelerle ulaşmıştır.

    2. “El”: “El” (İbranice אל), Tanrı’nın Tevrat’ta geçen adlarından biridir.  (bknz. Yaratılış 33:20, Yaratılış 46:3 vb) İslam’da “Abdullah” (عبدالله, anlamı: Allah’ın kulu), “Nûrullah” (نور الله, anlamı: Allah’ın nûru), “Seyfullah” (سيف الله, anlamı: Allah’ın kılıcı), “Feyzullah” (فیض‌الله, anlamı: Allah’ın feyzi, bereket ve bolluğu), “Sâdullah” (سعد الله, anlamı: Allah’ın kutlu ve talihli kıldığı), “Esedullah” (أسد الله, anlamı: Allah’ın Aslanı)  ... isimlerinde olduğu gibi Yahudilikte de kimi isimlerin sonuna Tanrı’nın adı olan -EL takısı getirilmiştir. Örneğin;

      1. İsrael ya da İsrâil (מִיכָאֵל), Hz. Yakub’un lakabıdır. Anlamı, “El ile güreş tutan” demektir. Tevrat’ın ilk bölümü olan Yaratılış 32:22-28’de Tanrı’nın Yakup’la güreştiği anlatılır ve Tanrı ona: “Artık sana bundan sonra İsrâil denecek.” der. (Yar. 32:28) Yahudilere “İsrailoğulları” denmesinin sebebi budur.

      2. Azrael (עזראל), Yahudilik’te ölüm meleğine verilen addır. Anlamı, (insanların canlarını almakta) “El’e yardım eden” ya da “El’in yardımı” demektir. Bu isim , daha sonra İslam inancına da yerleşmiştir.

      3. Gabriel, Jabriel ya da Gav’riel (İbranice: גַּבְרִיאֵל, Yunanca: Γαβριήλ, Amheri, Habeş ve Tigre dillerinde: ገብርኤል, Arapça: Cibrîl - جبريل ya da Cebrâîl - جبرائيل), İbrahimî dinlerde elçilik yapan ya da peygamberlere vahiy getiren baş meleğin adıdır. “El’in güçlü adamı” (strong man of El) ya da “El’in güçlü meleği” (strong angel of El) anlamlarına gelir.

        Yahudi tomarlarında Başmelek Gabriel’in, gördüğü görümleri açıklamak için Daniel (İslam’da Hz. Danyal) peygambere göründüğü anlatılır. Enoch’un Kitabı gibi eski yazmalarda da geçen bir karakterdir. İncil’in Luka ve Yuhanna bölümlerinde Gabriel’in Hz. Yahya’nın ve Hz. İsa’nın doğumlarını bildirmek için Zekeriya ve Meryem’e göründüğü anlatılır.

        Gabriel adının İslam’daki karşılığı Cebrail ve Cibril’dir. Vahiy meleğinin adıdır. Kuran’daki İkra suresinin Cebrail’in Resulullah’a getirdiği ilk ayetler olduğuna inanılır.

      4. Mīkhāʼēl ya da Mikâîl (İbranice: מִיכָאֵל, İngilizce: Michael, Almanca: Merkel, Yunanca: Mihail - Михаил, Arapça: ميكايل), “Kim hiç El’e benzeyebilir?” demektir. Mikael, semavi dinleri kabul eden toplumlarda erkek çocuklarına en çok verilen isimlerden biridir.

      5. Rāfāʾēl, Raphael, Israphael ya da İsrâfil (İbranice: רָפָאֵל, Yunanca: Ραφαηλ, Arapça: اسرافيل), İbrahimî dinlerde 4 büyük meleklerden sonuncusudur. Anlamı, “El, iyileştirir.” demektir.

      6. Ariel (İbranice: אֲרִיאֵל), “El’in Arslanı” demektir. İslam’da genellikle Hz. Ali için kulanılan “Allah’ın Arslanı” tamlamasıyla özdeşir.

      7. Abigael ya da Abigail (İbranice: אֲבִיגַיִל),  “El’in sevinci”, “Rabb’in sevinci” anlamlarına gelir. Genellikle kız çocuklarına verilen bir isimdir.

      8. Emmanuel ya da Immanuel (İbranice: עִמָּנוּאֵל), “El, bizimle” anlamına gelir.

      gibi... Aramicede de “EL”, Tanrının adlarından birisidir. Tahrif olmuş İncil’de İsa’nın çarmıha gerilirken şöyle dediği anlatılır: “Elî, Elî, lema şevaktanî!” (anlamı: Tanrı’m, Tanrı’m, beni neden terk ettin!)  Başrolde Denzel Washington’un oynadığı ve Türkçeye “Eli’nin Kitabı” ya da “Tanrı’nın Kitabı” olarak çevrilen 2010 yapımı “Book of Eli”, Tanrı’nın EL ismine atıftır.

