Atatürk'ün Anıları
 

Atatürk

Atatürk'ün Anıları

Ağaç Sevgisi

Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor:
Çankaya köşkünde, bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben, bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Ata'nın geçeceği yolu kapladığını gördük. Ağacın bir yanı dik, bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım:
- Emredersiniz derhal keselim paşam.
Bir an yüzüme baktı, sonra:
- Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi keseceksin.[1]

Atatürk Ağlıyor

Ak saçlı bir ninenin ağzından: Yavrularım , siz bilmezsiniz, bir zamanlar “ köyümüze düşman geliyor! “ dediler. Biz pılıyı pırtıyı toplayıp göçebeler gibi yola düştük. Sinan paşa ovasında bir köye yerleştik.

Günler geçti. Bir gün düşman ansızın köye geldi. Artık gidecek başka bir yer olmadığından, düşman içinde kalmıştık. Bir sabah uyandığımız zaman uzaklardan top sesi geliyordu. “kurtulduk, kurtulduk!” diye sevince düştük. Tam bu sırada köyün öte başında dumanlarla beraber göklere alevler yükseldi. Köy yanıyordu. Her taraftan bağrışmalar geliyordu. Kimimiz yarı çıplak, kimimiz yarı yanmış, bir halde köyün koruluğunda yerleştik. Artık düşman da köyü terk etmişti.

Biraz sonra atlılarımız, ellerinde al bayraklar olduğu halde, yel gibi yoldan geçtiler. Bağırdık, durmadılar. Hepimiz yollara dökülmüş ağlıyor, sızlıyorduk. Derken karşı yoldan bir toz bulutu yükseldi. Hepimiz gözlerimizi oraya diktik.
Biraz sonra bir otomobil göründü. Ve yavaşlayarak yanımızda durdu. İçinden altın gibi saçlı, kalpaklı bir adam fırladı. Durdu. Gözlerini perişan durumumuza döndürdü. Uzun uzun, derin derin baktı. Bu sırada biz yanındaki subaylara sokulduk. Onlarda onun gibi bakıyordu. Bir tanesini çekerek:
- Bu adan kimdir? diye sorduk. Hafifçe:
- Mustafa Kemal, dedi.
O zaman hepimiz coştuk. Bu adı her zaman duyuyorduk.
- Paşam, bizi kurtar, kurtar!.. diye bağırdık. Ayaklarına kapandık. O, hala dalgın dalgın, başı yerde düşünüyordu. Birden doğruldu. Sağ eli havadaydı:
- Sizi bu şekle sokanlar cezalarını gördüler ve daha da görecekler!.. Diyerek elini şimşek gibi aşağıya indirdi ve o anda gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı.[2]

Bir Gün Yanılmışım

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” Emrinden ve büyük taarruz hazırlıklarından önceki günlerdeyiz.
Mustafa Kemal Keçiören'de yakın adamlarıyla Ankara'da son gecesini geçirdi. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:
- “Taarruz haberini alınca hesap ediniz. Onbeşinci gün İzmir'deyiz” demişti.
İzmir'den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:
- “Bir gün yanılmışım!” dedi.

Falih Rıfkı Atay

Bir Ressamla Konuşma

Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı'nı gösteren bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu. Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal'in "Bu tabloyu kimseye göstermeyin" demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı:
- "Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti, bizimde onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum." [3]

Bu Millete Herşeyi Öğrettim; Ama Uşaklığı Öğretemedim

Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral'a eğilerek :
- "Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!" dedi. Bütün sofradakiler Atatürk'ün zekasına hayran oldular. Atatürk garsona da "vazifene devam et" emrini verdi.

Büyük Adam Ölünce

Sene 1938, 10 Kasım... İstanbul Üniversitesi'nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesinde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar, yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer: "Efendim, mütereddidim. Acaba ne yapsam?" "Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın." İşte o zaman alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak: "Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki..." der.[4]

Dâhi Kime Derler?

Her zaman Atatürk onu sormaz veya sınava çekmez ya! Bir gün de, sofrada, neşeli bir zamanında Atatürk'ü sınava çektiler arkadaşlarından biri, sordu:
- Lütfen cevap verin bakalım; dahi kime derler?
Atatürk tereddüt etmeden ve kendisinin sınava çekilmesini yadırgamadan, cevap verdi:
- Dahi odur ki , ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik, der.[5]

Düşman da Kahraman

Birgün Çanakkale'ye giden bakanlardan birine Atatürk şöyle dedi:
- Orada Mehmetçik anıtının başında şehitleri anacaksınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere karşı siper etmeseydiniz, boğaz elden gider, İstanbul elden giderdi diyeceksin.
- Evet efendim.
- Çanakkale'de yalnız bizim şehitlerimiz yok. Bu topraklar üzerinde kanlarını döken insanları da o kahraman düşman savaşçılarını da saygıyla anacaksın.
Bakanın ricası üzerine bu son söylenecekleri Atatürk'ün kendisi hazırlamıştır. Nutuk şudur:
"Bu memlekette kanlarını döken kahraman, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz; evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evladımız olmuşlardır."
Bu nutku yabancı gazeteler haber aldıktan sonra, haftalarca, aylarca Avusturalya'dan, Yeni Zelanda'dan sevgi minnet mektupları yağmıştı.[6]

Gaziyi Görmeye Gelen Ana

Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp,
- Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Ben de gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?
Kadının birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor. Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü
atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm. Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi; "Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."

Hakiki İnsan

Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.
O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:
- Beni hakikaten sever misiniz?
Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:
- Sevmek ne kelime Ata'm, taparım!
- Peki her dediğimi de yapar mısınız?
- Derhal
Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.
- Öyleyse, al tabancamı, sık kafana...
- “Aman Atam” der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar'dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.
İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:
- Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?
Ruhu şad olsun.[7]

Övülmeyi Sevmezdi

Atatürk bizden biridir. Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir:
“Cumhuriyetin onikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri vardı: “Atatürk bizim en büyüğümüzdür”, “Atatürk bu milletin en yücesidir”, “Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.”
Listeyi dikkatle gözden geçirdi. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: “Atatürk bizden birisidir.” [8]

Samsun'da yanına aldığı ilk Er ....

Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.- Söyle niçin ağlıyorsun?İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

"Siz, Napolyon'a Benziyorsunuz."

Mustafa kemal, bu benzetmeyi reddetti ve:
- “Napolyon, arkasına bir sürü, muhtelif milliyetteki insanları toplayacak macera aramaya çıktı. Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım. Ve bu muhakkak ki muvaffak olacağım!” Cevabını verdi.
Mustafa Kemal'in giriştiği mücadeleyi hayret ve takdirle karşılayan Towsend, kendisine karşısındaki düşmanın kudretini hatırlatmak isteyerek:
- “Siz mücadeleye mecbur olduğunuz düşmanın ne kadar kuvvetli olduğunu hesaba katmıyorsunuz. Bu düşmanın size her vasıta ile, oturduğunuz odadaki eşya, yemeğiniz ve her şeyinizle bir fenalık yapabilmesi ihtimali bile vardır,” dedi.
Mustafa Kemal gayet sakin bir eda ile:
- “Evet, karşımdaki düşmanın çok kuvvetli olduğunu biliyorum. Fakat insaniyeti müdafaa eden kimseler ölümle tehdit edilmelerine rağmen ölmezler ve ebediyen yaşarlar!” Cevabını verdi.
Sabaha karşı müzakere bittiği vakit büyük bir hayranlıkla Mustafa Kemal'den ayrılan Towsend, refakatindeki memur Türk subayına:
- “Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var, ” dedi.[9]

Türk Ordularının Başkomutanıyım

Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..[10]

General SHERRIL

Vatanımın Toprağı Temizdir

Kral Edward istanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı'na yanaştı. Atatürk de rıhtımda O'nu bekliyordu. Deniz dalgalı idi ve Kral'ın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral'ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk :
-Vatanımın toprağı temizdir, O, elinizi kirletmez ! Diyerek, Kral'ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.

 Enver Behnan Şapolyo

Yaralı Mustafa Kemal

(Halide Edip Adıvar, orduya bir nefer olarak katılmayı istemiş. Bu isteği başkomutanlıkça kabul olunmuş ve garp cephesine gidip katılması emri gelmiş. Sakarya meydan savaşının arifesindeyiz. Mustafa Kemal Alagöz köyünde, cephenin yanı başında).

... Bir zabit beni Mustafa Kemal Paşa'nın karargahına götürdü. Solda toprak yığınlarının altında birkaç evin ışığı yanıyordu. Bir tek karanlıktan geliyordu. O'da telefon servisini yapan bir askerin "inler, katrancı, inler, katrancı" diye bir köyle muhaberesiydi. Sağ taraf bir çukur, içinden su geçiyor. Arkasında üç ev daha var. Bu evlerin arkasında yine ışıkları yanan çadırlar; uzun ve sivri bir direk; telsiz tesisatı. Köy yolları karanlık ve çamur içinde. Ay batmış, gece yarısı oluyor. Küçük bir tahta köprüyü geçerek öbür taraftaki eve gittik. Mustafa Kemal Paşa'nın muhafızları kapıda; onlardan biri beni yukarıya çıkardı. Paşa'nın yaveri Muzaffer Bey beni Paşa'nın odasına götürdü. Çok aydınlık ve tek lüks lambası olan bir Anadolu odası.

Mustafa Kemal Paşa, oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü kaburga kemikleri hala ağrılar içindeydi. Paşa'ya doğru kalbimde mutlak, bir hürmetle gittim. O mütevazi odada bütün gençliğin, "bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararı"nı temsil ediyordu. Ne saray, ne şöhret, ne herhangi bir kudret, onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz. Gittim, elini öptüm.

"Safa geldiniz hanımefendi" dedikten sonra bana bir sandalye gösterdi. Ve Ankara hakkında havadis sordu. Aynı zamanda tahta masanın üzerindeki bir haritaya eğilerek : durumu, dört yaşındaki bir çocuğun bile anlayabileceği kadar açık ve sade bir ifade ile anlattı. İşte Sakarya kıvrılarak gidiyor. Nehrin etrafına üzerlerinde kırmızı ve mavi kağıt kelebekler titreşen toplu iğneler konulmuş. Eğer askeri durum hakkındaki duygularımı Mustafa Kemal Paşa'ya söylesem mutlaka gülerdi. Yunan ordusu kocaman bir canavar gibi Ankara'ya yaklaşmış görünüyordu. Buna muvazi olarak Sakarya'nın doğusunda Türk ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mani olmaya çalışıyordu. Siyah canavar o kadar kocamandı ki, insana korku veriyordu.

"Eğer Ankara'ya gider de bizi geride bırakırsa ne yaparız?" diye sordum. Korkunç bir kaplan gibi güldü.
- "İyi yolculuklar efendiler" derim; arkalarından vurarak onları Anadolu'nun boşluğunda mahvederim! [11][12][13]

Benzer Makale: Anılarla Atatürk

Kaynaklar

[1] Banoğlu, Age, s. 484.
[2] Banoğlu, Age, s. 386-387.
[3] Behçet Kemal Çağlar, "Atatürk Denizinden Damlalar".
[4] Yücebaş, Hilmi, "Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları, Hatıraları", İstanbul, Kültür Kitapevi, 1963, Sh. 39.
[5] Banoğlu, Age, s. 512
[6] F. Rıfkı Atay, "Hatıralar".
[7] Yücebaş, Hilmi, "Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları", s. 17.
[8] Banoğlu, Age, s. 11.
[9] Banoğlu, Age, s.126.
[10] General Sherril, "Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik", 1935
[11] Halide Edip Adıvar, "Türkün Ateşle İmtihanı".
[12] savarona34.blogspot.com
[13] www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1194.0





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: burak, 08.05.2016, 18:11 (UTC):
çok teşekür ederim

Yorumu gönderen: sjsjsjkxll, 28.03.2016, 16:44 (UTC):
guzel

Yorumu gönderen: ali ball, 26.03.2016, 11:21 (UTC):
çok güzel sizin sayenizde proje ödevimde 100 alacağım teşekkür ederim.

Yorumu gönderen: ali ballı, 25.03.2016, 16:33 (UTC):
çok güzel ama çok ve güzel olsmanı rica ederim...

Yorumu gönderen: Zuhal Yalçın, 22.03.2016, 21:41 (UTC):
Mareşal/devlet adamı/Başöğretmen/sanatsever/Vatansever/dürüst/Cumhuriyetin kurucusu/halkın gönüllerine yer etmiş yiğit Türk Atatürk ile ilgili değişik bilgiler edindik.Değişik anılarını öğrendik.Işıklarda uyusun

Yorumu gönderen: Ercan, 03.01.2016, 20:47 (UTC):
Harika olmuş ellerinizle sağlık.

Yorumu gönderen: gülnur, 22.11.2015, 16:35 (UTC):
çok teşşekkür ederim

Yorumu gönderen: ELİFNUR, 18.11.2015, 18:13 (UTC):


araştırma ödevime yazım iyi not almayan yanıt vermesin .

Yorumu gönderen: arya, 18.11.2015, 17:12 (UTC):



araştırma ödevime yazım iyi not almayan yanıt vermesin . isimde yanlışlık oldu benim ismimm elifnur

Yorumu gönderen: arya, 18.11.2015, 16:57 (UTC):
hangisini araştırma ödevime yazım iyi not almayan yanıt vermesin

Yorumu gönderen: İrem, 12.11.2015, 16:07 (UTC):
Çok yardımcı oldunuz teşekkür ederim inşallah Türkçe öğretmenim bu anıları beğenir...

Yorumu gönderen: MEDİNE, 11.11.2015, 20:13 (UTC):
ASLİNDA SENİ TANIMIYORUM

Yorumu gönderen: tuğra, 05.10.2015, 13:36 (UTC):

Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..[10]



Yorumu gönderen: ece, 14.04.2015, 15:50 (UTC):
Cok yardimci oldunuz tesekkurler arkadaslar

Yorumu gönderen: fatmanur , 10.04.2015, 18:03 (UTC):
çok akıllıca eminim benim gibi daha birçok insan türkçeden bu konuda proje alıp bu siteden yararlanmıştır umarım HACER USLU hocam bana yüz verir sağolun

Yorumu gönderen: ömer faruk, 04.03.2015, 19:48 (UTC):
kaynakça göstermeniz doğru bilgi verdiğinizin kanıtıdır.helal olsun

Yorumu gönderen: samed, 15.01.2015, 19:15 (UTC):
çok teşekkürederim çok yardımı oldu.

Yorumu gönderen: Bartu , 21.11.2014, 08:59 (UTC):
Çok sağlun çok yardımcı oldunuz herkeze tavsiye ederim

Yorumu gönderen: ece, 12.11.2014, 19:14 (UTC):
çok yardımcı oldunuZ
.Thakyou

Yorumu gönderen: murat, 12.11.2014, 15:47 (UTC):
inşallah bundan yüz alırım

Yorumu gönderen: isimsiz kız, 10.11.2014, 20:46 (UTC):
Atatürk’ün, kendisinin yazmış olduğu geometri kitabı sayesinde, bir çok matematiksel terimin Türkçe olarak değiştirildiğini, kolay ve anlaşılır hale getirildiğini hepimiz biliyoruz.Aşağıdaki anıda Atatürk’ün Türkçe terimlere nasıl değer verdiğini ve geometrik şekilleri bizler için kolay ve anlaşılabilir bir hale getirdiğini göreceğiz.

Açı derler açı!..
Tarih 1937 Kasım ayının on üçü. Atatürk Sivas’ı şereflendirmişlerdi. Ben de Sivas’ta Maarif Müdürü olarak bulunuyordum. Atatürk, liseyi gezdiler, dokuzuncu sınıfın matematik dersine girdiler.
Öğrencilerden birine:
- Defterinizdeki hendese( geometri) davasını (teoremini) tahtada anlat!.. dediler.
Çocuk davanın (teoremin) şeklini çizdi. O zamanki Arapça terimlerle anlatmaya başladı:
- Şu zaviye (açı), şu zaviyeye müsavidir (eşittir), mütebadil (karşı) ve mütecavir (yan) zaviye olduğu için şu hatlar (çizgiler) birbirine müvazidir (paraleldir), dedi.
Atatürk, bir aralık öğretmene ve bizlere dönerek:
- Anlamıyorum, dediler.
Atatürk’ün burada “anlamıyorum” sözünden ne demek istediklerini elbette ki takdir buyurursunuz (anlarsınız)!..
Öğretmen:
- Paşam, programlar böyledir, dedi.
Atatürk:
- Ben hoca olsam böyle okutmam.
Öğretmen:
- Istılahlar (terimler) henüz değişmedi.
Atatürk:
- Bunu okutmak budalalıktır.
Öğretmen:
- Paşam, kitaplar böyledir.
Atatürk:
- Getir kitabı, dedi.
Kitap geldi. Atatürk forma halindeki kitaba göz gezdirdikten sonra, çocuğun yanına yaklaşarak elini şu şekilde tuttular:
- Buna ne derler?
Çocuk yine:
- Zaviye, dedi.
Atatürk işte o zaman, gür sesiyle buna:
- Açı derler, açı! Dediler.
Sonra tahtaya bir şekil çizerek bizlere bugünkü terimlerle ilk dersi verdiler.
Bu olay üzerine durumu yüksek ( Milli Eğitim) Bakanlığa bildirdik. Zannederim bir hafta sonra gelen bir genelgede “ bu terimlerin ders yılında hemen uygulanması” bildiriliyordu.
Böylece 1937 ders yılında Türkçe terimler okullarda kullanılmaya başlandı.

Yorumu gönderen: kalk hadi, 10.11.2014, 16:45 (UTC):
süper olmus ödevden 100 aldım saolun

Yorumu gönderen: isimim yok, 08.11.2014, 13:25 (UTC):
Mustafa Kemal Atatürk (d. 19 Mayıs[1] 1881, Selânik – ö. 10 Kasım 1938, İstanbul), Türk siyasetçi, asker ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına önderlik yapmış ve TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Osmanlı mirlivası ve Türkiye'nin iki mareşalinden biridir. 1919 yılında başlattığı Kurtuluş Savaşı'na lider olmuş; daha sonra, modern Türkiye'yi oluşturan devrim ve reformları gerçekleştirmiştir.[2] Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı ordusunda subay olarak görev yapmış; Türk Orduları Başkomutanı olarak Sakarya Meydan Muharebesi'ndeki başarısından dolayı 19 Eylül 1921 tarihinde, "Gazi" unvanını almış ve mareşalliğe yükselmiştir.[2] Cumhuriyet Halk Partisi'ni kurmuş ve ilk genel başkanı olmuştur.[3] 1938 yılındaki vefatına kadar arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten cumhurbaşkanı olmuştur.[2]

Yorumu gönderen: zeynepnaz, 04.11.2014, 17:10 (UTC):
sitenize bayıldım ama daha çok olsa iyi olur

Yorumu gönderen: jg, 25.10.2014, 15:08 (UTC):
hgggggggggggggggg :D :D :D :D :D :D: :'(

Yorumu gönderen: beyza, 23.10.2014, 16:46 (UTC):
Defterime de odevim vardı cok yardımcı oldunuz thank you very much

Yorumu gönderen: selin , 27.05.2014, 14:33 (UTC):
Proje ödevime yardımcı olduğunuz için teşekkürler

Yorumu gönderen: tugba, 20.05.2014, 15:34 (UTC):
çok güzel kim hazırlamışsa ellerine saglık performansımın yarısını burdan yzdımmm :) :)

Yorumu gönderen: hayat, 06.05.2014, 15:08 (UTC):
proje ödevime çok yardımcı oldu...100 den 5 aldım.çook mutluyum

Yorumu gönderen: Vural, 29.04.2014, 10:59 (UTC):
site güzel ama anılar çok az bende kubilaya katılıyorum

Yorumu gönderen: asdfghjklşi, 28.04.2014, 10:23 (UTC):
malesef türkçe projeme yardımcı olamadın ;(

Yorumu gönderen: melis, 19.04.2014, 10:11 (UTC):
çok begendim proje ödevime çok yardımcı oldu hazırlayanların ellerine sağlık :)

Yorumu gönderen: mısra, 13.04.2014, 12:21 (UTC):
çoooookk güzelll

Yorumu gönderen: Ozan, 06.04.2014, 11:29 (UTC):
Ellerinize sağlık arkadaşlar

Yorumu gönderen: talat, 27.11.2010, 10:30 (UTC):
süpersiniz teşekkürler

Yorumu gönderen: damla, 22.11.2010, 13:02 (UTC):
site 1numara cok begendım suuuuuuuuuuuuuper

Yorumu gönderen: qüLsaH, 19.11.2010, 18:31 (UTC):
çok yaRdmcı oLdunuz saoLun .d.d

Yorumu gönderen: selin, 07.11.2010, 09:41 (UTC):
arkadaşa katılıyorum

Yorumu gönderen: kubilay, 28.11.2009, 08:54 (UTC):
site süper ama bu anıların çogaltılması lazım sayın baskan



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36667097 ziyaretçi (102693300 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.