Am-Duat Kitabı
 
Am-Duat

Am-Duat Kitabı

Güneş Tanrısı, Khepri olarak bilinen skarabe şeklinde yeniden doğmak için yeraltı dünyasına yolculuğunu 12 sahne halinde gerçekleştirir. Yolculuğunun başında Batı Ufku’nda bulunan Güneş Tanrısı, takip edeceği Wernes nehrine yaklaşmaktadır. Bir önsözde bu derlemenin özündeki büyülü gücü vurguladığı açıkça ifade edilmiştir:

"Yeraltında olanların gücünü bilmek. Onların eylemlerinin gücünü; Ra’nın kutsal ritüellerini, gizli dinamizmi, saatleri ve tanrıları, Yüce Tanrı’nın geçtiği geçitleri ve yolları, güçlüyü ve yok olanı bilmek..."

Ra, yolculuğuna Duat’ın ilk sahnesinden [1] başlar ve bir tapınakta koç başlı tanrı olarak tasvir edilerek "beden" olarak adlandırılır. Bu, yolculuğunun sonunda Khepri’ye dönüşecek olan Ra’nın yeraltındaki karakterini vurgular. Yolculuğu boyunca geminin başındaki "Yolu açan" ve "Akıl" adlı iki tanrı, güneş kursu ve inek boynuzu takmış "Geminin Hanımı" denen tanrıça, şahin başlı ilah Horus, kürekleri çekmekle görevli "Hakikat Boğası", "Tetikçi", "İrade" ve "Geminin Rehberi" adlı dört tanrı, gemide kendisine eşlik etmektedir.

Ra’nın her iki tarafında ona yardımcı olan ilâhî yaratıklar vardır. Örneğin ona kapıları açan ve yeraltına girişi sırasında şarkılar söyleyen 9’ar babundan oluşan iki grup ve karanlığı aydınlatan 12 yılan tanrıça bulunmaktadır.

Gecenin 2. saatine ulaştığında Ra, Wernes bölgesinin tanrılarına toprak haklarını verir. 3. saate girdiğinde Osiris’e "İrade" ve "Akıl"ı vererek ona karar verme ve eyleme geçme yeteneği kazandırır.

4. sahnede Ra’nın karşısına iki açık kapısı olan eğimli bir yol çıkar. Burada insan kafasına sahip 4 ayaklı yılanlar ve 3 yılan başlı ve 2 kanatlı muhafız yılanlar bulunmaktadır. Bu yılanların Ra ve yanındakilere zarar vermediğini, aç olmadıklarını şu büyülü sözlerden anlamaktayız:

"Onlar, O’nun (Ra’nın) nefesiyle hayat bulmuştu."

ya da

"Onlar, yol gösteren tanrıların sesleriyle yaşamaktaydı."

Bu geçit, "Ro-Setau" ya da "Geçitler Kapısı" olarak bilinen girişten yeraltı dünyasına gidişi sağlayan yoldu. Bu rotanın üzerinde Memfis nekropolünün tanrısı Sokar ile Osiris’in mezarı bulunmaktaydı.

5. saatte Ra, yeniden dirilme tasvirleriyle dolu hayati bir aşamaya ulaşır. Bu sahnede güneş gemisi, bir dağa doğru itilir ve bu dağın tepesinde Sokar’ın ülkesinin üzerine doğan "İsis’in Bedeni" olarak adlandırılan bir baş yükselir. Ra, dağın iç kısmına çekilir. Buranın girişini ağızlarından alev püskürten  4 baş korumaktadır.

İki başlı cesur yeryüzü tanrısı Aker’in arkasında bir kum tepesi bulunmaktadır. Bu kum tepesinden bir ucunda insan başı, diğer ucunda 3 yılan başı olan bir yılanın sırtından şahin başlı Sokar yükselir. Sokar, yeraltındaki Ra’nın kadim zamandaki şeklinin tezahürüdür ve Güneş Tanrısı’nın yukarı geçişini tasvir eder. Tasvirin üst kısmında çöldeki bir dağdan çıkıp gelen ve Sokar’ın ağzındaki çekme ipini tutan skarabe bulunmaktadır.

