Bediüzzaman ve Cifir İlmi
 

Bediüzzaman ve Cifir İlmi

Bu sayfa, 27 Ekim 2017 tarihinde Akhenaton tarafından yazılan metin sadeleştirme aracıyla sadeleştirilmiştir.

Cifir ve Ebced hususunda yapılan bu küçük araştırmamızın asıl sebebi, Bediüzzaman Said-i Nursî'nin eserleri olan Risale-i Nur'ların bazılarında Cifir ve Ebced hesablarıyla yapılmış özel ve mahrem bazı önemli çıkarımların doğruluklarını ispattır.

Yani, Bediüzzaman'dan önce de başta Hz. Ali ve Ca'fer-i Sâdık ve Muhyiddin-i Arabî gibi daha birçok büyük İslâm âlimlerinin de Cifir ve Ebcedle uğraşmış olduklarını kaynaklara dayanarak ispatlamaktır.

Bu durumda elbette sebebin kendisinden de bir parça bahsetmek vâcib olmuş oluyor. Çünkü Bediüzzaman, Cifir ve Ebcedin en katışıksız ve en safi ve en pürüzsüz kısmını ele almış, en kudsî ve en şirin ve en câzibedar bir mes'elede kullanmıştır. İşte o mes'ele ise, başta Kurân'ın i'cazı olmak üzere, iman hizmeti ve Kurân Nurları olan Nur Risalelerine Müslümanların dikkatlerini çekme gaye ve niyetidir.

Bu gaye ve niyetle Kurân'ın âyetlerinde ve Hz. Ali'nin Celcelûtiye ve Ercüze Kasidelerinde ve Gavs-ı A'zam olan Abdulkadir-i Geylânî'nin bazı kasidelerinde, bini mütecaviz işaretler, îmalar ve sembollerle ve bütün bunların toplamı neticesi, âdeta kuvvetli ispat ve deliller ile Nur Risalelerinin geçerliliğini, doğruluğunu ve hak ve doğru olduklarını açıkça bildirdiklerini bulmuş ve kaydetmiştir. Bu gaybî; fakat gün yüzüne çıkmış olan işaret ve sembollere, hatta bir bakıma açık işaretlere; âlim olarak tanınan günümüzdeki bazı kişiler ilişmek istemişlerse de, lâzım gelen tokmak gibi cevaplarını da almışlardır.

Risale-i Nur'da bulunan Cifir ve Ebced hesablarıyla çıkarım edilmiş olayların yüzde 99 oranıyla geçmiş zamana ait şeylerdir. Geleceğe ait işlerden çok seyrek olarak söz edilmiştir. Bu şâz ve nâdir olan gelecekteki olaylar kaydettiğinde de; çok kuvvetli bir işaret ve emare bulduğu vakit, fazla izah ve açıklamaya girmeden, ya sükût ile geçmiş, ya da bir iki kelimeyle geçiştirmiştir. Çünkü ileriye ait işlerde -gayb perdesinde olduğu için-edep ve hürmetin gerekliliğini bilmiş, öyle tavır almıştır.

Fakat geçmişe ait işlerde ve gerçekleşmiş göz önündeki olaylarda ise; onlara dair bulduğu işaretlerde mümkün mertebe izahlıca ve makamın ve hâlin gerekliliklerini göz önünde bulundurarak ele almış ve ispatlamıştır.

Evet, Cifir ilmi erbabından, bilhassa Risale-i Nur'dan öğrendiğimiz kadarıyla Ebced ve Cifir ilminde sadece tarihleri bulmak, ya da birbirine uygun rakamları keşfetmeye münhasır değildir. Bu ilimde en önemli ve en büyük maharet, belki hâs bir ilahi kütuf olarak en büyük meleke ve rüsûh ise; keşfolunan mütevafık rakamların olaylara bir çok yönüyle uygun geldiğinin uygulamasını yapmaktır. Yani sayı ilişkileri olduğu gibi, uygulanan olayın ya da şahsın her yönden, keşf olunmuş o çıkarıma uygun olduğunu göstermektir, İşte bu ilme: "Hikmet İlmi" ya da "İlm-i Te'vil" denilir ki, çok az kişide bulunabilir.

Risale-i Nur'daki Cifir ve Ebced olaylarını görüp araştıran kimseler bilebilirler ki; Üstad bahsi geçen hikmet ve te'vil ilmine son derece mazhardır. Çünkü görülmektedir ki; gizli ve özel olan bu ilmin anahtarlarıyla keşfetmiş olduğu çıkarımları, adet ve rakam ilişkilerini birbirine tatbik etmesi yanında (makamın gerekliliği, durumun zorunluluğu ve olayın ona manevî uygunluğu) gibi en önemli konuları da aklen ve mantıken öyle ispatlar ki; gizli ve özel bir ilim olduğu halde, âdeta onu aklî ve mantıkî ve aşikâr bir ilim hâline getirmiştir. Elbette bu noktalar kıymetbilirve ilim erbabı yanında çok büyük bir olgunluk ve rüsûh alâmetleridir.

Arzetmeye çalıştığım hususlar için Risale-i Nur'dan bir-iki örnek vermek istiyorum, işte "Birinci Şua îşârât-ı Kurâniye" adıyla meşhur risaleden şu:

Hem مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ cümlesi; ta-i evvel ت, ikinci ت ise vakıf yeri olduğundan ه olmak ve شَجَرَةٍ deki tenvin ن sayılmak cihetiyle 1311 eder ki, o tarihte Nur Mektupları yazarı Nur Mektupları'nın kutlu şecere-i kudsiyesi olan Kurân'ın basamakları olan Arabi ilimleri öğretmeye başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar. İşte bu kadar manidar ve çeşitli tevafukat-ı Kurâniyenin ittifakı yalnız bir emare, bir işaret değil, belki kuvvetli bir delalettir. Belki elektrik ile beraber Nur Mektupları'na manevi ilişkisiyle bir izahtır. Bu âyetin manevi ilişkisinin inceliklerinden bir incelik şudur ki: gelecekle ilgili uyarı türünden mucizevi hem elektriğe, hem Risâle-i Nur'a işaret ettiği gibi, ikisinin ortaya çıkışlarına ve ortaya çıktıkları zamanlardan sonraki olgunlaşma zamanlarına ve geleneklere aykırı durumlarını çok güzel gösteriyor.

Örneğin زَيْتُونَةٍ لاَ شَرْقِيَّةٍ وَ لاَ غَرْبِيَّةٍ cümlesi der: "Nasıl ki elektriğin kıymetdar metaı, ne doğudan ne de batıdan celbedilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramağa lüzum yoktur." der. Öyle de manevî bir elektrik olan Nur Mektupları dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kurân'ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir. (1.Şua)

İşte görüldüğü gibi, Bediüzzaman, Kurân'ın manevî mu'cizeliğinin işaret ve semboller cihetiyle ispatını yaptığı aynı tahlilinde, Cifir ve Ebcedin adedî değerleri hesabıyla âyetin işaretini gayet ustaca ve mahirâne tatbik ettiği gibi; elektriğin ve Risale-i Nur'un mahiyetlerini de beraber nazara vermesi yanında, manevî ilişkilerini ve onlar Kurân'ın o işaretlerine lâyık olduklarını; yani, manevî makam iktizasını beraberce ispatlayıp ortaya koyuyor, işte, buna "İlm-i Hikmet ve İlm-i Te'vil" denilir.

Nur âyetinin on vecihle elektriğe ve Risale-i Nur'a işaretlerinin uzun beyanlarından ve bir çok olaylara o âyetin cümle ve kelimelerinin mutabakatlarından sadece bir bölümünü aldığımız bu tahlil ve makam iktizası ve ilişkilerin beraberce yapılan bu tatbikte, elbette anlamak şartıyla, büyük bir hikmet ve te'vil ilmine mazhariyetin işaretleri görülmektedir.

Başka bir örnek:

وَيُحِقُّ اللّهُ اْلحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ şu âyet-i meşhurenin küllî manasının bu zamanda zâhir bir tasdikleyicisi Risalet-ün Nur olduğu gibi, Lâfzullahtaki şeddeli "lâm" bir "lâm" ve بِكَلِمَاتِهِ deki melfuz "ya" sayılmak şartıyla dokuz yüz doksan sekiz (998) adediyle Nur Mektupları'nın dokuzyüz doksansekiz adedine tam tamına tevafukla, münasebet-i maneviyeye binaen remzen ona bakar. Ve bu remzi latifleştiren ve kuvvet veren ilişkilerin birisi şudur ki: Nur Mektupları'nın eczaları Sözler namıyla iştihar etmişler. Sözler ise Arabca "kelimat"tır. Ve o kelimat ile Kurânın hakaikını o derece mahz-ı hak ve ayn-ı hakikat olduğunu isbat etmiş ki, bu zamanın dinsiz feylesoflarını tam susturuyor. (1.Şua)

Başka bir örnek: Ayetlerin Cifir ve Ebced hesabıyla istihracı yapılmış bir hususu arzetmek değil, belki ilm-i hikmet ve ilm-i te'vil noktasından o gibi çıkarımların hâdiseye ya da zamana ya da bazı şahıslara uygulamasını yapan ilimden bahistir. Onun için onu buraya bir güzel numune olmak üzere kaydediyoruz:

İkinci bir uyarı: Tevafukla işaretler eğer manevi ilişkilere dayanmazsa, önemi azdır. Eğer manevi ilişkisi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir tasdikleyicisi hükmünde olsa ve müstesna bir liyakatı bulunsa, o vakit tevafuk önemlidir. Ve o kelâmdan bunun iradesine bir emare olur. Ve ondan o ferdin özel bir surette dâhil olduğuna ya remz, ya işaret, ya delalet hükmünde onu gösterir. İşte gelecek Kurân ayetlerinin Risâle-i Nur'a işaretleri ve tevafukları ekseriyet ile kuvvetli manevi bir ilişkiye dayanırlar. Evet bu gelecek âyât-ı meşhure müttefikan 13. yüzyılın sonrasına ve 14. yüzyılın öncesine cifirce bakıyorlar ve Kurân ve îman hesabına bir hakikate işaret ediyorlar. Ve medar-ı teselli bir "Nur"dan haber veriyorlar. Ve o zamanın dalalet fitnesinden gelen şüpheleri izale edecek, Kurânî bir bürhanı müjde veriyorlar.

Ve o işaretlere ve sembollere tam mazhar ve o görevleri hakkıyla görecek, Risâle-i Nur gibi bir tefsir-i Kurânî olacak. Halbuki Risâle-i Nur bu bahsi geçen noktada ileri olduğu, onu okuyanlarca şüphesiz olmasıyla delalet eder ki; o âyetler bilhassa Risâle-i Nur'a bakıp ona işaret ediyorlar. (1.Şua)

İşte bu örneklerde görüldüğü üzere Bediüzzaman çok hârika ve bilgece ve ustaca bir te'vil ile âyetlerin gösterdiği Ebcedî rakamları uygulayarak doğrulamıştır. Çünkü bir üstteki âyet-i kerimenin Türkçe kısaca meali: "Allah (cc) kendi sözleriyle hakkı gerçekleştirmektedir." diyor. Bu ise, gerçekten ve gayet aşikâr bir tarzda Risale-i Nur Kurân namına; fakat ona dayanarak hak olan iman ve İslâm'ın rükün ve esaslarını dünya ilim meydanında hakkaniyet ve gerçekliğini ispat etmekte ve açığa vurmaktadır. Öyle ise, Cifrî hesabla, rakamlar birbirine uygun geldikleri gibi, manevî ilişkileri de vardır ve meydandadır. Nitekim az üstte bu münasebet ve uygunluğun izahı da gayet güzel bir şekilde yapıldı.

Buna göre, arz ettiğimiz gibi, bazen Ebced hesabıyla Kurân'dan bazı âyetlerin rakam hesapları, bir kısım olayların tarihlerine denk gelebilir. Fakat eğer o denk gelmeyle beraber manevî ilişkisi de olmazsa, anlamsız kalır ve kuru ve ruhsuz bulunur.

Nasıl ki bir zamanlar bir emekli general, Türkiye Diyanet Başkan Vekilliğini yapmakta olduğu bir sırada وَ مَااَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ âyetinden Cifır ve Ebced hesabıyla bir sayıyı, hiçbir manevî ilişkisi ve gerekliliği olmayan, hatta Kurân'ın ve dinin inkarcısı ve tahripçisi bir adamın ve komitesinin habisâne icraat tarihine uygulamaya çalışmıştır. Elbette ki o tatbik Kurân'la bir alay hükmünde olduğu için, hiçbir kıymeti olmadığı gibi, cem'-i zıddeyn, yani iki zıddın kaynaştırılmasına çabalayan eblehâne bir hareket olarak görüldü.

Kaynak gösterilmeli.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ab-ı revan, 13.04.2015, 11:35 (UTC):
arkadaşlar nurcuyla fetullahçıyı birbirin kariştirmayın sakın eger biraz araştırma yaparsak farkın büklüğünü görürüz.

Yorumu gönderen: mehmet, 26.09.2014, 12:18 (UTC):
Said Nursi bir meczuptur, hurafecidir ve şarlatandır. Kitaplarında kendini yüceltmek için özellikle yaşamıyla ilgili bir sürü yalan bilgiler aktarmıştır. İlerisi şirke varacak sözler etmiştir.

Körü körüne inanmak yerine herkesin aklını kullanarak düşünmesi dileğiyle.

2/242- "Düşünesiniz diye" Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.

Yorumu gönderen: sdk, 25.03.2014, 12:40 (UTC):
ercan--insan önce kendine bakacak. evet din sizin gibilerin ispatsız, senetsiz öylece iftira edip beddua edecekleri bir oyuncak değildir. bu tür sözler hiçbir şekilde GERÇEK bir müslümana yakışmayacak aşağılıktadır. ispatınız varsa şirk ve küfüre dair edip öyle konuşacaksınız. değilse susmayı bileceksiniz. unutmayın Resulullah sav beddua edenlerin kendi yanlarınından gitmelerini buyurmuşlardır.içlerinde tutmamışlardır. Allah'ın verdiği beyninizi doğruları öğrenmek için kullanın lütfen.iftira etmek için değil. Selametle...

Yorumu gönderen: K, 16.11.2010, 07:46 (UTC):
öncelikle blirteyim ki nurcu demek yanlış. zaten risale-i nur külliyatı Ayet ve Hadislerden yola çıkılarak yazılmış bir külliyat. içinde bulunan bazı insanların yanlışları, yanlış algılamaları olabilir ve bu insan olan her yerde mevcuttur. Allah düşmanı olsalardı Kelime-i Şahadet getirmezleri namaz kılmazlar, Kuran okumazlar, zikretmezler, oruç tutmazlar, zekat vermezler, hacca gitmezler ve ALLAH'A hizmet etmezlerdi. Ama bunların hepsini yapıyorlar. onları tanımak için en kolayından dost tv yi izlemenizi tavsiye ederim. Fethullah Gülen Hocaefendinin kitaplarını da okuyun, resmi internet sitesini ziyaret edin, sohbetlerini dinleyin. cemaatin içinden yanlış insan çıkabiliyor, Hocaefendinin her istediği yapılmıyor, bazen Hocaefendinin sözünden çıkanlar olabiliyor. Bunları genele mal etmek çok yanlış. Teşbihte hata olmasın, koca İstanbul'un içinden de yamuk insanlar çıkmıyor mu, onlar kötü diye bütün İstanbullular mı kötü. İstanbul Belediye Başkanının veya Başbakanın suçu mu o kötü insanlar. Bir insanın herşeyi kontrol altına alabileceğini düşünmek şirk koşmaya gider. Hocaefendi de bir insandır ve herşeyi kontrol edemez. veya cemaatte olan iyi insanlar da bir insandır ve herşeyi kontrol edemezler. Herşeyi kontrol etsinler madem derseniz bu şirke girebilir. onlar da insandır. Yapılan hizmetlere bakın hele. Dünyanın öbür ucunda, kutuplarda kurbanlar kesiliyor, İstiklal Marşımız okunuyor, kaç tane insanın Müslüman olmasına vesile olunuyor. Ülkemizde de kaç tane fakirin karnı doyuruluyor, kaç tane insanın hidayete ermesine vesile olunuyor. daha saysam ne kadar çok sürer. Ahireti düşünmeyen, dünyalık düşünenlere de söyleyeyim ki bu vesile ile eğitim kalitesi artıyor, devletin sırtındaki yük hafifliyor, okullar yapılıyor, kaç kişiye ekmek kapısı çıkıyor. bir inşaat yapılırken kaç işçi alın teriyle para kazanıp evine ekmek götürüyor, ekonomi durgunluktan kurtuluyor, atıl paralar toplanıp işe yarıyor. enflasyanun önüne geçiliyor.

Yorumu gönderen: ercan, 26.10.2010, 14:05 (UTC):
Allah,bu Nurculara ya idaet versin veya cehennemin dibine gondersin.Cunku bunlar islam dusmanlari,Allah dusmanlari.Sizlere bunlarin kitaplarini okumanizi tavsiye ederim,bununla beraber gercek islami 'da ogrenmenizi( eger muslamansaniz zaten size farz'dir)tavsiye ederin:zaten sonra nurcularin islam dusman olduklarini cok acik bir sekilde ortaya cikacak'dir.
Bunlar'da Sirk,kufur ne ararsaniz bulabilirsiniz.
Dikkat ediniz din bir oyun degil:kitap ve sunnet'ten baska bir yerde aramayiniz.Dunya'ya bir defa geliyorsunuz bunu 'da guzel degerlendirin ,tekrar deneme hakiniz olmayacak.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46843295 ziyaretçi (119807600 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler