Bilim Felsefesi
 

Bilim Felsefesi, Philosophy of Science

Bilim Felsefesi

Bilim felsefesi, epistemoloji, ontoloji, etik ve estetik gibi felsefenin temel alt bölümlerinden birisidir.[1] Bilimlerde görülen büyük gelişmeler dikkatleri bilime yöneltmiştir.Bilim felsefesi bilimsel kesinlik ve bilimsel sistem düzeyine erişen bir bilgiyi inceler. Bilim felsefesinin inceleme alanına,bilimin yanında bilimin özel yöntemleri,düşünce biçimleri bilimlerin hangi ana gruplara girebileceği gibi problemler girer.[2]

Bilim felsefesi, bilimin ne olduğunu, bilimsel kuramların özgül yapısını, bilimsel bilginin epistemolojik statüsünü, bilimsel yöntemin (ya da yöntemlerin) anlamını, bilim alanı ve bilimsel bilginin nesnesini, bilimin gelişiminin anlamını, özet olarak bir bütün bilimin konumu, gelişimi ve iç-yapısını değerlendiren, bunu kuramsal düzlemde ortaya koymaya çalışan felsefe bölümüdür.Bilim tarihinden farklı olarak bilim felsefesi bu söz konusu tarihin kuramsal düzlemde açıklanmasını ve değerlendirilmesini üstlenir.Cemal Yıldırım, bilim felsefesinin amacını "bilimi anlamak" olarak belirtmektedir.[1]

Bilimin neliğini pek çok düşünür ve bilgin sorgulamaktadır.Özellikle 19 ve 20. yüzyıllarda bu konu üzerindeki çalışmalar yoğunlaşmıştır. Bilim, süreç ve bu sürecin sonunda oluşan dirik ürünler olarak ele alınabilir. Böyle bir tanımda süreç ve ürün boyutuyla ilgili şu sorular gündeme gelebilir: "Bilim bir süreç midir? Eğer süreçse, bu nasıl işlemektedir? Tek bir süreç mi söz konusudur? Yoksa başka süreçler var mıdır? Süreç bir aldatmaca mıdır? Bu süreçte hangi mantık, ya da mantıklar kullanılabilir? Tek bir mantık mı vardır bu süreçte? Pek çok mantık olabilir mi? Yoksa hiçbir mantık gerekmez mi? Bilimde kullanılan mantık tümdengelim mi; yoksa tümevarım mı? Diyalektik mi, hipotetik dedüktif mi, fazilojik mi? Yoksa bunların hiçbiri mi? Bilimsel çalışmalar mutlaka aklı temele almalı mı?" gibi sorular önemini hala sürdürmekte ve bu tür sorulara verilen yanıtlar her bilim anlayışına, düşünce akımına göre değişmektedir.

Bilim felsefesinde ikinci önemli soru gerçekle ilgilidir. "Gerçek nedir? Var mıdır? İçinde yaşadığımız evren gerçek midir? Gerçekse, insan ona tümüyle ulaşabilir mi? İnsan aklı gerçeği tümüyle anlayabilir mi? Bilim adamı gerçek karşısında nesnel davranabilir mi? Gerçeğe ulaşmak için bilimin dışında başka alanlar var mıdır? Varsa, nelerdir? Onların kullandığı yollar nelerdir?" gibi sorular değişik düşünür ve bilim adamlarınca yanıtlanmaya çalışılmıştır. Her düşünürün, bilim adamının bu sorulara verdikleri yanıtlar farklılık göstermektedir.

Diğer önemli bir konu da bilimsel bilgiyle ilgilidir. "Bilimsel bilgi nasıl elde edilir? Bilimsel bilgiyi diğer bilgi türlerinden ayıran ölçütler nelerdir? Bilimle bilim olmayan arasında ölçütler var mıdır? Varsa bunlar mutlak mıdır? Bilimsel bilgi mutlak, kesin, değişmez bir bilgi midir? Yoksa göreli, pekin, şimdilik bir bilgi türü müdür? Bilimsel bir dil var mıdır? Varsa özelikleri nelerdir? Dil gerçeğin aynası mıdır?" soruları, bu konuyla ilgili olabilir. Bu tür sorulara da pek çok düşünür ve bilim adamı değişik yanıtlar vermektedir.

Bilim felsefesinde "Bilim nasıl ilerlemektedir?" sorusu diğer önemli bir konudur. Bilimsel ilerleme doğrulama,ya da yanlışlama işi midir? Yoksa, eski bir kuramın yerini evrimsel bir gelişmeyle yeni bir kuramın, paradigmanın alması mıdır? Ya da bilimsel ilerleme devrimsel bir sıçramayla mı olmaktadır? Yoksa bilimsel ilerleme bir kandırmaca mıdır? Yerinde mi saymaktadır?" soruları üzerinde hala tartışılmaktadır.

