Altın Kozalaklı Gümüş Selvi Masalı
 

Altın Kozalaklı Gümüş Selvi Masalı

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde hiç çocuğu olmayan bir kadın varmış. Bu kadıncağız, çocuğu olmamasına çok üzülürmüş. Bir gün kendini avutmak için, bir tahta parçası üzerine kaş göz yapmış, bunu bezlere sarmış ve salıncağa koyarak sallaya başlamış. Artık her gün salıncağın başında oturup oradan hiç ayrılmaz olmuş. Kocası akşam eve gelince, karısını hiçbir iş yapmamış olarak salıncağın başında buluyormuş. Adam, karısına:

“Hiç tahta parçasından çocuk olur mu?”

dediyse de söz dinletememiş. Karısının bu durumuna daha fazla dayanamayan adam, bir gece karısından habersiz bu tahta bebeği pencereden aşağı atmış. Atınca, tahta bebeğin düştüğü yerde o anda bir selvi ağacı meydana gelivermiş. Bu selvi ağacının kendisi gümüşten, kozalakları da altındanmış.

Gel zaman git zaman, yıllar sonra bir gün padişahın oğlu askerleriyle oradan geçerken bu selvi ağacının dibinde incili çadırını kurmuş. Şehzade her gece yatağının başucunda altın şamdan, ayakucunda gümüş şamdan yaktırır, bir masa üzerine de bir tabak içinde tatlı koydururmuş. Şehzade; bu selvi ağacının dibinde çadırını kurdurduğu günden beri, her sabah kalkınca altın şamdanı ayakucuna, gümüş şamdanı da başucuna getirilmiş, tatlı tabağını da boş bulurmuş. Bu duruma kızan şehzade, her seferinde kapısındaki askeri dikkat etmiyor diye değiştirirmiş. Hâlbuki askerlerin hiçbir şeyden haberi olmadığı gibi, incili çadırdaki şehzadenin eşyalarını yerli yerine koyarlarmış. Şehzade, bu işlerin kimin yaptığını anlamayınca geceleyin uyumayıp sabaha kadar beklemeye karar vermiş. Beklerken, gece yarısı incili çadırın tepesi yavaşça açılmış. Oradan içeriye dünya güzeli bir kız girmiş. Kız, önce şamdanların yerini değiştirmiş, sonra tabaktaki tatlıyı yemiş. Tam gideceği sırada, şehzade hemen kalkıp kolundan yakalamış. Birdenbire korkan kız, şehzadenin güler yüzü karşısında sakinleşip gitmemiş. Şehzade, bu kızı  güzelliğine hayran olmuş. Ona:

“Güzel kız, ne olur her gece yine gel; ama çabuk gitme ne olur!”

demiş. Kız:

“Gelirim şehzadem; ancak gün doğmadan gitmeme lâzım. Yoksa selvi annem beni evlâtlıktan atar!”

demiş. Şehzade razı olmuş. Böylece kız, her gece çadıra gelip
sabaha karşı gitmeye başlamış.

Birgün padişah, oğluna bir haberci göndererek üç güne kadar dönmesini istemiş. Şehzade, bu habere pek üzülmüş. Üzülmüş üzülmesine; ancak babasının isteğini yerine getirmeye mecbur kalmış. Son gece kıza, babasından gelen haberi söylemiş. Kız bu habere çok üzülmüş. Üzülünce, şehzade dayanamayıp kıza beraber gitmek için ısrar etmiş. Etmiş etmesine; ama kız razı olmamış, selvi annesinden ayrılamayacağını söylemiş. O gece geç vakte kadar oturup konuşmuşlar. Sonra uykuları gelince yatıp uyumuşlar.

Şehzade, sabah erken kalkıp askerleriyle birlikte yola çıkmış. Kız, hala uyuyormuş. Biraz sonra güneş doğmuş, kız uyanmış. Uyanınca bir de ne görsün? Gün doğmuş. Güzel kız, incili çadırdan çıkıp etrafına bakınmış, kimseleri görememiş. Başlamış ağlamaya… Ağlaya ağlaya selvi annesine gitmiş. Ona:

“Canım selvi anneciğim, bir kusur ettim. Beni affet, içeriye al!”

demiş. Selvi anne kızı kabul etmemiş, kovmuş. Güzel kız gözlerinden süzülen yaşları silerek oradan uzaklaşmış. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Yolda bir çobana rastlamış. Ona yalvarıp onun elbisesini istemiş. Çobanın elbisesini alıp giymiş. Yine yürümeye başlamış. Giderken, şehzadenin memleketine varmış. O sırada sarayın penceresinde oturan şehzade, oradan geçen çoban kılığına girmiş kızı görmüş ve ona seslenmiş:

“Böyle nereden geliyorsun?”

diye. Çoban kılığındaki kız, şehzadeyi tanımış; ancak kendini saklamış. Ona:

“Altın Kozalaklı Gümüş Selviden!”

diye cevap vermiş. Bu cevap karşısında hem şaşıran hem de sevinen şehzade, hemen çobanın yanına gidip ellerine sarılmış:

“Söyle bana orada ne gördün?”

Çoban kılığındaki kız:

“İncili çadır kurulu gördüm, keten gömlek dürülü gördüm, yâr yârinden ayrılmış, ah edip ağlar gördüm!”

demiş. Bu sözlerden orada neler olduğunu anlayan şehzade, çok üzülmüş. Çoban kılığındaki kıza, ölünceye kadar yanında kalmasını söylemiş. Kızın maksadı da bu olduğundan sarayda kalmayı kabul etmiş. Şehzade, çoban kılığındaki kızı yanından hiç ayırmaz, ona sürekli geldiği yerde daha başka neler gördüğünü sorarmış. Aradan zaman geçmiş, bir gün padişah, oğlunu evlendirecek olmuş. Selvi annenin kızına âşık olan şehzade, bu duruma çok üzülmüş. Düğün günü gelmiş
çatmış. Şehzade, babasının kendisine eş olarak seçtiği kızla evlenmiş. Düğün bitince herkes odasına çekilmiş. Çoban kılığındaki kız, buna dayanamayıp başlamış
odasında ağlamaya. Sonra çoban elbisesini çıkarıp saçlarını çözmüş. Bu sırada şehzade, çoban kılığındaki kızı merak edip onun yanına gelmiş. Odaya girince bir de
ne görsün? İçeride çoban yerine selvi annenin kızını görmüş. Şehzade, sevincinden hemen kıza sarılmış. Çobanın, sevdiği kız olduğunu anlamış. Hemen gidip evlendiği kızı evine göndermiş. Sonra yeniden bir düğün yapıp sevdiği kız ile evlenmiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36669361 ziyaretçi (102696961 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.