Osiris’in çöldeki mezarını temsil eden bu dağın her iki tarafı, çaylak tasvirindeki İsis ve Neftis tarafından korunmaktadır. Güneş Tanrısı, skarabe Khepri olarak "Gece" denen dağdan yeniden doğarak yine ölümün üstesinden gelmiştir. Bu, Mısırlı din âlimlerinin yaşam ve ölümün, birinin diğerini baskı altına almadığı, sürekli bir döngü içinde olduğu inancının tasviridir. Söz konusu dağ tasvirinde Güneş Tanrısı Osiris’i bedenine girmiştir; fakat ölüme mahkûm olmamıştır.

6. saatte Ra’nın gemisi, elinde kutsal ibis kuşuyla bir babun şeklinde oturmakta olan tanrı Thoth’un önünde durur. Thoth’un amacı, tarlaların içinde tanrılar ve Yukarı Mısır ile Aşağı Mısır için bir şehir bulmaktır. Burada tek başlı bir yılan tarafından sarılmış haldeki Khepri de tasvir edilmiştir. Güneş Tanrısı, kendi tezahürünü yeraltı dünyasındaki bir ölü olarak ziyaret etmektedir. Bu, muhtemelen mantığa aykırı gelecektir. Bu nedenle Kristensen adlı Hollandalı bir bilim insanının Mısırlıların yaşam ve ölüm süreçleri üzerine düşüncelerine açıklık getirebilecek sentezinden birkaç cümleye yer verelim: [2]

"... Yaşayan ve gelişen her şey, farklı yapılardaki faktörlerin açıklanamayan ve tamamen gizemli işbirliğinin bir ürünüdür. Yaşam ve ölüm, birbiriyle uzlaşamayan karşıt gerçekliklerdir. Yine de sonsuz yaşamı birlikte var ederler. Biri, diğerine baskı kurmaz. İkisi, birbirini var eder. Evrensel yaşam, ölüm ve yaşamın birlikteliğidir. Bu yaşamda çatışan güçler uzlaşır ve kendi bağımsızlıklarından vazgeçerler. Güneş battığı zaman ölmez. Yaşamının gizli kaynağına ulaşır. Kaynağı olan Khepri’ye dönüşür ya da ulaşır. Ama her var oluş, ölümden gelir ve böylece potansiyel yaşama dönüşür. Karanlık, ışığın beşiğidir. Güneş, doğmak için enerjisini bu karanlıktan alır. Mutlak yaşamın mekânı, ölümün hükümdarlığındadır." [3][4]

Ra’nın yolculuğunun 7. saatinde de oldukça şiddetli sahneler yaşanır. Bu sahnede "Osiris’in Bedeni" olarak adlandırılan ve kendisini saran bir yılan tarafından korunan bir tanrıdan söz edilir. Bıçak savurarak düşmanlarının kafasını kesen kedi kulaklı bir ilâhî varlık ile isyancıları bir halatla hapis tutan "Cezalandırıcı" adlı başka bir varlığın önünde durmaktadır.

Apophis, Serket

Osiris’in düşmanları yakalanır ve yok edilir. Sonra Güneş gemisindeki Ra’nın önünde baş düşmanı Apophis’in yok edildiği sahne gelir. Apophis, yokluğun gücünü simgeleyen Güneş Tanrısı’nı yutmak istemesinden dolayı onun için daima tehdit unsuru olan devasa bir yılandır. Her ne kadar yenilmez olsa da, kraliyet mezarlarının duvarlarındaki çizimlerde, Güneş Tanrısı yakınlarındayken bile büyüyle yok edildiğini ya da yenildiğini gösteren tasvirlere rastlarız. Yılan Apophis, bu tasvirde 240 metreye kadar uzanmaktadır. Akrep tanrıça Serket ile "Bıçakların Efendisi" olarak adlandırılan tanrı, Apophis’in başını ve kuyruğunu tutmakta, başı ile bedenini bıçak darbeleriyle delmektedir.

Ra, 8. saatte insan başlı ve içinden bıçak çıkan bir kutuya bağlı, gücünün simgesi 9 değnek tarafından çekilir. Bu simgeler, Ra’nın düşmanlarını yok etmektedir. Etraflarında tanrıların keten kıyafetlerle gösterildiği kapılı bölümler bulunur. Bu figürlerden bazıları mumya şeklinde, bazıları oturmuş vaziyette insan başlı; diğerleri boğa, keçi, fare, firavun faresi, timsah ve su aygırı başlı; geriye kalanlarsa kobra biçimindedir. Güneş Tanrısı, onların mağaralarından geçerken çağrısına erkek kedilerin, Nil’e dökülen çağlayanların ya da kuşların sesine benzer çığlıklarla karşılık verirler.

9. Saatte Ra, Osiris’in koruyuculuğunu yapan ve "katlettiklerinin kanlarının içinde yaşayan", ağızlarından ateş çıkaran 12 kobrayla karşılaşır. Ra, aynı zamanda ağaçları ve bitkileri oymakla sorumlu, ellerinde hurma dalından yapılmış asalar taşıyan tanrıların da yanından geçer.

10. saate Ra’nın seher vaktindeki yeniden doğuşunun yakınlaştığına dair işaretler belirir. Skarabe, Ra’nın Doğu Ufku’nda yeniden doğacağı yumurtayı elinde tutar ve gökyüzüne fırlatılmak üzere iki Güneş kursu hazır bekletilir. Güneş gemisinin ön kısmında Doğu Ufku’na giden yolun güvenliğini kontrol etmekle görevli 12 tanrıdan oluşan silahlı bir grup bulunur. Ra, emrini verir:

"Oklarınızı yerleştirin. Nişan alın ve yayı çekin. Geçidin karanlıklarında pusu kurmuş düşmanlarımı cezalandırın!"

11. saat, her birine bir tanrıçanın alevler püskürttüğü çukurlara söz konusu düşmanların atılışını tasvir eder. Bu düşmanlar, zincirli tutsaklar, parçalanmış ruhlar, gölgeler ve kesilmiş kafalar olarak resmedilmiştir. Diğerlerinden daha geniş 6. ateş çukurunda baş aşağı sarkıtılmış 4 isyancıya yer verilmiştir. Bu toplu katliam sırasında Horus, bir konuşma yapar:

"... Siz düşmanlar, bu alev çukuruna atılacak ve kaçamayacaksınız! O’nun bıçakları, bedeninizde yaralar açacak. O, boğazınızı kesecek ve sizi parçalara ayıracak. Sizler, yeryüzünde yaşayanları asla göremeyeceksiniz!"

Artık 12. saat gelmiş ve Güneş Tanrısı, yolculuğunun sonuna ulaşmıştır. Burada Güneş Tanrısı, gemisiyle dev bir yılanın kuyruğundan içeri çekilir ve skarabe Khepri olarak yılanın ağzından geri doğar. Ra, bu haliyle, kollayla yeraltı dünyasını mühürleyen Hava tanrısı Shu’nun başının üzerinde oturur. Ardından gündüz gemisiyle doğudan yol alarak Nut’un bacaklarının arasında parıldar.[2]

Kaynaklar

[1] Ya da saatinden.
[2] George Hart, "Egyptian Myths" (Mısır Mitleri), çev. Mehmet Sait Türk, Phoenix, Ankara 2010, s. 82-87.
[3] N. Rambova, "Bollingen Series XL", Pantheon Books, 1957, s.29-30.
[4] Alexandre Piankoff, "Mythological Papyrus:Texts", Artibus Asiae, Vol. 23, No. 2 (1960), s. 145-147.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36892942 ziyaretçi (103089165 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.