Apis Öküzü
 
Apis Öküzü, Ox Apis

Apis Öküzü

Hazırlayan ve Yeniden Redakte Eden: Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Not: Bu yazıda hem İslâmî hem de İslâmî olmayan kaynaklardan yararlanılmıştır.

Eski Mısır’da tapılan canlı hayvanlar olmuştur. Bunların en başlıcası ve şöhret sahibi olan, Apis öküzü’dür.

Apis öküzü, başında üçgen şeklinde beyaz bir alameti olan, beyaz lekelere sahip siyah renkli bir öküzdü. Kültünün merkezi Memphis’ti. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise “skarabe” işareti bulunması; aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu.[1]

Bu siyah renkli öküze Mısır dilinde “Hapi” denirdi. Başlangıçta Nil tanrısı Hapi biçiminde olan Apis, muhtemelen bereketle ilişkili bir tanrı kabul edilirdi.[2]

Aslında Apis, verimlilik tanrısıydı. Güneş diski ve “uraeusserpent”ten oluşan boğa tacıyla betimleniyordu.[3]

Eski Mısır’da güneş diski ve kıvrılmış kobra suretlerini taşıyan bir boğa şeklinde tasavvur edilirdi.[2]

Apis öküzleri, Eski Mısır’da tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülürdü. Ancak, insanlar adına tanrı ile aracılık yapan diğer hayvanlardan farklıydı. [1]

Bu öküz, Memfis’in ilahı Ptah’ın bir canlı örneği sayılır ve onun bu hayvanda yaşadığına inanılırdı. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise hamam böceğine benzeyen bir işaret bulunması şarttı. Aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu. Bu şartlara uyan Apis öküzü, Ptah Tapınağı’nın karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafından bakılır ve beslenirdi.

Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çıkarılan bu kutsal sayılan öküzün her hareketinden rahipler bir anlam çıkarırdı. Bu hayvan ölünce Mısırlılar tarafından büyük bir matem olurdu. Ama yenisinin meydana çıkışı, büyük sevinçle karşılanırdı.

Ölen öküzler, mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yeraltı galerilerindeki lahitlere konulurdu. İsis-Apis olan bu hayvan için, “Serapeum” denilen mabette ayinler yapılırdı. Ölen öküzün yerine yenisi geçirilerek totem hayvan yaşatılmış olurdu.[4]

Tarihçe

Hitit öncesi Anadolu'da yaşayan ulusların Seriş ve Hurra adını taşıyan tanrı boğaları vardır. Ancak bu mitolojik inançlar arasında en ilgi çekicisi hiç şüphesiz Eski Mısır'a aittir. “Apis Öküzü” adı verilen ve tanrının ruhunu taşıdığına inanılan hayvan, bu yönde çok güzel bir örnek oluşturur.[5][6]

Âlemin yaratılıştan önceki halini remzeden ve önce Hindistan'da zuhur edip oradan da Yunanlılara geçen ve Yunan mitolojisinde önemli bir yer kaplayan aynı zamanda Japonlarda da görülen kozmik yumurta meselesinde Japon’ların yumurtayı kırdığını farz ettikleri boğaları, Mısırlıların Apis öküzü, Yahudilerin Mısır'dan kaçarken taptıkları altın boğa, tümü Sevr burcuna işaret olup bütün bu mezheplerin esası da “Bâal” a da “İl” denen güneşe tapmaktan ibarettir.[7]

Eski Yunan mitolojisinde ırmak tanrı Inakhos ile Melia adında bir ırmak perisinin oğlu olan ve Peloponnesos efsanelerinde ilk insan olarak geçen Phoroneos ile ırmak perisi Teledike’nin oğlu olarak geçen Apis, kendisinden sonra “Apia” adını alan Peloponnesos’ta iktidarı babasından aldıktan sonra, zorbaca davrandığı için öldürüldü. Bunun üzerine tanrılaştırılarak “Serapis” (Sarapis) adı altında ibadet görmeye başladı. Apis, Eski Mısır’da tanrı Ptah’ın habercisi olarak tapınılan boğaydı. Öldükten sonra “Serapis” olarak tanrılaştırılmıştı.[8]

