Apaçık Düşmanınız Şeytan
 

Apaçık Düşmanınız Şeytan

Hazırlayan: Akhenaton

Konu Başlıkları

  1. Şeytan Kavramı
  2. Etimoloji
  3. Diğer Dinlerde Şeytan
  4. Kuran-ı Kerim’e Göre İnsan ve Şeytan İlişkisi
  5. Şeytan İnsanın Apaçık Düşmanıdır
  6. Kötülük Sorunu
  7. Şeytana Tapıcılık
  8. Codex Gigas
  9. Codex Gigas’ın Tarihçesi
  10. Şeytan Kilisesi
  11. Satanizm
  12. Satanizmin Tarihçesi
  13. Şeytanla Mücadele
  14. Satanizmle Mücadele
  15. Sonuç
  16. Kaynaklar

Şeytan Kavramı

Ebu Ubeyde “Şeytan; cinlerden, insanlardan ve hayvanlardan zarar verenlerin niteliğidir” demektedir.[1] Cinlerin ve insanların şeytanlarından bahseden En’am sûresinin 112. ayeti buna delil olarak gösterilmektedir. Yani şeytanlık insanlara eklenen bir sıfattır. Kurân’ın Şeytan’a yüklediği temel nitelikler onu karşımıza kötülüğün temsilcisi olarak çıkarır. Onun bütün varlığı insanların sürekli kötülük peşinde koşan tarafınca temsil edilmektedir.

İnsanın kalbinde ve zihninde onu dinlemeyen, sürekli çatışma halinde tutan, zihnini ve kalbini hiçbir zaman sükûnete erdirmeyen şeytan; insanın içindeki ikinci bir kişi gibi hareket etmekte, onu vesveseleriyle ele geçirmeye çalışmaktadır. Başka bir ifadeyle insanın içine girmektedir. Sürekli kötülükler peşinde koşan ve ele geçirdiği insanı bu yönde kodlayan şeytani tarafın mutlak egemenliğiyle insan bütünüyle şeytanlaşabilmektedir. Kurân, bu tipleri insan şeytanlar olarak deşifre etmektedir.[2]

İnsandaki şeytanı aktif hale getiren ondaki irade zayıflığı, ümitsizlik, ne yapacağını bilemeyiş, kararsızlık ve şüphe halidir. İnsandaki bu zihin halleri aktif olduğu anda insanın yaptığı eylemler ve hareketler birer şeytan işine dönüşmektedir.

Kurân şeytandan bahsetmeye insanın yaratılışıyla başlar. Şeytanın faaliyeti olarak gösterilen her şey, insanın içindeki arzuları tetiklemek, cazip göstermek şeklinde kendini göstermektedir: “Derken şeytan onlara (Adem/erkek ve Havva’ya/kadına) fısıldadı” [3] ayetinde olduğu gibi. Bu yönüyle şeytan, nefsin insana sürekli kötülüğü emreden yönüyle (nefs-i emmâre bi’s-sûi) özdeşleşmektedir. Şeytanın gerçekliği, insanın içinde cereyan eden bu hisler, duygular ve bunların fiile dönüşmüş halleri kadar gerçektir. Şu ayet bu duruma tercüman olmaktadır:

“Ne zaman şeytandan kötü bir düşünce seni dürterse, Allah’a sığın…”.[4]

Şeytanın dürtmesi, insanın aklını işletmeyerek içgüdülerinin kontrolüne girmesi ve insani tarafını bırakarak beşeri güçlerinin peşine takılmasını ifade eder.

Kurânda kötülük, özellikle Hz. Adem’in yaratılışını anlatırken bir şahıs olarak temsil edilmiş ve ona has ismi ise “Şeytan İblis” olarak belirlenmiştir. Adem ve Havva yasaklanan meyveden yiyince (kendilerine iyiyi ve kötüyü bilme yeteneği yüklenince (ruh üflenince), isyan eden, söz dinlemeyen taraflarını aktif hale getirmişler ve şeytan nitelemesi de bu andan itibaren insanla beraber anılmaya başlamıştır. Yine şeytan bu andan itibaren, Allah’a karşı kötülüğün sembolü olarak sahneye sürülür. İnsanı kötülüğe sevk eden, bu yönde ona sürekli vesveseler verdiği söylenen insanın kendisinden başkası değildir. Kurânın beyanıyla iyilikler Allah’tan, kötülükler insanın kendindendir, yahut karada ve denizde meydana gelen bütün bozulmalar/kötülükler insanın elleriyle kazandıklarının birer sonucudur. Şeytanın insan anlamında kullanıldığına güzel bir örnek, şu ayette de görülebilir: [5]

“İnanmış olanlara rastladıkları zaman, inandık derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman, biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyorduk, derler.” [6]

Kurân’daki anlatıma göre İblis-Şeytan, insanın kozmik kaderinde çok esaslı bir unsurdur. Çünkü o, insanın çetin imtihanında saptırıcı, ayartıcı bir rol istemiş; Allah da buna müsaade etmiştir. Nitekim ilk denemesinde başarılı olup Âdem ve eşinin cennetten kovulmasına vesile olmuştur. İlâhî müsaadenin süresi kıyamet gününde dolduğu için İblis-Şeytan ve zürriyeti hâlen iş başındadır. Bu yüzden, insan kadim düşmanına karşı her dâim tetikte olmalı, onun şerrinden ve fitlemesinden Allah’a sığınmalıdır. Çünkü o daima Allah’ın inkâr edilmesini ister, insana boş vaatlerde bulunur, günahları cazip kılar, içki ve kumar gibi kötü alışkanlıklarla insanların arasına düşmanlık ve nifak sokar.

Hâsılı, insanı aldatma ve ayartmaya mezun olduğu için şeytan sürekli olarak kötülüğü empoze eder. Ama onun sözü -ancak- rabbiyle ilişkisi ya tamamen kopuk veya zayıf olan insanlara geçer. O, dünyadaki yoldaşlarını ahirette terk eder ve uhrevî finalde şöyle der: [7]

“Gerçek şu ki, Allah size gerçekleşmesi mukadder bir söz vermişti. Bense [her fırsatta] size birtakım vaatlerde bulundum, ama [sonunda] sizi yüzüstü bıraktım. Sizin üzerinizde hiçbir nüfuzum yoktu. Ben sizi sadece [kötülüğe] çağırdım; siz de bu çağrıya icabet ettiniz. Bu yüzden beni suçlamayın, yalnızca kendinizi suçlayın. [Şimdi] ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni. Doğrusu ben, sizin vaktiyle beni Allah’a ortak koşmanızı [da] reddetmiştim.” [8]

Etimoloji

Şeytan kelimesinin tarihî süreç açısından “habîs” manasıyla Yahudi menşe’li, “insanüstü varlık” manasıyla İslâm öncesi Arap menşe’li olduğu ve bu iki mananın karşılıklı olarak birbirlerine tesir ettikleri ileri sürülmektedir.[9]

Arap dilbilimcilerin çoğu, Şeytan kelimesinin türemiş bir isim olduğunu kabul etmekle beraber hangi kökten türediği hususunda iki ihtimal ileri sürmektedirler. Birincisi, “uzaklaşmak, hayırdan, iyilikten uzak olmak” anlamına gelen şe-ta-ne fiilinden türediği ihtimali ki bu görüşü savunan dilbilimcilerden İbn Manzûr, Arapların kullandığı şe-ta-ne kelimesinin çoğulu olan Şeyatîn sîgasındaki “ن” un varlığını buna delil gösterir.[10] Yine bu görüşü savunan dilciler, Kurân’da geçen “الشياطين ” şeklindeki çoğulun bu görüş için kâfi bir delil olduğunu savunurlar.

İkinci ihtimal ise, Şeytan kelimesinin helak olmak manasında şe-ya-ta kelimesinden türemiş olduğu ihtimâlidir. Bu anlayışa göre kelimenin ا ve ن harfleri zâiddir. [11] Öte yandan şeytan kelimesinin Arapça kökenli olup teolojik anlamlarını Yahudi-Hıristiyan geleneğinden aldığını ve İbrânice’den Arapça’ya geçen; Yahudi geleneğinde “cin”, İslam öncesi Araplarında “insanüstü varlık” manâsına gelen, dolayısıyla İslam’da bu iki anlamın birleştirildiği bir kelime olduğunu iddia edenler de olmuştur.[12]

İslam kaynaklarında genel olarak Âdem’e secde konusunda isyan etmeden önceki adı İblîs şeklinde geçmektedir.[13] Bu kelime konusunda da İslam âlimleri iki farklı görüş serdeder. Bir grup, “İblîs” kelimesinin “Belese” kökünden türeyen acem (Arapça kökenli olmayan) bir isim olduğunu ileri sürerken diğer bir grup, iblis ile iblâs arasında bir benzerlik ilişkisi kurarak kelimenin “kesilme, ümitsizliğe kapılma” anlamında eblese kökünden iştikak eden Arapça bir isim olduğunu ileri sürmektedir.[14]

Nitekim birinci görüşü tercih edenlerden Ebû İshak görüşünü temellendirirken bunun sadece benzerlikten ibaret olduğunu gerçekte ise Farsça’dan Arapça’ya geçmiş acem bir kelime olduğunu ifade eder.[15]

İkinci görüşü kabul edenlerden Cevherî de iblîs ile iblâs kelimelerinin birbirine yakınlığından bahseder ve İblîs’in, iblâs kökünden türemiş Arapça bir isim oluşunu bu yakınlığa bağlar.[16][17]

Diğer Dinlerde Şeytan

Tarih sahnesinde ortaya çıkmış dinlerin genelinde farklılıklarına rağmen pek çoğunda bir şekilde şeytanın varlığına dair inançlarla karşılaşılmaktadır. Nitekim bugün şerir ve habis varlıklar anlamında batı dillerinde Devil, Demon veGenius kelimeleri, doğu dillerinde ise Peri, Şeytan ve İblis kelimelerinin kullanılması, yeryüzündeki toplumların genelinin şeytanın varlığına inandıklarını göstermektedir.[18]

İlkeller, doğa ile doğaüstü arasında bir sınır çizememiş, simgeler yoluyla fayda ve zararı somutlaştırmıştır. Mesela tanrı fikrine duygusal büyü ile ulaşabileceğini düşünmüş, [19] doğa olayları ile tarım kültürünü, bereket ve afetler, tanrılar ve kötü güçlerle ilişkilendirerek bir kozmik din algısı geliştirmiştir.[20]

Binaenaleyh ilkel insanların dinsel inanış ve düşüncesinde ve bunun yansıması olan sosyal yaşamlarında kötülüklerin sebebi olarak gördükleri kötü bir ruh veya gücün varlığına inandıkları ve ondan korunmak için ayinler yaptıkları şeklindeki bilgiler, bu kötü ruh veya kuvvetin şeytan olabileceği fikrini akla getirmektedir.

İlkellikten gelişmişliğe geçişin sembolü olarak gösterilen Mısır, Hint, Çin vb. toplumlarda ortaya çıkan yerel ve bölgesel dinlerde de şeytan inancıyla karşılaşılmaktadır. Nitekim Eski Mısır’daki şeytan telakkisini insanlara ve çevreye zarar veren cinler karşılamaktaydı.[21]

Hinduizm, geçirdiği uzun tarihî süreçte dönem dönem çok tanrıcı (politeist), tekçi (monist) veya tek tanrıcı (monoteist) anlayışlardan birine, ikisine veya tamamına sahne olmuştu. Şeytan ve benzeri güçlerin varlığına ilişkin anlayışların da tanrı anlayışına paralel olarak şekillendiği görülür. Nitekim Hinduizm’in dinî metinlerinden biri olan Upanişadlar’da insanı felakete sürükleyen ve ismi Maya olan bir şeytandan bahsedilir.[22]

Taoizm kaynaklı Çin inançlarında da cin ve diğer ruhanî varlıklar mevcuttu. Din adamları insanları kötülüklerden korumak için, tılsımlar ve okumalar gerçekleştirirdi. Bedenî ve ruhî hastalıkların sebebi ruhanî varlıklar görülürdü.[23]

Türkler, İslam’dan önce ruh, melek, şeytan gibi varlıklara inanırlardı. Denizler, göller, dağlar, her biri canlı nesne olarak kabul edilir ve Dünyanın her tarafına yayılan bu nesneleri iyi ve kötü ruhlar olarak kategorize ederlerdi. İyi ruhlar tanrı Ülgen’in emrinde, kötü ruhlar ise tanrı Erlik’in emrinde, insanları etkilemek için hep birbirleriyle mücadele halindedirler. Kötü ruhlar insanlara ve hayvanlara hastalık ve zarar vermek için uğraşırken, bu kötülüğün sebebi olan ruhlar şaman tarafından insan bedeninden uzaklaştırılırdı.[24] Eski Türklerde melek yerine “Frişti (Ferişteh)” [25], Şeytan yerine de “Yek” kelimeleri kullanılırdı.[26]

Yunan, Roma, Maniheizm, Altay ve hatta Akad inançlarında da şeytanın varlığına inanılmaktaydı. Nitekim bu medeniyetlerin cin türü varlıklara inandıkları ve bu varlıklara Yunan geleneğinde “Daimon”, Romalılarda “Genuis”, Maniheizm’de “Aşkalun”, Altay inançlarında “Çor”, Akadlar’da ise “Lamassu” adlarını verdikleri bilinmektedir. Bu varlıklar iyi ve kötü varlık olarak kategorize edilerek birbiriyle sürekli mücadele eden iki düşman gibi kabul edilirdi.

Şeytan, İslâm öncesi Arap toplumunda da mevcut olan bir kavramdır. Zira bir kısım kaynaklarda cahiliye döneminde şeytanların erkek ve dişisinin bulunduğuna ilişkin bir inancın olduğuna işaret edilmiş; ayrıca “Cessâse Hadisi” diye bilinen bir rivâyette dişi bir şeytan olduğu düşünülen, vücudu kıllarla kaplı çok garip bir yaratıktan söz edilmiştir.[27] Yine cahiliye döneminde Araplar, kan damarlarını kesmeden hayvan boğazlamayı “Şeytan Yarması” diye nitelendirmişlerdir.[28][29]

İlâhî dinler olarak bilinen dinlerden Yahudilikte şeytanlar, isyan ettikleri için Tanrı katından kovulmuş fakat güçlerini kaybetmemiş meleklerdir. İlk dönem Yahudiliğinde, kötülüklerin şeytandan gelişi düşüncesi yoktu ve o dönem Yahudi inancına göre, Tanrı âdildi, insanları ya da milletleri cezalandırırsa bunu intikam için değil, âdil bir yargıcın yaptığı gibi bir suçun karşılığı olarak yapardı. Şeytan, apokrif Yahudi metinlerinde tedrîcîl olarak kötülüğün kaynağı haline getirilmişitr.[30]

İlk dönem Hıristiyanlar, Yahudiler gibi şeytanı yılan şeklinde tasavvur ederlerdi.[31] Daha sonra Ahd-i Cedîd’e gelindiğinde bir dönüşüm geçiren şeytan tasavvuru, insanlığın ayartıcısı, İsa’nın baş düşmanı, iyi kötü savaşındaki kozmik düşman şeklinde Hıristiyan dünyasında hâkim olan anlayış, bugün dîni literatüründe kendine yer bulmuştur.[32][33]

Kuran-ı Kerim’e Göre İnsan ve Şeytan İlişkisi

Şeytan kelimesi “Şetane” kelimesinden türeyip haktan, rahmetten uzak anlamlarına gelir. Arapça’da kötülükte ileri giderek, mensup olduğu alanda temayüz eden her şey için söz konusu isim verilir. Dolayısıyla şeytan, cin sınıfına girmektedir. Yaratılışta her varlık bir tek olarak başlamış olduğundan şeytan denilince bu cinlerin babası İblis akla gelmektedir.

İblis, cin ve şeytan kelimelerinin ifade edildiği ayetler 142 civarındadır. Bu ayetlerden bir kısmı, Yüce Yaratıcı ile şeytan arasında geçmekte, diğerleri insan-şeytan ilişkisini oluşturmaktadır. Allah tarafından lanetlenen şeytan, Yüce Allah’a insanlarla ilgili şu sözlerle karşı gelir:

“Ben onları saptırmak için mutlaka senin doğru yolunun üzerine oturacağım. Sonra onlara, önlerinden, ortalarından, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulamayacaksın.” [34] “Süslemeler yapacağım ve onların hepsini mutlaka azdıracağım.” [35]

Yüce Allah da şeytana; “Sen onlardan gücünün yettiği kimseleri sesinle oynat. Suvari ve piyadelerinle üzerlerine yaygarayı bas. Mal ve evlatlarına ortak ol. Onlara yalan va’dler yap. Fakat şeytan onlara batıldan başka bir şey vaad etmez. Doğrusu benim halis kullarım var ya! Senin onların üzerinde hiçbir hükmün yoktur. Rabb’in ise vekil olarak yeter.” [36]

buyurarak, şeytanın hilesinin ve kötülüklerinin inanan samimi Müslümanlar için bir şey ifade etmediğini belirtmiş olur.

Cin ve şeytan inancı bütün ilâhi dinlerde ve eski milletlerde bulunmaktadır. İslâm alimleri arasında farklı görüş ve yorum yapan alimler olmakla birlikte, sağlam bilgi Kur’ân ayetleri ve Hz. Peygamber’in hadisleridir. Hz. Peygamber’in onlarla konuşması ve Kur’ân okuması sembolik bir varlıktan ziyade gerçek varlık olduklarını göstermektedir. Kur’ân-ı Kerim’de Bakara, Araf, Hıcr, İsrâ Tâhâ, ve Sâd sûrelerinde Hz: Adem’in kıssasını haber verdikten sonra, değişik sûre ve âyetlerde, Hz. Muhammed ve onun tebliğine muhatap olan insanlığa şeytanın yapabileceği bütün düşmanlıklar haber verilmiş ve onun tuzağından kurtulmanın önerileri belirtilmiştir. İnsanlar kendi huzurları için bu uyarılara uymaları gerekmektedir.

İnsanlık tarihi itibariyle, insan şeytan mücadelesi, her zaman güncelliğini korumuştur. Söz konusu âyetleri tahlil ettiğimizde, Allah ve Peygamberin istemediği her fiil ve davranış şeytanın bir ürünü olarak görülür. Buna göre insanlığın zararına olan her şeyin altında şeytan bulunur. Diğer bir ifade ile, her kötülüğün kaynağı şeytan ve onun neslidir. Örneğin, dünya ve ahırette sıkıntıya sebep olan kulluğa karşı çıkma, haramları teşvik, hanımları istismar etme, faiz ve büyü gibi olumsuzluklar satanizmin istediği filler olup, İslâm’dan uzak yetişen gençliğin önemli bir hastalığıdır. Yüce Allah şeytan inancını üç başlık halinde ifade etmektedir.

a) İnkar: Allah’a ve onun emirlerini kabul etmeyip kendi aklı ve iradesini vahyin üzerinde görerek bütün güzel hasletlere karşı çıkmadır. Bunun öncülüğünü Hz. Adem’e secde etmemekle iblis yapmış, dünyada da onun dostları bu geleneği sürdürmektedir.

b) Fuhuş: Kurân-ı Kerim’de fuhuş kelimesi muradifleriyle birlikte yirmi beşe yakın yerde zikredilir. Anlam olarak zina, cimrilik, yalancılık, câhillik, söz ve fillerin en kötüsü gibi manalara gelir. Müfessirler de söz konusu kelimeyi, zina, zinaya giden yol, söz ve fiille işlenen büyük günah, şehvete uymada ileri gitmek gibi lafızlarla izah ederler. Şeytanın asıl silahı, gençliği tahrik ederek, ailenin temelini oluşturan manevî duygulardan uzaklaştırmadır. Bu yapılırken karşı cinsler silah olarak seçilmekte, örümceğin avını yakalamak için kullandığı metotlar tercik edilmektedir.

c) Bağy (Zulüm): Şeytanın diğer bir silahı insanları Allah inancından döndürmek ve kendi isteklerini gerçekleştirmek için yapılan zulmü güzel göstermesidir. Lügat olarak, haddi aşmak, haset etmek, fesad çıkarmak ve kibirli olmak demektir. Müfessirler söz konusu kelimenin geçtiği ayeti yorumlarken; ‘bağy’i kibir, zulüm ve haddi aşma, bunun neticesinde şeytanın işi olarak vehme kapılıp kızarak kötülük yapma şeklinde yorumlarlar. Hz. Peygamber’de, “bağy”ı, dünyada cezasının verileceği, ahirette de yaptığı karşılıksız kalmayacağı iki kötü vasıftan biri olarak değerlendirir. Yüce Allah işaret edilen üç olumsuz fiile karşılık üç güzel hasletle çözüm önerisinde bulunur.

Öte yandan, İnsanlığın baş belası olan İblis boşuna mı yaratmıştır? gibi sorular aklımıza gelmektedir. Şüphesiz Allah’ın yarattığı bütün varlıkların bir hikmeti, bir sebebi vardır. Asıl sebebini Yaratıcı bilmekle birlikte, cinler de bir imtihandan geçmektedir. Dikkat edilirse, cinler arasında inanmayanlara İblis ve şeytan denilir. Yaratıcının bunlara kötülük yapmaları için izin vermesi, bir imtihanı hatırlatır. Şeytanın görevi kötüleri iyi göstererek insanları yanıltmasıdır. İnsanların bu tuzağa düşmemesi gerekir. Diğer taraftan, inanan cinler faydalı birer varlıklardır. Kurân-ı Kerim’de sadece inançsız olanların zararlarına işaret edilmekte ve olumsuzluklarından sakınma yolları gösterilmektedir. Yüce Allah, peygamberi aracılığı ile rahmeti gereği şu uyarılarda bulunur:

“Ey Adem oğulları! Sakın şeytan ananızla babanızı, edep yerlerini kendilerine göstermek için kandırıp cennetten çıkardığı gibi, sizi de belaya sokmasın! Çünkü o ve kabilesi sizi kendilerini göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz şeytanları iman etmeyenlere dost kıldık.” [37]

Kur’ân’da şeytanın etkisi olarak belirtilen bazı vasıflar zikredilir. Bunlar; kendi yaptığını hatasız kabul etme, başkasını hakir görme, gurur ve kibirli olmak, haram yemeler, şeytâni güçlerden yardım bekleme, yalan ve iftirayı normal sayma, dünyayı ve dünya menfaatini Allah’ın emrine tercih etme olarak sıralanabilir.[38]

Şeytan İnsanın Apaçık Düşmanıdır

Yüce Allah, insanı şeytana karşı şöyle uyarmıştır:

“Ey İnsanlar! Şüphesiz Allah’ın vadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.” [39]

Bu uyarı, yukarıdaki ayetten hariç dokuz ayette daha tekrar edilerek akıl sahiplerinin bu önemli düşmanlarını unutmamaları istenmiştir. Bu ayetlerde şeytanın insanın düşmanı olduğu ısrarla vurgulanmaktadır. Bazı dinlerdeki, Allah ile şeytanın birbiriyle savaşmakta olduğuna dair inancın aksine, [40] İslam’da tek bir güç vardır ve bu güç, Allah’ın gücüdür.

Şeytanın Allah’ın düşmanı olduğu telakkisi, hayır ve şer için iki ayrı gücün varlığını kabule götürür ki bu İslam’ın temel anlayışı olan “Tevhit” ilkesine terstir. Ancak Allah ile şeytan arasındaki bu “savaş” insanın derinliklerinde cereyan etmektedir. Dolayısıyla İslam’daki bu düalizm, iki ilah olma ve iki ilaha tapınma durumu, tabiatta değil bizzat insanın içindedir.[41] Yani İslam’a göre evrende tek bir güç varken, insan ın kendi nefsinde bu düalizm meydana ç ıkmaktadır. Zaten Allah, Kurân’da kendisinin yüceliğini şeytana itiraf ettirerek onun ikinci bir ilah olarak algılamasını engelleme yoluna gitmiştir.[42][43]

Kötülük Sorunu

Şeytan’ın yaratılış nedeni, şeytan figürü üzerinden yola çıkarak daha genel bir çerçeve içinde niçin var olduğu sorusu, insanoğlunun düşünme eyleminin var oluşu ile birlikte zihnini en çok meşgul eden problemlerden birisi olmuştur. Üstelik bu problem, sanıldığının aksine teolog ve felsefecileri değil; insanın nereden gelip nereye gittiği üzerinde kafa yoran herkesi meşgul etmiştir.

Felsefi sistemlerin ve teolojinin en çok sorduğu ve cevabını vermekte de zorlandığı soru, varlıkların mutlak hakim bir ilkeden doğmasına ve bu ilkenin de özünde iyiyi işaret etmesine rağmen nasıl olup da kötülüğün varlık sahasında kendine yer bulabildiği olmuştur.

Nitekim Manihaizm ve Zerdüştlük gibi dini sistemler, iyilik tanrısının yanında bir de kötülük tanrısı kabul ederek düalizme [44] saplanmışlar, hatta bazı felsefi sistem ve akımlar da Tanrı’nın mutlak hakimiyetine bir sınırlama getirerek kötülükle baş edemeyen bir tanrı figürü ortaya koymuşlardır. Kötülük, her zaman şeytan figürü ile karşımıza çıkmıştır. Şeytan, Batı’da ilk Hıristiyanlık’tan 5. yüzyıla kadar İblis olarak ele alınmış; İblis, yerini Orta Çağ’da Lucifer’e bırakmış, reformasyon ile de Mephistopheles karşımıza çıkmıştır.

Edebi dünyada da bu nemli olgu, farklı şekillerde çok defa işlenmiştir. Ancak belki de onun var oluşu, insanlık ve Yaratıcı ile olan ilişkileri anlamında en sade anlatımı Alman edebiyatçı Goethe’nin "Faust" adlı eserinde görürüz. Faust, tamamen ilahi kitaplardan esinlenen, Tanrı ile Şeytan arasındaki sözleşmeyi ele alan "Gökte Prolog" ile başlar. Üç baş melek olan Refail, Cebrail ve Mikail’in ardından sahneye Mephistopheles, yani Şeytan çıkar. Tanrı’ya güneş ve dünyalar hakkında söyleyecek hiçbir şeyi olmayan Mephistoteles, sözü insana getirerek şikayette bulunur:

"Dünyanın bu küçük tanrısı, hep aynı halde ve yine ilk günkü gibi şaşılacak tabiatte. Eğer ona göklerin nurundan bir ışık bahşetmemiş olsaydın, herhalde biraz daha iyi yaşayabilecekti.  O, buna akıl diyor ve bunu ancak bütün hayvanlardan daha hayvanı olmak için kullanıyor." [45]

Tanrı, Mephistophelest’e model olarak Faust’u göstererek kendisine şu anda karmakarışık şekilde hizmet eden Faust’u  yakında tam bir aydınlığa kavuşturacağını söyler. Buna karşılık Mephistopteles, Tanrı’ya şöyle der:

"Nesine bahse girersin? Eğer onu usulca kendi yoluma saptırmak için bana izin verirseniz, bu adamı herhaldekaybedeksiniz." [46]

Çok tartışılan ve değişik yorumlara yol açan bu izni Tanrı’dan Mephistopheles, Faust’un karşısına çıkarak onu yoldan çıkarmaya çalışır. Eser, bundan sonra tamamen Mephistopteles’in değişik kılıklarla hemen her şeyi bilen bir bilim insanı olan Faust’un karşısına çıkarak onu nasıl baştan çıkarttığını, yani Şeytan’ın oyuncağı haline geldiğini anlatır.[47]

Yahudilik ve Hıristiyanlık’la birlikte İslam dini de, Allah’a rağmen alemde kötülüğün varolduğu ilkesini kabul eder. Kurân ise bu ilkeyi Allah’ın düşmanı olarak İblis veya Şeytan isimleri altında şahsileştirir. Hıristiyanlık, Yahudilik ve Zerdüştlük gibi İslam dini de, bu düşmana karşı direnilmesini, ona uyulmamasını öğütler.[48]

Kadir-i Mutlak bir Tanrının kendi amansız düşmanının dizginlerini salıvermesi düşüncesi içinde bulunan zorunlu uyuşmazlık ve kavranılmazlık fikrini Kurân’da görmek hayli güçtür. Bununla birlikte bu teolojik bulmaca bazı ayetlerde, dünyadaki adaletsizliklerle ilgili olarak Allah’ın sorumluluğun reddedilmesiyle belirgin hale gelmektedir.[49]

Ayrıca şeytanın dünyada kötülük yapması, genellikle Kuran’da, ortaya çıkardığı teolojik problemler açısından ele alınmamış; aksine varlığının insan üzerindeki etkisinin pratik sonuçları açısından ele alınmıştır. Başka bir ifadeyle kişinin kendi eylemlerini belirleme ya da reddetme konusundaki ahlaki zorunluluğu açısından ele alınmıştır.

Şeytana Tapıcılık

Bütün dinler, şeytana ilişkin değerlendirmelerinde onun kesinlikle kötülük kaynağı olduğu ve bizi zarar ve felakete sevk ettiği hususunda birleşmişlerdir. Şeytana tapınma iki türlü karşımıza çıkmaktadır:

Birincisi ayinler tertip ederek ona bedensel ve obje olarak tapmadır ki, bunlar satanistlerdir. Satanistlere göre şeytan uğruna ölmek veya gerektiğinde ölümü göze almak en kutsal ölümlerdendir. Kanlı cinayetleri birer ibadet düşüncesiyle yaparlar. Satanistler, şeytanın yanında yer alıp bütün ilahi dinlere ve o dinlerin ön gördüğü değerlere karşı başkaldırıyı temsil ederler. Yezidîlerin de şeytana tapmaları onun şerrini merhamete çevirmek içindir. Tanrı diye taptıkları şeytana "Melek Tavus" adını vermektedirler. Bu put, sencik denen ayakları olmayan tunçtan yapılmış bir horoz heykelidir. Bunlar bir de güneş doğarken ona doğru kadın erkek üç defa rükû ve dua ederler.

İkincisi de, Kurân’ın belirttiği gibi onun sinsi vesvesesine uyarak, onun sevk ettiği ve hoş gösterdiği yola gitmek ve günahlara dalmaktır ki bu da, ona kulluk etmek/tapmak demektir.

Şeytan Allah’ı çok iyi bildiği halde O’nu tanımadı. Yani emrini yerine getirmedi, bunun için de kovulup lanetlendi. Bundan dolayı o da insanların da kendi gibi olmalarını, yani Allah’ı bilseler bile emirlerine uymamaları ve doğru yoldan sapmaları için and içti. Bu durumda kendine uyanlarda ona kulluk etmiş/tapmış sayıldı. Bu durum çağlar boyu devam edecektir."Ancak onlardan Allah’ın halis/ihlaslı kulları hariçtir”. Çünkü onlar onun cazibesinden, azdırmasından ve ona kulluk etmekten sakınırlar.[50]

Codex Gigas

İsveç’in başkenti Stockholm’dan havalanan askeri uçağın rotasını pilotları dahil hiç kimse bilmiyordu. gerekli bilgilerin kendilerine havada söyleneceği pilotlara önceden anlatılmıştı. Havalandıktan kısa bir süre sonra kriptolu mesaj, uçağın yönünün Orta Avrupa olduğunu bildirdi. Seferiyle ilgili kimseye bilgi verilmeyen bu askeri uçak, özel güvenlik uzmanlarıyla doluydu. Ama uçak, bir devlet adamı, siyasetçi, asker ya daözel bir temsilci taşımıyordu. Hatta bu özel koruma önlemlerinin amacı, uçaktaki bir "insan"a zarar gelmesini engellemek de değildi. Askeri uçağın çok özel bir yükü vardı: Eski bir kitap...

Çekler, 1648’de savaş ganimeti olarak başkentlerinden çalınnıp İsveç’e götürülen bu eski kitabı geri alabilmek için şimdiye dek çok büyük çabalar harcamış; ama her defasında reddedilmişlerdi. çek Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığını da yapan ünlü yazar Vaclev Havel, sırf bu konuyu görüşmek için iki kez İsveç’e resmi ziyarette bulundu. Sonunda geçen yıl varılan bir anlaşmayla Devasa Kitap’ın Prag’a götürülmesine karar verildi. Ama sadece geçici bir sergi için...

İsveç ordusuna ait uçak, bu gizemli uçuşun ardından hedefine vardı. Prag Havaalanı’na indiğinde çok ciddi güvenlik önlemleri alınmıştı. Uçak, önce özel güvenli bir hangara çark edildi. İsçeçli ve Çek özel güvenlik uzmanlarının nezaretinde uçağın kapıları açıldı ve özel ambalajındaki Şeytan İncili, uçaktan indirildi. Çek basını, bu gelişmeyi ertesi gün "Şeytan İncili, memleketine döndü." manşetiyle duyuracaktı.

Tarihlemesi, 13. yüzyıla dayanan, 160 eşeğin derisinden sayfalara yazılarak hazırlanmış, 1 metreye yarım metre ebatlarında, 640 sayfadan ve dış kapakları işlemeli ahşap levhalardan oluşan ve ağırlığı tam 75 kilogram olan bu devasa kitabın özelliği neydi? Komplo teorileri ve gerçekler arasındaörülü bu hikaye nasıl başlamıştı? [47]

Codex Gigas’ın Tarihçesi

Bugün söz konusu bu kitap hakkında tam bir gerçek bilgiye ulaşılmasa da, bu anlamda tarih, teoloji bilimi ile efsanelerin ortak olarak işaret ettikleri var aslında. Buna göre kitabın hikayesi, 800 yıl önce bugünkü çek Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Benediktus Rahiplerine ait bir manastırda başladı. Dua etmeyi ve çalışmayı bu yöntemlşe de insanın ahlaki anlamda yenilenmesini savunan, kitap okumayı, el yazması hazırlamayı kendilerine amaç edinen bu barışçı rahiplerin bulunduğu manastırda, hiç beklemedikleri bir rahip suç işlemişti. Üstelik bu rahip, özellikle de el yazmaları konusunda çok mahir, inanç sistemine hakim, Hıristiyanlık doktrini konusunda Vatikan’dakilere bile ders verebilecek nitelikte biriydi.

Ayrıntılarını bilmediğimiz bu suç, öylesine büyük bir suçtu ki, manastırda toplanan rahipler mahkemesi, onun ölümüne hükmedecekti. Üstelik bu ölüm, canlı canlı duvara gömülmesiyle yapılacaktı.

Rahip, suçunu inkar etmemişti. Ancak bir isteği vardı. Verilecek her cezaya bu büyük suçun ağırlığı ilekatlanabilirdi. Tek isteği, ölüm cezasından affı olacaktı. Bunun için manastır yönetimine bir öneri de götürmüştü: "Eğer ölüm cezası iptaledilirse, o da bir gece içinde dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük el yazması İncil’i yazacaktı."

Üstelik bu İncil, öyle sıradanEski ve Yeni Ahid’i bir araya getirmekle kalmayacak, Benediktus rahiplerinin hayata bakışını ve de Çek tarihini de içerecekti. Ayrıca rahip, M.S. 1. yüzyılda yaşamış tarihçilerden Josephus Flavius’un Yahudiler tarihini, o zamana kadar var olan azizlerin listesini, Hıristiyanların en önemli bayramlarından olan paskalya bayramının nasıl hesaplanması gerektiğini de aynı yerde toplayacak, ciddi, teolojik bir kaynak olacaktı.

Bütün hayatlarını tek bir slogan üzerine inşa etmiş [51] siyah ve upuzun cüppeleri ve kafalarında gözlerini örten kukuletalarıyla manastır rahipleri, bu öneriyi hemen kabul etmişlerdi. Öneri, her biçimiyle oldukça cazipti. Manastırın bir rahibi, eğer imkansızı gerçekleştirerek -ki bunun için bir mucize lazımdı- bir gecede dünyanın en büyük el yazmasını yazabilirse, bu, manastır için de olağanüstü bir övgü anlamına gelecekti. Yazamadığı taktirde -ki bu, çok büyük bir ihtimaldi- zaten öldürülecekti.

Suçlu papaz, kendisi için hazırlanan hücrenin yerine, penceresiz bir odaya götürüldü. Odanın tam ortasına oturmuştu. Üzerinde renk renk mürekkepler ve ciltlerce kitabı yazmaya uygun, ince bir şekilde tabaklanıp katlanmış eşek derileri hazırlanmıştı. Manastırdakiler için en uzun, başarılması en imkansız bir işe canını kurtarmak için talip olan papaz için ise en kısa o gece, kilitli kapılar ardından içeriye çığlıklar, tuhaf bağırışlar dışında hiçbir ses gelmiyordu. Manastırdakilerin içeride neler olduğuna dair hiçbir fikirleri yoktu. Üstelik anlaşmadan dolayı sabaha kadar kapılar açılmayacaktı.

Sabah, güneşin doğmasıyla beraber kapılar açıldı. Manastırdaki tüm rahipler içeri girmişlerdi. Suçlu rahip, perişan bir halde taşların üzerinde yarı baygın yatıyor, masanın üzerinde ise hala paha biçilemeyen, dünyanın en kısa sürede yazılan muhteşem kitabı duruyordu. Diğer rahipler, saygı ve hayranlıklabu harikulade renklerle bezenmiş oılağanüstü kitabı karıştırmaya başlamış, İncil’deki kutsal satırları okuyorlardı. Birden çevrilen sayfalardan birinde, inançlı insanların en büyük düşmanıyla burun buruna geleceklerdi. İncil’in ortalarında bir yerde, tam bir sayfa boyutlarında, boynuzlu ve çıplak bir şeytan gözlerini dikmiş, rahiplerin tam gözlerinin içine bakmaktaydı.

Tanrı’nın sözü olan bu kutsal kitabın içinde bu resmin işi neydi? İşte hikaye, bu andan itibaren daha ilginç bir şekil alacaktı. Suçlu rahip, canını kurtarmak pahasına büyük bir iddiada bulunmuştu. Kendisinin talip olduğu bu iş, bu kadar kısa süre içerisinde asla yapılamayacak bir şeydi. İşte rahip, bunu anladığında yardıma çağırdığı isim, Lucifer, yani Şeytan’dı. Bu çağrıya anında yanıt veren Şeytan’ın ise yardım için iki şartı vardı: "Suçlu olan rahip, ruhunu kendisine satacak ve İncil’in sayfalarından birine onun resmini çizecekti." Gece boyunca süren pazarlık, güneş doğmaya başlarken sona erdi. Ölümden kurtulmak isteyen rahip, Şeytan’ın isteklerini kabul etmişti.[47]

Şeytan Kilisesi

Anton La Vey, şeytanın kutsal kitabında "Şafak söktü, gecenin içinde yeni bir ışık yandı. İblis bir kez daha dirildi; Şeytanın çağıdır bu! Şeytan bütün dünyayı yönetiyor. Haksız olanların tanrıları ölmüştür. Sihrin ve tekelenmemiş bilgeliğin sabahıdır bu. Beden öncelik kazanıyor ve şeytan adına yüce bir kilise kurulacaktır. İnsan aklı kurtuluşu için kendini inkar etmeyecek ve bilinecek ki bedenin ve yaşayanların dünyası, bütün zevklerin en yüce hazırlayıcısı olacaktır" [52] diyerek, yeni bir dönemin başladığını ifade etmiştir.

La Vey ve taraftarlarının şeytanı, kurulu düzene ve kitaplı dinlere karşı çıkan, herşeyin başını ve sonunu sadece ve sadece dünyada halleden, inanç düşmanı bir anarşisttir. Buhranlarla yüz yüze kalmış bir topluma, kendini uyuşturuculara teslim eden sorunlu bir çocuğa çekici gelen bir süper kahramandır.[53]

Lavey’in Şeytan Kilisesi adıyla kurduğu satanist gruptan ayrılanlar, 1975’te Mısır dinindeki kötülük tanrısı Set’i tanrı kabul ederek, Set Tapınağı’nı kurdular ve satanizm, bundan sonra eski gücünü ve etkinligini yitirmeye baslamıstır.[54]

Satanizm

Kısaca, “Şeytan’a tanrı diye tapınmak” şeklinde de ifade edilen Satanizm’in tanımlarından bazıları şöyledir: “Satanizm, Şeytan’a, diğer bir ifadeyle Yahudi-Hıristiyan geleneği tarafından Tanrı’nın tam karşısında mutlak kötülük veya mutlak kötülüğün temsilcisi olarak tecessüm ettirilen şahsiyet veya prensibe ibadet etmek demektir. Aynı zamanda bu ibadet, Yahudi-Hıristiyan dinî tahakkümüne karşı bir başkaldırı hareketi olarak da tanımlanmaktadır”.

“Satanizm, Katolik Hıristiyanlığına karşı aşırı isyankar gruplar tarafından değişik zamanlarda uygulanmış olduğu söylenen, Şeytan’a tanrı diye tapınma faaliyetidir”

Yapılan tanımlardan da anlaşılacağı gibi Satanizm, Şeytan’a tanrı diye tapınma faaliyeti adı altında Yahudi-Hıristiyan geleneğine, Yahudi-Hıristiyan dinî tahakkümüne ve özellikle de Hıristiyanlığa karşı başlatılan bir reaksiyonun adı olmuştur. Buna “Modern Protesto Hareketi” demek de mümkündür. Bugün geldiği nokta itibariyle bu hareket, başta Hıristiyanlık olmak üzere, bütün dinlere ve dinlerin ortaya koymuş olduğu kutsal değerlere karşı bir başkaldırıyı temsil etmektedir. Dolayısıyla Satanizm, Şeytan’ın en önemli özelliği olan muhalefet ve başkaldırıyı esas alarak, dinin ve dinî olan her şeyin karşısında; fakat Tanrı’nın karşısında olanın, yani Şeytan’ın ve onun temsil ettiği şeyin yanında yer alma hareketidir. Kısaca belirtmek gerekirse, Satanizm bir “tepki hareketi”dir.

Satanizm’i bir düşünce ve anlayış biçimi olarak benimseyen Satanistlerin, “Şeytan’ın kötü bir varlık, Allah’a karşı gelen bir isyankâr, O’nun huzurundan kovulmuş bir baş melek ve Tanrı’nın ve Hıristiyanlığın düşmanı olduğunu bile bile ondan yardım diledikleri söylenmektedir. Çünkü onlar, Tanrı’nın insan ırkını yanlış yola saptırdığını iddia etmişlerdir. Dolayısıyla bu grup, Tanrı’nın düşmanı olan Şeytan’la bilinçli olarak ittifaka girmiş ve ona, gerçek tanrıya karşı bir muhalefet anlamına gelen âyinlerle tapındıklarını göstermeye çalışmışlardır” [55]

Satanizmin Tarihçesi

Satanizm’in ortaya çıkış tarihi ortaçağlara kadar götürülmekte ve ortaçağ büyü uygulaması ve büyücüleri ile irtibatlandırılmaktadır. Anlatıldığına göre büyücüler, 14 ila 16. yüzyıllar arasında, dinden dönenlerle birlikte, Şeytan’a tapınmakla suçlanmışlar ve muhtemelen baskı ve işkence yoluyla Şeytan’a taptıklarını itiraf etmek zorunda bırakılmışlardır. Diğer taraftan, ortaçağ engizisyon mahkemesi üyeleri ve önceki asırların büyücü avcıları, halkı, Şeytan’a tapanların her yerde bulunduğuna ve bu kimselerin onların mutluluğunu ciddi olarak tehdit eden bir tehlike gibi gördüklerine inandırmaya çalışmışlardır.

Ayrıca, 15. yüzyılın ortalarından 18. yüzyılın başlarına kadar, büyücü avcılarının zirvede olduğu yaklaşık 250 yıllık dönem boyunca bir taraftan bu tartışmalar devam ederken; diğer taraftan, bir kısım Şeytan’a tapınma hâdisesinin, Hıristiyan Kilisesi’ne karşı baş kaldıranlar arasında bir meydan okuma şeklinde gerçekleştirilmiş olabileceği kaydedilmiştir.

Bütün bunlara rağmen, Satanizm’in teşkilatlı bir faaliyet olarak 17. yüzyıldan çok daha önceleri mevcut olduğuna dair güvenilir bilgilere rastlanmamıştır. Bununla beraber, 17. yüzyıl gibi erken bir dönemde Katolik Kilisesi, papazlardan bir kısmını, Ekmek-Şarap Âyini’nin büyüsel gücünü kötü maksatlarla bozmakla itham etmiştir. Yine 17. yüzyılda Satanik faaliyetler, papaz rütbesi ellerinden alınmış kimselerin veya ahlâksız papazların nezaret ettiği Şeytan’a tapınma âyininin (black mass) büyüsel/seksüel merasimlerine düşkünlük gösteren Hıristiyanlar tarafından yönetilmiştir”.

Şu halde, Hıristiyan din adamlarının ve Kilise yetkililerinin, ortaçağ zihniyetiyle ve tekelci bir anlayışla din adına yapmış oldukları bazı yanlış uygulamalar, insanların bir kısmını Kilise’ye ve onun temsil ettiği din anlayışına karşı tavır almaya sevk etmiştir. Öte yandan Satanizm’in önde gelenlerinin ifadelerine göre, Hıristiyan din adamları, özellikle günahkârları devamlı olarak Şeytan’la korkutmuşlar ve günah işlemeye devam etmeleri halinde Şeytan’ın onların rûhuna hâkim olacağı düşüncesini yaymaya çalışmışlardır. Hıristiyan din adamlarının bu tür tutum ve davranışları insanlardan bir kısmının -sırf bir tepki sonucu olarak-Şeytan’ın yanında daha çok yer almasına sebep olmuş ve böylece Şeytan âdeta kahramanlaştırılmıştır. Nitekim, Modern Satanizm’in kurucusu ve mensupları arasında "Kara Papa" olarak da bilinen Anton Szandor LaVey’e göre Şeytan, Kilise’nin ve dolayısıyla Hıristiyanlığın uydurmasıdır.[41]

Şeytanla Mücadele

Kurân-ı Kerîm’de cihat kelimesi, Allâh’ın rızasına uygun olarak yaşama çabası, Allâh yolunda mal ve can ile çalışma, mücadele etme ve savaş, muharebe anlamlarında kullanılmıştır. Cihadı konu alan âyet ve hadislere bakıldığında, cihad’ın sadece savaşı ifade etmeyip, hemen hemen hayatın her safhasıyla ilgili iyilikler yolunda gayret etme, çalışma ve kötülüklerle mücadeleyi kapsadığı görülür. Hz. Peygamber “(Gerçek) mücâhid nefsiyle savaşandır" buyurmuşlardır. Buna göre cihat; hayatın gayesi olarak Allah’a kulluk etmek, bu uğurda nefsin meşru olmayan arzularına karşı koymak ve şeytanla mücadele etmek, Allah ve Rasûlünün koyduğu evrensel ölçülerin fert hayatında uygulanmasına, toplum hayatında da yaygınlaşmasına çalışmak, İslâm’ı tebliğ etmek, ülke ve Müslümanları her türlü tehlike ve haksız saldırılara karşı savunmayı içeren kapsamlı bir kavram olup; kalp, dil, el ve beşerî aksiyonun ortaya konulduğu her türlü alet ve araçla yapılabilen bir eylemdir, davranış biçimidir.[56]

İnsanın şeytandan kurtulması mümkün değildir. Peygamberimiz; “Her insanın kendine ait bir cini (şeytanı) vardır.” [57] “Doğan hiç bir çocuk yoktur ki kalbi üzerinde sinsi bir şeytan bulunmuş olmasın. İnsan, Allah’ı zikrederse geri çekilir, zikirden gaflet ederse vesvese verir. Bu, Allah’ın “elvesvâs el-hannâs” sözüdür.” [58] buyurmuştur.

Abdullah ibn Abbas, “el-vesvâs el-hannâs” ile ilgili olarak şöyle demiştir: “Şeytan Âdemoğlunun kalbi üzerine oturur. İnsan Allah’ın zikrini unutup gafil olursa vesvese verir. Allah’ı zikrederse geri çekilip siner.” [59]

Dolayısıyla insanın şeytan ile daima mücadele etmesi gerekir. Çünkü şeytan; insanlara amellerini süslü gösterir.[60] İnsanlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşır [61] ve onları azdırır.[62] İçki ve kumar vasıtasıyla insanlar arasında düşmanlık ve kin sokmak, namazdan ve Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. [63] İnsanları fakirlikle korkutur ve kötülükleri teşvik eder.[64] İnsanlara kötü düşünceler telkin eder.[65] Her türlü çirkin söz, fiil ve davranışları [66], kötülükleri, haramları ve küfrü emreder.[67] Söz verir, ümitlendirir ve aldatır.[68] İnsanların yaptığı kötülükleri, kötü sözleri, kötü fiil ve davranışları süslü, iyi, güzel ve cazip gösterir ve ümitlendirir.[69] Allah’ın zikrini ve gerçekleri unutturur.[70] Hak yoldan saptırır, [71] fitneye düşürür, azdırır, kişi ile kardeşi arasına fitne sokar.[72] Doğru yoldan uzaklaştırır, alevli ateşe, cehenneme çağırır ve böylece hüsrana sürükler.[73][74]

Satanizmle Mücadele

Bilgisayar, internet, kitap, dergi, broşür, kaset, CD, gibi teknik araçların yanında kadın, alkol, uyuşturucu maddeler, müzikli toplantılar bazı arkadaş grupları, eğlence partileri gibi araç-gereç ve ortamlarla gençler tuzağa düşürülmeye çalışılmaktadır. Gençler bilmediği gurupların içine girmemelidir. Anne - baba, kardeş Allah vergisidir. Bunları seçme iradesine sahip değildir. Ama arkadaş, Allah vergisi değildir. Arkadaşını insan kendi seçer.

Satanizme giren genç kız ve erkeğin geri dönüşü yoktur. Ya bu grup içinde hayatını sürdürür ya da intiharla bu gruptan kurtulabilir. Nitekim ülkemizde bu grubun içine girip de genç yaşta hayatına kıyan gençlere şahit olduk. Çünkü bu grubun içine girenler, değer yargısı olarak neyi varsa hepsini kaybeder. Ailesine ve yakınlarına çok yabancılaşır.

Yasin Suresinin 60-62. ayetlerinde Yüce Allah, “Ey Âdemoğulları! Size, ‘şeytana tapmayın, çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır,’ demedim mi? Ve ‘Bana kulluk ediniz, doğru yol budur,’ demedim mi? Şeytan, sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” buyruğuyla şeytandan ve şeytan ruhlu insanlardan uzak durmamızı emretmektedir. Buna rağmen şeytanla ve şeytan ruhlu insanlarla beraber olan insanlar, zararını yine kendileri bu dünyada fazlasıyla çekmeye başlamaktadırlar.[75]

Bugüne kadar yaşanan acı ve üzücü tecrübeler bir tarafa, bugün “Satanizm’in Türkiye Boyutu” noktasında yapılması gerekenler; bir kısım gençleri Satanist olmakla suçlamak veya şurada burada Satanist avına çıkmak ya da Satanist oldukları tespit edilmiş olanları suçlamak yerine, gelinen bu noktada ne yapmalıyız veya neler yapılmalıdır gibi sorulara cevap aramaktır. İşte bu noktada, devamlı gençleri suçlamak yerine, gençleri bu noktaya getiren sebepler üzerinde durmak, gençlerin tepki ve isyanlarına kulak vermek, haklı oldukları noktalarda onlara yardımcı olmak, haklı görülmedikleri hususlarda da niçin haklı olmadıklarını açıklayıp onları ikna etmek gerekmektedir. “Satanizm” konusunda yapmış olduğumuz bilimsel çalışma sonucunda elde ettiğimiz tespitler doğrultusunda tekliflerimizi şu şekilde sıralamak istiyoruz:

1– Her şeyden önce anne-babalar olarak çocuklarımıza sahip çıkalım. Onların maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçlarının da olduğunu unutmayalım ve çocuklarımızı manen de tatmin etmenin yollarını araştıralım.

2– İnsanın maddi ve manevi yönü olan iki kutuplu bir varlık olduğunu ve bir kimse ne kadar maddi imkâna sahip bulunursa bulunsun, eğer manevi yönden de tatmin edilmezse, bir süre sonra manevi tatmin arayışı içerisine gireceğini ve -Satanizm örneğinde olduğu gibi- bunun da kişiyi nerelere götüreceğini önceden kestirmenin zor olacağını unutmayalım.

3– Bütün insanların ortak ihtiyaç ve arzularından birisi de huzur ve güven içerisinde yaşamaktır. İnsanın en huzurlu ve mutlu olacağı yer de kendi âilesinin yanı ve yuvasıdır. Dolayısıyla kendi evinde ve âilesinin yanında aradığı huzuru bulamayanların bunu başka yerde bulması oldukça zordur. Öyle ise gençleri sokakta veya barlarda, kafelerde huzur ve mutluluk aramak zorunda bırakmayalım.

4– Bugün gençlerin bir kısmının içine sürüklendiği zararlı akımların sadece Satanizm’den ibaret olmadığını da hatırımızdan çıkarmayalım. Evet Satanizm’in tuzağına düşürülmüş olan bu gençler, bu ülkenin gençleridir. Ancak; sokaklarda, köşe başlarında, sur diplerinde, istasyon vb. yerlerde tiner çeken veya bally koklayan gençler de bu ülkenin gençleridir. O halde ülke gençlerinin tamamına sahip çıkalım ve gençlerimizi bütün zararlı akımlara karşı koruyalım. Zira dün tinerci veya ballici deyip geçtiğimiz bir gencin bugün Satanist olmayacağını kimse garanti edemez.

5– Gerek yapılan araştırmalar ve gerekse yaşanan olaylar, bu tür zararlı akımlara kapılan gençlerin genelde 13-25 yaş arasındaki gençler olduğunu göstermiştir. Aslında üzerinde durulması gereken en ciddi meselelerden birisi de budur. Hatta bugün en çok sorulan sorulardan birisi de; niçin özellikle bu yaş grupları arasındaki gençlerin intihara sürüklendiği veya bu tür akımlara meylettikleri sorusudur. Bilindiği gibi bu yaşlar, gençlerin ergenlik dönemine girdiği yaşlardır. Bu dönemde gençlerde bir kısım fizîkî ve ruhî değişiklikler de meydana gelmektedir.

Aynı zamanda bu dönem, pek çok gencin kimliğini, kişiliğini tam olarak oluşturamadığı, dolayısıyla kimlik ve kişilik problemlerinin en çok yaşandığı dönemdir. O halde bu dönem, gençlere özellikle sahip çıkılması gereken bir dönemdir. Daha doğrusu, pek çok gencimiz bu döneme hazırlıksız yakalanmaktadır. Yukarıdaki tespitleri de dikkate alarak demek istiyoruz ki; çocuklarımız henüz kendine gelip de yavaş yavaş bizim kontrölümüzden çıkmaya ve karşımızda konuşup bazı uyarı ve tavsiyelerimize aksi yönde karşılık vermeye başlamadan önce onlara sahip çıkalım. Bugün dünyanın pek çok yerinde eğitim yaşının yedi olduğunu ve bu yaşların -din eğitimi de dahil- her türlü eğitim için elverişli yaşlar olduğunu unutmayalım. Daha doğrusu, eğer bizler çocuklarımıza onların kanlarının kaynadığı ve en bunalımlı oldukları yaşlarda dînî eğitim vermeye çalışırsak, onlar adına yapılabilecek yanlışların en büyüklerinden birisini yapmış oluruz.

6– Herhangi bir dînî inanca sahip olalım veya olmayalım, şunu kabul etmek durumundayız ki Satanizmin inancı ilgilendiren bir boyutu vardır. Bize göre yanlış da olsa, intihar eden gençler bir inanç uğruna ölmektedirler. Dolayısıyla gençler şeytanla veya diğer bir ifadeyle Satanizmle tanışmadan önce onlara Allah inancının, devletin kontrolünde ve yine devletin tayin ettiği ehil kimseler tarafından sağlıklı bir şekilde öğretilmesi gerekmektedir. Ayrıca gençlere dînî konularda bilgi verirken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü din adına yapılan herhangi bir yanlış bazı kimselerin dine karşı tavır almasına, hatta dinin karşısında yer almasına sebebiyet vermektedir. Halbuki kimsenin din adına yanlış yapmaya hakkı yoktur. Nitekim Batı’da ortaya çıkan Satanist anlayışa Hıristiyan din adamlarının din adına yapmış oldukları yanlışların sebebiyet verdiği iddia edilmektedir.

7– Satanizm’in dini ve dinler tarihini ilgilendiren boyutu olduğu gibi, psikolojik, sosyolojik, hatta ekonomik ve hepsinden önemlisi de “Din Eğitimi”ni ilgilendiren boyutu da vardır. Bütün bunları göz önünde bulundurarak, meseleye çok yönlü bakmak ve ona göre çareler aramak durumundayız.[77]

Sonuç

Varlık âleminin gözle göremediğimiz üyelerinden olan melekler iyiliği, şeytanlar ise kötülüğü temsil etmektedirler. Cinler ise insanlar gibi iyilik ve kötülük yönleri olan varlıklardır. İlk insan Hz. Âdem yaratıldığında Allah, meleklere ve onların yanında bulunan İblis’e ona secde etmelerini emretmişti. Bütün melekler bu emri derhal yerine getirmişler, ancak İblis bundan kaç ınmıştı. Bu tavrı yüzünden Cennet’ten kovulunca, bu cezayı almasına Hz. Âdem’in sebep olduğu düşüncesiyle onu ve onun zürriyetini saptıracağına ant içmişti.

Hz. Âdem ve eşi Cennet’te yaşarlarken İblis bir şekilde onlara vesvese vererek Yüce Allah’ın kendilerine yasaklamış olduğu ağacın meyvesinden yedirmiş, böylece onları da Cennet’ten indirmeyi başarmıştı. İşte şeytanla (özel adıyla İblis) insanın ilk ilişkisi bu şekilde cereyan etmiştir. Artık insan ve şeytan arasındaki mücadele, yeryüzünde devam edecektir.

Şeytan, insanı aldatıp onu ebedi azaba sokmak istemektedir. O, bu gayesine ulaşabilmek için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Şeytan bu yöntemleri uygulamaya koyarken insanın nefsiyle işbirliği içerisindedir. Tüm bunlara rağmen şeytanın ihlâslı kullar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktur. Onun işbirliği yaptığı nefis, eğer irade zayıflığı içerisinde ise onun hâkimiyetine girmekten kurtulamayacaktır. Her konuda adil olan Yüce Allah, bu konuda da adilce bir davranışla şeytana vermiş olduğu silahları kullanma yetkisine karşın insana da bu silahlardan nasıl korunacağının yollarını göstermiştir. Artık gerisi insana kalmıştır; o, ya şeytanın sultasına boyun eğerek ebedi azapla cezalandırılacak veya bu yolları tatbik ederek kurtuluşa erenlerden olacaktır.[43]

Kaynaklar

[1] Mecâzü’l-Kur’ân, c.1, s.23.
[2] En’âm 112.
[3] Araf 20.
[4] A’raf 200.
[5] Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün, "Dinsel ve Mitolojik Yönleriyle Cin ve Şeytan Algımız", Kelam Araştırmaları 10:2 (2002), s. 25-26.
[6] Bakara 14.
[7] Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öztürk, "İblis’in Trajik Hikayesi -Allah, Şeytan, İnsan ve Kötülüğe Dair-", Ç. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, Ocak-Haziran 2005, s.40.
[8] İbrahim 22.
[9] Ahmet Suphi Furat, "Şeytan" , Şâmil İslam Ansiklopedisi, İstanbul-1997, cilt: IX, s. 493.
[10] Ebü’l-Fadl Muhammed b Mükerrem b. Ali el-Ensârî İbn Manzur, Lisânü’l-a‘rab, “ş-t-n” md., IV, 2265.
[11] Muhammed b. Ebû Bekir b. Abdulkadir er-Râzi, Muhtâru’s-Sıhâh, Beyrut 2004, s.178.
[12] A.Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur’ân, Baroda 1938, s.48, 187-190.
[13] Ali İbrahim, et-Terbiyet-ü vet’Ta’lim, Dar-u Amman, ts., s.1.
[14] Cevherî, es-Sıhah, “b-l-s-“ mad., III, s.909.
[15] İbn Manzûr, “b-l-s” md; Zebîdi, Tacu’l-Arûs, “b-l-s” md.
[16] İlyas Çelebi, "İslam İtikadında Şeytan Anlayışı" (yüksek lisans tezi), İstanbul 1985, s.19-20.
[17] İlyas Şanlı, "Kurana Göre Şeytanın İnsanı Aldatma Yöntemleri" (yüksek lisans tezi), Ankara 2008 s.141-142, 203.
[18] İlyas Çelebi, a.g.e., s.24.
[19] S.James Frazer, "The Golden Bough The Roots of Religion and Folklere-Altın Dal Dinin ve Folklörün Kökleri", (çevr; Mehmet H. Doğan), Payel Yayınları, İstanbul-2004, s.20.
[20] Elif Bulat, "Din Eğitimi Açısından Kurân’da Şeytan", s.19.
[21] Ö.Rıza Doğrul, "Yeryüzündeki Dinler Tarihi", İstanbul ty., 1963, s.36.
[22] Ali İhsan Yitik, "Hint Dinlerinde Şeytan", Milel ve Nihal (inanç, kültür ve araştırmalar dergisi), sayı:1, c:1, Aralık–2003, s:48.
[23] Abdulvehhap Aslan, "Kurân’da Şeytan Terimi" (yüksek lisans tezi), Van 1999, s.10.
[24] Aslan “Kur’ân’da Şeytan Terimi”, s.13.
[25] Soğdcadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Gabain, A. Von, "Eski Türkçenin Grameri", çev. Mehmet Akalın, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2007, s.259.
[26] Hikmet Tanyu, "İslamlıktan Önce Tanrı İnancı", İstanbul 1986, s.109-116.
[27] Müslim, Fiten 119; Ebû Dâvûd Melâhîm 15; Tirmizî, Fiten 66.
[28] Ali Osman Ateş, "Kurân ve Hadislere Göre Şeytan", İstanbul 1996, s. 104-195.
[29] İlgili hadisler için ayrıca bkz. Müslim, Fiten 119; Ebû Dâvûd, Edâhî 17.
[30] Hayrullâh Örs, "Mûsa ve Yahûdilik", İstanbul-1966, s.360.
[31] İbrahim Hilmi Karslı, "Kur’ân-ı Kerim’e Göre Şeytan ve İnsanla Olan İlişkisi", Ankara-1993, s.25.
[32] Salime Leyla Gürkan, DİA, XXXIX, s.102
[33] Nurettin Şentürk, "Hadislere Göre Şeytan", dergİabant (AİBÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi), Bahar 2015, Cilt:3, Yıl:3, Sayı:5, s.142-144.
[34] Araf 16-17.
[35] Hicr 39, Krş. Sâd 82.
[36] İsra 64-65.
[37] Araf 27.
[38] Doç. Dr. Remzi Kaya, "Kuran-ı Kerim’de İnsan-Şeytan İlişkisi", Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt:12, sayı:2, 2003, s.10-13.
[39] Fâtır, 35/5-6, Krş: Bakara, 2/168-208; En‘âm, 6/142; Yusuf, 12/5; İsrâ, 17/53; Yâsîn, 36/60-61; Zuhruf, 43/62; Kehf, 18/50; Tâhâ, 20/117.
[40] Günay Tümer – Abdurrahman Küçük, "Dinler Tarihi", Ocak Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1997, s. 119,121, 468.
[41] Ali Şeriati, "İnsan", s. 20.
[42] Haşr, 59/16; Enfâl, 8/48.
[43] İlyas Şanlı, a.g.e, s.107-108.
[44] Düalizm: varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eden bir düşünsel sistemdir. Bunlar, bilgi kuramında subje ve obje, ontolojide ruh ve maddedir. Böyle bir ikilemin ilk örneklerini Platon’da idea ve duyusal dünya, Aristoteles’te form ve madde kavramları olarak görürüz. Felsefede var olmak için başka bir şeye dayanması gerekmeyen şeyi, başka bir varlık türüne indirgenemeyen farklılığın ifadesidir.
[45] Johann Wolfgang Von Goethe, "Faust", Sosyal Yayınlar, çev. İsmet Zeki Eyüboğlu, İstanbul 2001, s.26.
[46] Johann Wolfgang, a.g.e., s.88.
[47] Bora İyiat, "Haşhaşilerden Gladyo’ya Gizli Ötgütler - İlluminati", Kripto, Ankara 2014, s.123-129.
[48] bkz. N. Micklem, Religion, O.U.P. Londra, New York, Toronto 1950, s. 126.
[49] Bkz. Şuâra, 26/208-209, Yunus, 10/44.
[50] Dr. Hasan Tahsin Feyizli, "Kuran Persfektifinden Put Edinme ve Putlaş(tır)ma Psikolojisi", Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 2015/1, Sayı:21, s.298.
[51] "Ora et Labora", yani "Dua et ve çalış".
[52] Giovanni Scognamillo - Arif Arslan, "Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Şeytan", Karizma Yayınları 2002, s. 39.
[53] Yrd. Doç. Dr. Nasuh Günay, "Şeytana Tapmada Modern Yol Satanizm", s.117-118.
[54] Elif Bulat, "Din Eğitimi Açısından Kuran’da Şeytan Kavramı" (doktora tezi), Marmaar Üniversitesi, İlahiyat Anabilim Dalı, İstanbul 2006, s.175.
[55] Prof. Dr. Ahmet Güç, "Satanizm Misyonerliği ve Kimliğini Arayan Gençlerimiz", s.39-41.
[56] Dr. İbrhim Paçacı - Dr. Yaşar Yiğit, "İslam’a Göre Cihat ve Terör", Diyanet Aylık Dergi, Ocak 2002, sayı: 133, s.23.
[57] Darimi, Rikak, 25.
[58] İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, No: 34774; Taberi, Nas, 114/4
[59] Hâkim, el-Müstedrek, No: 3991; Taberi, Câmiu’l-beyan, Nas, 114/4.
[60] Nahl, 16/63; Enam, 6/43, 137; Enfal, 8/48; 27/24; Ankebut, 29/38.
[61] Araf, 7/17.
[62] Sad, 38/82.
[63] Maide, 5/91.
[64] Bakara, 2/268.
[65] Enfal, 8/11.
[66] Bakara, 2/268; Nur, 24/21.
[67] Nur, 24/21; Haşir, 59/16.
[68] Nisa, 4/120.
[69] Enam, 6/43; Enfal, 8/48; Nahl, 16/163; Neml, 27/24; Ankebut, 29/38; Muhammed, 47/25.
[70] Mücadele, 58/19; Enam, 6/68.
[71] Nisa, 4/60; Araf, 7/30; Hac, 22/4; Neml, 27/24.
[72] Araf, 7/27, 175, 202; Yusuf, 12/100.
[73] Nisa, 4/60; Yusuf, 12/105; İsra, 17/53; Lokman, 31/21; Fatır, 35/6.
[74] Doç. Dr. İsmail Karagöz, "Şeytanın Telkini: Vesvese", Diyanet Aylık Dergi, Mayıs 2015, s.52.
[75] Kadir Keskin, "Satanizm Ayinleri" (köşe yazısı).
[76] M.J.L.Young, "Kuran’da Kötülük İlkesinin Ele Alınışı", çev. Arş. Gör. Süleyman Gezer, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. II, sayı: 3, 2003/1, s.175-176.
[77] Prof. Dr. Ahmet Güç, "Satanizm: Şeytana Tapınmanın Yeni Adı", Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2004, s.268-269.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Çetin, 03.10.2017, 18:10 (UTC):
Akhenaton : Şehvet hissi ve karşı koymak ile ilgili bir yazı paylaşır mısınız?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46844787 ziyaretçi (119809916 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler