Ana-Baba Hakkı (Hutbe)
 

Ana-Baba Hakkı (Hutbe)

Muhterem Müslümanlar! Yaratılmışların en şereflisi bulunan ve cemiyet hâlinde yaşayan insanların birbirlerine karşı vazifeleri vardır. Birinin vazifesi olan şey diğerinin onun üzerinde bulunan hakkı demektir. Üzerimizdeki haklar, ehemmiyet derecesine göre, sıralanacak olursa Allah ve Resulü'nün haklarından sonra anne ve babamızın hakları gelmektedir.

Anne ve babanın hakları, sayılmakla bitecek kadar az değildir. Bunlardan bir kısmını hatırlatmak gerekirse denilebilir ki: Anne, evlâdının yetişmesi uğrunda gençliğini, sağlığım, güç ve kuvvetini, bir kelime ile hayatını feda etmiştir. Bin bir zorlukla onu rahminde taşı­mış, ölümle yüz yüze gelerek dünyaya getirmiş, emzirmiş ve büyütmüştür.

Geceleri evlâdının istirahat! uğrunda kendi rahatını feda etmiş, yavrusu ağlayacak olsa ıstıraba tutulmuştur. Annenin yüzü evlâdı­nın çileleriyle sararmış; servi gibi boyu, çocuğunun yükü altında iki büklüm olmuştur. Bir evlât, iman sahibi, ahlâk ve fazilet sahibi ise hep anne ve babanın telkin ve terbiyesi ile olmuştur.

Baba da evlâdının nafakasını tamamlamak, tahsil ve terbiyesini öğretmek için fikren ve bedenen, maddeten ve manen hiçbir fedakârlıktan çekinmemiştir. Anne ve babanın bu kadar iyiliklerine nail olan bir evlât onlara teşekkür etmeyecek olursa Allah'a şükretmiş sayılamaz. Mevlâ-i zü'1-kemâl Hazretleri, Lokman sûresinin 14. âyet-i kerimesinde:

«Biz insana ana ve babasını tavsiye ettik. Onun anası kendisini za'f üstüne za'f ile taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl (sürmüştür). «Bana ve ana ve babana şükret. Dönüşün ancak banadır (dedik)» buyurmaktadır.

Delikanlının bîri, Resûlüllah (s.a.v.)'a gelerek harbe gitmek için izin istemişti. Peygamber Efendimiz, anne ve babasının hayatta olup olmadığını sormuş ve her ikisinin de sağ olduğunu öğrenince, «Git, onların arasında cihâd et» buyurmuştur.

Bu hadîs-i şerif, anne ve babaya hizmetin Allah yolunda cihat etme sevabına denk olduğuna işaret etmektedir.

Bir adam Resûl-i Ekrem'in huzuruna gelerek: «Ey Allah'ın Resulü, iyi muameleme insanlardan en fazla hak sa­hibi olan kimdir?» diye sormuştu. Resûlüllah Efendimiz: «Anandır, sonra yine anandır, daha sonra yine anandır, sonra baban, sonra yakınlık derecesine göre (diğer) hısımlarındır.» buyurmuştur.

Anne ve babamıza göstermemiz gereken hürmeti, onların ebeveynimiz olması sebebiyle göstereceğiz. İster okumuş, isterse cahil olsunlar, yahut mümin veya kâfir bulunsunlar, evlâdın onlara karşı vazifede kusur etmemesi gerekir. Anne ve baba, evlâdına dine aykırı ol­mayan bir iş emrederse evlât onu yapmak mecburiyetindedir. Fakat dine aykırı bir teklifte bulunursa itaat gerekmez. Zira Kurân-ı Kerim'in Ankebut sûresinin 8. âyetinde:

«Biz insana ana ve babasına güzellik (ve iyilik yapmasını) tavsi­ye ettik. Eğer onlar hakkında bilgin olmayan (tanımadığın) bir şey'i bana ortak koşman için uğraşırlarsa kendilerine itaat etme. Dönüşü­nüz ancak banadır. Binâenaleyh ne yapar idiyseniz size ben haber vereceğim.»

Hazret-i Âişe'nin kız kardeşi Esma, Peygamber Efendimize gelerek dedi ki: «Annem (İslâmiyet'i kabulden) yüz çevirdiği halde (bana bir hacet için) geldi. Ona iyilikte bulunabilir miyim?» demiş. Resûl-i Ekrem: «Evet, annene iyilik (ve yardım) da bulunabilirsin.» buyurdu.

Anne ve babaya karşı hürmet, saygı ve tevâzuda son derece dik­kat göstermeliyiz. Zira onların ayaklan altında cennet gizlidir.

Ebedî âlemin nimetleri, onları memnun etmemizle bize verilecek, onların hayır duaları ile cennetin pınarlarından içmek nasip olacaktır.

Muhterem mü'minler!

Allah Teâlâ Kitab-ı ilâhîsinde buyuruyor ki: «Rabbin, ''kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muamele edin" diye hükmetti. Eğer onlardan biri, veya her ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererlerse onlara "öf" (bile) deme. Onları azarlama. Onlara güzel (ve tatlı) söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını, (yerlere kadar) indir ve: "Yâ Rab, onlar beni çocukken na­sıl terbiye ettilerse sen de kendilerini (öylece) esirge" de.»

Anne ve babaya «öf» demeye bile müsaade etmeyen Mevlâ-i zülcelâl, onlara karşı kötü söz sarf etmeye razı olur mu hiç? Bir şahsın annesine sövüp onu kızdıran, neticede kendi annesine sövdürmeye sebep olan kimse, kendi annesine sövmüşçesine büyük bir günah irtikâp etmiş sayılır.

Abdullah bin Mes'ûd diyor ki: Peygamber (s.a.v.)'e: «Allah'a göre hangi iş daha sevimlidir?» diye sordum, Resûlullah: «Vaktinde kılınan namazdır.» buyurdu. Ben: «Sonra hangisidir?» dedim. Resûl-i Ekrem: «Anne ve babaya iyilik etmektir.» buyurdu. .Ben: «Daha sonra hangisidir?» dedim. Fahr-i Kâinat Efendimiz: «Allah yolunda cihaddır.» cevabını verdi.

Hadîs-i nebevide görülmektedir ki, anne ve babanın hakkı cihat­tan önce gelmektedir. Çünkü evlâd cihat şuurunu, vatanperverliği, annesinin ninnilerinden ve telkinlerden almıştır.

Anne ve baba ile ilgili vazifeler, onların hayatı ile sınırlı değildir. Onların vefatından sonra dost ve arkadaşlarına hürmet, saygı ve ikram suretiyle bu vazife devam edecektir.

Anne ve babamız, hayatta olup da dostlarına yaptığımız bu iyiliği görselerdi ne derece memnun olurlardı! Vefat etmelerinden sonra onların arkadaşlarına yaptığımız ikramı ruhen müşahede eder ve memnun olurlar.

Hazret-i Ömer'in oğlu Abdullah (r.a.), Medine'den Mekke'ye doğru giderken yolda bir Arâbî ile karşılaştı. İbn-i Ömer ona selâm verdi, merkebinden inerek onu bindirdi, başından sarığını çıkarıp kendisine verdi. Yapılan bu büyük ikramı gören İbn-i Dînâr dedi ki:

«Allah iyiliğini versin, bunlar, az bir şeyden bile razı olan Arâbîlerdir» Abdullah b. Ömer şöyle mukabele etti:

Bu şahsın babası, (babam) Ömer bin el-Hattâb'ın sevdiği (bir kimse) idi. Ben. Resûlullah (s.a.v.) den şöyle söylerken işittim: «İyiliğin en üstünü, bir kimsenin babasının sevdiği (dostları)na yaptığı iyiliktir.»

Din kardeşlerim!

Anne ve babaya yapılan her iyilik, bir vazifenin ifası, bir hakkın ödenmesi olmakla beraber, günahlarımızın yarlığanmasına ve mağfiret deryasının coşup taşmasına da vesiledir. Peygamber Efendimize bir şahıs geldi ve büyük bir günah islediğini, bundan tövbe etmenin bir çaresi olup olmadığını sordu. Resûl-i Ekrem onun günahının ne olduğunu sormayıp sadece: «Hayatta bulunan annen var mı?» buyurdu. O şahıs: «Hayır» dedi. Resûl-i Ekrem: «Teyzen var mı?» buyurdu. O kimse de «Evet.» cevabını verdi. Peygamber Efendimiz: «Teyzene iyilik yap (maya bak!)» buyurdu.

Anne ve babasının yüzüne gülmek bile bir nevi ibadet ve rızâi ilâhiye erişmeye vesiledir. Onlara isyan etmenin aynı zamanda Allah'a İsyan etmek olduğunu hatırından uzak. tutmamalıdır.

Büyük günahların başında Allah'a şirk koşmak, onun peşinden anne ve babaya isyan gelmektedir. Artık bu kadar büyük bir günah­tan nasıl sakınmak gerektiğini her evlât düşünmelidir.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: musa, 08.02.2010, 17:13 (UTC):
hutbe çok güzel olmuş yazardan allah razı olsun



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36893834 ziyaretçi (103090827 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.