Ashab-ı Uhdud
 

Ashab-ı Uhdud

Prof. Dr. İbrahim Canan

Gönderen: Ayşegül

Hz. Süheyb (r.a) anlatıyor: Resulullah buyurdular ki: Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun birde sihirbazı vardı.  Sihirbaz, yaşlanınca krala; "Ben, artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de ona sihri öğreteyim." dedi. Kral da ona öğretmesi için bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir rahip yaşıyordu. Birgün giderken rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe rahibe uğruyor, yanında bir müddet oturup onu dinliyordu.

Birgün, delikanlı geç gelince sihirbaz, onu dövdü. Oğlan da durumu rahibe şikayet etti. Rahip, ona; "Eğer sihirbazdan dövecek diye korkarsan: ailem beni oyaladı de; ailenden korkacak olursan beni sihirbaz oyaladı de!" diye tembihte bulundu. O, bu halde devam ederken insanlara mani olmuş bir canavarla karşılaştı. Kendi kendine; "Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdâl, rahip mi efdâl" diye mırıldandı. Eline bir taş aldı ve; "Allah'ım, eğer rahibin işi sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür ve insanlar geçsinler!" deyip taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar, yollarına devam ettiler. Delikanlı, rahibe gelip durumu anlattı. Rahip, ona; "Evet, sen, bugün benden efdal (üstünsün)! Görüyorum ki yüce bir mertebedesin. Sen, imtihan geçireceksin. İmtihana mâruz kalınca, sakın benden haber verme!" dedi.

Oğlan, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Kralın gözleri kör olan arkadaşı, onu işitti. Bir çok hediyeler alarak yanına geldi ve "Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir." dedi. O da: "Ben, kimseyi tedavi etmem; tedavi eden, Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim; O da şifa verecek." dedi. Adam, derhal iman etti; Allah da ona şifa verdi.

Adam, bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral; "Gözünü sana kim iade etti?" diye sordu. Adam, "Rabbim!" dedi. Kral; "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam; "Benim de senin de Rabbimiz Allah'tır." cevabını verdi.Kral, onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, oğlanın yerini de gösterdi.

Oğlan da oraya getirildi. Kral, ona; "Ey oğul! Senin sihrin, körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!" dedi. Oğlan; "Ben, kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah'tır!" dedi. Kral, onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip getirildi. Ona; "Dininden dön!" denildi. O, bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi.Ona da; "Dininden dön!" denildi. O da imtinâ etti. Kral, onu da adamlarından bazılarına teslim etti. "Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman, tekrar dininden dönmesini talep edin; dönerse ne ala, aksi takdirde dağdan aşağı atın!" dedi. Gittiler, onu dağa çıkardılar. Oğlan; "Allah'ım, bunlara karşı dilediğin şekilde bana kifayet et!" dedi. Bunun üzerine dağ, onları salladı ve hepsi de düştüler.

Oğlan, yürüyerek kralın yanına geldi. Kral; "Arkadaşlarıma ne oldu?" dedi. Oğlan, "Allah, onlara karşı bana kifayet etti." cevabını verdi. Kral, onu tekrar adamlarına teslim etti ve; "Bunu bir gemiye götürün. Denizin ortasına kadar gidin, dininden geri dönerse ne ala, dönmezse onu denize atın!" dedi. Söylendiği şekilde adamları, onu götürdü. Oğlan, orada; "Allah'ım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et!" diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular.

Çocuk, yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral; "Arkadaşlarıma ne oldu?" diye sordu. Oğlan; "Allah, onlara karşı bana kifayet etti." dedi. Sonra krala; "Benim emrettiğimi yapmadıkça; sen, beni öldürmeyeceksin!" dedi. Kral; "O nedir?" diye sordu.Oğlan; "İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın. Beni bir kütüğe asarsın. Sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştirir ve: 'Oğlanın Rabbinin adıyla' dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan, beni öldürürsün!" dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra; "Oğlanın rabbinin adıyla!" dedi ve oku fırlattı. Ok, çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk, elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah'ın rahmetine kavuşup öldü.

Halk; "Oğlanın Rabbine iman ettik!" dediler. Halk, bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve; "Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz, başınıza geldi. Halk, oğlanın Rabbine iman etti!" denildi. Kral, hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral; "Kim dininden dönmezse, onu bunlara atın!" diye emir verdi.Yahut hükümdara "sen at!" diye emir verildi. İstenen, derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın, oraya düşmekten çekinmişti. Çocuğu; "Anneciğim sabret, zira sen hak üzeresin!" dedi. (Müslim, Zühd 73, (3005), Tirmizi, Tefsir, büruc, (3337))

AÇIKLAMA: Ashab-ı Uhdud, Kurân-ı Kerim'de temas edilen zalim bir zümredir. Büruc suresinin 4-10. ayetleri onlardan bahseder;

3,4,5. Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (müminleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.

6,7. O vakit, ateşin etrafında oturmuş, müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

8,9. Onlar müminlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah her şeye şahittir.

10. Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.

Uhdud, hendek demek olduğuna göre, Ashab-ı Uhdud, hendek sahipleri demektir. Kurân'da bu hendek sahiplerinin kimler olduğu, ne zaman yaşadığı tafsil edilmez. Daha çok onların mü'minlere dinlerinden dönmek için işkence yaptıkları belirtilir. Bunlar, içerisinde ateş yakılmış hendeklerin sahipleridir. Dinlerinden dönmeyen mü'minleri bu hendeklere atıp yakmaktadırlar ve karşıdan bu manzarayı vicdansızca vahşi bir zevkle seyretmektedirler. Ama, hiçbir zalim felah bulmadığı gibi, bunlar da felah (kurtuluş) bulmamış; ayet-i kerime, Ashab-ı Uhdud'un mahvedildiklerini belirtmektedir.

Müfessirler, Ashab-ı Uhdud ile ilgili on ayrı hikaye kaydederler. Hikayelere göre bu işkenceler;  Yemen'de, Mecran'da, Irak'ta, Şam'da, Habeşistan'da... Mecusiler, Yahudiler veya diğer bazı krallar tarafından icra edilmiştir. Kurân'ın genellemesi, hepsine hak verdirecek mahiyettedir. Sanki ayette bir hadiseye değil, bu çeşitten pek çok hadiseye işaret edilmektedir. Dolayısıyla, nakledilen hikayelerin farklı yerlerle ilgili olması, onların batıl olduğuna delil olmaz. Bilakis, ateş dolu hendeklerde mü'minlerin insanlık tarihi boyunca mükerrer kereler imha edildiklerini, yakıldıklarını ifade eder. ANCAK, Kurân-ı Kerîm'de öncelikle Kureyşliler tarafından bilinen bir hadiseyi nazara vermesi gayet tabiidir. Kurân, bunları tel'in etmekte, kötü akıbetlerini haber vemektedir. Bundan sonra gelip mü'minlere cehennemi azap verecek, zalim kafirlerin de aynı akıbete uğrayacakları, mü'minlere bildirilerek teselli verilmektedir.

Büruc suresinde anlatıldığı gibi Ashab-ı Uhdud olayı, her yerde ve her kuşakta insanları Allah'a davet eden müminlerin üzerinde durup düşünmesi gereken önemli bir hakikattir.

Kurân, müminler için yol işaretleri çizmekte ve gayb aleminde, örtüler altında Allah"â gizlediği, yol boyunca karşılaşmaları olası ihtimallere onların benliklerini hazırlamaktadır.

Uhdud ashabı, Rab"lerine inanmış ve imanlarını her şeyden yüce tutmuş bir cemaatin öyküsüdür. Bu müminler, "Hakk"a ve aziz, hamid olan Allah'a inanma özgürlüklerini insanların kendi onurları ile yaşama haklarını gasp eden; insanın Allah katındaki üstünlüğünü alaya alan, insanlara ettikleri dayanılmaz işkencelerle eğlenen, insanlar alevler içerisinde kıvrandığı sırada onların bu durumuna bakıp zevk alan sadist zalim, hain düşmanların baskıları ve işkenceleri ile karşılaştılar.

Bu kalplerdeki iman, o işkence ve baskılar üzerine yükseldi, kalplerdeki iman yaşamaya karşı zafer kazandı. Tağuti diktatörlerin tehditlerine aldırmadı, dinlerinden dönmeye yanaşmadılar. İmanları uğruna ateşte yandı ve öldüler...

Bu Ashab-ı Uhdud olayında müminlerin ruhu bütün korkulara, bütün tüm dünyevi acılara karşı; dünyanın ve dünya hayatının bütün albenilerine karşı; imtihana, işkencelere karşı, bütün çağlarda, topyekün insanlığın şeref duyacağı türden bir zafer kazanmışlardır. İşte asıl zafer, budur.

Nedenler farklı da olsa insanların tümü eninde sonunda ölür. Fakat insanların hepsi böylesi bir zafer kazanamaz; böylesi bir yüceliğe ulaşamaz.; böylesi bütün dünyevi bağlardan tamamen kurtulup mutlak özgürlüğü kazanamaz; böylesi yücelere, doruklara kanatlanamaz.

Yüce Allah, iman,itaat karşılığı, belalara sabretme, yaşamın dayanılması zor deneylerine, acılarına karşı sabretmenin bedeli olarak müminlere kalp dinginliğini vaat etmiştir:

“Onlar inanan ve Allah"ı zikretmekle kalpleri dinginliğe kavuşan kimselerdir. İyi bilin ki, kalpler ancak Allah"ı zikretmekle dinginliğe ulaşır.” (Ra'd, 13:28)

bu ödül, “Rahman” sıfatını taşıyan yüce Zât'ın sevgisinin ve hoşnutluğunun bir göstergesidir. Kurân, şöyle bildirmekte:

“İnanıp salih amel işleyenler için Rahman gönüllerde bir sevgi yaratacaktır.”

Bu ödül, ayrıca “Mele-i Ala” da anılmaktadır.

Resulullah şöyle buyuruyor:

“Bir kulun çocuğu öldüğünde Cenab-Hak meleklere: Kulumun yavrusunun canını aldınız mı? Diye sorar. Onlar da evet derler Cenab-ı Hak: Onun canının biricik meyvesini kopardınız mı? Diye sorar. Onlar da: evet cevabını verirler Bunun üzerine devamla Cenab-ı Hak: Bütün bu yaptıklarınız karşısında kulum ne söyledi.? Diye sorar. Onlar da şu cevabı verir: sadece hamdetti ve İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun (yani, Allah"tan geldik, ve yine O"na döneceğiz.) dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu emri verir meleklere: Bu kulum adına cennette bir köşk yapın ve adını “Hamd Köşkü” olarak koyun.” (Hadisi Tirmizi kaydetmiş)

Ashab-ı Uhdud (Bant Tiyatrosu)





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Halife, 29.04.2010, 18:56 (UTC):
video açılmıyor



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36810630 ziyaretçi (102945846 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.