Bir Eski Mısır Hikayesi: Büyülü Ada
 
Eski Mısır, Gemi, Nil

Bir Eski Mısır Hikâyesi: “Büyülü Ada”

Ön bilgi: Bu hikâye, Mısırologlar tarafından “Kazazâde Denizci” olarak adlandırılmakla birlikte, hikâyeyi yazan kişi, daha çok büyülü adanın egzotikliğine ve orada yaşayan doğaüstü yaratıklara vurgu yapmıştır. Bu mâcerânın kaynağı, Mısır edebiyatının klasik dönemi olan Orta Krallık’a (özellikle M.Ö. 19. yüzyıl) ait ve şu anda Moskova Müzesi’nde bulunan bir papirüstür. Mısır uygarlığının bu döneminin Asvan’daki granit yamaçların güneyinde bulunan firavunun gücünün Nübye’ye kadar yayıldığına şahit olduğunu da belirtmek gerekir.

Nil Nehri’nin ikinci çağlayanının bulunduğu bölgede inşâ edilen büyük kaleler sayesinde altın madenleri üzerindeki kontrol, büyük ölçüde artmıştır. Bunun yanında keşfetme rûhu ortaya çıkmış ve Sudan’daki kazançlı ticâret yollarını incelemek üzere araştırmacılar gönderilmiştir.

“Büyülü Ada” hikâyesinin başında, adı bilinmeyen bir temsilcinin Nübye’deki ticârî araştırma görevinden dönüşünden söz edilir. Vali Harkhuf’un (M.Ö. 2240) Asvan’daki Kubbete’l-Hava’da bulunan mezarının önüne kazınmış otobiyografisi gibi tarihî yazıtlardan, firavun için tütsü, abanoz ağacı, fildişi ve panter derisi gibi lüks şeylerin arandığını öğrenmekteyiz.

Firavunun temsilcisi, oldukça tedirgin bir haldedir. Çünkü yolculuğundan eli boş dönmektedir ve durumu firavuna nasıl anlatacağını bilememektedir. Yanındaki adamlardan biri (kazazâde denizci), ona durumun olumlu tarafından bakması gerektiğini söyler. Neticede gemi, Nübye’den sağ-salim çıkmış ve Mısır tarafındaki ilk çağlayana ulaşmıştır. Sonra ona başından geçen bir mâcerâyı anlatmak için ısrar eder.

Denizci, kraliyete ait altın mâdenlerine gitmek üzere Kızıldeniz boyunca ilerleyecektir. Gemisi, 60 metre uzunluğunda ve 40 metre genişliğindedir. Gemicinin hiçbir şeyden korkmayan cesur tayfası, 120 kişiden oluşmaktadır ve fırtınayı önceden kestirebilecek yetenektedir. Ne var ki ansızın beklenmedik bir fırtına çıkar ve papirüste anlatıldığına göre fırtınanın oluşturduğu 4 metre yüksekliğindeki dalga, gemiyi adeta yutar. Kendisi dışında tüm mürettebat kaybolmuş ve o da bir adaya sürüklenmiştir.

Gemici, 3 gün boyunca ağaçların arasında saklanır. Ama susuzluğu, onu adayı araştırmaya yöneltir. Birdenbire kendini olgun incirler, üzümler, sebzeler ve salatalıklar ile balıklar ve av kuşlarının bulunduğu Aden Bahçesi’nde bulur. Karnını iyice doyurduktan sonra bir ateş yakar ve hayatta kaldığı için minnettarlığını bildirmek üzere tanrılara bir kurban adar.

Ne var ki duman, gemicinin bulunduğu yeri açığa çıkarmıştır. Aniden etraftaki ağaçlar toprağa gömülür ve ada sarsılır. Korku içinde kalan gemici, 16 metre boyunda dev bir yılanın yaklaştığını görür. Bu efsânevî yaratık, altından pullara ve lâcivert taşından kaşlara sahiptir. Tıpkı bir tanrı gibi 1 metre uzunluğunda bir sakalı vardır.

Şaha kalkan yılan, insan gibi konuşarak geminin adana nasıl geldiğini açıklamasını ister. Eğer soruyu hemen yanıtlamazsa, onu ağzından püskürttüğü alevlerle yakıp küle döndürmekle tehdit eder. Sonra tutarsız bir şekilde insâfa gelen yılan, gemiciyi ağzının içine alıp onu incitmeden yaşadığı yere götürür. Kendini güvende hisseden gemici, orada olmasını gemi kazası hikâyesine bağlar.

Yılan, gemicinin ilâhî bir güç tarafından “Kâ’nın Adası”na sürüklendiğini anlatır.

Eski Mısır, yılan

Ara not: “Kâ”, bir kişinin fizikî beden olarak doğan; fakat aynı zamanda ruhsal bir varlık olarak ölümü kendinde taşıyan bir insanın yaşam gücüdür. Bir Mısırolog, bu “Hayâlî Ada”nın gerçekten var olmuş olabileceğini öne sürmüştür. Bununla birlikte “Kâ”, ekmek, bira testileri, tütsü, keten eşyâlar ve hayvanlar gibi cansız tasvirlere gerçeklik kazandırabilen büyülü bir güç olduğu için, “Büyülü Ada”, muhtemelen yılanın kastettiği şeydir.

Yılan, daha sonra, gemicinin arkadaşları gelip onu kurtarana dek adada 4 ay kalabileceğini, böylece evine dönüp kendi şehrinde öleceğini söyler. Çünkü cenâze törenlerinin doğru usullerle gerçekleştirildiği tek yer olmasından dolayı Mısır’da gömülmek oldukça önemlidir. Yılan, ayrıca denizcinin durumlar düzeldikten sonra sıkıntıdan kurtulup yaşadığı felaketin telafi olacağını belirtir.

Ardından gemicinin yaşadıkları çerçevesinde yılan, kendi hikâyesini anlatır ve gemicinin kederini dağıtır. Hikâye anlatıcılarının yaklaşık 4000 yıl önce kullanmaya başladığı hikâye içinde hikâye anlatma yöntemi, Prenses Şehrazâd’ın “Binbir Gece Masalları”ndaki uydurma hikâyelerinin pek çoğuna temel oluşturur. Yılanın anlattığı hikâyeye göre, Büyülü Ada’da aslında 75 tane yılan bulunurmuş. Bir gece, diğer yılanların hepsi, düşen bir yıldızla ölmüş ve bu olay üzerine yılan, yıkılmış; fakat kısa sürede tekrar kendini toparlamıştır.

Yılan, gemiciye aile yaşamının güzelliğinden bahseder. Bu hikâyeyi büyük bir dikkatle dinleyen denizci, yılanın kendisi gibi yabancılara çok cömert olduğunu söyler ve Mısır’a döndüğünde adaya kokulu yağlar ve mür göndereceğini belirtir. Bunun üzerine yılan, kahkahalar içinde adada gemicinin tahmininden daha değerli şeylerin bulunduğunu ifade eder. Kendisini Mısır’ın tütsü, çeşitli mal ve ürünler sağladığı Atbara Nehri civarındaki Ekvatoral bölge olan Punt’un Prensi olarak adlandırır. Üstelik gemici adayı terk ederse, Kızıldeniz’in dalgaları arasında kaybolacaktır.

Eski Mısır, zürafa, maymun

4 ay sonra, gemicinin arkadaşları bir gemiyle adaya doğru yaklaşır ve gemici, bir ağacın üzerinden onlara seslenir. Cömert yılan, gemiciyi mür, yağ, kokulu merhem, göz boyası, zürafa kuyruğu, fildişi, tazı, maymun ve babunlardan oluşan oldukça değerli hediyelerle birlikte gemiye ulaştırır. Teb’in Batı Kıyısı’nda, Kraliçe Hatşepsut’un Deyrü’l-Bahri’deki mezarının ve Vezir Rekmire’nin mezarının duvarlarına baktığınızda, bu tür ürünlerin Mısır’a güney ülkelerinden geldiğini anlayabilirsiniz. 2 ay sonra Kızıldeniz’den Nil Nehri’ne geçen denizci, kraliyet sarayına ulaşmış ve getirdiği malları teslim etmiştir. Firavun, denizciyi kölelerle ödüllendirmiş ve saray görevlisi olarak atamıştır.

Temsilcinin üzücü başarısızlığının aksine gemicinin başarısındaki ironi, küçük düşürücüdür. Temsilci, kendi umutsuz durumu ile “Sabah kesilecek kaza, kuşluk vakti su vermenin anlamı yoktur.” sözü arasında bir benzetme yapar. Firavunun önüne çıkmadan önce neşelenmesi mümkün değildir. Hikâye, amacına ulaştığını belirtmek üzere şu sözlerle biter:

“Hikâyenin başından sonuna vardık. Usta yazıcı Imeny’in oğlu Imen-aa, çok yaşa, varlık içinde yaşa, sağlık içinde yaşa!”

Kaynaklar

[1] George Hart, “Egyptian Myths” (Mısır Mitleri), Phoenix, 2012, s. 115-119.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36669379 ziyaretçi (102697002 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.