Bediüzzaman ve Cifir İlmi
 

Bediüzzaman ve Cifir İlmi

Cifir ve Ebced hususunda yapılan bu küçük araştırmamızın asıl sebebi, Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretlerinin eserleri olan Risale-i Nur'ların az bazılarında Cifir ve Ebced hesablarıyla yapılmış hususî ve mahrem bazı mühim istihraçların doğruluklarını ispattır.

Yani, Bediüzzaman'dan önce de başta İmam-ı Ali ve Ca'fer-i Sâdık ve Muhyiddin-i Arabî gibi daha birçok büyük İslâm âlimlerinin de Cifir ve Ebcedle uğraşmış olduklarını me'hazlere dayanarak ispatlamaktır.

Bu durumda elbette sebebin kendisinden de bir nebze bahsetmek vâcib olmuş oluyor. Çünki Bediüzzaman Hazretleri, Cifir ve Ebcedin en hâlis ve en safi ve en pürüzsüz kısmını ele almış, en kudsî ve en şirin ve en câzibedar bir mes'elede isti'mal etmiştir. İşte o mes'ele ise, başta Kurân'ın i'cazı olmak üzere, iman hizmeti ve Kurân Nurları olan Nur Risalelerine ehl-i imanın nazar-ı dikkatlerini celbetme gaye ve niyetidir. Bu gaye ve niyetle Kurân'ın âyetlerinde ve Hazret-i Ali'nin Celcelûtiye ve Ercüze Kasidelerinde ve Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylânî'nin bazı kasidelerinde, bini mütecaviz işaretler, îmalar ve remizlerle; ve bütün bunların toplamı neticesi, âdeta kuvvetli hüccet ve deliller ile Nur Risalelerinin makbuliyetini, müstakimliğini ve hak ve doğru olduklarını sarahat derecesinde bildirdiklerini bulmuş ve kaydetmiştir. Bu gaybî, amma gün yüzüne çıkmış olan işaret ve remizlere, hatta bir cihetle sarih delâletlere; ulema namı altındaki asri bazı şahıslar ilişmek istemişlerse de, lâzım gelen tokmak gibi cevaplarını da almışlardır.

Risale-i Nur'da bulunan Cifir ve Ebced hesablarıyla istihraç edilmiş hâdiselerin yüzde doksan dokuz nisbetiyle geçmiş zamana ait şeylerdir. Geleceğe ait işlerden çok nâdir olarak söz edilmiştir. Bu şâz ve nâdir olan istikbali hâdiseleri kaydettiğinde de; çok kuvvetli bir işaret ve emare bulduğu vakit, fazla izah ve açıklamaya girmeden, ya sükût ile geçmiş, ya da bir iki kelimeyle geçiştirmiştir. Çünki ileriye ait işlerde -gayb perdesinde olduğu için-edep ve ihtiramın lüzumluluğunu bilmiş, öyle tavır almıştır.

Amma geçmişe aid işlerde ve vuku' bulmuş göz önündeki hâdiselerde ise; onlara dair bulduğu işaretlerde mümkün mertebe izahlıca ve makamın ve hâlin iktizalarını göz önünde bulundurarak ele almış ve ispat etmiştir.

Evet, Cifir ilmi erbabından, bilhassa Risale-i Nur'dan öğrendiğimiz kadarıyla Ebced ve Cifir ilminde sadece tarihleri bulmak, yahud birbirine muvafık rakamları keşfetmeye münhasır değildir. Bu ilimde en mühim ve en büyük maharet, belki hâs bir lûtf-u ilâhî olarak en büyük meleke ve rüsûh ise; keşfolunan mütevafık rakamların hâdiselere bir çok yönüyle muvafık geldiğinin tatbikini yapmaktır. Yani sayı münasebetleri olduğu gibi, tatbik edilen hâdisenin veya şahsın her cihetle, keşf olunmuş o istihraca muvafık olduğunu göstermektir, İşte bu ilme: "Hikmet İlmi" ya da "İlm-i Te'vil" denilir ki, çok ender zâtlarda bulunabilir.

Risale-i Nur'daki Cifir ve Ebced hâdiselerini görüp tetkik eden kimseler bilebilirler ki; Üstad Hazretleri mezkûr hikmet ve te'vil ilmine a'zamî derecede mazhardır. Çünkü görülmektedir ki; gizli ve hususî olan bu ilmin anahtarlarıyla keşfetmiş olduğu istihraçları, adet ve rakam münasebetlerini birbirine tatbik etmesi yanında (makamın muktezası, hâlin icabı ve hâdisenin ona manevî muvafakati) gibi en mühim hususları da aklen ve mantıken öyle ispat eder ki; hafî ve hususî bir ilim olduğu halde, âdeta onu aklî ve mantıkî ve aşikâr bir ilim hâline getirmiştir. Elbette bu noktalar kadirşinas ve ilim erbabı yanında çok büyük bir kemâl ve rüsûh alâmetleridir.

Arzetmeye çalıştığım hususlar için Risale-i Nur' dan bir-iki örnek vermek istiyorum, işte "Birinci Şua îşârât-ı Kurâniye" adıyla meşhur risaleden şu :

Hem مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ cümlesi; ta-i evvel ت, ikinci ت ise vakıf yeri olduğundan ه olmak ve شَجَرَةٍ deki tenvin ن sayılmak cihetiyle bin üçyüz on bir (1311) eder ki, o tarihte Resâil-in Nur müellifi Risalet-ün Nur'un mübarek şecere-i kudsiyesi olan Kurân'ın basamakları olan ulûm-u Arabiyeyi tedrise başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar. İşte bu kadar manidar ve müteaddid tevafukat-ı Kurâniyenin ittifakı yalnız bir emare, bir işaret değil, belki kuvvetli bir delalettir. Belki elektrik ile beraber Resâil-in Nur'a münasebet-i maneviyesiyle bir tasrihtir. Bu âyetin münasebet-i maneviyesinin letafetlerinden bir letafeti şudur ki: İhbar-ı gayb nev'inden mu'cizane hem elektriğe, hem Risâle-in Nur'a işaret ettiği gibi, ikisinin zuhurlarına ve zaman-ı zuhurlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilaf-ı âdet vaziyetlerini çok güzel gösteriyor.

Meselâ, زَيْتُونَةٍ لاَ شَرْقِيَّةٍ وَ لاَ غَرْبِيَّةٍ cümlesi der: "Nasıl ki elektriğin kıymetdar metaı, ne şarktan ne de garbdan celbedilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramağa lüzum yoktur." der. Öyle de manevî bir elektrik olan Resâil-in Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kurân'ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir. (1.Şua)

İşte görüldüğü gibi, Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kurân'ın manevî mu'cizeliğinin işaret ve remizler cihetiyle ispatını yaptığı aynı tahlilinde, Cifir ve Ebcedin adedî değerleri hesabıyla âyetin işaretini gayet üstadâne ve mahirâne tatbik ettiği gibi; elektriğin ve Risale-i Nur'un mahiyetlerini de beraber nazara vermesi yanında, manevî münasebetlerini ve onlar Kurân'ın o işaretlerine lâyık olduklarını; yani, manevî makam iktizasını beraberce ispatlayıp ortaya koyuyor, işte, buna "İlm-i Hikmet ve İlm-i Te'vil" denilir.

Nur âyetinin on vecihle elektriğe ve Risale-i Nur'a işaretlerinin uzun beyanlarından ve bir çok hâdiselere o âyetin cümle ve kelimelerinin mutabakatlarından sadece bir bölümünü aldığımız bu tahlil ve makam iktizası ve münasebetlerin beraberce yapılan bu tatbikte, elbette anlamak şartıyla, büyük bir hikmet ve te'vil ilmine mazhariyetin işaretleri görülmektedir.

Başka bir örnek:

وَيُحِقُّ اللّهُ اْلحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ şu âyet-i meşhurenin küllî manasının bu zamanda zâhir bir mâsadakı Risalet-ün Nur olduğu gibi, Lâfzullahtaki şeddeli "lâm" bir "lâm" ve بِكَلِمَاتِهِ deki melfuz "ya" sayılmak şartıyla dokuz yüz doksan sekiz (998) adediyle Risalet-ün Nur'un dokuzyüz doksansekiz adedine tam tamına tevafukla, münasebet-i maneviyeye binaen remzen ona bakar. Ve bu remzi latifleştiren ve kuvvet veren münasebetlerin birisi şudur ki: Risalet-ün Nur'un eczaları Sözler namıyla iştihar etmişler. Sözler ise Arabca "kelimat"tır. Ve o kelimat ile Kurânın hakaikını o derece mahz-ı hak ve ayn-ı hakikat olduğunu isbat etmiş ki, bu zamanın dinsiz feylesoflarını tam susturuyor. (1.Şua)

Başka bir örnek: Ayetlerin Cifir ve Ebced hesabıyla istihracı yapılmış bir hususu arzetmek değil, belki ilm-i hikmet ve ilm-i te'vil noktasından o gibi istihraçların hâdiseye veya zamana veya bazı şahıslara tatbikini yapan ilimden bahistir. Onun için onu buraya bir güzel numune olmak üzere kaydediyoruz:

İkinci bir ihtar: Tevafukla işaretler eğer münasebat-ı maneviyeye istinad etmezse, ehemmiyeti azdır. Eğer münasebet-i maneviyesi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir mâsadakı hükmünde olsa ve müstesna bir liyakatı bulunsa, o vakit tevafuk ehemmiyetlidir. Ve o kelâmdan bunun iradesine bir emare olur. Ve ondan o ferdin hususî bir surette dâhil olduğuna ya remz, ya işaret, ya delalet hükmünde onu gösterir. İşte gelecek âyât-ı Kurâniyenin Risâle-i Nur'a işaretleri ve tevafukları ekseriyet ile kuvvetli bir münasebet-i maneviyeye istinat ederler. Evet bu gelecek âyât-ı meşhure müttefikan onüçüncü asrın âhirine ve ondördüncü asrın evveline cifirce bakıyorlar ve Kurân ve îman hesabına bir hakikate işaret ediyorlar. Ve medar-ı teselli bir "Nur"dan haber veriyorlar. Ve o zamanın dalalet fitnesinden gelen şübehatı izale edecek, Kurânî bir bürhanı müjde veriyorlar.

Ve o işaretlere ve remizlere tam mazhar ve o vazifeleri bihakkın görecek, Risâle-i Nur gibi bir tefsir-i Kurânî olacak. Halbuki Risâle-i Nur bu mezkûr noktada ileri olduğu, onu okuyanlarca şüphesiz olmasıyla delalet eder ki; o âyetler bilhassa Risâle-i Nur'a bakıp ona işaret ediyorlar. (1.Şua)

İşte bu örneklerde görüldüğü üzere Hazret-i Üstad Bediüzzaman çok hârika ve hakimane ve üstadâne bir te'vil ile âyetlerin gösterdiği Ebcedî rakamları tatbik ederek te'yid etmiştir. Zira bir üstteki âyet-i kerimenin Türkçe kısaca meali: "Allah-u Teâlâ kendi kelimâtıyla hakkı gerçekleştirmektedir." diyor. Bu ise, filhakika ve gayet aşikâr bir tarzda Risale-i Nur Kurân namına, amma ona dayanarak hak olan iman ve İslâm'ın rükün ve esaslarını dünya ilim meydanında hakkaniyet ve gerçekliğini ispat ve izhar etmektedir. Öyle ise, Cifrî hesabla, rakamlar birbirine muvafık geldikleri gibi, manevî münasebetleri de vardır ve meydandadır. Nitekim az üstte bu münasebet ve muvafakatin izahı da gayet güzel bir şekilde yapıldı.

Buna göre, arz ettiğimiz gibi, bazen Ebced hesabıyla Kurân'dan bazı âyetlerin rakam hesapları, bir kısım hâdiselerin tarihlerine tevafuk edebilir. Amma eğer o tevafukla beraber manevî münasebeti de olmazsa, mânâsız kalır ve kuru ve câmid bulunur.

Nasıl ki bir zamanlar bir emekli general, Türkiye Diyanet Başkan Vekilliğini yapmakta olduğu bir sırada وَ مَااَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ âyetinden Cifır ve Ebced hesabıyla bir sayıyı, hiçbir manevî münasebeti ve muktezası olmayan, hatta Kurân'ın ve dinin münkiri ve muharribi bir adamın ve komitesinin habisâne icraat tarihine tatbike çalışmıştır. Elbette ki o tatbik Kurân'la bir istihza hükmünde olduğu için, hiç bir kıymeti olmadığı gibi, cem'-i zıddeyn, yani iki zıddın kaynaştırılmasına çabalayan eblehâne bir hareket olarak görüldü.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ab-ı revan, 13.04.2015, 11:35 (UTC):
arkadaşlar nurcuyla fetullahçıyı birbirin kariştirmayın sakın eger biraz araştırma yaparsak farkın büklüğünü görürüz.

Yorumu gönderen: mehmet, 26.09.2014, 12:18 (UTC):
Said Nursi bir meczuptur, hurafecidir ve şarlatandır. Kitaplarında kendini yüceltmek için özellikle yaşamıyla ilgili bir sürü yalan bilgiler aktarmıştır. İlerisi şirke varacak sözler etmiştir.

Körü körüne inanmak yerine herkesin aklını kullanarak düşünmesi dileğiyle.

2/242- "Düşünesiniz diye" Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.

Yorumu gönderen: sdk, 25.03.2014, 12:40 (UTC):
ercan--insan önce kendine bakacak. evet din sizin gibilerin ispatsız, senetsiz öylece iftira edip beddua edecekleri bir oyuncak değildir. bu tür sözler hiçbir şekilde GERÇEK bir müslümana yakışmayacak aşağılıktadır. ispatınız varsa şirk ve küfüre dair edip öyle konuşacaksınız. değilse susmayı bileceksiniz. unutmayın Resulullah sav beddua edenlerin kendi yanlarınından gitmelerini buyurmuşlardır.içlerinde tutmamışlardır. Allah'ın verdiği beyninizi doğruları öğrenmek için kullanın lütfen.iftira etmek için değil. Selametle...

Yorumu gönderen: K, 16.11.2010, 07:46 (UTC):
öncelikle blirteyim ki nurcu demek yanlış. zaten risale-i nur külliyatı Ayet ve Hadislerden yola çıkılarak yazılmış bir külliyat. içinde bulunan bazı insanların yanlışları, yanlış algılamaları olabilir ve bu insan olan her yerde mevcuttur. Allah düşmanı olsalardı Kelime-i Şahadet getirmezleri namaz kılmazlar, Kuran okumazlar, zikretmezler, oruç tutmazlar, zekat vermezler, hacca gitmezler ve ALLAH'A hizmet etmezlerdi. Ama bunların hepsini yapıyorlar. onları tanımak için en kolayından dost tv yi izlemenizi tavsiye ederim. Fethullah Gülen Hocaefendinin kitaplarını da okuyun, resmi internet sitesini ziyaret edin, sohbetlerini dinleyin. cemaatin içinden yanlış insan çıkabiliyor, Hocaefendinin her istediği yapılmıyor, bazen Hocaefendinin sözünden çıkanlar olabiliyor. Bunları genele mal etmek çok yanlış. Teşbihte hata olmasın, koca İstanbul'un içinden de yamuk insanlar çıkmıyor mu, onlar kötü diye bütün İstanbullular mı kötü. İstanbul Belediye Başkanının veya Başbakanın suçu mu o kötü insanlar. Bir insanın herşeyi kontrol altına alabileceğini düşünmek şirk koşmaya gider. Hocaefendi de bir insandır ve herşeyi kontrol edemez. veya cemaatte olan iyi insanlar da bir insandır ve herşeyi kontrol edemezler. Herşeyi kontrol etsinler madem derseniz bu şirke girebilir. onlar da insandır. Yapılan hizmetlere bakın hele. Dünyanın öbür ucunda, kutuplarda kurbanlar kesiliyor, İstiklal Marşımız okunuyor, kaç tane insanın Müslüman olmasına vesile olunuyor. Ülkemizde de kaç tane fakirin karnı doyuruluyor, kaç tane insanın hidayete ermesine vesile olunuyor. daha saysam ne kadar çok sürer. Ahireti düşünmeyen, dünyalık düşünenlere de söyleyeyim ki bu vesile ile eğitim kalitesi artıyor, devletin sırtındaki yük hafifliyor, okullar yapılıyor, kaç kişiye ekmek kapısı çıkıyor. bir inşaat yapılırken kaç işçi alın teriyle para kazanıp evine ekmek götürüyor, ekonomi durgunluktan kurtuluyor, atıl paralar toplanıp işe yarıyor. enflasyanun önüne geçiliyor.

Yorumu gönderen: ercan, 26.10.2010, 14:05 (UTC):
Allah,bu Nurculara ya idaet versin veya cehennemin dibine gondersin.Cunku bunlar islam dusmanlari,Allah dusmanlari.Sizlere bunlarin kitaplarini okumanizi tavsiye ederim,bununla beraber gercek islami 'da ogrenmenizi( eger muslamansaniz zaten size farz'dir)tavsiye ederin:zaten sonra nurcularin islam dusman olduklarini cok acik bir sekilde ortaya cikacak'dir.
Bunlar'da Sirk,kufur ne ararsaniz bulabilirsiniz.
Dikkat ediniz din bir oyun degil:kitap ve sunnet'ten baska bir yerde aramayiniz.Dunya'ya bir defa geliyorsunuz bunu 'da guzel degerlendirin ,tekrar deneme hakiniz olmayacak.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36921203 ziyaretçi (103140332 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.