Apis öküzü, Eski Mısır’da kâinatın yaratıcısı, Memphis kentinin koruyucu tanrısı ve zanaatkârların baş tanrısı olduğuna inanılan “Ptah”ın tekrar dünyaya gelmiş hali olarak kabul ediliyordu. Logo tasarımında, M.Ö. 664–323 yapılmış olan bir Mısır heykelciğinden stilize edilmiştir. Heykelin üzerindeki süslemeler hayatın iki eş yarısını, gündüz ve geceyi, yaşam ve ölümü simgelemektedir.[9]

Apis Öküzü Osiris ile özdeşleştirilmiş olsa da, öküze tapılması Mısır’ın çok daha erken dönemlerine uzanmaktadır. Osiris, eski krallığın son dönemlerinde tapınılmaya başlanan tanrıdır, oysa ki Apis öküzü’nden ilk hanedanlıktan bile daha erken dönemlerde bahsedilmiştir. Yine de Apis Öküzü'ne Osiris olduğu düşünülerek tapılmış ve Osiris’in ruhunun bir simgesi olarak görülmüştür.[1]

Boğa, Mısır’da Apis, Osiris ve Serapis; Sümer’de Dumuzi; Babil’de Temmuz ve Kenan’da Baal’dir. Nitekim Süleyman sonrası dönemde yönetime gelen Yeroboam, bu boğaların iki tanesinin heykelini dikecektir.[10]

Eski İran’da Mazdeizm’in çıkışı da öküz ve ineklere bağlanıyordu. Göçebeler öküz ve ineklerin değerini bilmiyorlar, onları horluyorlardı. Öküzün ruhu, içine düştüğü kötü durumu gökyüzüne haykırmakta, bir koruyucu bulmak için yalvarmaktaydı. İşte Zerdüşt, böyle bir ortamda bir tarım reformcusu olarak ortaya çıktı ve Mazdeizm’i ekonomik ve toplumsal bir temele oturttu.[2]

Büyük İskender, Mısır’a girişi esnasında Pelusium’da Mısırlılar tarafından bir kurtarıcı gibi karşılanmıştır. Halkın kendisini sevdiğini düşünen Büyük İskender, Mısır’ın başkenti Memphis’te Mısır tanrılarına ve kutsal Apis’e kurbanlar kesmiştir. Mısır’ın dini inançlarını koruyan Büyük İskender, Pers İmparatorları Kambyses ve III. Artakserkses’in öldürdükleri Mısır’ın kutsal hayvanı Apis’e de saygıyla yaklaşmıştır.[11][12][13] Amon inancına olan bu saygısı, rahipleri çok etkilemiş ve onu "Amon’un Oğlu" olarak bir tanrı gibi kutsamışlardır.[3]

Kuran ve Tevrat’ta Apis Öküzü

Kurân-ı Kerîm'de Apis öküzünden kısaca şöyle bahsedilir;

“(Tur'a giden) Musa’nın arkasından kavmi, ziynet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular. Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız! Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: ‘Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?’ dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun’un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): ‘Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!’ dedi.” [14]

Hikâyenin devamını Eski Ahit’ten (Tevrat'tan) dinleyelim;

