Atatürk ve Güneş Dil Teorisi
 

Atatürk ve Güneş Dil Teorisi

Atatürk ve Güneş Dil Teorisi

Güneş Dil Teorisi

Güneş dil teorisi, 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklenen ve bizzat geliştirilen dil teorisidir..

Teorinin ana fikri, Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin de Türkçe'den türediğiydi. Güneş Dil Teorisinin tarih içerisinde oynadığı rol, Atatürk devrimleri'nin ideolojik hattını anlamak açısından önemlidir. Ümmetten millete geçme aşamasında olan ve Batı karşısında kendisini ezik hisseden Türk milletine özgüven aşılanmak istenmiştir. Atatürk Devrimleri'nin yıktığı düzenle ve Avrupa merkezci tarih teorileriyle hesaplaşma çabası olarak değerlendirilmektedir. Teori, bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklenmiştir.[1]

Güneş Dil Teorisi, bütün dillerin Türkçe'den [a] geldiğini ileri süren dilbilim kuramı. Kuram, 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklendi ve bizzat geliştirildi, ancak dilbilimciler tarafından kabul görmedi ve kısa sürede önemini yitirdi. Atatürk'ün 1938 yılında vefatının ardından İbrahim Necmi Dilmen, Ankara Üniversitesindeki Güneş-Dil Teorisi ile ilgili derslerine son verdi. Öğrencileri bunun sebebini sorduklarında; "Güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi." diye cevap vermişti.[b]

1990'lı yıllarda bazı yazarlar tarafından, Türkiye cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleri, ilk yıllarındaki icraatları ve Atatürk İlkeleri hakkında, Güneş-Dil Teorisi çalışmaları örnek verilerek, resmi devlet ideolojisi, Kemalist ırkçılık ve etnisitenin inkâr edilmesi gibi tanımlama ve yorumlar getirilmiştir. [c][ç] Bu amaçla Atatürk'ün sahiplendiği Güneş-Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi hakkında akıl dışı rivayetler uydurulduğu ve Atatürk'ün, safsatalara inanan biri olarak gösterilmek istendiği yazılmıştır. Bunların, Atatürk Devrimlerini ve onların etkilerini eleştirme maksadı taşıdığı ve postmodernist dalganın etkisiyle yapılan yayınlar olduğu savunulur.[d][2]

Atatürk, Cumhuriyet'in ilanından sonra devrimlerine hız kazandırmış ve uygar bir Türkiye yaratabilmek için dilimizin de yabancı dillerin etkisinden kurtulması gerektiğini düşünmüştür. O dönemde yapılan Türkçeleştirme çalışmalarının bilinçsizce yapılması sonucu dilimizi, girdiği çıkmazdan kurtarmak için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen Atatürk'e, 1935 yılında Viyanalı doktor Phill H. Kvergiç, hiç yayımlamadığı 41 sayfalık bir çalışmasını göndermiştir. Bu çalışmanın adı “Türk Dillerinin Psikolojisi“dir. Atatürk, bu çalışmayı incelemiş ve çok beğenmiştir. Bunun üzerine çalışmayı, incelenmesi üzerine dil heyetine göndermiştir. Fakat dil heyetindeki kişiler, çalışmanın incelemeye değer bir içerik sunmadığını ve temelsiz olduğunu söylemişlerdir. Atatürk'ün ısrarı üzerine, Abdülkadir İnan, Naim Nazım ve Hasan Reşit gibi bilim adamları, bu çalışmadan hareketle “Güneş Dil Teorisini” oluşturmuşlardır. Atatürk, bu çalışmayı desteklemiş ve 3. Dil Kurultayı'na davet edilen yabancı dil bilimcilere de sunulmasını sağlamıştır. Kurultay'da bu teori birçok yabancı bilim adamı tarafından yorumsuz bırakılmış veya gerçeklik taşımadığı söylenmiştir.[3]

Atatürk‘ün bu çalışmayı desteklemesinin bazı nedenleri bulunmaktadır. Bu dönemde dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtarılmak istenirken, daha kötü bir çıkmaza sokulmuştur. Bunun için dilin önündeki engeli kaldırarak, daha düzenli ve bilinçli Türkçeleştirme yapılabilmesi için bu teori bir çıkış yolu olarak görülmüştür. Ayrıca o dönemde halk, yüzünü Batı'ya dönmüş durumdadır. Uygarlığın ve gelişmişliğin ölçüsü olarak, Batı'yı kabul etmeye başlayan toplumu, öz değerlerimiz içinde yüceltebileceğimiz yönünde düşündürmek için, önce batılı bilim adamlarının Türk Dili üzerindeki yanlış düşüncelerini yıkmak gerektiği düşünülmüştür. Böylece halkı daha “milliyetçi” bir duruşa çekebilmek için, bu teori desteklenmiştir.[3]

Güneş Dil Teorisi, temel olarak dünyadaki bütün dillerin “güneş” sözcüğünden başlayarak oluştuğunu kabul eder. Bu teoriye göre, bütün dünya toplumları için Güneş, çok önemlidir. Çünkü Güneş, “ısıtma, ışıtma ve yükselme” özellikleriyle, bütün toplumların nazarında değerli ve yüce görülmüştür. Isıtma özelliği, ateş, duygu, heyecan ve sevgi; ışıtma özelliği, aydınlık, zeka, parlaklık ve güzellik; yükselme özelliği ise, esas, sahip, efendi, çokluk ve güç olarak kabul edilmiştir. Isısının insanların yaşamlarını devam ettirmesini sağlaması, ışığının yol gösterici olması, insanların yiyeceklerini güneş sayesinde bulmaları nedeniyle, insanların Güneş'e bu kadar önem vermeleri, onu bir şekilde ifade etme isteğini doğurmuştur. Bunu da en kolay ifade edilebilen “A” sesiyle dillendirmiştir. İlk bilinçli ses olan “A” sesinin yanında, sanki bir “Ğ” sesi de varmış gibi görünmektedir. Ömer Asım Aksoy'a göre yalnızca bu bile, fonetik olarak bu sözcüğün Türkçe kökenli olduğunu göstermeye yeterlidir; çünkü “Ğ” sesi, yalnızca Türkler‘de bulunmaktadır.[3]

Güneş Dil Teorisi

Teori

İnsanlar, düşünce bakımından gelişme çağına erince çevrelerinde en önemli varlık olarak Güneş'i gördüler. O, her şeyin kaynağı idi. Isıtıyor, aydınlatıyor, türlü kuvvetlere ve kavramlara kaynak oluyordu. Zaman, uzaklık yükseklik, büyüklük, renk… ondan geliyordu. Bu kavramları anlatmak için Güneş'i anlatmak yetecekti. Acaba Güneş'i hangi sesle anlattılar ? İnsanın en kolay çıkardığı, -dile, dişlere, dudaklara ve ağza hiçbir özel biçim vermeyi gerektirmeyen (A) sesidir.

Bu ses, uzunca söylenirse “ağ” olur. Bundan ilk konsonun da “ğ” olduğu anlaşılır. Demek ki ilk sözcük “ağ” dır.

“a” sesi, zamanla “e,ı,i,o,ö,u,ü” de olmuştur. Bu da güneşin adıdır ve güneş kavramı içinde bulunan “Tanrı, büyüklük, yükseklik, kuvvet, çokluk, aydınlık, parlaklık, sıcaklık, ateş, hareket, uzunluk, zaman, yer, büyüme, canlılık, ruh, renk, su…” anlamlarına gelir.

Bugün kullandığımız sözcükler ana kök olan “ağ” ile buna eklenmiş parçalardan meydana gelmiştir. Bu eklerde her ses, köke ayrı bir anlam katar. Örneğin :

M: Mülkiyeti, en yakın alanı

N: M'ye bitişik olan çevreyi

C, Ç, J, S, Ş, Z: Uzak alanı

L: Bilinmezliğe kadar yayılan bir genişliği

D,T: Yapıcılığı ve yapılmış olmayı

R: Gerçekleşmeyi, hareketin sınırlı bir alanda kalışını

K: Anlamın tamamlandığını, adlandırıldığını belirtir.

Bu temel bilgilere göre “durmak” sözcüğü şu şekilde öğelerine ayrılarak anlam alır :

Uğ + ud + ur + um + ak

İlk parça, ana köktür. Bu kökte temel kavram, “hareket”tir. Ekler, köke ulandıkça temel kavram birtakım anlamlarla tamamlanır :

Uğud: Hareketin yapılmasıdır.

Uğudur: yapılan hareketin sınırlı bir alanda kalmasıdır.

Uğudurum: sınırlı alanda kalan hareketin temel kavrama mal olmasıdır.

Uğudurumak = durmak: temel kavramın malı olan hareketsizliğin adıdır.[4]

“A” sesinden sonra gelen “Ğ” sesinin yerine, “Y, G, K, H, U, B, M, P, T” sesleri de kullanılabilmektedir. Bunları 8 sesli harfle birleştirdiğimizde 72 tane kök oluşturulur. Bunlara da “birinci dereceden prensibal kökler” denir. Belirtilen harflerin dışındaki sessiz harflerle 8 ünlünün birleştirilmesinden ise 88 kök oluşur. Bunlara da “ikinci dereceden prensibal kökler” denir. böylece Türkçe'nin 168 tane ana kökü meydana getirilmiş olmaktadır. Bu ana köklerden hareketle, güneş sözcüğünün Türkçe kökenli olduğu kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Arapça'daki “şems” sözcüğünün de “güneş” sözcüğündeki seslerin yer değiştirmesiyle oluştuğu kabul edilmektedir. Ayrıca bazı adların da Türkçe kökenli olduğu, “Amazon” sözcüğünün “amma uzun” ifadesinden oluştuğu veya “Niyagara” adının “ne yaygara” ifadesinden oluştuğu gibi örnekler verilerek kanıtlanmaya çalışılmıştır.[3]

Bu teori, Viyanalı dilci Dr. Kıvergeç'in bir araştırması geliştirilmek yoluyla meydana getirilmiştir.

Atatürk, Güneş Teorisi'ne çok önem veriyordu. 24 Ağustos 1936'da toplanan üçüncü Dil Kurultayı'nın başlıca konusu, Güneş-Dil Teorisi idi. Kurultay'da alınan kararlar, bir rapor halinde arz edilmiştir.[4]

Güneş Dil Teorisi'nin Tarihçesi

Yabancılaşmanın doruğa çıktığı dönemde, dilimizde olmayan sözcüklerin yerine yeni sözcükler alınmamış; tam tersine binlerce yıldır kullandığımız sözcükler bile atılarak yerlerine Arapça ve Farsçaları getirilmiştir. Bunun için dili yeniden canlandırıp özüne döndürmek daha kolay olmuştur. Özleştirme çalışmalarında, ilk başta dilimizdeki bütün yabancı sözcükleri atıp yerlerine Türkçe kökenli karşılıklarının koyulması düşünülmüştür. Bu anlayışla çalışan dil ve edebiyat bilginleri, dilimize yerleşip Türkçeleşmiş sözcükleri de dilden çıkarmaya başlamışlardır. “Kalem, kültür, insan” gibi Türkçeleşmiş sözcüklerin de dilden atılması gerektiği düşünülmüş; fakat bu sözcüklerin yerine koyulan Türkçe kökenli sözcükler eski sözcüklerin gücünde olmayınca, dil bir çıkmaza doğru gitmeye başlamıştır. Tamamen iyi niyetle başlatılan Türkçeleştirme çalışmaları, farklı bir boyut kazanarak Türkçe'yi özleştirmesi beklenirken dili çıkmaza doğru sürüklemeye başlamıştır. Çünkü yapılan Türkçeleştirmeler düzensiz ve basittir. Bugün bir sözcük türetilirken Türk Dil Kurumu yüzlerce kişinin görüşünü alır, o sözcüğün yerine kullanılabilecek diğer sözcükleri de inceler ve kurulun onayından geçirdikten sonra kullanmaya başlar. O dönemde ise, üç beş kişinin her gün onlarca sözcüğü Türkçeleştirmeleri böyle sıkıntılı bir ortam yaratmıştır.[3]

1930'lu yıllarda, Türkçe'nin yabancı dillerin etkisiyle ne kadar geri plana atıldığı anlaşılmış ve bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için çalışmalara başlanmıştır. Bu tarihten önce de bu konuda çalışma yapanlar olmuştur; fakat büyük çaplı ve etkili çalışmalar bu dönemden sonra başlamıştır. O yıllarda dilimiz, Arapça ve Farsça'nın yoğun etkisi altındadır ve Türkçe'mizdeki yabancılaşma oranı %7-80'lere kadar ulaşmıştır. Şöyle ki Türkiye Türkçesi, büyük bir sayfalık metinde ancak birkaç sözcük veya dil bilgisi öğesiyle yaşamaktadır. Fakat burada değinilmesi gereken bir şey vardır: Bu yabancılaşma, büyük oranda “aydın” (?) kesimin yazı dilinde oluşmuştur. Kendini daha bilge gösterebilmek için, TÜRK‘ün olmayan bütün sözcükler ve kalıplar, yüksek kesimin diline alınmıştır. Halkın dili çok daha sadedir ve hatta bu dönemde yazılan metinleri, sıradan insanların anlaması da çok güçtür. Bu kötü durumun düzeltilmesi için, dilimizdeki yabancı sözcüklerin Türkçeleştirilmesi için çalışmalar yapılmak istenmiştir.[3]

Ulus gazetesinde 1935 yılında dillerin kökeni sorunu ile ilgili Notlarımızı anlatan izah başlığıyla imzasız makaleler yayınlandı. 14 Kasım 1935 tarihinde Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adıyla makaleler kitap haline getirildi. TDK genel sekreteri İbrahim Necmi Dilmen, Tahsin Mayatepek ile yazışmasında bu notların ve açıklamalarının Atatürk'e ait olduğunu ancak kendileri isimlerinin ilanını arzu buyurmadıklarından imzasız yayınlandığını açıklar.[e] Bu notların hazırlanmasında Rus dilci Pekarski, Fransız Hilarie de Barenton ve B. Carra de Vaux'un eserlerinden faydalanılmıştı. Necmi Dilmen'in mektubunda Atatürk'ün yazdığı anlaşılan Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili isimli kitapta, Sırp asıllı Avusturyalı dilbilimci Dr. Phil. Hermann Kvergić'in "Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi (Fransızca:La Psychologie de Quelques Éléments des Langues Turques)" isimli 41 sayfalık basılmamış Fransızca eserinden de faydalandığı açıklanmıştır.[f]

Bu tez, yazarı tarafından 1935 yılında Viyana'dan önce Türk Dil Kurumu'ndan Ahmet Cevat Emre'ye gönderildi. Emre'nin kıymetsiz bulduğu mektubuna cevap alamayan Kvergić, bu kez eserini doğrudan Atatürk'e gönderdi. Kuramdaki esas fikir, bizzat Atatürk tarafından geliştirildi ve sunuldu.

Güneş Dil Teorisi, 1930'lu yıllarda Atatürk tarafından desteklenmiş, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti'nin düzenlediği 3. Dil Kurultayında katılımcılar tarafından tartışılmış ve hatta kurultay raporunda katılımcı dilbilimciler tarafından da araştırılmasını teşvik edilmiştir.[2]

Türkçe'nin diğer dillere kaynaklık ettiği düşüncesi 1932'deki Birinci Türk Dil Kurultayı'nda adı konmadan bazı bildirilerde ortaya atılmıştı. Dil devrimi başladığında, önce dildeki bütün yabancı sözcüklerin atılması gerektiği gibi bir düşünce hâkimdi. Dilin söz varlığına girmiş, anlamını herkesin bildiği ve kullandığı, ama kökenini bilmediği, günümüzde de kullandığımız pek çok sözcüğün atılması gerektiği dile getirilmiştir.

1935 yılına gelindiğinde, yine herkesin anlayamadığı bir dil ortaya çıktı. Zaten Osmanlı Türkçe'sinden şikayet şuydu: Yazılıp da konuşulamayan bir edebi Türkçe, bir de konuşulup yazılmayan halk dili vardı. Bunun birleştirilmesi gerekiyordu. Dil devriminde de amaç buydu zaten. Bunda da büyük ölçüde başarı sağlandı.

III. Türk Dil Kurultayı 24-31 Ağustos 1936 tarihleri arasında yapılmıştır. Yurtdışından gelen 13 dil bilgininin de katılımıyla gerçekleşen kurultayda, cemiyetin adı Türk Dil Kurumu olarak değiştirilmiştir. Bu kurultayda, çalışma esasları, diğer iki kurultaydakinden farklı olmuştur: Artık Güneş Dil Teorisi (özleştirmeye ret, yaşayan dile dönüş) üzerinde durulmaya başlanmış, yabancı kelimelere Türkçe karşılık aranmasına son verilerek yaşayan dil kabul edilmiştir.[1]

Güneş Dil Teorisii, Kuramın İçeriği ve Siyâsî Hedefleri

Kuramın İçeriği ve Siyâsî Hedefleri

Hermann Kvergić'in teorisinin ana fikri, "Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin de Türkçe'den türediği"ydi.

Güneş Dil Teorisinin tarih içerisinde oynadığı rol, Atatürk Devrimleri'ni anlamak açısından önemlidir. Ümmetten millete geçme aşamasında olan ve Batı karşısında kendisini aşağılanmış hisseden Türk milletine özgüven aşılamak Teorinin amaçları arasında görülmüştür. Teori, Atatürk Devrimleri'nin yıktığı düzenle ve Avrupa merkezci tarih teorileriyle hesaplaşma çabası olarak değerlendirilmektedir. Bundan dolayı bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklenmiştir. Atatürk Türk Tarih Tezi'ni desteklemek için Kvergić'in hipotezini geliştirilmesini istiyordu. Çünkü kendisine güvenen ve saygı duyan bir millet bilincinin uyanmasını istiyordu. Avrupalı tarihçilerin Türkleri aşağılamasına yanıt olarak "Türk dili, Taş ve Maden devrinde kültür kelimelerini göç yolu ile yeryüzündeki dillere yayan kadim büyük bir kültür dilidir." mesajı verilecekti.[g][2]

Bu teori, dünyanın en eski dilinin Türkçe olduğunu ortaya koyma çabası içerisindedir. Yapılan çalışmalar sonucunda, Türkçe'nin insanoğlunun konuşmaya başladığı en eski dil olduğu ve son derece düzenli olduğu için bütün dillerin anası konumunda olduğu kabul edilmiştir. Zaten bugün yapılan araştırmalar da, Türkçe'nin en eski yazılı kaynaklara sahip dil olduğunu ortaya koymuştur. Güneş Dil Teorisi çalışmaları çok sağlam kaynaklara dayanılarak oluşturulmamış olabilir; fakat Türkçeleştirme çalışmalarının daha sistemli ve bilinçli olarak yapılmasında büyük rol oynamıştır.[3]

Dipnotlar

[a] Lewis, Geoffrey, The Turkish Language Reform, a Catastrophic Succes (Türk Dil Reformu: Felaket Bir Başarı), Oxford Linguistics, erişim tarihi 28 Ocak 2009 (İngilizce)
[b] Geoffrey Lewis, The Turkish language reform: A catastrophic success, 11 Şubat 2002
[c] Paradigmanın İflası, Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş, Fikret Başkaya, 1991
[ç] Türk Tarih Tezi, Güneş-Dil Teorisi ve Kürt Sorunu, İsmail Beşikçi, 1991
[d] Türk tarih tezi ve Mu Kıtası, Kemal Şenoğlu
[e] Kemal Şenoğlu, Mayatepek Raporları, Türk Tarih Tezi ve Mu Kıtası, 2006
[f] Age, Şenoğlu, Ek-2:Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili
[g] Meydan Larousse, Büyük Lügat ve Ansiklopedi, "Güneş Dil Teorisi" maddesi

Kaynaklar

[1] www.misafir.net/ataturk-ile-ilgili-anektodlar-siirler-ve-hikayeler/93478-ataturkun-gunes-dil-teorisi-13-07-2007-a.html
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Güneş_Dil_Teorisi
[3] www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/
[4] www.yenidenergenekon.com/111-gunes-dil-teorisi-ve-komisyon-raporu/





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: mahmud üskübi, 28.09.2016, 18:24 (UTC):
güneş dil teorosi tam bir saçmalıktır bunu araştıran herkes anlar ankara niagara araştırın bakalım bunlar nasıl böyle kelime haline gelmiş gülmekten ölürsünüz...

Yorumu gönderen: efe, 28.09.2016, 16:34 (UTC):
Sağ olun ama aradığımı burada bulamadım

Yorumu gönderen: Cavit Tavukçu, 28.09.2016, 02:18 (UTC):

Teori doğrudur. Kâzım Mirşan'ın araştırmaları ve tespitleri ile desteklenmiştir. Daha fazla bilgi için:

- Âgâh Sırrı Levend, TÜRK Dilinde Gelişme ve Sadeleştirme Evreleri, TDK

- İbrahim Necmi Dilmen, Güneş Dil Teorisinin Ana Hatları, 1936

- İbrahim Necmi Dilmen, TÜRK Dil Bilgisi Dersleri 1-2,
1936


Yorumu gönderen: Aristidi, 10.06.2016, 01:18 (UTC):
Yazandan çizenden ALLAH razı olsun.

Yorumu gönderen: Ahmet KARA, 10.04.2015, 14:28 (UTC):
Kapak resmi için kaynak verebilir misiniz?

Yorumu gönderen: Bengisu, 30.12.2014, 21:33 (UTC):
Bir teori hakkında yeterince bilgi edinmeden, gerçekliğini sorgulayacak araştırmalar yapmadan o teori hakkında kafanıza göre 'ya cok sacma bne ble' 'sacma bir teori deyilmi'gibi yorumlar yapamazsınız. Öncelikle yapılan araştırmaya ve emeğe bir saygınız olsun.

Yorumu gönderen: Uğurcan, 24.12.2014, 15:49 (UTC):
Teşekkürler

Yorumu gönderen: Hümeyra, 04.11.2014, 16:46 (UTC):
Güzel açıklamışsınız

Yorumu gönderen: GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 25.09.2014, 19:15 (UTC):
NE MUTLU TÜRK'üm DİYENE...


Bunu herkes bilsin arkadaşlar.

Yorumu gönderen: Eray Guruh , 02.09.2014, 20:45 (UTC):
Kayıp bir dil var mı varsa mu kıtasında. Hangi dil konuşuluyordu mesala kurtce bu dil. Gercekten var mı

Yorumu gönderen: Türkçe Öğretmeni_01, 14.07.2014, 11:25 (UTC):
Bu dil teorisine saçma deyip akılları sıra kendilerinde (ne cûretse) eleştirme hakkı gören bazı insanlar;ilk önce Türkçe yazmayı öğrenin de ondan sonra yorum atın!

Yorumu gönderen: MURAT ÇETİN, 05.05.2014, 11:50 (UTC):
Her ne olursa olsun, hiçbir şey olamayıp Türkiye nin başında olanlar ve ulu önder Atatürk'ün bu dünyada benzerinin az bulunacağı derin bilgilerinin ve askeri dehasının, yaptıklarının altında nasıl eziklik duydukları, o yüce insana nasıl çamur attıklarını görüyoruz. Sadece bu çalışma ve araştırma Atatürk'ün ne kadar büyük bir lider olduğunu gösterir.

Yorumu gönderen: Elif, 01.04.2014, 14:51 (UTC):
Emeği geçenden Allah razı olsun :)))

Yorumu gönderen: mert, 02.01.2014, 15:10 (UTC):
tesekkurler

Yorumu gönderen: onurhan, 26.11.2013, 11:42 (UTC):
çok sağolun , teşekkürler . Ellerinize kollarınıza sağlık . bilgiler çok iyi :)

Yorumu gönderen: pappe , 14.12.2010, 19:01 (UTC):
ÇOK GÜZEL

Yorumu gönderen: pesty, 14.12.2010, 15:45 (UTC):
yazanlar gerçek değildir.

Yorumu gönderen: yeliz, 29.11.2010, 15:04 (UTC):
cok ama cok güzel

Yorumu gönderen: dilara, 29.11.2010, 13:43 (UTC):
elinize sağlık süper olmuşş ödevime çoq yardımcı oldunuz :)

Yorumu gönderen: Sanane , 28.10.2010, 09:43 (UTC):
beyler adam haklı :D

Yorumu gönderen: mustafa, 23.10.2010, 17:02 (UTC):
harika. Teşekkürler

Yorumu gönderen: cemil akgül, 21.10.2010, 13:40 (UTC):
çok saçma bir teori

Yorumu gönderen: esma, 17.10.2010, 10:38 (UTC):
süperrrrrrrrrrrr.atatük harikaaaaaaaaaaaaaa

Yorumu gönderen: rana, 14.10.2010, 15:05 (UTC):
harikasınız çok teşekkür ederiz elinize sağlık

Yorumu gönderen: onur, 12.10.2010, 13:56 (UTC):
ömrü hayatmda bn byle saçma bi teori dha dymadm bne ya ble

Yorumu gönderen: eyup, 26.09.2010, 11:01 (UTC):
nesaçma şeyleryazıyo bazıyerlerde deyilmi?

Yorumu gönderen: BURHAN, 04.09.2010, 19:37 (UTC):
Öncelikle Atatürk'ün bu teoriyi desteklemesini anlamak gerekir. Türkçeyi kendi benliğine kavuşturmak istemesi haklı bir çabadır. Yanlış yöntemlerin seçilmesi ise bu işin heyecanından olsa gerek. Sonuç olarak dil canlı bir varlıktır; kendi mecrasını kendisi bulabilir. Kendisi üzerindeki suni denemelere olumsuz cevap vermesi bunu göstermektedir. Bundan sonra yapılması gereken çalışmalar da bu dili kullanan insanların bilincine yönelik olmalıdır.

Yorumu gönderen: devrim, 01.09.2010, 13:09 (UTC):
çok saçma bir teoriymiş doğrusu

Yorumu gönderen: burak, 19.04.2010, 18:09 (UTC):
elinize sağlık çok güzel olmuş sitiniz

Yorumu gönderen: ali, 11.03.2010, 16:04 (UTC):
süpersinizzzz siz olmasaydınız ödevimi bulamyacaktım

Yorumu gönderen: marbrure, 26.12.2009, 16:06 (UTC):
ya hoca vizede soracak bunun yorumunu ne yapacağız yaaa :S

Yorumu gönderen: ebru, 05.10.2009, 12:30 (UTC):
süpersiniz VALLAHİİİİİİİİİ siz olmasanız biz naparız....! ELİNİZE KOLUNUZA SAGLIK



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36690749 ziyaretçi (102733262 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.