Artık günümüzde her bilim ve sanat dalının felsefesi başlamıştır. Fizik, kimya, biyoloji, matematik, sanat, tarih, sosyoloji, psikoloji, eğitim, spor, dil vb. gibi konu alanlarının felsefesi yapılmaktadır. "Acaba bilim ve sanatların felsefesini yapmak gerekli midir? Bunun bilim felsefesiyle bağlantısı nasıl sağlanabilir? Bu bağlantıyı sağlamak kaçınılmaz mıdır? Bunların ölçütleri var mıdır? Bu ölçütler genel mi, yoksa özel midir? Böyle bir felsefenin bilimlerin, sanatların ilerlemesine katkısı var mıdır?" gibi sorular bu alanın kapsamı içine girebilir.

Tüm bunlardan başka günümüzde bilim felsefesi eğitimi söz konusu olmaya başlamıştır. Bilim, sanat adamı olacakların bilim felsefesi eğitiminden geçmeleri gerektiğini savunan eğitimciler, düşünürler ve bilim adamları vardır. Bu durumda "Bilim,sanat adamlarının böyle bir eğitimden geçmeleri gerekli midir? Gerekliyse, bu eğitim nasıl yapılmalıdır? Böyle bir eğitimin hedefleri neler olabilir? Kimler yapabilir? Süresi ne kadar olmalıdır?" gibi sorularının yanıtları verilmelidir.

Felsefede olduğu gibi, bilim felsefesinde de yanıtlardan çok sorular önemlidir; çünkü yanıtlar her kurama, görüşe, akıma, ideolojiye göre değişebilir; üstelik bu da çok hızlı olmaktadır. Oysa sorular genellikle yanıtlara göre daha yavaş değişmekte ve sürekli gündemde kalmaktadır. Onun için yanıtlardan ziyade sorulardan felsefeye gitmek daha kolay olabilir. [3]

Bilim ve Felsefe

Bilim felsefecileri bir bakıma hem felsefe hem de bilim alanında yer alırlar, her iki alana birden hakim olmaya çalışırlar. Özellikle başlangıçta bilim insanları belirli bir felsefi etkinlik içinde de olmuşlardır. Başlangıçta bilimler felsefenin içinde yer almaktadır; filozoflar aynı zamanda çoğu noktada bilim insanlarıydılar, birçok bilimsel alanda bilgi sahibiydiler ve onların sentezleriyle felsefe yapmaktaydılar. Fizik'i ve Metafizik'i yazan Aristoteles bunun tipik bir örneğidir.Bilginin gelişimi, özerk dallara ayrılması ve her bölümün kendi içinde çok daha fazla uzmanlık gerektirmesiyle zaman içinde bilimler felsefeden ayrışmaya başladı.Önce doğa bilimleri denilen bilimler, sonra giderek sosyal bilimler ayrışmaya çalışmıştır.Ancak felsefenin bilimle ilişkisi ve bilime yönelik ilgisi süreklidir.Bu süreklilik felsefe ve bilim tarihinde gösterilebilir.Başlangıçta filozofların bilimle ilgilenen kişiler olması ve daha sonra giderek felsefenin bilim üzerine düşünmesi şeklinde bu ilişki süregelmiştir.Yalnızca filozofların bilimle ilişkili insanlar olması dolayısıyla değil, bilimin ne olduğu üzerine üretilen düşüncelerin felsefi niteliği dolayısıyla da böyledir.

Bilim felsefesine ait metinlerin çok uzun tarihsel bir geçmişi vardır.Aristotales'ten itibaren bu iz sürülebilir.Ama bilim felsefesi, felsefenin bir alt bölümü olarak özellikle bilimlerin felsefeden ayrışmasının bir sonucu olarak belirginleştiği için modern zamanların ürünüdür.Francis Bacon'un Novum Organon'u, René Descartes 'ın Metot Üzerine Konuşma'sı, Isaac Newton'un "Felsefi Akıl Yürütmenin Kuralları", Henry Poincaré'nin Bilim ve Hipotez'i, bir anlamda bilim felsefesinin öncü klasik metinleri sayılabilir.20.yüzyıldan itibaren ise bilim felsefesi tamamen özerk ve kapsamlı bir bölüm haline gelir.

Pozitivizm, 19.yüzyılın son çeyreğinden itibaren önermeleriyle hem bilimsel bir pratiği temellendiriyor, hem de felsefenin sorularını yanıtlıyordu.Soyut bir sistem olarak felsefenin sonu gelmiş varsayılıyordu.Ancak öyle olmadığı düşüncesi giderek yaygınlık kazandı.Bizzat pozitivizm denilen bilim düşüncesinin aşırı derecede felsefe içerdiği ortaya konuldu.Bilimin ya da bilimsel yöntemin ilkeleri sayılan bir düzine kural durmadan değişime uğradı ve yerine yenileri önerildi.Nedensellik ilkesi Belirsizlik ilkesiyle savaşır durumda buldu kendisini.Kuantum fiziği gibi bilimsel gelişmelerin yol açtığı kuramsal sorunlarla bilim felsefesi özellikle 1960'lı yıllardan itibaren belirleyici bir güncellik kazanmıştır.Bilime duyulan güvenin sarsıldığı bir dönemde, bilim felsefesi öne çıkmaya başlar.Bunda Karl Popper, Thomas Kuhn, Imre Lakatos, Paul Feyerabend gibi ünlü ve çok etkili bilim felsefecilerinin özgün çalışmaları da belirleyici bir rol oynamıştır. [1]

Gerçi bilgi her devirde önemli olmuştur, ama özellikle çağımızda gerek fert insanın hayatında gerekse toplumsal sistemlerin temelinde bilgi önemli bir yer tutmaktadır. Bilgi kuvvettir; hem kafada kuvvettir hem de uygulamada kuvvettir. Özellikle doğal kuvvetleri ve teknolojinin desteğini aldıktan sonra, bilginin kuvveti kat kat artmaktadır.

Bilgiyi sağlayan, bilimdir. Bilim, bir düşünme metodudur. Gerçeğe ve olgulara dayalı, önyargısız, tutarlı, rasyonel ölçülerde bir anlama, bulma, doğrulama metodudur. Bilim, bir taraftan düşünme ve ele aldığı konuları bilimsel metotlarla araştırma sürecidir; bir taraftan da bilimsel araştırma
sonucunda ulaşılan bir üründür.

Bilim, sürekli gelişen dinamik bir bilgidir; bilimsel bilgi hiç bir zaman statikleşmez. Bilim, olgusaldır, gözlenebilir olgulara dayanır. Bilim, mantıksaldır, dolayısıyla bilimsel hükümler birbiriyle tutarlı ve çelişkisizdir. Bilimsel önermelerden doğru mantıksal çıkarımlar yapılırsa, onlar da doğru olur. Bilimsel bilgi objektiftir; kişiden kişiye, toplumdan topluma değişmez. Bilimsel bilgi, hem bilim dışı önermelere hem de bilimsel sonuçlara karşı eleştiricidir. Bilim seçicidir; varlık dünyasındaki tüm olguları değil, özellikle insana faydalı olabilecek bazı olguları ele ele alarak inceler. Bilim soyutlayıcı ve genelleyicidir. Belli bir tür olayların hepsinde geçerli olabilecek şekilde yasalar ortaya koyar.

Bilim, varsayımlara dayanır. Bunlara örnek vermek gerekirse; kendi dışımızda düzenli ilişkiler içinde bir olgular dünyası vardır. Bu olgular dünyası bizim için anlaşılabilir. Bütün olgular birbirine ve tespit edilebilir nedenlere bağlıdır. Gözlem konusu bütün olgular belli bir zaman ve mekân içinde yer alır. Bilim, varolan her şeyin belli bir miktarda varolduğu ilkesine bağlıdır ve bunu ölçmeye çalışır. Bilim, denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yolundan giderek, olguları açıklama gücü taşıyan hipotezler bulma ve bunları doğrulama metodudur. [4]

Bilimin Değeri

Bilimin sağlam zeminlerde ilerleyebilmesi için sadece gözlem, deney, araştırma gibi çabalar yetmez. Bütün bilimler, kendilerini her zaman kontrol eden mantık, matematik gibi formel disiplinlerin (bilim) bilgi türleriyle ve teknolojinin kolaylıklarıyla tamamlanmalıdır. [4]

Tarih boyunca; bilimi bilgiye giden önemli ve tek yol olarak görenler olduğu gibi bilimden korkan ve kuşku duyanlar da olmuştur.. Oysa bilim ne en yüce varlığın en yüksek düzeydeki etkinliği ; ne de zavallı insanın zarar verici bir etkinliğidir.. Bilim, insanın diğer etkinliklerinden biri olarak çok yönlü bir varlık alanına sahiptir.. İnsan, ilgi ve isteği doğrultusunda bilimsel bilgiden başka gündelik bilgi, dini bilgi, sanat bilgisi, v.b ile de uğraşmaktadır.. Diğer bilgi türleriyle birlikte bilimsel bilginin ve onun ürünü olan teknolojinin insan hayatındaki yeri açıkça bilinmektedir.[2]

Bilimin Tarih İçindeki Gelişimi

İlk çağda bilim felsefe ile iç içe iken, matematiğin felsefeden ayrılmasıyla bilimlerin felsefeden ayrılışı başlamıştır. Avrupa ortaçağda bir durgunluk dönemi geçirdiğinden 5. ve10. yüzyıl arasında felsefe ve bilim alanında önemli bir gelişme olmamıştır.Bu dönemde İslam ülkelerinde felsefe yanında bilim ve teknikte gelişmiştir. Ortaçağda duraklayan, bilimlerin felsefeden ayrılma hareketi Rönesans ve sonrasında hızlanmıştır. Bilim adamları ve filozoflar yeni görüşler geliştirerek;bilim felsefesinin ortaya çıkmasını hızlandırdı. [2]

Bilimin sağlam zeminlerde ilerleyebilmesi için sadece gözlem, deney, araştırma gibi çabalar yetmez. Bütün bilimler, kendilerini her zaman kontrol eden mantık, matematik gibi formel disiplinlerin (bilim) bilgi türleriyle ve teknolojinin kolaylıklarıyla tamamlanmalıdır.

Yunanlılar bunları sistemleştirerek ve birçok yeni buluşla bilimi ve düşünmeyi önemli sistematik yapılara kavuşturmuşlar, İslamiyet'in doğuşundan sonraki yüzyıllarda Yunanca ve Sanskritçe eserlerin Arapça'ya çevrilmesiyle, Müslüman âlimler yeni eklemeler yapmışlar ve Rönesans'tan itibaren de bilimsel araştırmalar bayrağı Batıya geçmiştir.

Yunanlılar matematik ve geometride büyük başarılar kazandılar. Geometriyi ve sayılar teorisini buldular. Bilime matematik metotları uyguladılar. Astronomide Ptolemaeus (Batlamyus) sistemini kurdu. Dünyanın yuvarlak olduğunu kabul eden yer merkezli bu sisteme karşı, Aristarkus da güneş
merkezli bir astronomi sistemini savundu.

Yunanlılar bilimde, gözlem ve ölçme dışında bir deney düşüncesine sahip değillerdi. İslâm âlimleri, Hint'ten aldıkları sıfır ve ondalık sayıları bilime kattılar. Matematikte ve trigonometride önemli gelişmeler sağladılar. Mekanik ve tıpta deneysel çalışmalar yapıldı. Gökbilimde çok ince gözlemler ve matematik
hesaplamalar yapıldı. Ortaçağlarda sadece mantıkla doğru bulunmaya çalışıldı. Ancak modern bilim Kopernik (1472-1543) ve Galileo (1564-1642)
ile başlar. Kopernik, güneş merkezli bir evren sistemi kurdu. Galileo, niceliksel deney metodunu geliştirdi. Eski bilimden devralınan gözlem, ölçme ve matematiğe deneyi ekledi.

17. yüzyılda Descartes bilime rasyonel ve mantıksal yoldan, Francis Bacon, deneysel yoldan yaklaştı. Yunanlıların büyük rasyonalist sistemlerine karşı İngiltere'de empirik sistemler geliştirildi. Galileo'dan sonra Newton, deney ile matematik-mantık metotlarını, düşünce ve olguyu daha sıkı birleştirdi. Gözlem ve deney yoluyla bir dizi buluş ve bilimsel yasalara ulaşıldı. İngiliz deneyciliğine karşı kıt'a Avrupa'sında geliştirilen rasyonalist felsefe  (Descartes, Leipniz, Kant v.s.), bilimin rasyonalist tarafını da geliştirdi. [4]

Terimler

Bilim: Denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yoluyla olayları açıklama gücü taşıyan hipotezler bulma ve bunları doğrulama metodudur. Bilimsel yöntemle elde edilen sistemli bilgiler topluluğu.

Bilimsel yaklaşım: Herhangi bir konuyu bilimsel metotla ele alma, inceleme ve düşünme.

Bilimsel yasa: Bilimsel araştırma yöntemleriyle tespit edilmiş olaylar arasındaki değişmez ilişkiler sistemi.

Doğa bilimleri: Doğadaki canlı ve cansız varlıkları, onların oluşumlarındaki yasaları belirlemek için çalışan bilimler (fizik, kimya, biyoloji, astronomi, jeoloji v.s.)

Doğal yasa: Doğadaki olayları, olguları, ilişkileri yöneten genel ve zorlayıcı kurallar bütünü. Olayların gidişindeki zorunlu ve olağan değişmez kurallar.

Doğrulama: Bir varsayımın (önermenin) doğru olup olmadığını belirlemek için yapılan deneysel ve mantıksal işlem.

Formel bilim: İnsanın mantıklı düşünmesi ve olgusal bilgilerini düşüncenin formları olarak ifade etmesi üzerine kurulu mantık ve matematik bilimleri.

Hipotez: Henüz yeterince doğrulanmamış olgusal ve doğrulanabilir önermelerdir.

Kuram: Bir olgular topluluğunu tasvir etmeye ve açıklamaya yönelik ilkeler, kurallar ve bilimsel yasalar bütünü; nazariye, teori.

Teknoloji: Teorik bilimin hayata uygulanması sonucu elde edilen ve insan hayatını kolaylaştıran her türlü yeni âlet ve düzenleme.

Toplumsal yasa: İnsanların toplumsal hareketlerini ve toplumsal kurumların birbiriyle ilişkilerinin temelindeki değişmez genel kurallar ve bağlantılar.

Tümevarım (Induction): Tek tek olgularda gözlenenlerden genel önermelere giden bilimsel yöntem.

Varsayım (hipotez): Belli konularda yapılan sistemli gözlemler sonucu, oradaki ilişkileri ve bağlantıları açıklamak için geçici olarak ileri sürülen önermelerdir. Üzerinde sistemli deney ve araştırma yapmak üzere oluşturulan hükümler.

Yanlışlama: Popper'in bilimsel sonuca ulaşma yöntemi. Bilimde doğruluğun ölçütü, herhangi bir önermenin yanlışlanamaz olmasıdır. Bir hipotez yanlışlanamadığı sürece doğrudur. Sınama ve deney doğrulama üzerine değil yanlışlama üzerine kurulur.

Yöntem: Bir sonuca ulaşmak veya bir önermeyi doğrulamak için izlenen planlı yol, metot; ilke, kural ve evreler bütünü [4]

Bilimin Felsefenin Konusu Oluşu

19. ve 20. Y:Y.da bilimin olağanüstü başarı sağlaması, ona olan ilgiyi büyük ölçüde arttırmıştır.Bu ilgi düşünen kişileri;neyin bilim olduğu neyin olmadığını; ayırmaya , birtakım ölçütler aramaya ve bilimi sorgulamaya yöneltmiştir. Bu da bilimin felsefenin konusu içine alınmasına yol açmıştır. Sorun, felsefeyi bilimleştirmekten çok bilime aykırı düşmeyen ve bilimlerle verimli etkileşim içinde bulunan bir felsefe türünü oluşturmaktır.[2]

Bilime Farklı Yaklaşımlar

1. Ürün Olarak Bilim

Temsilcileri Reichenbach ve Carnap'tır.. Bu yaklaşım; bilimi anlamak için,bilim diye ortaya konmuş eserleri(ürünleri) ele alır ve onları tarihsel gelişmeleri içinde anlamaya çalışır.Bunun yolunu da bilim eserlerini mantık açısından çözümlemekte görür.Böyle bir çözümleme bilimlerin dillerini incelemek ve yöntemlerini belirtmektir..

Bilimle ilgili eserler, günlük dille yazılmış metinlerle oluştuklarından, çözümleme işlemini kolaylaştıracak bir tekniğe ihtiyaç vardır. Bu da söz konusu metinleri sembolik mantık diline çevirmekle sağlanır. Yani "Doğru" ve "Yanlış" değerleri ile çözümlenir. Böylece incelenen metnin genel-geçerli olup olmadığı ortaya çıkarılabilir..

Bu yapılırken metindeki önermelerin doğrulanabilirliği veya yanlışlanabilir olmasına bakmak yeterlidir. Çünkü doğrulanabilir önerme, ”anlamlı” önermedir. Anlamlı önermeler ise bilgi veren,bilimsel önermelerdir. Carnap'a göre doğrulanamayan önermeler metafizik önermelerdir..

Carnap'a göre; iki türlü doğrulama yapılabilir;

1.a. Doğrudan doğrulama: Herhangi bir nesnenin belirtilen yerde bulunuşunun gözlenmesi söz konusudur. Örn:”Şu anda bu yazıyı okuyorum” önermesi doğrudan doğrulanabilen bir önermedir..

1. b. Dolaylı Doğrulama: Doğrulanabilir önermeler, doğrulanmış başka bazı önermelerle birleştirilerek doğrulanmaları sağlanır.Örneğin ”Anahtar demirden yapılmıştır.” önermesini doğrulayalım; Fizik kanununa göre “demirden yapılmış; nesne mıknatısla çekilir”. “mıknatıs, çubuk şeklindedir” (doğrulanmış bir önermedir) Anahtar çubuk nesneye yakın konmuş (doğrudan doğrulanmıştır) Sonuç olarak anahtar şimdi çubuk nesne tarafından çekilecektir. Bu durumda anahtarın demirden yapıldığı dolaylı olarak doğrulanmıştır.

2. Etkinlik Olarak Bilim

Temsilcileri Kuhn ve Toulmin'dir Bu yaklaşıma göre bir kültür ortamında oluştuğundan bilimi, anlamak için bilim adamları topluluğunun yaşayış biçimlerine,inançlarına,kültürlerine bakmak gerekir. T.Kuhn bilimi anlamaya yönelik çalışmasında çıkış noktası olarak “Paradigma” kavramını kullanır.

Paradigma: Belli bir bilimsel yaklaşımın,doğayı ya da toplumu sorgulamak ve onlarda bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da üstü kapalı tüm inançlar, kurallar,değerler,kavramsal ve deneysel araçlardır. Bilim adamları topluluğunca paylaşılan ortak paradigmada bilime ait temel sorular ve onlara verilebilecek cevapların genel çerçevesi çizilmiştir.

Paradigma aynı zamanda bilim adamları için dünyaya bakılan bir standartlar ve ölçüler yumağı olduğu gibi,gerçekliğin belirli kurallara göre algılanmasını kavranmasını ve genelleştirilmesini sağlayan bir şablondur.

Paradigmalar arası tartışmalar sonucunda iki paradigmadan birinin galip çıkması,paradigmanın değiştirilmesini ve algı dönüşümünün gerçekleşmesini sağlar.[2]

Bilim, Her Şeyi Açıklayabilir mi?

Bazı filozoflar 'açıklama' ve 'betimleme' kavramları arasında bir ayrım yaparlar. Bilimin doğayı betimleyebileceğini, ama açıklayamayacağını iddia ederler. Çoğu biliminsanı için ise böyle bir ayrım yoktur. Fikirler dünyasında bilimin yılmaz savunucusu, Nobel ödüllü Fizikçi Steven Weinberg, bilimin bir- şeyleri gerçekten açıkladığını göstermek için bu ayrımı olduğu gibi kabul ediyor.

Birkaç yıl önce bir akşam Texas Üniversitesinden birkaç öğretim üyesiyle beraber bir grup lisans öğrencisine kendi alanlarımızdaki çalışmalarımızı anlatıyorduk. Biz fizikçilerin, temel parçacıklar ve alanlar konusunda varolan deneysel verilen açıklamada kaydettiği büyük gelişmeyi genel hatlarıyla anlattım. Öğrenciyken parçacıklar, kuvvetler ve simetriler hakkında çok sayıda ve birbirinden bağımsız görünen olguyu öğrenmek zorunda kalışımı; 1960'ların ortasından 1970'lerin ortasına kadar geçen sürede bu karmaşanın şimdi temel parçacıkların Standart Modeli olarak bilinen matematiksel yapıyla nasıl açıklandığını; parçacıklar ve kuvvetler bakındaki bu karmaşık olguların, fizikçilere 'işte bu!' dedirten birkaç basit prensiple matematiksel olarak elde edilebildiğini anlattım.

Sözlerimi bitirince parçacık fizikçisi olmayan bir meslektaşım 'Güzel ama, bildiğin gibi bilim açıklamaz, yalnızca betimler' dedi. Bunu daha önce de duymuştum ama, bu sefer beni şaşırttı çünkü temel parçacık ve kuvvetlerin gözlenmiş özelliklerini yalnızca betimlemekle kalmayıp, gayet iyi açıkladığımızı düşünmekteydim.

Meslektaşımın bu yorumunun, iki dünya savaşı arasında filozoflar arasında çok yaygın olan pozitivist bir endişeden kaynaklandığını düşünüyorum, Ludwig Wittgenstein 'modern dünya görüşünün temelinde sözde doğa yasalarının, doğal olguların açıklaması olduğu yanılsaması yatar' demiştir.

Bir şeyin nedenini bulduğumuzda onu açıkladığımızı düşünebiliriz ama, Bertrand Russell, l yazdığı makalede 'yanlış çağrışımlarla öylesine bütünleşmiş olan 'neden' sözcüğünün felsefî jargondan atılması arzu edilir hale geldi' demiştir. Bu düşünce, Wittgenstein gibi filozoflara açıklama ve betimleme arasındaki ayrımı anlatmak için teleoloji dışında bir seçenek bırakmamıştır. Teleoloji. açıklamayı açıklananın amacıyla tanımlamaktır.

E. M. Foster'ın romanı 'Meleklerin Basmaya Korktuğu Yer', açıklama ve betimleme arasındaki farkı teleolojiyle anlatan çok güzel bir örnek verir. Philip, arkadaşı Caroline'ın neden Philip'in kız kardeşi ile ailesinin onaylamadığı genç bir İtalyan'ın evlenmesine yardım ettiğini anlamaya çalışmaktadır. Caroline, Philip'in kız kardeşiyle yaptığı tüm konuşmaları anlatınca Philip 'senin bana söylediklerin birer betimleme, açıklama değil' der. Herkes Philip'in açıklama isteyerek Caroline'ın amacını öğrenmek istediğini anlar.

Doğa yasalarında belirli bir amaç gözükmez ve açıklamayla betimlemeyi başka türlü ayrıştıramayan Wittgenstein ve arkadaşım doğa yasalarının açıklama olmadığı sonucuna varmışlardır Belki de bilimin betimlediğini ama açıklayamadığını iddia edenler, bilim tarafından reddedilen, ama teolojinin temelini oluşturan her şeyi ilahi bir amaçla açıklama çabasını benimseyip, bilimle teolojiyi haksız olarak karşılaştırıyorlar.

Böyle bir akıl yürütme, bana yöntem olarak yanlış geliyor. Sözcüklere genel kullanımlarından farklı anlamlar yüklemek filozofların işi değildir. Biliminsanları bir şeyi açıkladıklarını söylediklerinde, açıklamanın bilimdeki anlamıyla ilgilenen filozoflar onların hatalı olduğunu iddia etmek yerine, biliminsanlarının bir şeyi açıkladıklarını öne sürdüklerinde ne yaptıklarını anlamaya çalışmalıdırlar. Fizikte açıklamanın bir deneyim-öncesi (apriori) tanımlamasını vermem gerekse 'fizikte açıklama, fizikçilerin 'işte bu!' dediklerinde yaptıkları şeydir' derdim. Ama deneyim-öncesi tanımlamalar, üstteki de dahil olmak üzere, pek faydalı değildir.[5]

Felsefe'nin Konusu Olarak Bilim

Bilimin felsefenin konusu olması ve hatta bu konunun belirli bir zaman içinde felsefenin bir alt disiplini olması söz konusudur.Tarihsel bir açıklama olarak bilimin felsefenin içinden doğup geliştiği genel bir şekilde belirtilir.Daha sonra bilimin bir bilinç formu olarak ayrımlanmasından sonra da bilim felsefe ilişkisi süregelmiştir.Bilim felsefesi özellikle bu ayrımın sonrasında felsefenin bilim üzerine düşünmesinin bir sonucu olarak disipliner bir duruma gelmiştir.Bu iki alan her zaman kuramsal olarak birbirine karışma ve karşılıklı etkileşim içinde birbirini etkileme halindedir.Genel bir ayrım varsayılmakta birlikte kuramsal ayrım çizgilerini belirlemek kolay görünmemektedir.Bilim felsefesi, bilimin kendi niteliği ve anlamı üzerine, felsefenin kuramsal çalışmasını dile getirir.

Bilim kendi başına kendi anlamını bilemez, böyle bir bilme çabasına yöneldiği anda felsefe alanına girmiş olur.Bu anlamda bilim felsefesi, bilimin yerini anlamını ve kuramsal konumunu belirlemek üzere yürütülen felsefe-içi çalışmaların bütünlüğüdür.Bilimin felsefeden ayrışmasından sonra felsefenin bilim üzerine düşünmesi bilim felsefesinin içeriğini oluşturmaktadır.Özetle, bilim felsefesi, bilimsel düşünce ve yöntemlerin mantıksal ya da kuramsal bir çözümlemesini vermeye çalışır.

Örneğin bilim felsefecisi Popper, "yanlışlanabilirlik" ilkesiyle bilimi doğru bilginin temsilcisi olarak eleştirel rasyonellik ekseninde temellendirmeye çalışırken, bunun tam karşısında Paul Feyerabend'in bilimin hiçbir yöntemsel üstünlüğe sahip olmadığını, bilimsel kuramların geçerliliklerinin tarihsel olarak göreli olduğunu ve bilimin öteki bilgi biçimleri arasında yalnızca bir bilgi biçimi olduğunu söyleyen önermesi bulunmaktadır.Kuhn ise, "eş-ölçülmezlik" önermesiyle farklı bilimsel modellerin birbirleriyle kıyaslanamayacağını ve herhangi bir kuramın geçerliliğinin belirli bir oydaşmanın ürünü olarak var olduğu öne sürer ve görelikli bir bilim anlayış şekillendirir. [1]

Klasik Görüş Açısından Bilim

Klasik görüşe göre;

  1. Bilim yeryüzündeki nesneleri araştırma etkinliğidir.
  2. Bütün bilimler temelde birleştiklerinden birbirleriyle bağlantılıdır.
  3. Bilim (yanlış bilgilerin ayıklandığı) birikimsel bir süreç izler.
  4. Bilimin yardımıyla daha önce bilinenler kesinleştirilir,bilinmeyenler bilinir duruma getirilir.

Klasik görüşün en iyi temsil edildiği felsefe akımı Pozitivizm ve daha sonra Mantıkçı Pozitivizm'dir

Klasik Görüşe Göre Bilimi Niteleyen Özellikler

  1. Bilim olgusaldır
  2. Bilim mantıksaldır
  3. Bilim genelleyicidir
  4. Bilim nesnel(objektiftir)
  5. Eleştiricidir. [2]

Klasik Görüşe Yapılan Eleştiriler

  1. Bilime gereğinden çok değer verilmiştir
  2. Klasik görüşün; bilinmeyen şeylerin nedenini bilimin gelişmemiş olmasına bağlamaları doğru değildir.Çünkü evren sonsuz ve sınırsızdır ve bilmeye konu olacak olanların tümünü bilim açıklayamaz.
  3. Tüm bilimlerin bir tek bilime indirgenmesi mümkün değildir.
  4. Klasik görüşün sandığı gibi bilim; birikimsel bir süreç izlemez.Çünkü bilim eğer birikimsel bir süreç izlemiş olsaydı bilimdeki ani değişiklikler olmaz gelişmeler birbirini tamamlardı..
  5. Bilimi oluşturan bilim adamları topluluğunun varlığı görmezlikten gelinmemelidir.[2]

Bilimsel Yöntemin Özellikleri

Bilimsel yöntem olguları betimleme –açıklama amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur. Betimleme, ilk aşamayı oluşturur. Betimleme gözlem ve deneyden oluşur. Açıklamayla ilk aşamada betimlenmiş olan olgular ve birbirleriyle ilişkilerini yansıtan empirik genellemeler bazı teorik kavramlara başvurularak anlaşılır hale getirilir. O zaman varsayımlara başvurulur. Doğrulanmış varsayımlar teorileri oluşturur.Teorilerin genelleştirilmesiyle ortaya çıkan kesin,genel-geçer doğrular da kanunları oluşturur.

Bilimsel AÇIKLAMA-ÖNDEYİ'nin Özellikleri

Öndeyi olgular arası ilişkilerden ve ya bu ilişkileri ifade eden genellemelerden yararlanılarak henüz olmamış bir olguyu önceden kestirmedir. Örn:Newton fiziğindeki bazı yasalardan yararlanılarak gelecekteki ay ve güneş tutulmalarını önceden bilmek gibi. Bir teori ve ya hipotezden çıkarılan her mantıksal sonuç bir öndeyidir.Bir olguyu izah etme oluş nedenini ortaya koyma işi bir açıklamadır.Her açıklamada önceden bir öndeyinin olmasına karşılık;öndeyi niteliğindeki her çıkarımın bir açıklama sağlayacağı iddia edilemez.

Varsayım-Kuram İlişkisi:

  1. Varsayımlar kuramlara dönüşebileceği gibi;gelişmiş kuramlar da genellikle varsayımsal öğeler içerir.
  2. Varsayım bir tek önermeyle ifade edildiği halde ;kuram bir bütünlük içinde düzenlenmiş önermeler sistemiyle dile getirilir.
  3. Varsayım belli ve sınırlı bir açıklamadır;oysa kuram kapsamlı ve köklü açıklamalar getirir.

Bilgi edinme süreci aşamasında ortaya atılan geçerliliği ve güvenilirliği bilimsel yöntemlerle saptanmış olan iç tutarlılığı bulunan bilgiler ve açıklamalar bütününe BİLİMSEL KURAM denir.[2]

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Bilim_felsefesi
[2] felsefetarihi.net/bilimfls.htm
[3] www.bilfel.hacettepe.edu.tr/amac/amac.html
[4] Prof.Dr. Mustafa Ergün, "Felsefeye Giriş (Bilim Felsefesi) I"
[5] Stewen Wienberg, "Bilim, Her Şeyi Açıklayabilir mi?", Çeviri: Yasemin Uzunefe Yazgan - Efe Yazgan. Bilim ve Teknik, Mart 2005.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: sümeyye, 02.12.2014, 18:14 (UTC):
ck guzel acıklamalar var ama görsel yk



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36690759 ziyaretçi (102733280 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.