Art Niyet
 

Art Niyet

Ayşegül Osmanoğlu

Anlamadığım bir şey var. İnsanlar tarafından diğer başka insanlara zor günlerinde yardım edilmesi ya da haksızlığa uğradığı zamanlarda destek verilmesi için illa ki bir menfaati mi olması gerekir? Bu kadar mı kirlendi her şey? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek her şeyi kenardan izlemek, daha mı bir kolay ve eğlendirici...

Hani derler ya, "İnsanlık, öldü mü?" Valla insanlık öldü mü bilmiyorum; ama can çekiştiği izlenimine kapılıyorum artık... Çoğu insanın elinde çamur, bulaştıracak yer arıyor. Çünkü onlara göre bir insan, başka bir insana destek veriyorsa; bu, karşılıksız olmaz. Bu devirde hiç kimse, hiç kimseye karşılığı olmadan günahını bile vermez... Neden peki? Sadece insan olduğu için, kader döngüsüne inandığı için, Allah rızasını bir Müslüman kardeşine yardım etmekte aradığı için olamaz mı?

"Sana karşılığında ne verdi de onu savunuyorsun? Böyle durduk yere kimse kimseye destek olmaz. Adama sorarlar: senin bundan çıkarın ne diye..."

Var tabii çıkarım, olmaz olur mu canım... Öyle ya, insan değilim ben. Merhamet, şefkat, vicdan duygusunu bir çeşit yemek sanıyorum. Tabii bir de bana Ay'da köşk vaat ettiler. Yanında da ölümsüzlüğü veriyorlar. Ben de "Bu, iyi bir kampanya. Kaçırmayayım bari..." dedim...

Art niyet; bir insanın işine gelmeyince başkalarına karşı büründüğü kara elbise...

Halk oyunlarımız, dikkatinizi çeker mi hiç? Hemen hepsinde erkekler ve kızlar, kol kola dans eder.. Yüzlerce yıl öncesinde bile olmayan art niyet, artık neredeyse uzayda yerleşmeye başlanılacak bu çağda, yaşamın her noktasında karşımıza çıkıyor. Bir erkek ve bir kadın, sokakta merhabalaşmaya bile imtina ediyor... Neden??? Çünkü biri erkek, biri kadın olunca; orada hemen art niyet aranıyor. Sürekli bir yasak ve sınırlama söz konusu. Eee, hal böyle olunca da  "Yasaklar, hep tatlıdır." misali bir bakıyorsunuz, lise çağında kızlardan kaçan kaçana... Sonra da bin pişman olarak geri dönüyor baba evine. Belki de tanısa, bir ay sonra hiç ilgilenmeyeceği bir insan, sırf yasak diye daha da cazip hale geliyor gözünde... Bunun ailelerin kültür seviyesi ile de çok alakalı olduğunu düşünüyorum. Çocuklarına erkek ve kızların aslında arkadaş olduğu, birbirleriyle konuşmakta arkadaşlık etmekte bir sakınca olamayacağını, ancak bunun belirli ölçüleri olduğunu anlatan ailelerde bu tür problemlere çok da sık rastlanmıyor. Ama kültür seviyesi daha düşük olan ailelerde, yani her şeyin yasaklandığı ve kötü görüldüğü ailelerde maalesef buna daha sık rastlanıyor. Aileiçi iletişimi bile etkileyen bir durumdur bu.

Çocuklarımızın pek çoğu, aileleri ile paylaşamadıkları konuları veya duygularını dışarıda onları anladığını düşünen insanlarla paylaşıyor. Böylece her türlü istismara kolayca açık hale geliyor. Bazen de başına gelen çok daha vahim olayları bir başına içlerinde taşımak zorunda kalarak hayata küsüyorlar. Ailenin düşündüğünün aksine, yani yasaklayınca problemlerin ortadan kalkacağına dair düşünceler, çok daha acı tablolarla önlerine geri dönüyor. Asıl en kötü tarafı, ailenin çocuğunu aslında hiç tanımadığı gerçeğinin ortaya çıkması oluyor..

Toplumumuzda kendine ait bir takım kurallar geliştirmiş ve ne dini nede hukuki dayanağı olmayan, tamamen kişisel olan bu kuralları dayatmayı kendine adeta iş edinmiş insanlar var. "Dervişin fikri neyse, zikri de odur." hesabı... Ve bu insanlar, kanserli hücre gibi çoğalıyor. Başta güven duygusu olmak üzere pek çok güzelliği çalıyorlar... "Ahlaksızlık" etiketi, en kolay, en ucuz ve maalesef en kalıcı izlerden...

Ne zaman bu tür insanlarla karşılaşsam, aklıma Halide Edip'in "Vurun Kahpeye" romanı gelir... Bu yaradılışta, yani her şeyde illa ki bir çıkar ilişkisi, bir menfaat ya da kendi gibi düşünmeyen insanları günah keçisi ilan etme sevdasındaki insanlar, gerçek ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzanmasına da kesinlikle engel olurlar... Öyle bir sindiriliyorlar ki, istismar edilen susar, katili gören susar, hırsızı gören susar, zulmü gören susar, haksızlığı gören susar...

Art niyetli, amacına ulaşmış olmanın, yani istediği fesat tohumlarını ekebilmenin rahatlığı ile yastığa başını rahat koyarken, sebep olduğu sıkıntıların insanlara yaşattığı zorluklar bile umurunda değildir... Hani ya şeytana pabucunu ters giydiren de işte bunlardır... Her şeyi bu dünyadan ibaret sanan, Allah'tan korkmadan insanlara canlarının istediği her türlü yaftayı yapıştırıp yanlarına kâr kalacağını düşünenlere de buradan bir uyarım olacak; geç kalmadan hatanızdan dönün... Tövbe edin, helallik isteyin... Gün gelip kafanızı tahtaya vurduğunuzda, geri dönüş bileti olmayan bir yolculuğa çıkmış olduğunuzu anladığınızda, bu haksızlıklarınızın telafisi olmayacak...

Ayşegül Osmanoğlu,
17 Haziran 2010 Perşembe.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36833518 ziyaretçi (102986960 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.