Bir Zamanlar
 

kelebek, butterfly, peri

Bir Zamanlar...

Ayşegül Osmanoğlu

Bir zamanlar, küçük bir kız çocuğu varmış... Hayâl ülkesinde yaşarmış... Saçları, denizkızları gibi uzun; kalbinde ise bir pırlanta taşırmış. Hissettiği ne kadar hüznü varsa onu küçük kulübesindeki sandığa hapseder, insanları güldürerek yüzlerinde açan çiçekleri toplarmış... Kalbindeki sızılarını kelimelerin altına süpürür, izlerini takip edemesinler diye üstünü zamanla örtermiş...

Gün gelmiş, kendi kendine pericilik oynamaktan sıkılmış. Takmış kelebek kanatlarını, açmış büyülü pencereyi. "Artık vaktidir..." demiş ve nârin kanatlarını çırparak yolculuğa başlamış. Demiş ki; "İnsanlarla alışverişte bulunacağım. Onların her bir kırığını yapıştırdıkça ben de kendimi onaracağım..."

Hiç bilmediği diyarlarda bilmediği yollardan giderken, aklına birdenbire bir sorun takılmış. İyi de nasıl çare olacakmış kırıklara??? Birden bir ses yankılanmış;

«Kalbinde hissettiklerini avuçlarına doldur. Sonra da parmaklarının uçlarından yavaşça insanların kalbine gönder...»

Bu, çok güzel bir fikirmiş... Artık önüne çıkan ve ona ihtiyacı olan herkese yardım etmeye başlamış ve şaşırmış; meğer ne çok sihirli kelimelere ihtiyacı olan varmış... Sonra da fark etmiş ki, aslında içinde taşıdığı pırlanta, sihirli sözler hazinesiymiş. Bunu fark eder etmez demiş ki;

«Daha çok, çok fazla insanın kırıklarını yapıştırmalıyım ve yalnız-yaralı kalpleri, bazen de aklının kafasını içinde tutmakta zorluk çekenleri bir araya getirmeliyim ki anlasınlar... Anlasınlar; aslına yalnızlık diye bir şey yok...»

Bazen kelebek kanatlarının yorulduğunu, uçamayacağını düşünmüş. Bazen de, belki de boşuna bu yollara çıktığını... Ama yılmamış... Güllerin, leylakların gölgelerinde dinlenmiş  Bazen de köklü ağaçların dallarından huzur meyvesi yemiş. Çok susarsa, gönül pınarına uğramış. İçtiği her damlada serinlemiş, yenilenmiş. Bu yolda geri dönmek olmadığını yol aldıkça yakınlaştığını anlamış...

Birdenbire karşısına bir bahçe çıkmış... Rengarenk çiçekler, kendi hallerinde bazen hafif esintilerle salınıp duruyor. Bu, ona çok sıkıcı gelmiş. "Ne oluyor size? Kendinize gelin!" demiş; ama çıt yok.. Tekrar tekrar denemiş ve bakmış ki çiçeklerin birbirinden ya haberi, yok ya da dargın...

Neye ihtiyaçları olduğunu düşünmüş ve sihirli kelimelerini avuçlarına doldurmuş. Derin bir nefesle üzerlerine göndermiş. Yavaş yavaş bir hareketlenme olmuş. Sonra bahçe, canlanmaya; hatta papatyalar ve güller, konuşmaya ve hatta maalesef hiç susmamaya başlamış... Ama o, hiç rahatsız olmamış. Yüreğinde değişiklikler hissetmiş...

 Sonra içindeki pırlanta, birdenbire bir güneş sıcaklığı ve aydınlığı ile sadece bahçeyi değil; onu görebilen herkesi aydınlatamaya ve ısıtmaya başlamış... Bir süre sonra bir de ne görsün? Gönderdiği sihirli kelimeler, ona çok daha parlak bir şekilde dönmeye başlamış... İşte o zaman, kendi kırıklarının da yapışmaya başladığını hissetmiş... Her bir sihirli kelime, onu büyülüyormuş. Ne tarafa dönse, havada uçuştuklarını görüyormuş:

"Seni seviyoruz..", "Seni seviyorum...", "Sen, şirinlik abidesisin...", "Sen, arkadaşımsın..", "İyi ki varsınnn..."

(Deniz, bu sana. Eminim anlarsın. Bui bendeki sensin arkadaşım. Ayrıca sana: şiir-miir yok!!!)

Ayşegül Osmanoğlu,
1 Eylül 2010, Çarşamba.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: kim, 02.09.2010, 06:21 (UTC):
çok tsk ederim:)bana yazmıssın:)şiirim kadar hikayemde beni çok mutlu etti:) çok iyisiniz ne yazacagimi bilmiyorum inan çok mutlu oldum..bu kadar deger verdiginizi bilmek guzel bi duygu...tsk ederim ellerine saglik..

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 01.09.2010, 22:23 (UTC):
Eminim deniz gördüğünde çok sevinecek ellerine sağlık Ayşegül bir an masallar diyarına gittim....



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36898015 ziyaretçi (103098026 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.