    3. “Eloah”,

    4. “Elohim”,

    5. “Ehyeh asher ehyeh” (İbranice: אֶהְיֶה אֲשֶׁר אֶהְיֶה, Anlamı: Ben, Ben Olanım);

    6. “Jah”;

    7. “Şadday” ve

    8. “Tzevaot”.

    Bunun yanısıra İslam’da Allah’ın 99 ismi (Esmaü’l-Hüsnâ) olduğu gibi Yahudilik’te de 72 ismi vardır:

72 names of god
  1. Hıristiyanlar, genellikle belirli bir kelimeyi değil; ana dillerinde “tanrı” anlamına gelen herhangi bir kelimeyi kullanır. Semitik bir dil konuşulan ülkelerde bu kelime çoğunlukla “Elohim” ya da “Allah”tır. Örneğin Endonezyalı Hıristiyanlar, “Tanrı, sevgidir.” cümlesini “Allah Adalah Kasih” şeklinde telafuz eder. Bunun yanısıra Hıristiyanlar, yine kendi dillerinde Eski ya da Yeni Ahit’te geçen Tanrı ile ilgili tamlamaları kullanır:

  1. Eski Mısır Atenizm’inde “A-tén”, “A-ton” ya da “itn” (JTN: hiero, M17 hiero, X1 hiero, N5 , telafuz: aːtən, İsveçce Aten);
    hiero, N35
  2. Mormonlarda “Elohim”;

  3. Sihizm’de “Ik Onkār” (), “Akal Purakh”, “Allah” (ਅਲਹੁ), “Satnam”, “Nirankar” ya da “Waheguru”;

  4. Yeni Zelenda yerlileri olan Maorilerin dilinde “Alla” ya da “Lo”;

  5. Namibya’daki Himba halkının dilinde “Mukuru”;

  6. İgboların dilinde “Odinani”;

  7. Hinduizm’de “Krişna” (कृष्ण), “Bhagavan” (भगवान), “Brahman” (ब्रह्मण)

  8. Zerdüştlük’te “Ohrmazd” ya da “Ahûra Mazdā” (Farsça: اهورا مزدا);

  9. Hakas dilinde “Tigir”;

  10. Sümerlerde “Dingir”, “Dinger” ya da “Tinger” (Dingir, Sümer, Sumerian, god, tanrı);

  11. Moğollorda “Tenger”;

  12. Göktürklerde, Kırgız ve Kazak Türkçesinde “Tengri” (𐱅𐰭𐰼𐰃);

  13. Çinlilerde “Teng-ning-li”, “Shàng-Dì” (上帝), “Dì” (帝), “Ti”, “Ti-en” ya da “Shén” (神);

  14. Karaçay-Malkar Türkçesinde “Teyri”;

  15. Kuman ve Tatar dillerinde “Tengre”;

  16. Yakut Türklerinde “Tangara”;

  17. Karaim diline “Tangrı”;

  18. Azerbaycan Türkçesinde “Tarı” ya da“ Tanrı”;

  19. Günümüz Türkçesinde “Tanrı”;

  20. Tarih öncesi proto-Hint-Avrupa toplumlarında “Dyḗus Phtḗr”;

  21. Rastafari Hareketi takipçilerinde “Jah Rastafari”;

Ünlü Arap gezgin İbn Fadlan’ın naklettiğine göre o sıralarda İslâm’a henüz girmiş olan Oğuz Türkleri herhangi bir zorluk ile karşılaştıklarında bakışlarını gökyüzüne yöneltip “Bir Tengri” (Tek Tanrı) derdi. Başta Kaşgarlı Mahmud olmak üzere İslami dönemin tüm yazarları, Allah kasdıyla “Tengri” ismini kullandıkları gibi bütün kaynaklarda her işe; söze kutlu bir nitelik kazandırmak kasdıyla ilk önce “Ulu Tengri’nin adı” anıldıktan sonra başlanması gerektiğini bildirmişlerdir.

Anadolu tasavvufunun en önemli isimilerinden olan Yunus Emre ve Niyazi Mısri de şiirlerinde “Tengri” anlamında “Tanrı” ve eşdeğeri olarak da “Çalab” kelimesini kullanmışlardır. Oğuzlar’ın İslâmiyet'e yeni geçtikleri dönemden kalma Dede Korkut Kitabı’nda, Allah’ın adı sık sık “Allah-Tengri” olarak verilmiştir.

Tartışmalar

Ahmet Hulusi, “Allah Bir Tanrı Değildir” başlıklı yazısına şu paragraf ile başlar:

“İslâm Dini’ni bildiren Hz. Muhammed, kutsal kitap Kur’ân-ı Kerîm ile “tanrı” kavramını reddeder; “tanrı”nın var olmayıp, “sadece Allâh’ın mevcut” olduğunu vurgular! Bu gerçeğin farkında mıyız?”

Konu hakkındaki böyle bir başlangıç sözü, başlı başına bir bilgisizlik ve cehaletin göstergesidir. Arapçada “ilah” kelimesi, Türkçede “tanrı” kelimesini karşılar. Kuran’ın hiçbir yerinde Allah’ın bir tanrı ya da ilah olmadığı gibi böyle komik bir iddiası, böyle mantıkdışı bir sözü yoktur. Böyle bir cümleyi kuran kişi, ya İslam ya da Arapça hakkında zerre kadar fikri ya da bilgisi yoktur ya da araştırmadan kulaktan dolma bilgilere İslam diye inanıyordur.

Çünkü İslam’ın temel mesajı olan “Lâ ilâhe illallah” cümlesi, yazarın zannettiği gibi “İlah ya da tanrı diye birşey yoktur.”, “İlah diye birşey yoktur; sadece Allah vardır” demek değil; “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.” ya da “Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur.” demektir. Her namazda okuduğumuz Nas suresinin anlamı şöyledir:

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ

“De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların İlâhına sığınırım!” (Nas suresi 1-6)

3. ayette geçen إِلَهِ النَّاسِ (İlâhin-nâs) tamlaması, “İnsanların ilahı”, "İnsanların tanrısı" demektir.

Akhenaton'un Diğer Yazıları ❯❯

İlgili Videolar



Ek Bilgiler

Kircher Diagram
17. yüzyılda yaşayan Alman dilbilimci Athanasius Kircher’in “Oedipus Aegyptiacus” adlı eserinde hazırlamış olduğu Tanrı’nın adları diyagramı.




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Muhammed KAYA, 14.12.2017, 07:11 (UTC):
Hocam elinize sağlık yazılarınızı ve paylaşımlarınızı dikkatle takip ediyorum. Bu yazınızda Günümüzdeki tasavvuf önderlerinin hatalarını sayarken onların bağlılarını incitip ufku geniş düşüncelerinizden uzaklaştırıcı yorumlardan kaçınmanızı acizane tavsiye ederim. Tasavvuf bu ümmetin ortak mirası ve kültürüdür. Tüccarları ile mücadele ederken tasavvuf düşmanı şahısların videolarını referans almanız incitici olabilir.

Yorumu gönderen: Akhenaton, 08.10.2017, 21:52 (UTC):
Dostum, anlamadım; inancınız ne? İlahelere/tanrıçalara mı inanıyorsunuz?

“Lâ ilâhe illallah”, Allah'tan başka ilah yoktur demektir. (Lâ=yoktur, ilâhe=ilah, illâ=istisna edatı, Allah ise Allah.) Sen kelime-i tevhidden “ilahe”yi nasıl çıkardın, “var eden”i nasıl çıkardın “var olan”ı nasıl çıkardın anlaşılır gibi değil. إلاهة ayrı şey اِلَهَ daha apayrı şey.

Senin inancını bilmiyorum. Eğer Müslümansan, dostum, bu yazdıkların kulaktan dolma bilgilere inanmış bir insanın söyleyeceği sözler bile değil...

Yorumu gönderen: halil, 08.10.2017, 21:25 (UTC):
sizler yorum yaparkende bildiginiz yada bilmediginiz ne varsa
yazarak gunah ve hatayı bırlikte yapmaktan kacınmıyorsunuz
LA İLAHE İLLALAH vareden ve varolandır sadece varedene inanmak şirk koşmaktır onlar ilaheyi(vareden) unutup unaha koştular
İLAHE =vareden doguran yaradan şekil veren
ALLAH=bakan koruyan kolayan dınleyen yardım eden

lElhamdu lillēhe rabbil âlemîn
“Hamd, âlemlerin rabbi (efendisi) olan Allah’a mahsustur.” (Fâtihâ sûresi, 2.)
şukur o vareden yaradıcının alemine
i

Yorumu gönderen: Akhenaton, 01.10.2017, 23:42 (UTC):
Eyvallah Önder kardeşim...

Yorumu gönderen: Önder, 01.10.2017, 22:42 (UTC):
Ellerinize yüreğinize sağlık Hocam mükemmel bir yazı kaleme almışsınız.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 47398378 ziyaretçi (120735659 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler