Altın Çağ Misyonu (Dostlar Planı), I
 

Altın Çağ Misyonu (Dostlar Planı), I

Kitap özeti

Bu materyalin güvenliği: OrtaOrtaZayıfZayıfZayıfZayıfZayıfZayıfZayıfZayıf ( Çok Zayıf. Sadece bilgilendirme amacıyla verilmiştir.)

www.gizliilimler.tr.gg Admin Notu: Bu yazıyı okumadan önce Cinlerin Vesvesesine Dikkat Edin adlı yazımı okumanızı önemle tavsiye ediyorum.

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 5. 1957): “Bir ismin benim için değeri yoktur, bu konuda ısrar etmeyin! İlerde benim realitem sizin bugünkü anlayışınızdan farklı olacağı için beni bir isimle çağırmanız bir takım sakıncalar doğurabilir.” (Sayfa: 8 )

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 5. 1957): “Bizim durumumuz dünya diliyle ifade edilemeyecek kadar aşkın bir durumdur. Bu yüzden medyumun sarsıntılarını doğal karşılamanız gerekir.” (Sayfa: 8 )

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “Bazı sorularınıza yanıt veremeyeceğim. Nedeni ise şudur: Kendi bilgi ve çalışmalarınızla halledebileceğiniz soruları bize sormamalısınız. Şunu da unutmayın ki, bizler açtığınız zaman bilgi veren bir kitap değiliz! Kapasitenizin üstünde bir soru sorduğunuz zaman istediğiniz bilgiyi doğrudan vermek yerine, o bilgiyi size kazandıracak kapıları açmanız için gerekli anahtarları vereceğiz. Bu yüzden kapasitenizin üstündeki soruların yanıtlarını bizden beklemeyin, bunu dostane ve içten bir uyarı olarak kabul edin.” (Sayfa: 8-9)

DOSTLAR PLANI (Celse 10. 6. 1957): “İlerde benden, benim planımdan veya benim üstümdeki planlardan bilgiler almanız olasıdır. Bu bilgileri belki de yepyeni, şimdiye kadar hiç kullanmadığınız, uygulamadığınız usullerle anlayabileceksiniz. Burada o günler özlemle bekleniyor, yeter ki o günlere layık olun!” (Sayfa: 9)

DOSTLAR PLANI (Celse 2. 8. 1957): “Elbette haberiniz yok, ama sizi yakından izleyen planlar var, her zamankinden daha fazla izleniyorsunuz. Şu anda fırtınadan önceki sessizliği yaşıyorsunuz, bir hamle yaparak ataletten sıyrılmanız isteniyor. İşte onu bir yapabilseniz, ah bir yapabilseniz! Elinizin altındaki bilgi hazinesinin kapılarını bir açabilseniz, hayal gücünüzün bile üstünde nur ve ışık ummanlarına kavuşacaksınız. Bunları söylemenin zamanı gelmiş de geçmiştir bile! Artık uyanmanızı bekliyoruz. Ah siz dünyalılar büyük olanaklarınızı kullanmayı bir öğrenebilseniz! O olanakların sizi geçmişte yaşamış insanlara oranla ne kadar yücelere, aklınızın ve hayalinizin alamayacağı kadar yüksek ideallere kavuşturacağını bir bilseniz! Biz bu olanakları kullanamadığınız için esef duyuyoruz. Realite değişiklikleri yaşayacağınız bu dönüm noktasında gayet dikkatli ve uyanık olunuz, aksi takdirde sizi nurlandıracak o kaynak aniden kuruyuverir!” (Sayfa: 9-10)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 8. 1957): “Dostlarım, yüksek titreşimlere uyum sağladığınız zaman dünya yaşamının sizin için giderek kolaylaştığını göreceksiniz. Dünyanın zorlukları ve uğraşıları yüksek gerçeklere ulaşmanıza engel olmamalı, engel olması için bir neden de yok. Söylediklerimi iyice düşünüp verilen mesajları dikkatle okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Sizde bir hamle özlemi ve kudreti olmasaydı planım ve ben sizlerle temas kurmak üzere görevlendirilmezdik. Üst Plan yeteneklerinizi dakik olarak tartabilecek kudrettedir, biz buraya boşuna gelmedik! Hali hazırdaki yeteneklerinizi iyi kullanmanız ve geliştirmeniz gerekir. Çalışmalarınıza yeni bir yön vererek insanlığa bilgi saçan bir odak olmalısınız!” (Sayfa: 11)

DOSTLAR PLANI (Celse 1. 4. 1958): “Görüyorum ki arkadaşlar sürekli bilgi almak isteğindeler. Bu istek gayet doğal ve iyi bir şey, fakat bilgi ne üste giyilip sonradan çıkarılan bir elbise, ne de hiç çıkarmamak üzere takılan bir mücevherdir. Her iki yol da insanı çıkmaza götürür. Bilgi bir bütündür. Bilginin özüne nüfuz edemediğiniz için onu parçalara ayırıyor, sonra da parçaları birbirinden ayrıymış gibi yorumluyorsunuz. Bilgi nedir? Bilgi, bulunduğunuz maddi plandaki olayları kudretiniz oranında incelemek, ruhsal açıdan değerlendirmek, kendinizin ve başkalarının evrimi için bir basamak olarak kullanmaktır. Onlara bir ideal gibi bağlanmamalısınız. Gerçek bilgi olaylardan kaçmak, deneyimlerden sıyrılmak değildir, körü körüne bağlanılan idealler hiç değildir! Eğer aranızda olaylardan kaçıp kurtulmayı, nefse hizmet eden pasif bir yaşam sürmeyi mutluluk sanan gafiller varsa onları uyarmalı, yanlış yolda olduklarını söylemelisiniz. Öte yandan maddeyi kendine ideal edinen, ufkunda maddi mabuttan başka şey bulunmayanlar korkunç bir uçurumun kenarında olduklarını unutmamalıdırlar. Evet biliyorum, yaşam sizin için çok çetin ve dayanılması ağır bir yük. Çoğu kere isyan ediyor, hakkınız olan huzur ve mutluluğa ne zaman kavuşacağınız konusunda kuşkuya düşüyorsunuz, çünkü insansınız! Yaşamınızdaki güçlükleri yenmenin yolu bilginizi artırmaktır. Özellikle dışardan gelen bilgileri kişisel süzgecinizden geçirerek kendinize mal etmelisiniz. Bunu da içinizden gelen parıltıyla sağlayabilirsiniz. Vicdanınızın sesini, yaşadığınız dünyanın en büyük realitesi olarak kabul etmelisiniz. Bunu yaptığınızda en büyük bilgiyi elde etmiş olursunuz.” (Sayfa: 17-18)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 4. 1958): “Bilgi, insanı bir realiteden diğerine geçiren araçtır. Henüz dünya realitesinde olan sizler için en yüksek bilgi, sizi bu realiteden bir kademe öteye taşıyacak olan bilgidir. Cehaletiniz yüzünden kaderin ağlarıyla maddi dünyaya sımsıkı bağlanmış durumdasınız, bu bağlardan kurtulmak için bilginizi artırmak zorundasınız. Dünya realitesinden bir üst realiteye geçmek sandığınız kadar kolay değildir. İnsanlar henüz emekleme aşamasında oldukları için karşılaştıkları zorluklar ve zahmetli yaşam koşulları onları ya kör bir kaderciliğe ya da dünyaya küsmeye sevk etmektedir. Bazıları da günümüzde sıkça görüldüğü gibi inkarcı bir materyalizme saplanıp kalmıştır. Bilimsel ve teknik alanda kaydettiğiniz gelişmeye rağmen manevi alanda yaya kalmanız bizleri çok üzüyor. Evet, günümüz koşullarında toplu bir kurtuluşun mümkün olmadığını biz de biliyoruz. Fakat karanlık dünyanızdan bir takım ümit pırıltılarının Yukarı yansıması sizi sevenleri biraz olsun teselli etmektedir.” (Sayfa: 18-19)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Sizler, içinde yaşadığınız realiteler öyle gerektirdiği için dünya planında enkarne oldunuz. Bu planın bir kademe üstüne çıkabilmek için dünyada çeşitli olaylarla karşılaşmak ve onları değerlendirmek zorundasınız. Aslında evrim çok yavaş, adım adım ilerler. Başı yukarda olmak elbette iyi bir şey, ama ayaklarınızı sağlam bir yere basmanız koşuluyla. Hepiniz üstün bir evrim düzeyinde bulunmakla birlikte, sizden epey aşağıdaki insanlarla aynı dünyanın deneyimlerini paylaşıyor, bazen zahmet ve eziyetlere katlanıyorsunuz. Peki neden? Bazen şöyle dediğinizden eminim. “Ben bir üst realiteye ulaşmış insanım, benim yerim göklerde. Bu rezil dünyada ne işim var, neden bu basit ve sıkıcı işleri yapmak zorundayım? ” İşte bu yüzden insanlar ezelden beri gerçek evrimde ortalama yolu bulamamışlardır. Ya üstün realiteleri inkar edip dünyanın batağına gömülmüşler ya da dünyadaki görevlerini küçümseyip kendilerini dünyaya bağlayan nedenlerin kökünü kazımaya çalışmışlardır. Peki bu yollar insanlığın kurtuluşunu sağlamış mıdır? İyice düşünüp taşındığınızda insanlığın amacının bu çıkmaz yollardan kurtulmak olduğunu göreceksiniz. Kurtulabilirler de! O zaman insanlık büyük bir hızla aşamaları kat edecektir. Eğer her şeyden elini eteğini çekerek tam bir pasiflik içinde Tanrıya yönelmek İlahi İradenin istediği bir şey olsaydı, o büyük Yaratıcı sonsuz sayıdaki alemleri yaratma gereğini duyar mıydı? Sizler bir yerlerde son bulacak bir yolun değil, sonu gelmeyecek bir yolculuğun bitmez tükenmez görüntülerini seyretmekle yükümlü yolcularısınız!” (Sayfa: 20-21)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Bazı davranışlarınızla vicdan ölçülerinizin çelişmesi gerçekten nazik bir sorundur. Öyle çelişki dolu bir dünyada yaşıyorsunuz ki, her an vicdan ölçülerinize ters düşen bir takım olaylar sizi üzüyor, incitiyor. Unutmayın ki dünyanız çoğunluğu evren sürgünü olan varlıkların meskenidir, bu gezegen henüz yeteri kadar yükselmiş değil! Çevrenizdeki haksızlıklar cesaretinizi kırmasın, her şeye rağmen iyi ve dürüst olmaya gayret edin. Bugün için dünyayı tamamen düzeltmek elinizde değil, onun düzelebilmesi için daha çok uzun bir zamana ihtiyaç var. Çevrenizdeki insanlara bir nebze yardım etmek istiyorsanız, her şeye rağmen yaşama azminizi korumalı ve insanlara örnek olmalısınız. Örnek olmak çoğu zaman öğüt vermekten daha iyidir. Soyluluk ve yüceliğiniz, insanları gerçeğe yönlendiren önemli araçlardır.” (Sayfa: 21-22)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Vicdan, içinde bulunduğunuz madde planının bir yansıma aracı değildir, yani içinde yaşadığınız fizikoşimik alemde vicdan diye bir şey olamaz. Vicdan, Ruhsal Plandan gelen bilgilerin bir yankısıdır, yansıma yeridir. Dünyada aklınız veya mantığınız neyse, öteki alemde aynı işlevi vicdanınız görmektedir. Akıllı ve olgun insan, aklı kadar ve ondan daha fazla vicdanının emirlerine uyan insandır. Dünya planının yansıması akıldır, Ruhsal Planın yansıması ise vicdandır. İnsanın kaderi “İki El” ile yaşamdır. Birinci El, Ruhsal Planın yansıması olan vicdandır. İkinci El, dünya planının yansıması olan akıldır. İki El yaşamı, vicdan ve akıl ile yaşamaktır, yani ruhsal ve dünyasal planı aynı anda yaşamaktır.” (Sayfa: 22)

DOSTLAR PLANI (Celse 14. 10. 1958): “Unutmayınız ki evrim aşamaları hiç umulmadık bir zamanda ve ani olarak meydana gelir. Bu cümledeki “ani” kelimesi görünüştedir. Evrim aşaması kademe kademe, bazen santim santim ilerler, bu bir gerçektir. Evrimin adım adım olması zorunludur. Önceden atılmış adımın sonucu, belirli bir periyodu atlattıktan sonra alınır. İşte size ani gibi görünen olaylar böyle meydana gelir, her şeyin zamanı vardır, her şey zamanında olur. Devrimler, bilimsel buluşlar veya büyük fikir değişiklikleri, bunların hepsi insanların ümitsiz olduğu zamanlarda gerçekleşmiş ve toplumların yeni atılımlar yapmasını sağlamıştır. Esas olan kitlelerin ne düşündüğü değil, o kitlelere yön verecek az sayıdaki seçkin varlığın tutumudur. Az sayıdaki bu seçkin varlıklar alabilecek kapasiteye gelince bilgiyi alacak, zaman ve zemin uygun olduğunda çevreye yayacaklardır. Bu da çok uzun sürmeyecektir.” (Sayfa: 23)

DOSTLAR PLANI (Celse 28. 10. 1958): “Evrim, insanın ruh melekelerinin, yani manevi kişiliğinin gelişimi demektir. Amaç melekelerin teker teker gelişmesi değil, melekelerin meydana getirdiği melodinin uyum içinde olmasıdır. Eğer amaç tüm ruhsal melekelerinizin dünyada gelişmesi olsaydı, ebediyen dünya bedenine mahkum olmanız gerekirdi. Oysa dünya realitesini tamamlamak için tüm ruhsal melekelerinizin gelişmiş olması gerekmiyor. Onların bir kısmı dünya realitesini tamamladıktan sonra da eksik kalır, o eksikliği siz göremezsiniz. Evrendeki tüm evriminizi sadece dünyada tamamlayacak değilsiniz, evrim evrenseldir. Bunu bilmiyorsanız hala eskilerin düşüncelerinden ileri gidememişsiniz demektir. Yeryüzünde sağlanacak gelişim son derece değerli olmakla birlikte, belirli bir bilgi düzeyini aşmış insan için anlamını yitirir. Bunun idrakine ancak maddi kalıbınızı (bedeni) terk ettiğinizde varacaksınız. İlerlemiş ruhlar için irade özgürlüğü, karanlığın perdesini yırtarak evrende bir kudret halini almaya başlamıştır. Eğer varlığın özgür iradesini kullanarak dünyadan alacak başka şeyi kalmamışsa evrim serüvenine başka alemlerde de devam edebilir, bu ilerlemiş bir varlığın iktidarı dahilindedir. Ruhun dünyadan edinmesi gereken birikimi o kadar kalıplaştırmayın, artık o varlık dünyanın küf kokan sınıfını terk edecek ve evrenin daha mükemmel laboratuarlarında uygulamalara girişecektir. Bir üst aşamaya geçişi her varlık önce sezgi halinde duyar ve sonunda öyle bir an gelir ki bu sezgiler gerçeğin parlak ışığı şeklinde tezahür eder. Melekelerin gelişimi sonraki yaşamlarda da varlığa yansır. Fakat genel anlamda yaşamı ele alırsak bu bir yansıma değil, ancak bir aşamadır.” (Sayfa: 25-26)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 11. 1958): “Bireylerin kaderiyle toplumun kaderi arasında esaslı farklar vardır. Bununla birlikte birey ve toplumun kaderinin birleştiği bir sürü ortak nokta da vardır. Burada toplumun bireyler üzerindeki etkisi söz konusudur. Toplumun evrimi, bireyin evrimine oranla daha karmaşık bir işlemdir. Oysa bireyin evrimi bazı belirli kurallara göre gerçekleşir.” (Sayfa: 26)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 11. 1958): “Kişinin vicdanının kabul etmediği bir eylem, örneğin yurt savunmasında insan öldürmek son derece nazik bir konudur. Elbette bu durumla karşılaşan kişi büyük bir deneyim geçirmektedir. Böylesi durumlar nadir olup herkesin başına gelmez. Allah bereket versin ki öyle demek gerek, aksi takdirde herkesin evrimi çok çetin olurdu. Böyle bir durumla karşılaşan insan Yukarıdan yardım görmektedir, çekeceği maddi sıkıntı ve ıstırap manevi yönden olgunlaşmasını sağlar. Sıkıntı ve ıstıraplara örnek olarak büyük düşünce adamları, bilginler, mucitler ve peygamberler gösterilebilir. Söz konusu varlık büyük bir evrim hamlesi yapmak üzeredir.” (Sayfa: 26-27)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 11. 1958): “Ey insanlık planındaki varlıklar, düzeyiniz, durumunuz ve bilginiz ne olursa olsun sizler insansınız! Kendilerini her şeyden soyutlayıp ilahlık düzeyine yükseltenler, kişiliklerini kader planlarının üstünde görenler çocukça bir gaflet içindedir. Bunlara, elde ettiği bilgilerle sürekli övünen ve kendini insan kardeşlerinden soyutlayanları da ekleyebilirsiniz. Bu yanlışlar birer cehalet örneği ve insanlara özgü birer zaaftır. Evrim düzeyiniz ne olursa olsun, çevrenizi kuşatan sonsuzluk alemlerine kıyasla cehaletinizi ve aczinizi anlayabildiğiniz oranda olgunsunuz. Bunu idrak edebildiğiniz oranda o alemlerin kapılarını açmaya adaysınız. Yardımınıza ihtiyacı olanlara ellerinizi uzatın, size ihtiyacı olanlara kalbinizi sunun, ancak bu şekilde gerçeğin sırlarına vakıf olursunuz. Size yapılacak yardım, çevrenize yardım ettiğiniz oranda olacaktır.” (Sayfa: 27)

DOSTLAR PLANI (Celse 21. 12. 1958): “Hatasını anlamış ve pişman olmuş da olsa insanın ıstırabının devam etmesi gerekir. Evrendeki her olay nedensellik yasası uyarınca cereyan ettiği için, o insanın hatasını telafi edecek miktarda ıstırap çekmesi şarttır. Bu süre işlenmiş hatayla orantılıdır. Çoğunuz çektiğiniz ıstırapların köklerinin derinlerde olduğunu bilmezsiniz, ama öyledir. Istırap, insanın doğa yasalarına uyum sağlayamamasından meydana gelir, insanı yasalara uyumlu hale getirmek için en etkin araçtır, ıstırap olmadan evrim olmaz. Öte yandan ıstırap körü körüne katlanılması gereken ve insanı Yaradan’a küfrettirecek kadar isyana sürükleyen bir şey de olmamalıdır. Olgun bir insan ıstırabının nedenlerini araştırmalı, nedeni bulduğu zaman da çektiği acının geçici, ama gerekli olduğunu idrak etmelidir. Bu takdirde ıstırap büyük bir anlam kazanır ve insanı çok yükseklere taşır. Melekeleri özgürleşmiş bir varlık için ıstırabın anlamı sizinkiyle taban tabana zıttır. Sizin için bir haz kaynağı olan durum ise, o varlığın deruni parlaklığını kararttığı için büyük bir ıstırap kaynağıdır. Siz insanlar bir madalyona benzersiniz. Bir yüzünüz özgür varlığınız, öteki yüzünüz bedeninizin karanlıklarından süzülüp geçen bir damlacık ışık, yani dünya şuurunuzdur. Genellikle madalyonun birinci yüzü altta kalmaktadır. Evrimin en büyük amacı bu ikiliği ortadan kaldırmak, evren düzeni uyarınca şuurunuza vahdet (birlik) kazandırmaktır. O zaman evrim yolları önünüzde aydınlanır, kim olduğunuzu, nereye gittiğinizi bilirsiniz.” (Sayfa: 28)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 12. 1958): “İçinde bulunduğunuz şartlar, sizi evrenin büyüklüğüne çocukça bakmaya ve kendinizi Tanrı ile kıyaslamaya varan bir idrak kısırlığına götürür. Öyle ya, insan denince ondan ötesi düşünülemiyor! Oysa insanın daha çok gelişeceği, evrenin sırlarına ereceği, yüksek bir evrime aday olduğu siz insanlar için inanılır bir düşünce biçimi değil, ama ziyanı yok. Sizler de bir gün evrenin uçsuz bucaksız alanlarında birer araştırıcı olduğunuzu idrak edecek ve ilerde bu kudreti daha çok hissedeceksiniz. Evrendeki sisteme bir bakabilseniz, en küçüğünden en büyüğüne kadar her varlığın o büyük eseri tamamlamak için nasıl çalıştığını bir görebilseniz, o zaman gerçek amacınızı idrak edecek ve büyük bir alçakgönüllülükle eserin tamamlanmasında pay sahibi olacaksınız.” (Sayfa: 29)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 8. 1957): “Şans, durmadan peşinde koştuğunuz, bulamayınca isyan ettiğiniz bir kavram, bir kuruntudur! Şansınızı belirleyen faktörleri bizim gibi görebilme yeteneğinde olsaydınız gülüp geçerdiniz. Dünyadaki şansınız, kısacık dünya yaşamınızın gerisinde sizi bekleyen mutluluklar yanında çok sönük kalır! Durumunuzu analiz edip başınıza gelen olayları nefsinizin etkisinde kalmadan objektif gözle inceleyebilseydiniz şans diye bir şey sizin için söz konusu olmayacaktı. Zevkleri, ıstırapları, hoş ve nahoş olayları yaratan içinde bulunduğunuz realitenin gerekleridir. Siz şansın değerini elbette bizim gözümüzle göremezsiniz. Bizim için şansın anlamı, insanın evrimi için gerekli deneyimleri sağlayan bir araç olmasıdır, evet sadece bir araç! Belki de şansı hiç yaver gitmeyen bir adam, son derece şanslı birine oranla daha yücelere erişmeye hak kazanmıştır. Dünyada çektiğiniz ıstırap geçmiş yaşamlarınızdaki hataların ürünü değildir. Sonsuza kadar sürecek evriminizin madde aleminde tezahür eden şaşmaz sonucudur.” (Sayfa: 30-31)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 4. 1958): “Tasavvufa duyulan ilgi ya da ilgisizlik üzerinde durulması gereken son derece nazik bir konudur. Eğer bu uğraş kişiye bir iç huzuru ve doyum sağlıyorsa ve kişi o öğretiye içtenlikle bağlıysa pekala tasavvufla meşgul olabilir. Öte yandan, bir insan tasavvufta ruhsal düzeyine aykırı şeyler buluyorsa, bunları filanca büyük adam söyledi diye kabul etmemelidir. Aksi takdirde kendine karşı sorumlu olur!” (Sayfa: 31)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Benim için değerli olan doktrinler ya da düşünce sistemleri değil, doktrin ya da düşüncenin kişinin evrimine sağladığı katkıdır. Yani o doktrin kişiyi iyi hareketler yapmaya, yüceltmeye ve idrakini artırmaya yöneltiyorsa onun için en geçerli yol odur. Aslında dünyanızda çeşitli düşüncelerin bulunmasının nedeni de budur. Sizin için evrimi hızlandıran bir yol, başkalarını karmaşa ve kuşkuya sürükleyebilir. İnsan doğasını zorlamayın, başkalarına karşı daha anlayışlı ve hoşgörülü olun ki onlar da evrimleşebilsinler. Siz düşüncelerinizi yaymaya devam edin, onları kabul edecek insanlar her yerde vardır.” (Sayfa: 31-32)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 4. 1958): “Vahdet (birlik) konusundaki sözlerimle kastettiğim mutlaklık, evrendeki herhangi rölatif bir olaydaki mutlaklıktır. Sizin en büyük zaaflarınızdan biri, aklınızın şöyle böyle erdiği bir olayı mutlak ve değişmez saymaya eğilimli oluşunuzdur. Benim kastettiğim anlamdaki vahdet, sonsuz nüanslar, şekiller ve transformasyonlar içinde asla varılması mümkün olmayan bir ideal değildir. Dünya aşamasını tamamlayıp dördüncü boyut realitesine geçmiş birinin, dünyada meydana gelen tüm olayları kucaklayacak kadar kapsamlı bir tesir alanında bulunduğunu idrak etmesi gerekir. Görüldüğü gibi, mutlak bir anlamdan uzak, kademe kademe yükselen piramidal diyebileceğimiz organizasyonlar vardır. Küçük piramitlerin tepesinde bulunan organizatörler için rölatif olan bu değerler, sizler için mutlak anlamı taşıyabilir.” (Sayfa: 33-34)

DOSTLAR PLANI (Celse 28. 10. 1958): “Nefsini yenmek için inzivaya çekilmiş, ihtiyacı olan deneyimlerden kendini mahrum etmiş, bu yüzden ruhunun bazı melekeleri pasif kalmışsa, hiç kuşku yok ki o insan mükemmel değildir. Birçok bakımdan hataya düşmüştür. Yalnızlığı seçtiği için hemcinslerine yardım edemez, onları tanıyamaz ve sevemez. Ruhunda çiçek açmaya elverişli bir tomurcuğu sulamak yerine toprağın altına gömmüş olur. Fakat o tomurcuktaki hayatiyet o denli güçlüdür ki, bu sefer olmazsa bir başka sefer açacaktır. Dünya planındaki evrimin en büyük amacı, bedensel ilişkilerdeki nefsaniyet potansiyelini azaltmaya çalışmak, tıpkı gökyüzüne yükselen balonun safralarını atması gibi sizi dünyaya bağlayan nefsaniyetin çekim gücünden kurtulmaktır. Bunu yapabilmek için sahte kişiliğinizi yaratan unsurları bertaraf etmelisiniz, onun yolu da kendinizi başkalarına adamaktan geçer. Eğer kendinizi adayamıyorsanız nefsinizi unutamazsınız, nefsinizi unutmadığınız sürece olduğunuz yere çivilenir kalır, bir adım bile ilerleyemezsiniz. İnsan dünyadan alacak bir şeyi kalmadığını hissettiği an kendini otomatik olarak toplumdan soyutlar. Oysa buna gerek yoktur, çünkü insanın manevi olgunluğu geliştikçe maddi olaylarla olan bağı kendiliğinden gevşer ve yüksek alemlerin sezgilerini ruhunda hissetmeye başlar, üstelik bunu günlük hayatını yaşarken de yapabilir.” (Sayfa: 34-35)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 1. 1959): “Kadercilik diye bir şey aslında mevcut olmamakla birlikte, evrenin determinik yapısı sizin hayal edemeyeceğiniz kadar kompleks ve çeşitli varyeteler gösteren İlahi İrade Yasalarının tecellisinden oluşur. Bir şeyin doğa yasasına uygun olup olmaması tamamen rölatiftir. Şu anda herhangi bir şey doğa yasasına uygun olmayabilir, fakat küçük bir zaman ve mekan değişikliğiyle o şey pekala mümkün olabilir. Doğada olanaksız bir şey yoktur, doğa yasaları, içinde yaşadığınız madde aleminin olanaklarına bağlıdır. Maddeler akışkan hale geldikçe olanaklar da o oranda değişecek ve genişleyecektir. Evrendeki canlı ve cansızlar aleminde mutlak bir şey aramanın anlamı yoktur. Eğer Allah ile siz biçare varlıklar arasındaki mesafe ölümün ötesinde son bulsaydı kaderciliğe bir dereceye kadar hak vermek gerekirdi. Nedense, bir yere bir göğe bakarak anlayamadığınız, sezemediğiniz olayları Mutlak’a mal ediyorsunuz, oysa O’ndan ölçülemeyecek kadar uzaktasınız. Mutlak İrade’nin size hükmetmeye ne ihtiyacı, ne de bir anlamı var! Bırakın zavallı kaderciler istedikleri gibi düşünsünler, onların ne düşündüğünün hiçbir önemi yok. Zamanı gelince, varlıklarının ta derinliklerinden kopup gelen ve onlara yüksek koruyucuları tarafından sunulan gerçekleri daha iyi idrak edeceklerdir. O zaman Mutlak İradeye atfettikleri bu yakışıksız düşüncelerin evrimleri için bir araç olduğunu anlayacaklardır. Günümüzün araştıran dünyasında bu gibi insanlara yer yoktur, olmamalıdır da! İnsan kaderin yükü altında ezilsin diye yaratılmamıştır. O özgürdür, özgürlüğünü de olgunluğu oranında tadacaktır. İlahi ışık içine doğduğu an sebep sonuç yasalarının anlamını sezmeye başlayacak, evvelce sorun olan birçok meselenin aydınlandığını görecektir. Kadercilik tembel ve korkaklara has bir ruh halidir. Bu zaaf elbette ilerde insanı çok güç durumlara ve hayal kırıklığına sürükleyecektir. Ondan kurtulmak için çaba göstermek gerek. Kadercilik yoktur diyorum, çünkü evren her şeyi kabul edecek kadar geniştir, hataları ve sevapları bile!” (Sayfa: 35-36)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 1. 1959): “Dünyadaki varlığınızın anlamını artık çözmeye başlamalısınız, olayların dili böylece daha iyi anlaşılabilir olacaktır. Bu arada en değerli ruh melekelerinden olan sabır melekeniz de çok büyük ölçüde evrim geçirecektir. Siz insanlar sabır melekesinin size kazandırdığı büyük imkanları bir bilebilseniz. Etrafınızdaki olgun insanları inceleyin de bu harika melekenin onlarda nasıl gelişmiş olduğunu görün. Yaşama karşı dayanıksızlık göstermek büyük hatadır, önemli olan zorlukları yenebilmektir. Unutmayın ki bugün imkansız olan şey yarın pekala mümkün olabilir. Siz şu anda en çok sabır melekenizin gelişmesine muhtaçsınız. Olayları göğüslemeyi öğrenin, kararlılığınız ve cesaretiniz asla kırılmasın.” (Sayfa: 36-37)

DOSTLAR PLANI (Celse 10. 6. 1957): “Ölüm anında perispiri bedenden bıçakla kesilmiş gibi ayrılmaz. Aksine, perispiride adeta konsantre olmuş akışkan maddeler, maddi aleminize ait bağlarla birlikte ayrılır. Perispirinizdeki akışkan-madde bağlantısını ancak duygularınızla sezebilirsiniz. Daha doğrusu perispiri bedende mahpus hayatı yaşamaz, ruhun tesir yeteneği de bundan ileri gelir.” (Sayfa: 38)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “İnsan bedeni son derece kompleks, havsalanızın alamayacağı kadar karışık sistemlere sahiptir. İmajinasyon (hayal gücü) faaliyeti sırasında insan adeta enerji yayan bir dinamo gibidir. Bir dinamo nasıl çeşitli incelik ve nitelikte enerji üretirse, insan bedeni de kabadan inceye doğru değişen bir titreşim topluluğunun odağıdır. İnsanın bir şeyi hayal ederken bedeninde meydana gelen fizik ve kimyasal değişiklikleri kısmen de olsa çözmüş durumdasınız. Gerek kaba maddi ortamdan akışkan ortama, gerekse bunun aksi yönde sürekli bir titreşim hareketi vardır. Yani kuvvetli bir konsantrasyon veya imajinasyon halinde perispirital titreşimler, fikir dalgaları ve çeşitli radyasyonlar yayımlanır. Bunlar, kişinin yeteneğine göre az ya da çok şiddette etki yaparak bedeninizde delip geçici bir takım fizikoşimik tesirler medyana getirir. Sonuç olarak size şunu söylemek isterim ki, insan muazzam bir enerji santralidir!” (Sayfa: 38-39)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “Evrende her şey maddedir ifadesi, evrende her şey titreşimdir ifadesine eşittir, çünkü madde yoğunlaşmış titreşimden başka bir şey değildir. Madde içinde madde vardır sözü, kelime kelime ifade ettiği anlamı taşır. Yani maddenin derinliklerine inildikçe yeni bir mikrokozmosla karşılaşılır. Bir başka deyişle, bugün sizin bildiğiniz en son kademe olan atom, daha doğrusu elektron, çok daha derindeki vibrasyonlar yanında oldukça kaba kalır, maddenin incelmesi havsalanızın alamayacağı sonsuz aşamalara kadar gider. Bu ortamdaki maddi kombinezonlar, o ortamdaki maddelerin en küçük partikülleri arasındaki birleşmeyle ilişkilidir demiştik. Bu birleşmeyi sağlayan kuvvetler maddenin kendi oluş halinin bir sonucudur, yani bizzat maddenin kendinde vardır. Yalnız şunu belirtmek isterim ki, bu birleştirici kudret şuursuz bir kudret değildir, madde akışkan hale geldikçe bu şuurlu kudret de artar.” (Sayfa: 39-40)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 8. 1957): “Her şey maddedir derken kastettiğim şey, sadece dünyayı değil tüm evreni kapsar. Madde derken, ezelden ebede kadar ruhların çeşitli evrim aşamaları için elzem olan ve kabalaştıkça ruhun melekelerini karartan, birbiriyle son derece sıkı bağları olan bir sürü maddi sistemleri kastediyorum. Asıl cevher hiçbir zaman orijinal halde tezahür edemeyeceği için maddi sistemler içinde faaliyet imkanı aramaktadır. Bellek, idrak, şuur ve duygu gibi ruhsal melekelerinizin maddeyle ne tür bir ilişkisi olduğunu söylemem gerekirse, bunlar bile ruhunuza bağlı süptil bedenin (perispiri) sonsuz varyetelerinin aralarındaki karşılıklı tesirden başka bir şey değildir derim. Duygu, düşünce ve idrakin kaba titreşimlere bağlı olanları, perispirinin bedene, dolayısıyla dünyaya yakın tabakaları arasındaki maddesel tezahürleridir. Yüksek titreşimlere bağlı olanları ise, perispirinin en yüksek eterik ortamlarına ait maddesel tesirlerdir. Böylece, üstte saydığım tüm ruhsal melekelerin maddesel tezahürler olduğunu söylüyorum sizlere. Ruhun buradaki rolünün ve tesirinin ne olduğunu anlayacak durumda değilsiniz. Ruh ve perispiri birbirinin ayrılmaz parçalarıdır, biri olmadan diğerinin varlığından söz edilemez. Ruh ve madde ilişkisini şimdiye kadar hiçbir ekol ya da felsefi düşünce tam olarak çözememiştir, çözemeyecektir de! Bir takım ruhsal melekelerin maddesel oluşları, onların vibrasyonel karakterde oluşlarına bağlıdır. Aslında siz bunu dünya insanının metapsişik yeteneklerinden de bilmektesiniz, çünkü bu melekelerin tesirleri üçüncü boyutunuzdaki kaba madde üzerinde bile etkindir. Sözgelimi, ‘tekinsiz ev’ olayları bu hallerden biridir. Ruhsal karakterdeki halleri oluşturan vibrasyonların ruh tarafından beslenmesi, anladığınız anlamda hiçbir beslenmeyle kıyaslanamaz. Sevgi ya da nefret türünden ruhsal bir tepki, asla anlayamayacağınız şekilde ruhun bir takım tesirlerini bu ortama aksettirmesinden başka bir şey değildir. Çünkü ruh sevgi ve nefret gibi hallerden uzaktır, onlardan arınmıştır. Ruhun en büyük esrarı da işte buradadır.” (Sayfa: 40-41)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 8. 1957): “Ruhun ilk aşamada gönderdiği tesirler, kendine en yakın maddeye gönderdiği tesirler değildir, hatta buna tesir demeye bile hakkımız yok. Ona isterseniz maksat deyin, amaç deyin. O sadece sizin değil, sizden çok daha evrimleşmiş varlıkların bile sezebilecekleri cinsten bir şey değildir. O Tesir ya da O Amaç, ruhların yaratılışıyla ilgili çok büyük bir nedene dayanır. Bu konu üzerinde fazla düşünüp zihninizi yormayın. Siz ruhu, daha doğrusu onun varlığını ancak evrenin çeşitli maddeleri üzerindeki yansımalarından sezebilirsiniz, aslında ruh sizin için bundan başka bir şey de olamaz. Çünkü siz ruhun bizzat kendisiyle değil, ancak onun etkilediği maddelerle temasta bulunabilirsiniz. Ruhun maddeyi nasıl etkilediği konusu anlayamayacağınız kadar yüksek bir olaydır. Hatta diyebilirim ki, her şeye kadir olan Mutlak Varlığın en yüksek tecellilerinden biridir. Ruhun maddeye bu bağlanışı evrimin bile çok üstünde bir konudur, evrim ancak ruh bu evrene girdikten sonra mümkün olabilir. Bu yüzden, düşüncelerinizi evrim üstünde konsantre ediniz. Bilgi, yetenek ve düzeyinizin çok üstünde olan konularla uğraşmayınız, buna olanak olsaydı size evet derdim. Kendi çevre ve mekanınızla ilgili araştırmalar yapınız.” (Sayfa: 42)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 8. 1957): “ Her organınızın, hatta her hücrenizin bir kişiliği, bir ruhu vardır, bu kesindir. Bu tek tek ruhların enkarne oldukları beden ve organlarda bir görevleri olması gerekir. Böylece beyine özel bir önem vermenin anlamı kalmaz, çünkü beynin de görevi rölatiftir. Bedendeki organ ve hücrelerin ruhları, organizatör ruhun perispirisinden tesirler almaktadır. Aslında bu ruhların bir dereceye kadar beden içinde özgürlük ve kimlikleri varsa da, organizatör ruhun özgürlük ve kimliğiyle asla kıyaslanamaz.” (Sayfa: 42)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1958): “Evren iç içe bir takım maddi sistemlerden oluşmuştur. Tesirler inceden kabaya, kabadan inceye doğru yansımaktadır. İçinde yaşadığınız dünya koşulları bütün bu maddi kombinezonları anlayabilmenize uygun değildir. Bugünkü idrakiniz epey gelişmiş olmakla birlikte henüz çok kaba sayılır. Evrendeki tüm fizikoşimik ve mekanik olaylar birer düşünce eseridir ve imajinasyon tarafından var edilmiştir. Üstün maddi planlarda bulunan varlıklar, kaba maddelere bağlı canlı ve cansız varlıklara imajinasyonlarıyla egemen olmaktadırlar, siz de bedeninize aynı şekilde egemen olmaktasınız. Görünüşte doğa yasalarına uyduğunu sandığınız olaylar aslında maksatlı ve şuurlu zekaların eseridir! Sonuç olarak siz imajinasyon ve düşünce melekenizle evrende bir elektromanyetik alan yaratıyor ve onu sürekli besliyorsunuz. Bu alanı oluşturan süptil maddeler zincirleme olarak kaba olanlara tesir ediyor. Tıpkı bir mıknatısın demir tozlarını çevresinde topladığı gibi realiteleri çevrelerinde topluyor ve oluşturuyorlar.” (Sayfa: 43)

DOSTLAR PLANI (Celse 21. 10. 1958): “Zeka, vicdan, toplumculuk gibi melekeler insanın genel evrim düzeyini belirleyen ölçüler olmasa da, bu melekelerin dikkatli bir analizi kişinin evrim düzeyi hakkında bir fikir verebilir. Fakat önemli olan analizi dikkatle yapmaktır, çünkü aldatıcı tesirlerin rolü vardır. Zeka ve benzeri melekeler, insanın ihtiyaçlarını karşılamak için o yaşama has olarak verilmiştir. Bir sonraki yaşamda eğer o meleke sakıncalı görülüyorsa, sözgelimi kişi zeka gibi bir yetenekten yoksun kalabilir. Öte yandan göz önünde tutmanız gereken bir nokta da insanın evriminin evrendeki aktivitesiyle orantılı olduğudur. Yani varlık aktif ve canlı bir rol oynamalıdır, kuşkusuz oynadığı rol toplumu ve bireyi daha üst düzeye taşımalıdır, aksini yapıyorsa ona evrim denemez. İnsanın etkin olması için zeka gereklidir, ama zeka noksanlığı insanın aşağı evrim düzeyinde olmasını gerektirmez. Şu halde zeka evrimin ayrılmaz bir parçasıdır, ne var ki zekayı kurnazlık ve ihtiras gibi duygularla karıştırmamak gerekir. Zekanın evrimin bir nimeti olduğunu anlamalısınız. Zeki insanın evrimi daha süratli, daha verimli ve daha az otomatiktir. Öte yandan bazı durumlarda zekası kıt bir insan, kurnaz birine oranla daha süratli evrimleşebilir!” (Sayfa: 43-44)

DOSTLAR PLANI (Celse 15. 1. 1959): “Deliliğin anladığınızdan çok değişik bir anlamı vardır. Sizin ölçülerinize göre deli olan bir kimse, dünya planını terk ettiği zaman evrim düzeyinin toplamı kadar bir şuura sahip olur. Bir insanın az ya da çok normal olmasını içinde yaşadığı fizikoşimik ve biyolojik koşullar belirler. Yani burada esas etken maddi şartların beyin cevheri üzerindeki tesirleridir. Bir insan, bedenden başlayıp toplumun kolektif baskısına kadar uzanan koşullara uyamıyorsa deli diye tanımlanabilir, elbette tüm delilikler organik değildir. Bir delinin şuuraltı yukarının (spadyum) her tür parazit varlığına açık durumdadır ve delinin beyin cevheri bu parazit tesirlere karşı sübap görevini yapamaz. Anladığınız anlamdaki deli bizim alemimizde (spadyum) deli olarak nitelendirilmez, çünkü delilik tamamen dünyayla ilgili bir durumdur. Delilik fizikoşimik organizmanın psişik organizmayla uyum sağlayamamasından ileri gelir. Halihazırdaki varlığınız büyük ölçüde beyninize bağlıdır. Beyinde meydana gelecek herhangi bir bozukluk doğrudan doğruya perispiriye tesir eder, onun vasıtasıyla ruhsal mekanlardaki geri varlıklardan zararlı tesirler alabilirsiniz. Bir insanın kafasına düşen saksı delirmesine yol açabilir, fakat maddi organizmadaki bu bozukluk, diğer delilerin maruz kalacağı tesirlere onun da maruz kalmasını gerektirmez. Dikkat edilirse delilerin her birinin psişik durumları birbirinden farklıdır. Bir insanın şuuraltında gizli ihtiraslar ve parazit fikirler varsa bunlar insanın delirmesiyle birlikte şuur alanına çıkarlar. Eğer deliren insanda bu tür zararlı fikirler yoksa deliliği kimseye zarar vermeyecektir.” (Sayfa: 45-46)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 8. 1957): “Beyin, sonsuz aleminizle sınırlandırılmış aleminiz (beden) arasında maddi ilişkileri aktaran bir köprüdür, maddi alemde ortaya çıkabilmeniz için bir araca ihtiyacınız var. Ölüm beynin işlevini sona erdirdiğinde duygu, idrak ve duyum gibi melekelerin de yok olduğunu sanmayın, yok olan sadece aradaki köprüdür (beyin). Nasıl ki bir nehrin iki yakası arasındaki köprünün yıkılmasıyla bu iki yaka kimliklerini kaybetmez sadece ilişkilerini keserlerse, insan da beyin denen bağlantının ortadan kalkmasıyla ebedi yoldaşı perispiriyle baş başa kalmış olur. Ebedi derken, insan perispirisinin değişmezliğinden söz etmiyorum, perispiri elbette giderek incelecek ve yeni kimlikler edinecektir. Spadyum sakinleri olarak bizler fizik bir beyne ihtiyaç duymadan pekala yaşayabilir ve kimliklerimizi asla yitirmeyiz. Aradaki tek fark şu ki, biz maddi tesirleri transformasyona uğratıp onların yönünü değiştirerek dış alemle bağlarımızı koparmışızdır. Böylece beyin, bir kutbu dünya diğer kutbu içsel alem olan bir dinamonun verdiği akımdan yoksun kalarak rolünü sona erdirmiş olur.” (Sayfa: 46-47)

DOSTLAR PLANI (Celse 16. 5. 1957): “Her ortamın kendine özgü titreşimi vardır. Bu yüzden, varlığın perispirisine hangi akışkanlıkta maddeler egemense o maddelere uygun titreşimi vardır. Perispirideki maddelerin akışkanlık derecesi ve oranı, varlığın içinde bulunduğu ruh haliyle az çok değişikliğe uğrar. Buradaki esas faktörün varlığın evrim düzeyi olduğunu asla unutmayın, çünkü evrim perispiri maddelerinin giderek akışkan hale gelmesini sağlar. Spadyumun üst tabakalarında bulunan evrimleşmiş bir varlık, gerektiğinde bilgi ve görüntü vermek amacıyla perispirisinin maddelerinde bir takım değişiklikler yapabilir. Spadyumda her varlığın şuurlu ya da şuursuz olarak yaptığı bir takım görevler vardır, onun eylemlerinden elbette bir üst plan sorumludur. Aktif beynin perispiriden haberdar olmaması, perispiriyle ilişkisi olmadığını göstermez. Siz kalbinizin, midenizin, ciğerlerinizin faaliyetinden haberdar mısınız? O halde aktif beynin mekanizması niçin perispiriden haberdar olsun? Eğer haberdar olsaydı neler olacağını hiç düşündünüz mü? Haberdar olsaydı bu dünyada enkarne olmanıza gerek kalmazdı. Beyin denen mekanizma öz varlığınızla bedeniniz arasındaki bağlantıyı sağlamasına rağmen, o da beden gibi kendi özünden haberdar olmama ilkesine dayanır.” (Sayfa: 48)

DOSTLAR PLANI (Celse 10. 6. 1957): “İçinde yaşadığınız maddi evren hayal gücünüzün çok üstünde bir takım mikrokozmik alemlerle doludur. Her bir alem çeşitli incelikte maddelerden oluşmaktadır. Çok kaba sandığınız bir taş parçasında bile tüm bu alemler mevcuttur. Onların birbirleriyle ilişkilerini sağlayan yasalar bugünkü fizik biliminizin dışındadır. Perispirinizin bile bu ince madde alemleriyle, yani mikrokozmoslarla sempatize olabilen bir kutbu vardır. Fakat bu, perispirinizdeki madde topluluğunun maddi evreninizdeki tüm titreşimlerle uyum içinde olduğu anlamına gelmez.” (Sayfa: 49)

DOSTLAR PLANI (Celse 9. 5. 1957): “Obsesyonu asla bizim planımızın anladığı şekilde anlayamazsınız. Obsesyona geri bir varlık aracı olmakla birlikte, obsede olan kişiyle ilgilenen bazı yüksek varlıklar da bu işi sevk ve idare ederler. Kuşkusuz bu işi siz yapsanız kötülük olur, fakat o yüksek varlıklar bunu çok yüce bir maksatla yaparlar. Bizim alemimiz (spadyum) dünyayla bağını koparamamış, gözü dünyada kalmış varlıklarla doludur. Bazıları şiddetle dünyaya çekilir, orayla bağlantı kurmak için dayanılmaz bir istek duyarlar. Onlar son dünya yaşamlarında evrimlerini tamamlayamamış varlıklardır, bu yüzden madde alemlerine tekrar dönmeye mahkumdurlar. Burada da dünyadaki batıl fikirlerini sürdürmeye çalışırlar, bu fikirlerden kurtulmadıkça spadyum maddelerine sempatize olamazlar. İşte bu zavallı varlıklar sahte bir imaj alemi içinde kendilerini aldatıp dururlar. Obsesyon, bazı varlıkların evrimi için zorunlu, ama o oranda da zahmetli bir evrim yoludur. Obsesyon olayında obsede edenle obsede olanın sınavı şöyledir: Obsede eden varlık elbette hatalıdır, hata duygusu benliğinde uyandığı zaman çok acı çeker. Obsede eden genellikle obsede olandan daha biçare durumdadır, batıl düşüncelerinden bir türlü sıyrılamaz, aczini akıtacak bir yer arar, bulduğu zaman da asla bırakmak istemez. Bunu zevk için yapıyor değildir, kendini tatmin etmek istemektedir. Obsede olanınsa bu bağlantıdan bazı yararlar sağladığı kesindir, ama bu açmazdan kurtulmak tamamen onun elindedir, yaşamındaki en zorlu deneyimlerden birini yaşamaktadır. Obsesyon kişinin nasırlaşmış benliğini er geç yumuşatmak için Ruhsal Planlar tarafından hazırlanmış bir tesirdir. Siz uykuda ya da uyanıkken tüm duygu, düşünce ve hayalleriniz yukarıya olduğu gibi aksetmekte ve orada kendine uygun bir yer bulmaktadır. Obsesyon için genel bir kural koymak pek mümkün değildir, ama belirli bir evrim aşamasına ulaşmış kimseler için obsesyon korkusu söz konusu olamaz. Bazı durumlarda obsede edenle obsede olan yekvücut olurlar, bu onlar için ne müthiş bir sınavdır bilemezsiniz! Bazen obsede olan obsede edenden silkinip kurtulmak ister, bazen de kendini tamamen onun kontrolüne terk eder.” (Sayfa: 49-51)

DOSTLAR PLANI (Celse 23. 5. 1957): “Obsedör, tıpkı boş bulduğu yeri dolduran hava gibidir, spadyumdaki şuursuzluk halinden kurtulmak için dünyada bir yerlere demir atmaya çalışır. Bir yelkenli nasıl yanaşacak uygun bir liman ararsa, obsede edici varlık da kendi titreşimlerine uygun titreşimlere yanaşır. Böylece iç varlığındaki düşük titreşimlerin yarattığı buhran nispeten hafiflemiş olur, çünkü buhranı etkisi altına aldığı varlıkla paylaşmıştır. Bu işi elbette aczinden yapar. Obsesyondan kurtulma olanağı her zaman vardır. Ama bu obsede edenle edilenin genel kader planlarına bağlıdır, yani her ikisinin kader planları birbirleriyle bağlantılıdır. Sizin anlayamayacağınız bazı sebeplerden ötürü bu durum her ikisinin de evrimini sağlayacaksa, üst planların izniyle obsesyona devam edilir. Fakat unutmayın ki kaderinizi değiştirmek her zaman elinizdedir. Bu işi yöneten planlar dünya anlayışınızdan, iyilik ve kötülük gibi kavramlarınızdan bağımsız hareket ederler. Onların amaçları sizin değer yargılarınızın çok üstündedir.” (Sayfa: 51)

DOSTLAR PLANI (Celse 21. 10. 1958): “Karmaşa, evrimin bir aşamasından diğerine geçiş anında varlığın uyum sağlayamamasından doğan anormal bir psikolojik durumdur. Ruhsal reaksiyonları ve melekeleri arasında belirli bir uyum olan varlık karmaşaya düşmez. Karmaşa, bir realiteden diğerine geçiş anında veya sonsuz neden sonuç zincirinin bir nedeninden daha yüksek nedenine geçiş anında insanın oradaki ilişkiyi kavrayamamasından meydana gelir. Istırabının ne olduğunu bilen ıstırabının nedenini de bilir, böyle bir insan karmaşaya düşmez. İnsan yaşamından hoşnutsa ve bu hoşnutluğu ruhunun ve vicdanının huzur içinde olmasını gerektiren bir takım nedenlerden ileri geliyorsa o insan karmaşa içinde değildir. Karmaşa doğanın ezeli yasasıdır, her kötülük ve aksaklık sonuçta ıstıraba dönüşür.” (Sayfa: 52)

DOSTLAR PLANI (Celse 28. 10. 1958): “Bir insan ıstırabının nedenini bilmiyorsa mutlaka şaşkınlık içindedir. Eğer yaşamının bundan önceki aşamasını şimdikine bağlayamıyorsa ruhsal karmaşaya düşer. Örneğin, ömrü boyunca maddeye bağlanmış ve ideallerini kaba maddenin çekiciliğinden oluşturmuşsa, dünya maddelerinden ayrıldıktan sonra çırılçıplak kalacak ve onları bulamamaktan dolayı büyük bir ıstıraba gark olacaktır. Biçare varlık çoğu zaman öldüğünü bile fark etmeyecek, dünya imajlarının aldatıcı süsleri içinde yaşamaya ve ıstırap çekmeye devam edecektir. Karmaşa esnasında muhakkak ıstırap çekilmez, karmaşa varlığın yaşamının her anında meydana gelebilir, fakat evrimin ileri aşamalarında karmaşa bildiğimiz anlamını yitirir.” (Sayfa: 52-53)

DOSTLAR PLANI (Celse 25. 11. 1958): “Karmaşa birçok şekillerde ortaya çıkar. Istıraplı olabileceği gibi, durumun kavranamamasından dolayı neşeli de olabilir. Örneğin, dünya yaşamında cinsel arzulardan başka hiçbir amacı olmayan biri dünyayı terk ettiği zaman pekala kendini daha büyük bir zevk ve keyif tufanı içinde bulabilir, halinden pek memnun görünebilir. Fakat bu durum varlığın hala derin bir uykuda olduğunu, evrimleşebilmek için daha bir sürü zahmetli yaşamlar geçireceğini gösterir. Oysa ıstırabının nedenini gören bir insan çekmiş olduğu ıstırap pahasına yolunu kısaltmış, o aşamayı atlattıktan sonra ıstırabının ne büyük bir nimet olduğunu idrak etmiş olur. Aslında neşe de ıstırap da başlı başına bir değer taşımazlar, onlar sadece evrimin gerekleridir.” (Sayfa: 53-54)

DOSTLAR PLANI (Celse 30. 5. 1957): “Sizin anlayışınıza göre sempatizasyonla maddi kombinezon deyimleri eşit kabul edilebilir. Size göre sempatizasyon, son derece akışkan maddelerin o ortamda egemen olan fizik yasalara bağlı olarak birbirleriyle birleşmeleridir. Bir bedenliyle bir bedensiz arasındaki sempatizasyon, bedenlinin en süptil (ince) vibrasyonlarıyla bedensizin vibrasyonları arasında bir uyumun kurulmasıdır. Size şu kadarını söyleyeyim ki bu sempatizasyon, iki bedenlinin birbirine sempatize olmasından çok daha kolay ve çok daha kapsamlıdır. Sizler bir veya birkaç bedensiz varlıkla sempatizasyon halinde bulunduğunuzu elbette bilmezsiniz. Üstelik bu olgu vibrasyonların inceliği dolayısıyla iki bedenli varlık arasındaki sempatizasyondan daha süreklidir. İki bedenli varlık arasındaki sempatizasyon ise çeşitli faktörlere bağlıdır, bu faktörler arasında en güçlü olanı en süptil vibrasyonlardır. Çünkü biriyle dost olduğunuz zaman sizi birbirinize en fazla çeken şey ruh hallerinizdeki uyumdur. Oysa daha dostluk kurulmadan aranızdaki kaba vibrasyonlar faaliyete geçer, onlar dünyanızda daha kolay tezahür zemini bulduğundan ilk planda gelirler. Örneğin, tanıştığınız kişinin ilk önce yüz ifadesine, daha sonra da bir takım hareketlerine dikkat edersiniz. En son olarak ruhsal uyum gelir ki, mutluluk veren ve sürekli olan ilişki de budur.” (Sayfa: 55-56)






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36892931 ziyaretçi (103089110 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.