“Halk, Musa'nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun'un çevresine toplandı. Ona, ‘Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap’ dediler, ‘Bizi Mısır’dan çıkaran adama, Musa’ya ne oldu bilmiyoruz!’ Harun, ‘Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin.’ dedi. Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Harun’a getirdi. Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı buzağı biçiminde dökme bir put yaptı ve onlara dönüp ‘Sizi Mısır’dan çıkaran Tanrınız budur!’ dedi. Harun, bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, ‘Yarın RAB’bin onuruna bayram olacak’ diye ilan etti. Ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Sonra oturup yediler, içtiler, kalkıp âlem yaptılar. RAB, Musa'ya, ‘Aşağı in’ dedi, ‘Mısır’dan çıkardığın halkın baştan çıktı. Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. ‘Ey İsrailliler, sizi Mısır'dan çıkaran ilahınız budur!’ dediler.’ RAB, Musa’ya, ‘Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum.’ Dedi. ‘Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni büyük bir ulus yapacağım.’ Musa, Tanrısı RAB’be yalvardı: ‘Ya RAB, niçin kendi halkına karşı öfken alevlensin? Onları Mısır’dan büyük kudretinle, güçlü elinle çıkardın. Neden Mısırlılar, ‘Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısır’dan çıkardı’ desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten. Kulların İbrahim’i, İshak’ı, İsrail’i anımsa. Onlara kendi üzerine ant içtin, ‘Soyunuzu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Söz verdiğim bu ülkenin tümünü soyunuza vereceğim. Sonsuza dek onlara miras olacak’ dedin.’ Böylece RAB halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti.” [15][16]

Tevrat’ın “Exodus” (Mısır’dan Çıkış) bölümünde buzağıyı yapan kişinin Hz. Harun olarak betimlemesine karşı, Kuran-ı Kerim’de bu kişinin Hz. Harun değil Sâmirî adında farklı bir kişi olduğu belirtilir:

“Allah: ‘Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.’ dedi. Hemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: ‘Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaat ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazap inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?’

Onlar dediler ki: ‘Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı.

Nihayet Sâmirî, onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: ‘İşte sizin de, Musa'nın da ilâhı budur, ama o unuttu.’ dediler. Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.

And olsun ki Harun, daha önce onlara: ‘Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân’dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin’ demişti. Onlar, (cevap olarak şöyle) demişlerdi: ‘Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz.’

(Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: ‘Ey Harun! Bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu? (Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin?’

Harun: ‘Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin ‘İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın’ diyeceğinden korktum.’ dedi.

(Hz. Musa bu defa Sâmirî'ye dönerek) ‘Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?’ dedi. Sâmirî: ‘Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi.’ dedi.

(Musa ona şöyle) dedi: ‘Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, ‘benimle temas yok’ diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkûm olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız.’.” [21]

Hz. Musa’nın İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkardıktan sonra, Tur Dağı’na gitmesinin ardından Sâmirî’nin tanrı niyetine bir put olarak yaptığı buzağıdan da anlaşılıyor ki [22] Yahudilerde de topraklarında asırlar boyu yaşadıkları Mısırlılar gibi bir kutsal boğa inancı vardı. Sâmirî’nin icat ettiği buzağı olayı da bunun açıkça ipuçlarını verdiği gibi, Musa kavmi, o zamana kadar “bakara”yı mukaddes bir hayvan görüyor ve öyle kabul ediyorlardı.[17][18]

Bu yüzden Yahudiler, Hz. Musa, “Allah sizden bir bakara kesmenizi istiyor.” dediğinde “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” demişlerdi. (Bakara 67-71) Bu şaşkınlık, bakara/öküz kesme düşüncesinin Yahudileri nasıl irkilttiğini göstermektedir. Peki neden irkilmişlerdi? Firavun kavmi olan putperest Mısırlıların Apis öküzüne taptıkları ve boğanın, bunların en yüksek tanrılarını temsil ettiği, tarihî rivayetlerden olduğuna göre, sığır kurban etmek, o zaman İsrailoğulları üzerinde şiddetle hâkim olan Firavun kavminin taptığı tanrıları boğazlamak demek olacağı için, İsrailoğulları açısından Mısır’da iken, bir ihtilal anlamı taşıyan böyle müthiş bir emir, elbette kolayca yerine getirilebilecek bir emir ve tasavvuru mümkün bir iş değildi. Mısır’dan çıktıktan sonra bile yine bu buzağı meselesinin dinden sapma ve dalalete alet edilmesinden anlaşılıyor ki, Musa kavmi henüz sığır kesilmesini içine sindiremeyecek bundan memnun olmayacak, bunun Allah tarafından bir hayır vesilesi olduğunu kolaylıkla anlayamayacak bir durumda bulunuyordu.[17][19]

Apis Öküzü Festivali

Apis şerefine büyük insan topluluklarını Memphis’te bir araya getiren ve 7 gün süren festivaller düzenlenirdi. Rahipler, ciddi ve görkemli bir merasim alayıyla, öküze önderlik ederek kalabalığın arasından geçirirlerdi. Öküzün nefesini koklayan çocukların, gelecekteki olaylar hakkında kehanette bulunma gücüyle ödüllendirileceğine inanılırdı.[1]

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Apis
[2] ihya.org/kavram/kavramlar-ansiklopedisi/dt-5709.html
[3] “Grafik ve Fotoğraf – Sanat Tarihi Dönemleri” (ders kitabı), Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara 2011, s.19, 21.
[4] yeniislam.com/forum_posts.asp
[5] Orhan Hançerlioğlu,”İnanç Sözlüğü”, Remzi Kitabevi, İstanbul 1975.
[6] Altan Armutak, “Doğu ve Batı Mitolojilerinde Hayvan Motifi”, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakltesi Dergisi, 28 (2), s.417-418.
[7] Dr. Cavit Sunar, “İslam Felsefesi Dersleri”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1967, s.3.
[8] Prof. Dr. Bedia Demiriş, “İskenderiye ve Mouseion”, 2016-2017 Öğretim Yılı Güz Dönemi Klasik Filolojiye Giriş ders notları, s.6.
[9] novoturk.com/documents/article_page/document/apis_okuzu.asp
[10] Doç. Dr. Cengiz Batuk – Mevlüde Köroğlu, “Bir Yahudi Tanrıçası Olarak Aşera”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016, sayı: 41, s.26.
[11] Flavius Arrianos, “(Aleksandrou Anabasis) İskender’in Seferi”, cilt: 3, Alfa Yayınları, İstanbul 2005, s.95-96.
[12] A. B. Bosworth, “Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri”, Dost Kitabevi, Ankara 2005, s.93.
[13] Mahmut Demir, “Makbûl İbrahim Paşa’nın Veziriazamlığı ve Mısır’daki Faaliyetleri”, Mediterranean Journal of Humanities, IV/1, 2014, s.99.
[14] Kurân-ı Kerîm, Araf Sûresi, 148-150. ayet
[15] kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?id=87&mc=1&sc=55
[16] Tevrat, Exodus (Mısır’dan Çıkış), 32:1-14.
[17] Elmalılı Hamdi Yazır, “Hak Dini Kuran Dili”, kuranikerim.com/telmalili/bakara1.htm
[18] Maurice Olender, “Cennetin Dilleri Tanrısal Bir Çift: Ariler ve Samiler”, (çev. Nevzat Yılmaz), Dost Yay., İstanbul 1998, s. 57.
[19] Yrd. Doç. Dr. Dursun Ali Tökel, “Kutsal Metinleri Anlamada Mitolojinin Rolü”, Milel ve Nihal (inanç, kültür ve mitoloji araştırmaları dergisi), cilt: 6, sayı: 1, Ocak – Nisan 2009, s.184-185.
[20] kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=5&sid=7
[21] Kurân-ı Kerîm, Taha Sûresi, 85-97. ayet.
[22] Kurân-ı Kerîm, Bakara Sûresi, 51. ayet.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: abdurrahman yördem, 02.02.2017, 12:06 (UTC):
uyarılarınız için ben de teşekkür ediyorum. daha dikkatli olacağım. sevgi ve saygılar.

Yorumu gönderen: Akhenaton, 02.02.2017, 00:18 (UTC):
Ve son olarak eklemek istediğim, bir yazıda eğer Kuran'dan bir ayet vermiyor, sadece Kuran'daki bir kıssaya telmihte bulunuyorsam, genellikle o kıssaya referans vermemeyi seçiyorum. Referansları ise genelde o paragrafın tamamı bir ayeti ya da ayetin bir parçasını oluşturuyorsa atıyorum. Eleştirileriniz ve katkılarınız için tekrar teşekkür ederim...

Yorumu gönderen: Akhenaton, 02.02.2017, 00:00 (UTC):
Devamı--> Bugün Batı’da Erich von Däniken’in “Tanrılar’ın Arabaları” kitabı ile başlattığı bir akım vardır ve bu akım, aslında kainatta Tanrı diye bir varlığın olmadığı, geçmiş peygamberlere gelen meleklerin aslında bir uzay aracından inen varlıklar/uzaylılar olduğu vs fikirleri öne sürerek ve özellikle Tevrat’ın Hezekiel Kitabı’nın ayetlerini çarpıtarak semavi dinlerin tüm kutsal kitaplarını aslında uzaylıların mesajı olduğu algısı yaratarak ya birçok insanın kiliseden ve Bible’den kopmasına ya da bu mesajları kabul eden marjinal kiliselerin doğmasına neden olmuştur. Bugün Türkiye’de de bu tür kutsal metinlere, özellikle Kuran’a bu tür anlamlar yüklemek isteyen gruplar var. Bakıyorsunuz bir Bilgi Kitabı’na, bakıyorsunuz İskender Türe’nin “Zülkarneyn Bir Uzaylı Mıydı” adlı eserine ya da websitelerindeki birçok çarpık teviller ortaya atanlara, -ki aralarında Kuran’ın bilimselliği ve evrenselliğine dikkat çekmek isteyen iyi niyetlileri de vardır- insanlarda kafa karışıklığı yaratmaktan ya da kafa karışıklığı yaratma amacında olanların ekmeğine bal sürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bugün sayın Türe’nin yaptığı şeyle Kuran’da mucize aramak adına belki de iyi niyetle yola çıkan ama vardığı nokta Tevbe Suresi’nin son iki ayetlerini reddetmek olan Edip Yüksel’in arasındaki fark ne?

Özetleyecek olursam, ben bu tür konular üzerine bir yazı hazırlamaktan, iyi niyetle yola çıkıp yanlış bir şeye vesile olmaktan çekiniyorum ve Kuran ve bilim hakkındaki düşünce ve görüşlerimi sadece Paltalk sesli sohbet odasındaki kafalarının asla karışmayacağından emin olduğum “kelam” konusunda deneyimli arkadaşlarla paylaşabiliyor ve fikir alışverişi yapabiliyorum…

Yorumu gönderen: Akhenaton, 01.02.2017, 23:51 (UTC):
Abdurrahman Bey, öncelikle eleştirileriniz ve katkılarınız için teşekkür ederim. Şunu belirtmeliyim ki, Kuran’ı Arapça olarak anlayabilecek ya da meal yapabilecek bir donanıma sahip değilim. Bu yüzden de sitedeki içeriklerin %90’ındaki mealler ya Elmalılı Hamdi Yazır’ın ya da Diyanet’in mealidir. Arapçaya sadece üniversitede 2 yıl haftada 1 saat ders olarak görmekten ya da lisedeyken Kahire Radyosuy’la 1 yıl boyunca uzaktan Arapça derslerine iştirak etmiş olmaktan başka bir yatkınlığım yok. Bana namaz surelerinin kelime kelime Türkçe karşılıklarını öğrenmiş olmam şimdilik yetiyor.

Geleneksel olarak biz de “Tur”, Süryanicede’ki bilinen “dağ” anlamını karşılıyor. Ama bunun dışında bu kelimenin ikinci ya da üçüncü anlamları hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim. Öte yandan bugün Kuran’daki bazı ayetleri geleneksel yani ilk anlamlarından çıkarıp özellikle teknolojik bir makineyi çağrıştıracak şekilde kullanmamın okuyucuda yaratabileceği kafa karışıklığı gibi tehlikelerden de çekiniyorum açıkçası.

