Ayna Sembolü
 

Ayna Sembolü

Hazırlayan: Akhenaton

Önbilgi: Aynanın sembolizmi gerçeklik ve hakikat fikirleri etrafında döner. Ama üzerinde biraz daha durularak bunlar kadar yalana, dalkavukluğa, kendini beğenmişliğe ve hayale de ters göndermede bulunur. Genel bir şekilde kimlik sorununu açar: Aynadaki yansıma, yansıtılan ile birebir aynı mıdır?

Aynaların sadakatinden bahsedilir. Çünkü onlar öncelikle kendimizin ve dünyanın kendi temellerini düzeltmek için vazgeçilmez kılan gerçeği görmemizi sağlarlar. Bu, aynanın makyaj rolüdür. Tıpkı karanlık odadaki  ayna gibi ressamların persfektifin tuzaklarını engellemelerine yardım eder. Nihayet antikitede yıldızları gözlemlemek için gerekli aynanın da rolünü sayabiliriz. Üzerindeki yansıyan gök cisimlerinin hareketlerinin izleri kalır.[1]

Aynalar hakkında ileri sürülmüş pek çok iddia vardır ve bunlardan pek çoğu aynaların ruhları yok ettiği üzerinedir. Ruslar, aynaların, yaşayanların ruhlarını çekip çıkarmak amacıyla şeytan tarafından yaratıldığına inanır. Keza ilkel kültürlerde yakın zamanda ölmüş kişilerin ruhlarının geri dönüşünü önlemek için bütünüyle yansıtıcı bir yüzeyle kapatılmış olduğu inancı egemendir.[2] Avrupa’da bazı din adamları, aynanın arkasında şeytan olduğunu ve aynadan dünyayı izlediği iddiasıyla aynayı yasaklamıştı.[3]

Gözler, ruhun aynası ve kuyusudur. Ve insanoğlu, Tanrı'nın suretinde yaratıldığından, bu insanın ve evrenin birinin diğerini izlediği aynaların kaynağıdır. Ama "doğrulayan"dır. Çünkü sağ el sağda, sol el ise solda görünür. O, Tanrı'nın pozitif bir imajı, anahtar gibi sembolleri sembolize eden bir semboldür. Daha önce açılmamış olanı açandır. Aynı anda hem çocuk hem de rahimdir.

Güneş ve Ay, sıklıkla üzerlerinde ilahi ışığın durduğu aynalarla ilişkilendirilirler ve vampirler gibi uğursuz yaratıkların görüntüleri aynada beliremezler. Eski Mısır'da aynadan bir disk, doğan güneşin sembolü haline gelmiştir. Sabah temizliğinden farklı bir anlamda aynaya bakış atmak, güneşsel ilahi varlık ile karşılaşmaktır.[1]

Bazıları karanlık bir gecede bir aynaya ya da bir mum alevine bakıldığında hayaletlerin ya da şeytanın görüleceğini söyler. Kötü şansın giderilmesi için yedi yılda bir, bir aynanın kırılması gerektiğini söyleyen klasik batıl inanışlar da vardır.[2]

Aynalar, halk inancında dikkat çekmiş bir nesnedir ve farklı anlamlar yüklenmiştir. Bu dünya ile öteki arasındaki sınırı simgeler. Ruhlar alemine açılan bir pencere gibi algılanır. Şaman aynaya bakarak gelecekten haber verir veya kendi ruhunu görebilir. Gözle görünmeyen varlıkları gösterir. Erlik Han yanında bir ayna gezdirir ve buna baktığında insanların işledikleri tüm günahları görür.

Gece aynaya bakmak uğursuzluk getireceği düşüncesiyle hoş karşılanmaz. Ayna yere bırakıldığında bir denize dönüşür. Tarak da yere bırakıldığında bir ormana dönüşür. Bazı şamanların anormal güçleri olan aynaları vardır. Öbür dünyada dorukları gökyüzün değen iki dağın arasında bulunan bir sandıkta duran ve tüm dünyayı gösteren bir ayna vardır. Gömülen cenazelerin üzerine ters bir ayna bırakmak eski bir Türk geleneğidir ve Anadolu’da uygulamaya devam eden yöreler vardır.

Görme eylemi ve görüntülerin Türk kültüründe farklı bir önemi vardır. Görüntü gerçeğin en önemli parçası kabul edilir. Bu nedenle geriye dönüp bakma yasağı (arkaya bakma yasağı) veya kimseye bakmama yasağı şeklinde söylence motifleri vardır. Sınavdan geçen kahraman bu yasağa uymazsa taş kesilir (taşa dönüşür). Geriye dönüldüğünde tıpkı aynada olduğu gibi bir yansıma algısı ile ruhlar alemine olumsuz bir yöneliş gerçekleşir. Çuvaşçdaki Tevger/Teker ile Macarcadaki Tükör kelimeleri arasında bulunan bağlantı ilginçtir. Masallarda sihirli aynalar gelecekten haber verir, uzak yerleri gösterir, insanlarla konuşur.[4]

Ayna, Afrodit'in bir simgesidir. Kendisi, aynada tehlikesiz olan kendi güzelliğini izler. Nargissos, bir gölün sularında kendi görüntüsünün yansıması üzerine intihar eder.

Aynanın gerçeği, herkes tarafından kabul edilebilir değildir. Özellikle yaşlanmak, insanı korkutur. "Pamuk Prenses" hikayesindeki kötü kalpli kraliçe, kendi güzelliğini kendinden daha genç birisinin geçmesi endişesiyle her gün aynaya bakar ve aynası ona pişmanlıkla gerçeği söyler.[1]

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Bu inancın kökeni, ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi yansımasını gören ilkel insan, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etmiştir ama camlar kırılabilir ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçasının, vücudu terk ettiği düşünülmüştür.[5]

Eski Mısır ve Yunanistan’da, pirinç, bronz, altın veya gümüşten kırılamayacak aynalar yapılırdı. İnsanlar, bu aynaların kırılmasıyla Tanrıların kendilerinin görüntüsünü yok ettiğine ve ölümün yakında olduğuna inanırlardı.

Birinci yüzyılda Romalılar tarafından bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkarılmıştır. Bu dönemde, hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine inanılırdı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerektiğine inanılırdı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de olmuştur. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şansın yok edileceğine inanılmıştır.

Bir Çinlinin evini ziyaret ettiğinizde giriş kapısının üstüne yerleştirilmiş belirgin bir aynaya rastlayabilirsiniz. Bu normal bir ayna değil, ba-gua aynası veya sekiz köşeli aynadır. Bu ayna oraya, istenmeyen ziyaretçileri ve düşünceleri kovmak için yerleştirilmiştir. Aynanın fiziksel yansıtma özelliği gibi ba-gua aynasının da kötü düşünceleri yansıttığına inanılır.[5]

Eskiden gerek Kıbrıs, gerekse Anadolu ve çeşitli Türk yurtlarında ölüm olayının kesinleştiğini anlamak için ölenin ağzına ayna tutulurdu. Ayna buğulanırsa hasta halen yaşıyor demektir. Çünkü bazı hastaların nabzı durma noktasına yakın bir durumda atar ve bu nedenle ölmeden kimi hastaların toprağa verildiği olayları yaşanmıştır.[6]

Anadolu'da çocuk gece aynaya baktırılmaz, eğer bakarsa, gece rüyasında korkacağına inanılır.[7] Sivas'ta geceleri aynaya bakılmaz. Bakanın bahtı kararır.[8] Tekirdağ'da gece aynaya bakmak iyi değildir, uğursuzluk getirir.[9] Burdur'da aynaya cünüplü iken bakılmaz. Bakılırsa ayna paslanır.[10]

Gaziantep'te aynanın kırılması ölüme yorulur. Evde uğursuzluk yaşanmaması için kırık ayna bulundurulmaz. Bir başka inanışa göre ayna veya cam yere düştüğünde kırılmazsa uğursuzluğa işarettir. Ayrıca hastanın bulunduğu odada bütün resimler ve aynalar ters çevrilir. Bunun sebebi bu eşyaların bulunduğu yere meleklerin girmeyeceği inancıdır.[11]

Kahramanmaraş'ta hamile kadın aynada kendisine bakarsa çocuğunun kendine benzeyeceğine; gece aynaya bakan kişinin yakın bir gelecekte gurbete gideceğine; dillenmemiş çocuğun, aynaya baktırılmasının geç dillenmesine sebep olacağına inanılır.[12]

Saraybosna'da bebeğin anne karnında ilk hareketinde anne aynaya bakarsa, bebek güzel olur. Gelin sandığına, çeyiz bohçasına aydınlık ve iyi bir geleceğin olması için mutlaka bir ayna konmaktadır. Ayrıca kına yakılırken şami (gelinin başına örtülen örtü) altından ayna tutulur, yüzü aydınlık, ak, pak olsun diye. Ayna kırılması ise uğursuzluk getirir. Ayna kırıldığında 7 yıl uğursuzluk olur, bekâr bir kız 7 yıl evlenemez.[13]

Kaynaklar

[1] Larousse Semboller Sözlüğü, s.81-83.
[2] Cenk Tekin, "Ruh ve Doğa Ötesi Bilimleri Sözlüğü", Paragraf Yayınları, Ankara 2005, s.85.
[3] Prof. Dr. Ural Akbulut, "Ayna İlk Kez 8000 Yıl Önce Anadolu'da Yapıldı"
[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ayna
[5] Güliz Ulu, "Batıl İnançların Çin Toplum Yaşamına Etkisi" (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi, Ankara 2012.
[6] Yrd Doç Dr. Mehmet Yardımcı, "Kıbrıs Anadolu ve Diğer Türk Yurtlarında Ölümle İlgili İnanış ve Uygulamalar"
[7] Handan Asûde Başal, "Türkiye’de Doğum Öncesi, Doğum ve Doğum Sonrası Çocuk Gelişimi ve Eğitimine İlişkin Gelenek, Görenek ve İnançlar", Uludağ Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, XIX (1), 2006,.
[8] Doğan Kaya, "Sivas'ta Çeşitli İnanışlar", Sivas Folkloru, III (28), 5. l975, s. l4-l7.
[9] Prof. Dr. Erman Artun, "Tekirdağ'da Batıl İnanışlar".
[10] Yrd. Doç. Dr. Şevkiye Kazan, "Burdur'da Hayatın Çeşitli Safhaları İle İlgili Dini-Manevi İnançlar", 1. Burdur Sempozyumu, s.1507.
[11] Cihat Burak Korkmaz, "Gaziantep’te Ölü ve Ölüm İle İlgili Uygulamalar: Sam Köyü Örneği", 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt 1, Sayı 3, Kış 2012, s. 105.
[12] Yrd. Doç. Dr. Hamza Karaoğlan,"Kahramanmaraş ve Çevresinde Yaşayan Halk İnanışları", Kahramanmaraş Sempozyumu, s. 998, 1008.
[13] Gülay Yurt, "Saraybosna Halkının Batıl İnanışları Hakkında Bir Derleme"






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36833525 ziyaretçi (102986972 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.