Billur Köşk Masalı
 

Billur Köşk Masalı

Bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde bir ülkenin çok zengin bir padişahı varmış. Bu padişah, çok adaletli bir padişahmış. Tüm halkı, barış ve mutluluk içinde yaşarmış. Ancak bu padişahın büyük bir derdi varmış; hiç çocuğu olmuyormuş. Bu yüzden hep mutsuzmuş ve hiç yüzü gülmüyormuş.

Birgün padişahın karısı bir çocuk doğurmuş. Bu çocuk, çok güzel bir kız çocuğuymuş. Padişah buna pek sevinmiş. Gel zaman git zaman, kız büyüyüp serpilmiş. Dünya güzeli bir genç kız olmuş. Padişah, başka çocuğu olmadığından kızının bir dediğini iki etmez, her istediğini yaparmış.

Kız, birgün babasından bir dilekte bulunmaya karar vermiş. Bu dileği denizin üstüne kurulmuş güzel bir köşkmüş. Babasına:

“Babacığım, bana şu deniz üzerinde billur bir köşk yaptırmanı diliyorum. Öyle güzel olsun ki, dünyada eşi benzeri bulunmasın!”

demiş. Padişah, biricik kızının dileğini hemen kabul etmiş ve mimar başına köşkü yapması için emretmiş. Bir sene içinde köşk tamamlanmış. Billur köşk öyle güzel olmuş ki, görenler bakmaya doyamamış. Padişahın kızı çok mutlu olmuş ve yanına birkaç cariye alıp köşke yerleşmiş.

Billur köşkün şöhreti, tüm komşu ülkelere de yayılmış. Öyle ki, bir başka ülkenin hükümdarının oğlu, bu köşkün namını duymuş ve bir gemi hazırlatıp billur köşkü görmek için yola koyulmuş. Az gitmiş uz gitmiş ve billur köşke varmış. Köşkü görünce hayretler içinde kalmış. Akşam olunca, gemiyi köşkün yanına demirletmiş ve şehzade güverteye çıkmış. Bu sırada, hava almak için köşkün balkonuna çıkan padişahın güzeller güzeli kızı ile göz göze gelmişler. Görür görmez birbirlerine âşık olmuşlar. Şehzade, çok şımartılmış bir padişah oğluymuş. Hemen billur köşke gidip padişahın kızıyla görüşmüş. Ona:

“Ey billur köşkün güzel kızı, ben sana âşık oldum! Gel seni memleketime götüreyim. Orada seninle evlenip birlikte yaşayalım!”

demiş. Bu sözler karşısında şaşıran kız, çok utanmış. Utancından, bir şey söylemeden şehzadenin yanından ayrılmış. Şehzade, kızın kaçtığını görünce reddedildiğini düşünüp demir almış ve memleketine geri dönmüş. Padişahın kızı, şehzadenin gittiğini görünce çok üzülmüş ve bu davranışına çok içerlemiş. İçerlemiş içerlemesine; ancak şehzadeye olan aşkından, babasına bir gemi yaptırtmasını isteyip bu gemiyle şehzadenin memleketine gitmiş. Şehzadenin sarayını, emrindeki adamlarına buldurtmuş. Bu sarayın yanından bir konak kiralatıp bu konağa yerleşmiş. Sonra konağın penceresinin önüne oturup beklemeye başlamış. Amacı, şehzadeyi kendine âşık etmekmiş.

O bekleyedursun, bu sırada şehzade, sarayın yanındaki konağa yeni birilerinin taşındığını duyup pencereden konağa şöyle bir bakmış. Bakınca ne görsün? Dünya güzeli bir kız görmüş. Tabi bu arada şehzade, aradan zaman geçtiğinden padişahın kızını unutmuş. Pencerede gördüğü bu kızın kim olduğunu merak etmiş. Padişahın kızı, şehzadeyi görünce hemen içeri girmiş, bir daha da şehzadeye gözükmemiş. Şehzade, konakta gördüğü bu güzel kıza âşık olmuş. Günlerce konağı gözlemiş; ancak kızı bir daha görememiş. Aşkından yanıp tutuşmuş. Gidip anasına olanları anlatmış. Anasından, konağa gidip bu kızın kim olduğunu öğrenmesini istemiş. Oğlunun üzülmesine dayanamayan hanım sultan, konağa gitmiş. Gidince, padişahın kızı onu karşılamış. Hanım sultan, padişahın kızını çok beğenmiş. Kendi kendine:

“Bu kız, dünya güzeli bir kızmış. Acaba huyu suyu nasıldır, kimin nesidir!”

deyip kızı sınamak için ona bir inci kolye vermiş. Kızın çok sevineceğini sanmış. İnci kolyeyi alan padişahın kızı, kadına teşekkür edip kolyeyi kafesteki papağanın
önüne koymuş. Bu duruma şaşıran hanım sultan pek öfkelenmiş; ancak oğlunun hatırı için ses etmemiş. Sonra kıza kim olduğunu sormuş. Kız, bu soruya cevap vermemiş. Cevap gelmeyince hanım sultan, kıza oğlunun kendisini çok beğendiğini ve yüzünü görmek istediğini söylemiş. O vakit; padişahın kızı, hanım sultana:

“Eğer oğlunuz beni görmek isterse, billur köşke gelip görsün yüzümü!”

deyip kadını göndermiş. Gönderdikten sonra da, gemisine binip billur köşküne geri dönmüş. Hanım sultan, saraya dönünce oğluna olanları anlatmış. Anlatınca şehzade, padişahın kızını hatırlamış ve yaptığı hatayı anlamış. Hemen gemisini hazırlatıp billur köşke gitmiş. Köşke girip kızı bulmuş ve ondan yaptıkları için af dilemiş. Padişahın kızı, şehzadeyi affetmiş. Şehzade ile padişahın kızı, kırk gün kırk gece süren bir düğünle evlenmişler. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36940397 ziyaretçi (103176528 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.