Bugün kimi websitelerinde ya da bloglarda ayetlerde geçen kelimelerin geleneksel anlamından çıkarılarak bir “uzay aracı” (Nuh’un Gemisi ya da Zülkarneyn’e verilen “sebep” gibi), bir “ışın silahı”, bir “ışın silahı” ya da ne bileyim “elektirik ampülü” (Nur 35 mesela) anlamlar yüklenmesi, Kuran’ın mesajı hakkında bilgisi olmayan insanlarda sadece bir kafa karışıklığı yaratacak, okuyucunun zihninde “Allah, bir uzaylı mı?” gibi yanlış ve tehlikeli imajları istemeden de olsa bırakabilecektir.

Yorumu gönderen: abdurrahman yördem, 01.02.2017, 21:02 (UTC):

Mehmet Akif kardeşim, araştırmalarına ve makalelerine saygı duyuyorum. Hz. Musa ile ilgili makalelerde dikkatimi çekti hep "Tur dağına çıktığını" belirtiyorsun. senin gibi dikkatli birinin Kuran-ı Kerim'de hiç bir ayette "TUR"un dağ olduğu belirtilmediğini görmen gerekirdi diye düşünüyorum. dağ konusu meal ve tefsirlerde eskiden gelme bir gelenekle bu tekrar edilir. ancak "TUR" ile ilgili ayetler dikkatle incelendiğinde dağdan başka birşeyden bahsedildiği görülür.
nisa suresi 154.ayette "Kesin söz vermeleri dolayısıyla Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: 'Bu kapıdan secde ederek girin' dedik ve onlara: 'Cumartesi (günü) haddi aşmayın' da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık." Bakara 63 ve 93 te de bu konu bildiriliyor.
Meryem 52. ayette "Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık." yine Ta-ha 80. ayette "Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik."
ayetlere dikkatle bakıldığında sanki bir araçtan bahsediliyor. özellikle insan formunda elçilerin Peygamberlere geldiğini düşünürsek; bu aracın bu elçilere ait bir araç olduğunu insanı düşündürebilir. özellikle somut olarak yiyecek getirilmesi (kudret helvası, bıldırcın eti) esnasında "TUR" dan bahsedilmesi, kapıdan secdeyle girilmesi (Hz. Musa ile birklikte 70 kişinin birşeyler görmesi için geldiğini biliyoruz. Araf 175. ayet)
bu konuda bir makale yazmak istiyordum acaba yayınlarmısın merak ettim. cevaplarsan memnun olurum.
bu makalede eksik kalan kısım; makalede bahsettiğin Bakaranın kesilmesi konusundaki ayetleri (bakara 67-71) yazmaman. çünkü genelde okuyucu Kuran-ı Kerim mealini pek okumaz. bu yüzden elden geldiğince ayet meallerinin makalede geçmesini tavsiye ederim.
saygı ve sevgiler.

Yorumu gönderen: Akhenaton, 01.02.2017, 13:40 (UTC):
Merhaba. Eleştiriniz çok doğru ve yerinde... Dikkatiniz için teşekkür ederim. Makaleyi tekrar gözden geçirip bu iki farklılığı ön plana çıkaracağım... Şunu da belirteyim ki bu sitede hazırlanan makalelerdedeki hatalarının tümü, siz ziyaretçiler sayesinde düzeltilebilnektedir. Bu yüzden sitedeki tüm dikkatli ziyaretçilerimize teşekkür ederim...

Yorumu gönderen: fatma zehra, 01.02.2017, 11:42 (UTC):
biraz araştırın lütfen. Hz. Musa Turi Sina ya çıktığında buzağı heykelini yapan kardeşi Hz. Harun değil samiri denen şahıstır. Kur'an-ı Kerim de Araf değil Bakara suresinin mealine bakın. Burada sadece tevrattan alıntı yapılarak asıl kaynak olan Kuran arka plana atılmış heykeli yapan Hz. Harun olarak lanse edilmiş

Yorumu gönderen: Egilmem, 14.09.2009, 13:56 (UTC):
Apis öküzüne kur'an kitabında bakara denmektedir.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46138990 ziyaretçi (118655961 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler