Altın Çağ Misyonu (Dostlar Planı), III
 

Altın Çağ Misyonu (Dostlar Planı), III

Kitap özeti

Bu materyalin güvenliği: OrtaOrtaZayıfZayıfZayıfZayıfZayıfZayıfZayıfZayıf ( Çok Zayıf. Sadece bilgilendirme amacıyla verilmiştir.)

DOSTLAR PLANI (Celse 4. 12. 1959): “Telepati olayının mekanizması soruldu. Telekinezi konusunda söylediğim gibi, telepatide de belirli frekanstaki tesirler beynin belirli bölgelerine belirli yollardan iletilmektedir. Telepat öyle bir kişidir ki çalışa çalışa bu yollar onda belirgin bir hal almıştır. Biz her an milyonlarca tesir almaktayız, fakat ileti yollarının belirgin olmaması bu tesirleri hissetmemize engel olur. Yollar beynin çeşitli yerlerindedir ve beyindeki çeşitli merkezlere bağlanmıştır, size gelen tesirler bu belirli bölgelere çarpar. Fakat söz konusu bölgelerin beyindeki diğer merkezlerle bağlantısı çok az olduğundan bunlardan bir kompozisyon meydana getiremez ve gelen tesirleri idrak edemezsiniz. Bedensiz varlıkların telepatide direkt olarak rolleri yoktur. Yaptığınız şu celse de bir tür telepatidir, ama genellikle telepati iki bedenli varlık arasında olur. Elbette bir ruhla bedenli bir varlık arasında da olabilir.” (Sayfa: 53-54)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 11. 12. 1959): “Telepati sırasında gelen tesirlerin beyindeki yollardan geçmesi onu idrak edebilmeniz için gereklidir. İlk uğrak yeri beyin değildir, olay ruh-perispiri-beyin kanalıyla olmaktadır. Tesirler inceldikçe ruha tesir etmeleri de o oranda artar. Öyle celseler vardır ki tesirler bedenli kişinin ruhu tarafından değil de bizzat bağlantıya geçtiği varlık tarafından transformasyona uğratılır. Daha doğrusu, bedenli kişinin bağlantıya geçtiği varlığın düzeyi ya kendi düzeyiyle orantılı veya kendinden daha düşüktür. Bu durumda bağlantıya geçtiği varlıktan gelen tesirlerin ayrıca transforme edilmesine gerek kalmaz, çünkü bedensiz varlık tesirleri transforme ederek beyne iletilmeye hazır bir şekilde vermektedir. Bazı telepatlar aynı anda bir bedenli bir bedensiz iki varlıkla bağlantı kurarak aldıkları mesajları aktarabilirler. Yollar tamamen ayrı olduğuna göre ikili bağlantının gerçekleşmesinde bir engel yoktur, aynı anda telepata gelen iki tesirin birbirine karışması sorun yaratmaz, çünkü tesirler birbirine karışmazlar.” (Sayfa: 54-55)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 18. 12. 1959): “Telepatide düşüncenin ulaşımı çok kısa bir zamanda, hatta aynı anda olmaktadır. Düşüncenin hızı çok yüksektir, sizin ölçülerinize sığmaz!” (Sayfa: 55)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Beden dışında oluşan duble varlığın perispirisi değildir, ama medyumun vücut maddelerinden yapılmıştır. Yapısını koruyabilmesi için dubleye belirli tesirler gelmektedir. İnsan da bedeninin yapısını koruyabilmek için ruhu tarafından gönderilen belirli tesirler alır. Medyum, vücudundan çıkan ve tekrar vücuduna dönecek olan maddeleri belirli bir ortamda ve belirli bir tesir göndererek belirli bir şekilde oluşturur. Dedublüman olayında gördüğümüz ikinci beden insan vücudunun aynısıdır, çünkü ruh gönderdiği tesirlerle bedenin yapısını koruyacak kudrettedir, dolayısıyla dublesi de aynı şekle sahip olur. Eğer ruh insanüstü bir ruhsa celse sırasında ortaya çıkan dubleye istediği şekli verebilir, hatta insanüstü ruhlar fantomlarını birkaç şekilde tezahür ettirebilirler. Burada esas olan maddenin yapısını koruyacak tesirleri göndermektir.” (Sayfa: 55-56)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 11. 3. 1960): “İlkah sırasında ana babanın davranışları embriyonun kaderinde rol oynar mı diye soruldu. Aslında ana babanın davranışları dünyaya gelecek varlığın karakterine etki edemez. Anne karnında geçirdiği aşamalarda annenin embriyonun yapısı üzerindeki tesirleri planlı ve maksatlıdır, olan her şeyin bir amacı vardır. Karakter ruhsal bir niteliktir, annenin gönderdiği tesirler embriyonun maddesine yöneliktir, doğacak çocuğun karakterini belirlemez.” (Sayfa: 57)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 22. 4. 1960): “Ruh bedene nasıl bağlanır diye soruldu. Maddeyle güçlü bağları olan bir varlık, spadyumdayken organlarının eksikliği yüzünden dünyada yaptığı faaliyetleri yapamaz. Spadyum isteklerine karşılık vermediği için çok sıkılır ve ıstırap çeker. Uygun tesirlerle karşılaştığında doğacağı ailenin çevresinde dolaşmaya ve onlardan tesirler almaya başlar. Spadyumdaki bu ruhun dünyayla bağlantıya geçmesi için bir başka ruha (bu olayda anneye) ihtiyacı vardır. Anne ruhunun yardımıyla maddeye bağlanmaya çalışır. Etkisi altına aldığı ana rahmindeki kendi bedenine ait maddeleri tesirlerini alabilecek şekilde yapılandırır, gelişim tamamlanır ve çocuk dünyaya gelir. Bu olayda perispirinin maddeyle kurduğu ilişkiyi, dünyada iki maddenin birbiriyle kurduğu ilişkiye benzetmeyin. Perispiri de bir maddedir, ama bildiğiniz taş, toprak cinsinden değildir, daha süptil maddelerden oluşur. Maddelerin kendi arasındaki ilişki tesirler yoluyla kurulur, gönderilen tesirler maddenin süptilliğiyle orantılı olarak incelmektedir.” (Sayfa: 57-58)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 1. 7. 1960): “Erkek ve dişi hücrelerin birleşmesinde fiziki ve kimyasal tesirlerin yanında ruhsal tesirler de rol oynar mı diye soruldu. Ruhsal tesirler elbette rol oynar. Erkek ve dişi hücreler birer ruha sahiptir ve her ruh ait olduğu bedenin hücresini idare eder. Uygun koşullarda dişi ve erkek hücreler kendilerinde eksik olan tesiri almak için sürekli birbirlerine yaklaşırlar. Bu yaklaşma sonucunda meydana gelecek tek hücrenin yönetimi yavaş yavaş bu iki ruhtan alınmakta ve üçüncü bir ruh uygun koşuldan yararlanarak tesirlerini yeni bedene bağlamaktadır. Ruhta cinsiyet yoktur, o iki ayrı ruhsal varlık, yani sperm ve ovum başka başka düzeydedir. Dişi hücre erkek hücreden daha evrimleşmiştir, bu durumda erkek hücre dişi hücrenin göndereceği tesirlere muhtaçtır. Hücrelerin döllenmesi ve çoğalmasında meydana gelen her aşamanın ayrı yöneticileri vardır, köprü görevi yapan bir takım yöneticiler de vardır. Bir şeyin yöneticisinin yönetilenden daha evrimleşmiş olması gerekir. Bu durumda döllenmedeki birleşmeyi yöneten dişi hücredir. Ne var ki dişi hücre döllenmenin belirli bir aşamasına kadar görevlidir. Döllenmede her ne kadar erkek hücre aktif halde olup olayın yöneticisi durumunda görünüyorsa da, ruh yönünden durum tam tersidir. Erkek hücre dişi hücreye koşarken bir amaç için koşmakta, ihtiyacı olan ruhsal tesiri almaya çalışmaktadır. Daha evrimleşmiş dişi hücre ruhunun edinmiş olduğu beden elbette düzeyiyle orantılı olacaktır. Bu yüzden, yumurta spermden daha evrimleşmiş ve kompleks bir yapıya sahiptir.” (Sayfa: 58-60)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “Ölüm olayıyla bedenle ilişkisini kesen organizatör ruh artık onunla hiç ilgilenmez. Bedendeki diğer ruhlar gerektiği şekilde belirli yerlere giderler. Organizatör ruh, dünya yaşamı boyunca diğer ruhların ortaklaşa evrim yapmalarını sağlar. Spadyumda birbirlerinden ayrılarak geçmiş yaşamın muhasebesini yaparlar, orada herkes kendi derdindedir. Tekrar dünyaya geldiklerinde aynı organizasyonda bulunan ruhlar organizatör ruhun hizmetine girebilirler.” (Sayfa: 60)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “Bölünen hücreye ait yönetici ruh bu bölünmenin ertesinde spadyuma gider ve yerine iki yeni ruh gelir. İşte bu şekilde enkarne olan ruhlar maddenin meydana gelmesinde bizzat görev almış olurlar.” (Sayfa: 60)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 8. 4. 1960): “Korku bir bilgisizliktir, bilgisizlik ise bir uyumsuzluktur. Bilgi uyumdur. Ruhun bedenin yönetimi için gönderdiği her tesir bir bilgiye dayanır. Bu tesirler uyumla yürürken belirli cephelerdeki bilgisizlik uyum akışına engel olabilir, bunun sonucunda da bazı organik bozukluklar ortaya çıkar.Vücutta meydana gelen her olay ruhun kontrolü altındadır, bir olayın oluşması için ruhtan belirli tesirlerin gelmesi gerekir. Bir hücrenin üremesi ve çoğalması için, az ya da çok olması için az ya da çok tesir gelir. Bazı uyumsuzluklar bu tesiri bozarsa hücrenin çoğalması da bozulur, yani artar ya da azalır.” (Sayfa: 60-61)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “Bir köpeğin başı kesilerek başka bir köpeğe aşılanmıştır, çift başlı köpek bedeninde iki ruh mu taşımaktadır diye soruldu. Bu durumda idareci olarak tek ruh vardır, ama idareci ruhun aşılanan baştaki hücre ve organların ruhlarıyla sempatize olması gerekir. Aksi takdirde idareci ruh tarafından verilen emirler takılan ikinci başa gidemez, ruhun tesirlerini alamayan baş yaşayamaz. Başı kesilen köpeğin ruhu dezenkarne olmuştur, ruh başta değildir ki başla beraber istenen yere gitsin!” (Sayfa: 61)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): Bir köpeğe aşılanan ikinci baş sahibini tanıyor ve sevgi tezahürleri gösteriyor, hafıza melekesine dayanan tanıma olayı, o başı terk etmiş organizatör ruh olmadan nasıl gerçekleşiyor diye soruldu. Beyin maddesel ortamlardan aldığı tesirleri ruha naklederken beynin üzerinde de bazı izler kalır. Aşılanan başın geçici bir süre için sahibini tanıması bu izlerin etkisiyle olmaktadır.” (Sayfa: 62)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Görülen şeyin gözün retina tabakası üzerinde izi kalır, aynı şey imajları saklayan beyin için de geçerli midir diye soruldu. Tesirler gözün retina tabakası üzerindeki hassas sinir uçlarına etki ederler. Tesirler dışardan bir takım ışık vibrasyonları şeklinde gelirler, bu maddi vibrasyonların ruha kadar iletilmesi için bazı süzgeçlerden geçmesi gerekir. İlk süzgeç sinir yollarıdır, buradan elektriksel bir takım akışkanlar halinde beyne iletilir. Beyin hücrelerine gelen tesirler beyin hücreleri tarafından tekrar süzgeçten geçirilerek perispiriye nakledilir, oradan da ruha iletilir. Tesirlerin perispiri üzerinde yaptığı etkiler orada tutulmaktadır. Sandığınız gibi beyin üzerinde tıpkı retinada olduğu gibi bir şekil, bir hayal maddi olarak yoktur. Beyinden sadece o hayalin bir sonucu olan, o hayali tarif için yeterli olan vibrasyonlar geçmektedir. Beynin görme merkezini açıp oraya bir hayal düşürseniz o hayali görebilir misiniz? Elbette göremezsiniz, çünkü bu yolla gönderdiğiniz tesirler beynin alabileceği süptillikte değildir, tıpkı elektriksel vibrasyonu bedensiz bir varlığın alamadığı gibi. Bir olayın meydana gelmesi için belirli yasalar vardır, yasaların dışına asla çıkılamaz. Sinir hücreleri elektriksel vibrasyonlar için uygun bir ortamdır, elektriksel tesiri oluşturan ise dıştaki uyarandır.” (Sayfa: 62-63)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Ömrün uzunluğu ya da kısalığı bazı şartlara bağlıdır. Bunu üç şıkta incelemek mümkündür. 1- Varlığın kendi evrimi. 2- Varlığın yakınlarının, örneğin ailesinin evrimi. 3- Evrimleşen bu kişilerin yaşamını gözlemleyen varlıkların evrimi. Burada varlığın yalnız kendini düşünürsek ömrünün kısa olması gerekir. Fakat bu varlığın çevresindekileri de evrimleştirmesi gerektiğini düşünürsek ömrünün uzun olması gerekir.” (Sayfa: 64)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 4. 3. 1960): “Varlık dünyaya inmeden önce, yani serbest şuur halindeyken görevli varlıkların da yardımıyla bir hayat planı hazırlar. Bu plan varlığın evrimi için en uygun koşulları kapsamaktadır. İşte bu esnada görevli varlıklar tarafından yaşam süresi de tayin edilir. Öte yandan bu hayat planı her zaman aynen uygulanacak demek değildir, bazı şartlarda değiştirilebilir de. Bir varlığın Yüksek Yöneticiler tarafından önceden saptanan yaşam süresinin değiştirilmesi, yaşamındaki olaylara ve karşılaşacağı deneyimlere bağlıdır. Şöyle ki, dünyaya inen varlık bir olay karşısında kendinden beklenenden daha büyük bir çaba sarf etmişse hem onu sınavdan geçirmek, hem de evrimini hızlandırmak için yeni bir deneyim hazırlanması gerekebilir. İşte o andan itibaren karşılaşacağı olayların seyri değişebilir, bu değişiklik çevresindekileri de kapsayabilir, yani onlar da plan değişikliğine katılırlar, çünkü o varlıkla ilişkide bulunan kişiler boş yere onunla ilişkiye girmemişlerdir, evrim planlarında ortak bir yan vardır. Böyle bir plan değişikliği kişinin ömrünü uzatabilir ya da kısaltabilir. Ömrün uzayıp kısalması hem o kişinin, hem de çevresinde bulunanların ihtiyaçlarına göre ayarlanır. Elbette olacak olaylar ve yaşam süreleri önceden planlanır, bu kural bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir, onların da yükselme ve alçalma dönemleri vardır. Bireylerin evrimleri bu dönemlere göre ayarlanır, daha doğrusu toplumların ömrü o toplumlarda yaşayan varlıklara göre belirlenir. Ömrün uzamasında sağlık yöntemleri de bir dış yardım değil midir? O yöntemleri bulanlara ilhamlar nereden gelmektedir? Elbette dışardan!” (Sayfa: 64-65)

 DOSTLAR PLANI (Celse 30. 10. 1959): “Spadyuma gidince tanıdıklarınızı görebilirsiniz. Bu görüş ilk anda dünyayla bağların güçlü olmasından kaynaklanır. Tanıdık bir beden görme isteği, tesirlerin şekil olarak görünmesini sağlar. Aslında spadyumda anlaşma düşüncelerle olur, düşünceler çeşitli tesirler şeklinde tezahür ederler.” (Sayfa: 66)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 3. 6. 1960): “Spadyumdaki varlıkların, bedenleri olmadığı halde birbirlerini nasıl tanıdıkları soruldu. Bedensiz varlık denince spadyumdaki tüm varlıkları anlıyorum, oysa sorulan soruda farkına varılmadan bir ayırım yapılmış oldu. Şöyle ki, spadyumdaki varlıkların hepsinde bir ‘ben’ yoktur, belirli düzeyden sonra bir varlık Ahmet, Mehmet veya herhangi bir kişi değil, o ortamın yani belirli bir düzeyin varlığıdır. Bu düzeydeki varlıkların kudreti de hemen hemen aynıdır. Bu durumda, spadyumdaki varlıkları birbirinden ayıran unsur onların tesirleri olduğuna göre, belirli bir düzeyden sonraki varlıkların birbirinden ayırt edilmesi söz konusu olamaz. Öte yandan aşağı düzeydeki varlıklar spadyumda birbirlerini gönderdikleri tesirlerle tanırlar. Eğer bu varlıklar maddi ortama çok yakınsalar gönderecekleri tesirler daha maddi olacak ve imajinasyon yoluyla bir takım imajlar göreceklerdir. Üstün bir varlığın daha aşağı düzeydeki bir varlığı tanıması, o varlığın tüm evrim seyrini gözlemlemesiyle olur. Spadyumda ‘ben’ olmayınca kişisel şuur ne oluyor diyeceksiniz! Spadyumdaki varlıkların kişisel şuurlarında bir değişiklik olmaz, her varlığın kendine has bir şuuru vardır. Fakat bu şuurlar arasında bir eşitlik göze çarpar ki, bu da onların aynı evrim düzeyinde olduklarını ve bir ortam meydana getirdiklerini gösterir. Bu durumda eşit olan şeyleri ayırmak bana gereksiz gibi görünüyor.” (Sayfa: 66-67)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 27. 8. 1959): “Bedenli varlıklar madde aleminde yaşarlar, onların evrimi madde iledir. Bedensiz varlıklardan maddeyle ilişkisini kesmiş olanlar ise maddi olmayan alemlerde yaşarlar. Her iki sınıf varlık için ortak nitelik evrimdir. Evrim düzeyi arttıkça evrim hızı da o oranda artar. Madde aleminde yaşayan bedenli varlığın evrim hızı, bedensiz varlığın evrim hızından daha azdır.” (Sayfa: 67)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 20. 11. 1959): “Üç boyutlu planda evrim sonsuzdur denemez. Üç boyutlu planın bir evrim düzeyi vardır, bu evrim düzeyine ulaşan her varlık bir üst plana geçer. Her planın ve düzeyin evrim koşulları başka başkadır. Buna göre her yerde evrim vardır, sadece araçlar başkadır diyebiliriz. Dört boyutlu alem varlıkları bir alttaki aşamayla bağlantıdadır. Bu elbette onların üç boyutlu planda yaşayıp oradan tesirler aldığı anlamına gelmez. Dört boyutlu alemde enkarnasyon yoktur, kaba maddeden kurtulan varlıklar ilişkilerini daha ince araçlarla sürdürürler.” (Sayfa: 68)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Yaşadığınız ortam maddi ortamdır, üstünüzdeki ise maddeden artık uzaklaşmış olan ortamdır. Oradaki evrim aracı maddeden başka bir şeydir, onu kısaca tesirler diye niteleyebilirsiniz. Öte yandan maddi ortamda yaşayan varlıkların da tesirleri vardır, fakat onlar gelen tesirlere maddeyle yanıt verirler. Dört boyutlu alemde tesirlere maddeyle değil, bir tür imajinasyonla yanıt verilir.” (Sayfa: 68-69)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Eskiler bir misal aleminden bahsederler, ruhların dünyaya inmeden evvel gelecek yaşamlarını burada prova ettiğini söylerler, bu doğru mudur diye soruldu. Dünyaya inecek varlık geçmiş hayatının hatalarını göz önüne alarak yeni bir hayat planı için çalışmalar yapar. Planın hazırlanmasında yüksek ruhların büyük yardımları olur. İşte bu sırada gelecek hayatta yaşanacak olaylar az çok tasarlanır. Bu sözünü ettiğiniz misal alemine benzemektedir, yani bir hazırlık devresidir. Varlık yavaş yavaş dünya ile bağlantı kurmaya başlamıştır.” (Sayfa: 69)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Düşüncelerinizden bile sorumlusunuz. Yaşam planı nasıl hazırlanıyor, düşünce ile değil mi? Bir takım yardımcı tesirlerle! Dünyadaki olaylara ilk kıvılcımı sağlayan güç düşüncedir. Bir şey yapmayı düşündüğünüz zaman kendinize söz vermiş ve planlamış olursunuz, artık o düşüncenin etkisi altındasınız. Uygun koşullarda verilen söz eylem haline gelecektir. Düşünce yarı yarıya eylem demektir, kötü düşüncenin kötü, iyi düşüncenin ise iyi sonuçları olacaktır. Burada, düşünce sonucunda verilen kararla dünyaya inmeden önce verilen karar arasında bir benzerlik olduğu gibi, şuurun genişlemesi ve daralması yönünden de bir ayrılık vardır. Spadyumda geniş şuurla, dünyada dar şuurla düşünürsünüz. Düşünceleriniz ilerdeki düşüncelerinize engel olabilir ya da güçlendirebilir. Kısaca, düşünceleriniz eylemlerinizi, eylemleriniz de olayları etkileyecektir. Bu yüzden olayların doğuracağı sonuçlardan sorumlusunuz. Düşünce sözü imajinasyonun da karşılığıdır, çünkü düşünceden hemen sonra imajinasyon gelir, onlar at başı giderler. Ruhtan gelen tesirlerin olduğu gibi düşüncelerin de beyinle ilişkisi vardır. Fazla düşünen bir kimse, ruhundan gelen tesirlerle beynin çeşitli yerlerine tesir ederek onları harekete geçirir ve buralarda bir faaliyet, bir gerilme meydana gelir. Gelen tesirlerin artmasıyla beyindeki faaliyet de iyice artar ve düşüncenin imajinasyona çevrilmesi o oranda kolaylaşır. İmajinasyon faaliyetinde beynin büyük rolü vardır. Dünyada alınan duyumlar belirli yerlere giderek beyindeki ilgili merkezlere etki ederler, bu etkilerin sonuçları da perispiriye nakledilir. Perispiri tüm tesirleri toplar ve sentez yapar, işte bu şuurdur. Elbet şuur da düşünce gibi perispiriye ait bir melekedir. Spadyumdayken beyniniz yok, ama orada düşünmediğinizi mi sanıyorsunuz? Dünyadayken perispiriden sentezlenerek gelen tesirlerin beyinde bir takım reaksiyonlar yaptığını, bilinç, idrak, imajinasyon gibi çeşitli melekelerin tezahür ettiğini bilin. Bu olaylar birbirine bağlı şeylerdir, bu yollarda aksama olması şuursuzluk hallerini doğurur. Perispirideki her olay ruhun tesiri ve bilgisi dahilindedir. Şuuraltının tezahürleri ise perispirideki oluşumların zaman zaman ortaya çıkışıdır.” (Sayfa: 69-71)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 23. 10. 1959): “Perispiride enerji yoktur, o enerjiyi ruhtan alır. Beden meydana gelirken ruhun enerjisinden yararlanıldığı gibi, dışardan da büyük yardımlar yapılır. Bu yardımlar genellikle ruhun onayı alınarak yapılmaktadır. Yardımcı enerjilere enerjiden çok tesir demek daha uygundur. Yardımcı tesir ruha yapılır, ruh aldığı bu tesirle harekete geçer. Gelen yardımcı tesirler varlığın evrimini hızlandırıcı ve şartları hazırlayıcı tesirlerdir.” (Sayfa: 71)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 30. 10. 1959): “En büyük hız ışık hızı değildir. O kadar hızlı vibrasyonlar vardır ki onları zaman ve mekanla kıyaslayamazsınız. Böyle olunca, ışık hızının perispiriyle ilişkisinden dem vurulamaz.” (Sayfa: 71)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 18. 3. 1960): “Mezarlarda bozulmadan kalan cesetlerin esrarı soruldu. Öyle varlıklar vardır ki maddi ortama bağlılıkları çok güçlüdür. Bu varlıkların evrim düzeyi dünyadan kopamadıkları için elbette geridir, öldükleri zaman bedenlerini bir türlü terk edemez, ona sürekli tesirler gönderirler, bu tesirlerle ceset mezardaki ortamda korumaya alınır. Eğer varlığın gönderdiği tesirler bedene musallat olan mikro organizmaların tesirlerinden üstünse beden bozulmadan kalabilir. Eğer mikro organizmaların tesirlerine engel olamayacak güçteyse beden çürüyecektir. Çürüme varlığa büyük ıstırap verir, ama sonuçta çektiği ıstırap evrimine hizmet eder. Hint fakirlerinin toprak altında gıdasız ve havasız yaşama olayında ruh ve beden arasında daha sıkı bir ilişki vardır. Burada, mezardaki ceset gibi çaresiz bir durum olmadığından bedene hakimiyet daha fazladır. Ama aynen diğerinde olduğu gibi ruhtan bedene sürekli tesir akmaktadır.” (Sayfa: 72)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 22. 4. 1960): “Maddi ortamda deneyim yapan bir ruhun maddeye etki edebilmesi için perispiri kanalından geçen tesirler göndermesi gerekir. Maddi ortamlarda evrimleşip madde üstü ortama ulaştığında perispirisiz dolaşacaktır. Ruh, maddi ortama etki etmek istediği zaman sahip olduğu güçle perispirisini tekrar meydana getirebilir. Perispiriyi ruhun üzerinden hiç çıkarmadığı bir elbise gibi düşünmemek gerekir.Yeni perispiri en son evrim düzeyindeki süptillikte olacaktır.” (Sayfa: 73)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 24. 6. 1960): “Perispirideki maddeler atomda bulunan maddeleri barındırır, ne var ki onlar kaba madde düzeninde değildirler.” (Sayfa: 74)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Dünyadaki hafızanın ruhsal hafızadan daha dar olmasını sağlayan mekanizma soruldu. Perispirinin burada çok büyük rolü vardır. Perispiri spadyumda ruhun isteğine göre düzenlenir, belirli tesirleri geçirip belirli tesirleri geçirmemek üzere ayarlanır.” (Sayfa: 74)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Şuur, evrimle gelişen asıl hafızadır diyebilirim. Asıl hafıza kaybolmayan hafızadır.” (Buradaki hafızadan kasıt, elde edilen bilgilerin varlıkta kalan izlenimleridir) (Sayfa: 75)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): Bir olayın olması gerekiyorsa, o olay üst planlar tarafından gönderilen bir ilhamla o kişiye yaptırılır. Fakat kişi bu olayı neden yaptığını bilmez. Bu çeşit tesirlere içgüdü denir.” (Sayfa: 75)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 4. 3. 1960): “Şuur ve şuuraltı ayırımı madde aleminde yaşayan varlıklara göredir, manevi alemde şuur ve şuuraltı ayırımı yoktur, çünkü bir tek şuur vardır. Bu tek şuur bazı varlıklarda gerektiğinde daraltılabilir. Dünyada yaşayan varlıklar bu şuurun sınırlı bir kısmını kullanırlar, kullanılan şuurun dışında kalan şuura şuuraltı denir. Şuuraltı, varlığın dünyasal yaşamında hatırlaması gerekmeyen kısımdır. Şuur ve şuuraltı için şöyle bir benzetme yapabiliriz: Büyük bir dairenin içinde küçük bir daire düşünün. Küçük daire bir fotoğraf makinesinin diyaframı gibi açılıp kapanarak ayarlanabilsin. Bu durumda küçük daire dünyada yaşayan kişinin şuuru, büyük daire ise şuuraltıdır. Küçük dairede geçen olaylar şuuru genişlettikçe diyafram açılır, şuuru daralttıkça diyafram kapanır. Küçük daire genişledikçe, yani insan evrimleştikçe bu gelişme büyük daireyi de etkileyecek, yani şuuraltı daha kapsamlı hale gelecektir.” (Sayfa: 75-76)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 4. 12. 1959): “Bitki ve hayvan aşamasındaki varlıklarda da reenkarnasyon var mıdır diye soruldu. Evet vardır. Daha önce de söylediğim gibi evrim arttıkça evrim hızı da o oranda artar. Bitki ve hayvan evrimi insana kıyasla daha yavaş olduğu için onlar çok sayıda enkarnasyona ihtiyaç duyarlar.” (Sayfa: 76)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Ruh, evrimi idrakiyle orantılı bir varlıktır. İdraki genişledikçe evrimi hızlanacak, deneyimleri arttıkça idraki genişleyecektir. Dünya planındaki ruh ister dünya planında kalsın, isterse öte aleme (spadyuma) geçmiş olsun sürekli deneyim içindedir. Deneyim içinde idraki genişleyecek, o oranda da evrimi artacaktır.” (Sayfa:77)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “İnsanlar elbette dünya yasaları içinde evrimlerini yaparlar. Eğer insanların evrimleri sadece yukardan gelen tesirlerle olsaydı dünyaya gelmenin bir anlamı kalmaz, evrim spadyumda tamamlanır biterdi. Dünyadaki bir varlığın kendi çabasıyla bazı işleri yapabilmesi gerekir. Bir maddeye gelen tesir ona gerekli olan tesirdir. Ama madde bu tesiri ister kabul eder, isterse reddeder, burada önemli olan maddenin isteğidir. Bu istek sizi şaşırtmasın, üst varlığın isteğiyle alt varlığın isteği arasında mekanizma ve seyir bakımından bazı ayrılıklar vardır. Maddenin değişimi için gelen bu tesirler ruhlara bir takım yollar gösterirler. Bu sayede maddeler de, maddelerin içindeki diğer şeyler de evrimleşirler. Maddeye tesir ruh kanalıyla gelir, ama bu tesir sonsuz değildir, eğer sonsuz olsaydı çeşitli iradeler çarpışacak ve bir çelişki ortaya çıkacaktı. Oysa onların evrimlerini idare eden varlıklar ruha sınırlı özgürlük verirler. İnsan verdiği kararları tam bir özgürlük içinde değil, belirli sınırlar içinde verir, çünkü vereceği karar başkasının evrimine zarar verebilir, işte önlenmek istenen budur. Bazı durumlarda sınamak için büyük bir irade özgürlüğü verilir, fakat yine de hareket ve olayların belirli sınırı aşmasına izin verilmez.” (Sayfa: 79)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “Ataleti tanımlarken, koşullar aynı kaldıkça toplum mevcut durumunu korur diyorsunuz. Bu koşullardan hangisini görebiliyorsunuz? Gördükleriniz sınırlıdır, oysa koşullar o kadar değişiyor ki görmediğiniz, hissetmediğiniz için onlara yok diyorsunuz. Maddeye gelen tesirler sürekli değişmekte, madde de düzeyine göre bunlara bir reaksiyon göstermektedir. Bu da maddenin atıl olmadığını ve koşulların sürekli değiştiğini gösterir.” (Sayfa: 80)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “Yaratılışın maddeden önce olduğunu söylemiştim. Maddeden önceki devirde evrimleşen varlık sonunda madde düzeyine gelir. Burada, toplum halinde bulunan madde içinde büyük olaylar olmakta, olaylar içerisinde birçok maddeler evrimleşmektedir. Öyle bir an gelir ki, bu maddelerin içinde deneyimlerini tamamlamış olan bazı maddeler birbirlerine tesir etme özelliğini kazanırlar. Bu tesir çeşitli şekillerde olur: 1- Daha aşağı düzeyde olan maddelerin evrimlerini hızlandırmak için onlara gücü oranında tesir göndermek. 2- Daha üst planlardan gelen tesirleri kendinden daha aşağı düzeyde olanlara gerektiği oranda dağıtmak. Böylece evrimleşen madde etki alanını genişletir, uzunca bir süre sonra bir madde topluluğu onun idaresi altına verilir. O artık maddelikten çıkmıştır. Maddelikten çıkması, maddeden doğarak, madde ile yoğrularak, maddeyi evrimleştirerek olmuştur. Böylece o maddenin organizatörü veya ruhu olmuştur. Maddenin ruh haline gelmesi için uzun aşamaların kat edilmesi gerekir. Bu yol çok uzun ve meşakkatlidir. Ruh büyük bir aşamayı atlatmıştır, madde ise hala birinci aşamayı yaşamaktadır.” (Sayfa: 80-81)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 27. 11. 1959): “Ruh da maddeden çıktığına göre ruhtan gelen tesirler maddidir diyemezsiniz. Evrimleşmemiş bir varlığı göz önüne alın, bu varlık bir ortamda evrimleşmeye bırakılmış olsun. İlk andaki evrim düzeyine A diyelim, bu varlık uzun bir süre sonra bir takım deneyimlerden geçerek evrimleşecek ve birçok şey kazanacaktır, bu haline de B diyelim. Aslında A ve B varlıkları aynı kişidir, fakat artık A B’ye eşit değildir. Böylece madde çok uzun bir evrim silsilesinden sonra büyük yetenekler kazanmış ve ruh haline dönüşmüştür. Bu ruh artık madde değildir ve ruhla maddenin göndereceği tesirler de değişik olacaktır. Ruhtan bir takım tesirler maddeye gelmektedir, ancak ruhun doğrudan doğruya maddeye tesir edemediğini biliyoruz. Bir de perispiriden söz ediyoruz, perispirinin görevi ruhtan gelen tesirlerin maddeye ulaşmasını sağlamaktır. Ruhun tesirleri maddeye ancak belirli şartlarda etki edebilir. Siz ruhla maddeyi birbiriyle hiç ilişkisi olmayan iki ayrı kutup gibi görüyorsunuz, oysa onlar birer evrim aşamasıdır. Çok kaba bir örnek de olsa, cahil biriyle bir bilgini kıyaslayın. Bilginin tesir sahası cahile oranla daha geniş olacak ve bilginin cahile hitap edebilmesi için bir takım yollar seçmesi gerekecektir, yani doğrudan hitap edemez. Ruhu tarif ederken, ruh bir ortamı gösteren isimden başka bir şey değildir demiştik. O bir düzeyi gösteriyor, artık o düzey kendinden daha aşağı düzeyle ilişkili bir düzey değildir, hala onda eski maddi nitelikleri aramak yanlıştır. Cahilin cehaletini, o cahil evrimleştikten sonra da aramak gibi bir şeydir bu! Bilgin’in cahille ilişkisi bilgini cahil yapmaz, aksine cahili bilgine yaklaştırır. Daha aşağı düzeyle ilişkide bulundu diye ruhun da o düzeyde olması gerekmez, ruhun tesiri maddeye geldiği an maddi olarak gelir.” (Sayfa: 82-84)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 11. 12. 1959): “Evrende öyle bir yapılanma vardır ki varlıklar düzeylerinden fazlasını alamazlar. Çevrenizde alamadığınız, almanıza da gerek olmayan milyonlarca tesir vardır, ama bundan haberiniz bile yoktur. Aldığınız tesirler birçok kanaldan geçmekte ve alabileceğiniz düzeye indirgenmektedir, ayrıca bu tesirler sizde de bir takım değişimlere uğramaktadır.” (Sayfa: 84)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 18. 12. 1959): “Acaba siz tam anlamıyla kendi kendinize mi evrimleşiyorsunuz? Hiçbir taraftan müdahale yapılmasa acaba evriminiz ne durumda olurdu? Daha evvel de söylediğim gibi aşama arttıkça hız da artmakta, imkanlar da o oranda fazlalaşmaktadır. Demek istiyorum ki, düzey düştükçe varlığın evrimine müdahaleler de artar. Ruh haliyle madde halini birbirinden ayıran yegane nitelik de işte budur. Birçok yönden gelen tesirler gibi, toplum halinde bulunan maddelerin birbirine gönderdiği tesirler de evrime yardım eder. Böylece evrimi maddi bir atomun, elektronun, nötronun değil, kitlenin ve toplumun evrimi gibi düşünmek gerekir. Fakat bu kadar ince detaya girmeye gerek yok. Eskilerin, ruh bağımsız olarak yaratılmıştır şeklindeki kanaati değiştirilmemiş, ama verilen bilgilerle derinleştirilmiştir.Tüm maddi varlıklar ve evrenler sonunda ruh olacaklar mı diye soruldu. Evet, evrimlerinin seyrine tabi olacaklar, ama bunu sizin zamanınızla kıyaslamayın, çünkü onların evrimi çok yavaştır. Bu konuyu aranızda görüşün, ama celse dışındakilere açmayın, şimdi zamanı değil, bunları kavramak çok güçtür!” (Sayfa: 85-86)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 22. 1. 1960): “Yukardan gelen tesirlerin daha alt düzeye indirilmesine medyumlar da, tüm insanlar da dahildir. Ruhtan gelen tesirlerin perispiri ve beyin yoluyla değiştirilerek maddelere etki ettiğini söylemiştim. İnsan vücudunda bulunan her madde insan bedeninden tesir almaktadır. Maddeler de aldıkları bu tesirleri kendi çaplarında daha alt kademelere nakletmektedirler.” (Sayfa: 86)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 8. 4. 1960): Bir cismi, canlıyı, insanı, güneş sistemini ve evreni incelediğimizde görürüz ki olaylar birbirine bağlıdır ve belirli bir amaca doğru gitmektedir. Gördüğünüz tüm şeyler belirli varlıklar tarafından yönetilmektedir. İnsan bedenindeki her hücre insan ruhuna, böceğin hücresi de böcek ruhuna bağlıdır ve onun sorumluluğu altında evrimleşmektedir. Dünyanın ve evrenin evrimiyle ilgilenen varlıklar da vardır. Ayırımsız tüm bu varlıklar tek bir kaynaktan tesir almaktadır, o tesire her an muhtaçtırlar. Varlıklara verilmiş yetenekler ve kendi çabalarıyla kazandıkları düzeyler onları ancak belirli bir noktaya kadar götürebilir, ancak o düzeyin gereğini yapabilirler. Varlığın evriminin ilk aşamasıyla son aşaması arasında devasa farklar vardır, bu gelişme ilhamlarla, irşatlarla, dinlerle, mesajlarla olmaktadır. Ama hepsi de ilk Kaynaktan gelen tesirlerin naklidir, varlık o tesir olmadan yok demektir. Bir varlığa gönderilen ilhamların kesilmesi demek, onun belirli bir düzeyden yukarı çıkamaması demektir.” (Sayfa: 86-87)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “İbadet, maddi gailelerden uzaklaşarak maddi olmayan ortamdan tesirler almaya hazırlanmaktır. İnsanlar çok eski çağlardan beri ibadet etmişlerdir, ama birçoğu işin esasını anlamamış yalnız şekil üzerinde durmuştur, oysa şekil sadece bir ibadet aracıdır. Dinlere bir göz attığınızda ibadet zamanlarının dinlerin evrimiyle çoğaldığını görürsünüz, bu da insanların manevi hayatla bağlarını güçlendirdikleri oranda evrimleştiklerini gösterir. Eğer her fırsatta varlığınızın hikmetini, Tanrının büyüklüğünü ve manevi dünyadan tesirler almayı düşünebiliyorsanız bu bir ibadettir, bunu yapamıyorsanız dinlerin emrettiği ibadeti yapınız. İbadet insanın evrimi için gereklidir, ibadeti çoğalttığınızda hem tesirler alabilir hem de dünya işleriyle meşgul olabilirsiniz. Şekle bağlanın ya da bağlanmayın, belirtilen koşulları yerine getiriyorsanız ibadetiniz tamamdır.” (Sayfa: 88)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Dezenkarne olmuş bir varlık öte aleme hemen uyum sağlayamaz, dünyadaki bağlarını birdenbire koparamaz. Bu bağlar aile bağları olduğu gibi, eş dost, samimi arkadaş bağları da olabilir. Bu yüzden varlık kendini yalnız hisseder, korku içindedir. Kendisiyle ilgili bir şeyler düşünülmesi, geçici bağlar kurulması onu sevindirir. Karmaşa devirleri kısa süren ve öte aleme hemen uyum sağlayan varlıklar için bu pek bir şey ifade etmez, çünkü o spadyumda birçok varlıkla bağlantıya geçmiştir bile. Dua yoluyla gönderilen tesirler yalnızlık çeken varlığa gidecek ve onu kısmen de olsa teselli edecektir, ama diğeri için bu bir şey ifade etmez.” (Sayfa: 89)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 15. 1. 1960): “Öte aleme geçmiş varlığın yaptığınız dualara ihtiyacı varsa hemen kendisine iletilir, eğer dua varlığın öte alemdeki durumuna zarar verecekse kendisine bildirilmez. Kısaca kötü bir dua varlığa bildirilmez, iyi dua bildirilir. Öte aleme geçen varlığın yararına olacaksa bazen kötü dua da kendisine bildirilir, yani yaptığınız dualar başıboş seyretmezler. Dua dediğiniz şey bir tür tesirdir, spadyumda bu tesirleri yönlendiren ve varlıkların evrimiyle ilgilenen görevliler vardır.” (Sayfa: 89)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 15. 4. 1960): “İnsanlar hangi düzeyde olurlarsa olsunlar çift yönlüdürler, yani hem maddi hem de manevi yönleri vardır. Bir insan için her gün yemek yemek nasıl bir ihtiyaçsa, manevi tesir almak da öyle bir ihtiyaçtır, bu ihtiyaç varlıkların evrim düzeyine göre değişir. Evrim ilerledikçe manevi tesirler de artmaktadır. Türbelere bez bağlamak, onlardan dilekte bulunmak elbette yanlıştır, dua ve dilek yalnız Allah’a olmalıdır. İstek ve dileklerinizin düzeyi ne kadar yüksek olursa, ona yanıt verecek Görevli Plan da o kadar yüksek olur.” (Sayfa: 90)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 16. 10. 1959): “Dua bir istektir, dua bir dilekçedir. Bu dilekçe elbette en küçük makama hitaben verilir, oradan da layık olduğu düzeye iletilir. Duanın kabul edilebilmesi için güçlü ve samimi olarak yapılması, istenen şeyin varlığa ve diğer varlıkların evrimine engel olmaması gerekir.” (Sayfa: 90)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 13. 11. 1959): “Beddua etmek, karşı tarafa kötü tesirler göndermek demektir. Bu tesirlerin yapacağı etki gönderilen kişinin alıcı yeteneğine bağlıdır. Eğer bedduayla tesir gönderilen kişi gelen tesirlere karşı pasif durumdaysa tesirler işleyecek bir ortam bulmuş demektir, bu durumda yapabilecekleri zararı yaparlar. Bedduanın etki edip etmemesi iki faktöre bağlıdır. Birincisi, varlığın kendi evrimidir, yani gönderilen beddua varlığın evrimine uygunsa etki eder, değilse önlenir. İkincisi, varlığın evrimlerinden sorumlu olduğu diğer varlıklardır, yani beddua varlığın sorumlu olduğu varlıkların felaketine yol açacaksa yine önlenir.” (Sayfa: 90-91)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 1. 7. 1960): “Din tarafından yasaklanan faiz, istismar edilen, hatta yardım şeklinde gösterilip karşı tarafın zaafından yararlanarak o kimseye yardımcı olacağı yerde zararı dokunan faiz şeklidir. İhtiyaç içinde kıvranan bir zavallıya yardım elini uzatacak yerde ona yüksek faiz oranıyla borç vermek insanca bir davranış değildir, o yardım değil baltalamadır, dinlerin yasakladığı faiz işte budur. Faiz hak edilen oranda alınırsa yardım, aksi takdirde kötülük olur.” (Sayfa: 91)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 30. 10. 1959): “Cennet ve cehennem, varlıkların verilen süre içinde yaptıkları hareketlerin sonucudur. Kıyamet ise verilen sürenin bitimidir.” (Sayfa: 91)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 25. 9. 1959): “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Bu ayette söylenmek istenen şudur: Allah göklerin ve yerin yaratıcısıdır, göklere ve yerlere sürekli tesirler göndermektedir. Fakat daha evvel de söylediğimiz gibi tesirler bir takım istasyonlardan geçmektedir. Bu tesirler doğrudan doğruya Allah’tan gelecek olsaydı ona hiçbir madde ve ruh dayanamazdı. Bu ayetteki nur kelimesi tesir anlamına gelir. Her şeyi yaratan ve idare eden odur, tüm evrenlerin yönetim planı birdir.” (Sayfa: 92)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 2. 10. 1959): “Hayat dediğimiz zaman ruh ve maddenin ortak yaşamını kastetmiş oluruz. Dünya güneşten koptuktan sonra maddi açıdan birçok aşamalar geçirdi. Ve öyle bir an geldi ki, bir ruh dünya maddeleriyle ilişkiye geçti ve hayat başladı.” (Sayfa: 94)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 9. 10. 1959): “Ruhlar daha önce yaratılmıştı, onlara belirli bir zemin hazırlanıyordu. Dünyada su oluştu ve istenen koşullar gerçekleşmeye başladı. Böylece o ruhlar dünyada yaşamaya başladılar.” (Üstte sözü edilen ruhlar, dünyaya inmeye aday olan ruhlardır) (Sayfa: 94)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 3. 6. 1960): “ Güneş sisteminde total bir tesir dengesi vardır. Bu tesir her kitlede bulunmakla birlikte Güneş bunların odağıdır. Tesirler hem Güneş’ten kitlelere, hem de kitlelerden Güneş’e yayılırlar, ama asıl tesir Güneş’ten gelmektedir.”
 (Sayfa: 95)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 8. 1. 1960): “Güneş sistemini yöneten Yüksek Varlıklar hata yapmazlar, çünkü Yüksek Varlıkları yöneten Varlıklar, o Varlıkları da yöneten Varlıklar vardır. Hata deyince, bilgisizlik yüzünden kitlelerin evrimine engel olmayı ya da evrimin hızını kesmeyi anlıyorum. Bu Yüksek Varlıklar hata yapacak olurlarsa büyük bir kitlenin evrimine engel olurlar, bu da kurulan düzene aykırıdır. Demek istiyorum ki, o Yüksek Varlıkların Mutlak Bilgiye oranla bilgisizlikleri yoktur ve hata yapılmasına mutlaka engel olunur. Onların görevlerindeki başarı ya da başarısızlığı hata yapmak ve hatadan kurtulmak anlamında düşünmeyiniz, onlar anladığınız anlamda hata yapmazlar. Size o varlıkların evrimi hakkında bir şey söyleyemem, çünkü o konuda hiçbir bilgiye sahip değilsiniz.” (Sayfa: 95)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 6. 11. 1959): “Evren kurulmuştur. Bu kuruluşta birçok aşamaların, birçok varlıkların, evreni meydana getiren maddelerin ve o maddeler üzerinde deneyimler geçiren canlıların rolü vardır. Evrenin kurulmasını emreden Allah’tır. Evren derken, sadece sizin yaşadığınız evreni kastetmiyorum. Eski bir celsede başka evrenden de bahsetmiştim. Evren bir gün çözülecek mi diye soranlara, her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu da olacaktır diyorum.” (Sayfa: 95-96)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 3. 9. 1959): “Evren sandığınız gibi başıboş bırakılmış bir madde topluluğu değildir. Onu yöneten devasa bir varlık grubu vardır, ayrıca idare eden bir varlık da vardır. Evren de bir bedendir, onu yöneten Üst Varlık da bu evrende deneyimlerini yapıyor. Evrenin dezenkarnasyonu anladığınız şekillerin çok ötesindedir, onun dezenkarnasyonu başka şekilde olmaktadır, daha fazla şey söylemeye gerek yok, çünkü idrakiniz almaz! Bir an gelir ki içinden çıkılmaz bir durum oluşur, bu da size bir sıkıntı ve o noktada bir duraklama getirebilir.” (Sayfa: 96)
 
 DOSTLAR PLANI (Celse 16. 10. 1959): “Melek için dinlerde, “mütekamil olarak yaratılmıştır” denir. O zamanki insan düzeyinin bu konuyu kavramaya elverişli olmadığı, kavrasa bile faydadan çok zarar getireceği düşünülmüş ve dinlerde anlatıldığı şekliyle aynen kabul edilmesi istenmiştir. Her varlık ulaştığı düzeye Allah’ın izni ve kendi gayreti ile gelir. Melekler de bir evrim silsilesi geçirmiş varlıklardır. Bu varlıkların ille de sizin gibi maddi bir alemde deneyim geçirmesi gerekmez, onlar belirli ortamlarda evrimlerini tamamlayarak bulundukları düzeyi hak etmişlerdir. Meleklerle İdareci Mekanizmalar aynı şeydir. Melekler ezelden beri vardı demek, onlar Allah’la birlikte vardılar demektir ki böyle bir şey olamaz.” (Sayfa: 96-97) [1]




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36865049 ziyaretçi (103040094 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.