Bizim Köyden Korkulu Hikayeler
 

Bizim Köyden Korkulu Hikayeler

Ayşegül (Hiçdüşünce)

Orda bir köy var uzakta; o köy, bizim köyümüzdür... Peki o köyün hayaletleri ve hortlakları da sizin mi? Ya da sizin köyde, aklın almadığı; ama "Ben, ne gördüğümü biliyorum." diyen insanların anlattığı garip olaylar meydana gelmiş midir hiç? Elbette ki bu illâ köylerle sınırlı değil Şehirlerin eski yerleşim yerlerinde de olabiliyor...

Pek çoğumuz gibi ben de yaz tatillerinde ailemle köye giderdim. Özellikle elektriğin olmadığı zamanlarda, hayat güneş doğmadan başlar, güneşin batması ile birlikte de yatsı namazının ardından biterdi. Ama şehirde erken yatmaya alışkın olmayan bizler, mutfakta yanan ocağın başında toplanıp sohbet etmeyi severdik. Aslında bu, bir bakıma benim kâbuslarımın da başlaması demekti. Çünkü benim sevgili anneannemin olağandışı hikayeleri başlardı bu saatlerde. Özellikle eski yerleşim olan köylerde, mezarlıklar, evlerle neredeyse iç içedir ve tüm bu hikayeler ve mezarlıklar birleşince sabahlara kadar uyuyamadığım oldu. Senelerce, hatta elektrik geldikten sonra bile...

Orda yaşayanlar için bu tip olaylar, gayet sıradandır; ama biz şehirliler için -hele ki benim gibi bu konulardaki korkusunu yenmesi seneler alan biri için- çok daha sıradışı bir durum oluşturur. Yine de merakım korkuma galip gelir, büyük bir heyecanla da dinlerdim. Anneannem, ocak başına bizi toplar, anlatmaya başlardı. fonda korku müziği olarak da cızırdayan, arada bir de cılız sesler çıkaran semâverin sesi duyulurdu. Neyse...

O, daha çok küçükken; bizim oralarda ermişler, evliyalar çok sıkça görülürmüş. Koyun-kuzu otlatılırken; tarla, bağ ve bahçe ile uğraşırken... Gece gündüz fark etmezmiş. Muhakkak bize göre tuhaf, garip olaylar meydana gelirmiş. Bir gece uyurlarken uzaktan uzağa hafif bir inilti gibi sesler geliyormuş. Anneannem, çocuk merakı ile kalkmış ve pencerenin önüne gitmiş. Gördükleri karşısında şaşkınlıktan öylece kalakalmış. Anlattığına göre: tek sıra halinde ellerinde meşaleler, sürekli olarak salavat getiren çok kalabalık bir insan gurubu, o gece bizim oraları terk etmiş. "Son ışık da kaybolana kadar seyrettim" demişti anneannem bu olayı anlatırken...

Evin alt katında bir oda vardı. Kimse oraya giremezdi. Belki psikolojik bir durumdu; ama insanın içini ürperten bir havası vardı. Bomboş olmasına rağmen, sanki içinde yaşayanlar varmış havası hissederdiniz. Ayrıca ahşap ev olduğu için sabahlara kadar bitmeyen bir hareketlilik olurdu. Kapı gıcırtıları, yürüme sesleri, çevrende hissettiğin; ama adlandırmaya korktuğun bir takım varlıklar...

Bir seferinde dedem, sabah namazına giderken -yine mezarlıktan geçmek zorunda tabii- mezarlığın kenarında kalan tarlada sabah namazı için saf tutmuş. Bir cemaat görmüş ve gitmiş. Onlarla sabah namazını kılmış. "Hiç düşünmedim hemen gittim yanlarına. Ben de durdum namaza..." diye anlatırdı dedem, bu yaşadıklarını yaşadıklarını aktarırken... (Ayyy... Aklımı oynatırdım herhalde...)

Bir tane Cumhuriyet döneminden çok öncesinden kalma bir mezar vardı. Söylediklerine göre; orda yatan zât-ı muhterem, çok değer verdikleri bir hoca imiş. Geceleri kabrinin baş tarafından üç renkte nûr çıkarmış. Eskiden çok daha canlı bir şekilde çıkan bu nûrun zaman içerisinde azalan ibadet ve çoğalan fitne-fesat yüzünden azaldığını söylerdi anneannem.

Bir keresinde yine tarladan geliyorduk anneannemle. Birden bir hışırtı duyuldu. E tabii, nihayetinde köy yeri. Herhangi bir hayvan vs. olabilirdi. Anneannem, durdu ve "Selamün aleyküm." diye mırıldandı kendi kendine. Ben, etrafıma bakındım: kimse yok! Kime selam verdiğini sordum; "Bizim bu mezarlıkta bir gelin yatar." dedi. On beş yaşındayken düğün günü ölmüş. Gelinliği ile defnetmişler. "Arada bir bana görünür, ben de selam veririm." dedi. (Haydaa, ya annanne, bu bana yapılır mı???)

Evin arka tarafında yatır varmış. Aman Yarabbi... Kalbime bir kurşun sıksaydınız bari. Hiç olmazsa tek seferde ölürdüm. Şöyle devam etti sonra: "Ama korkma! Biz, orayı temiz tutuyoruz. Bize göründü. 'Bu evin arka tarafında ben varım. Otları temizleyin ve her daim temiz tutun.' dedi. Biz de evimize sıkça gelsin diye tertemiz tutuyoruz." (Ahh... Çok sevindim, ne güzel haber...)

Bir zaman sonra benim korkularıma saygı göstermek adına (!) ben gelince susmayı, o gece yaşanan garip bir olay varsa ben yokken konuşmayı tercih ettiler. Çünkü artık hiç kimse, sabahlara kadar benimle nöbet tutmak istemiyordu Üstelik yakın bir zamana kadar halen var olan ocaklardan (modern manada şömine diyelim) her odada mevcuttu. Yani kabahat benim mi? Kapıyı kilitlesen ocaklar var... Aniden orda "püff!" diye biri beliriverse ne yapacağım ben? Peki bu kadar korku, bir işe yaradı mı? Hayır!

Bir gece yine herkes uyur; ben uyanık vaziyette, yani nöbette iken; (her nedense uyanık kalırsam, hiçbir şeyin beni korkutamayacağını düşünürdüm...) alt kapının hafifçe gıcırdadığını duydum. Yaaa, uyanık kalır mısın sen, al sana işte korkunun en vücuda gelmiş hali. Tahta merdivenlerden yavaş yavaş ayak sesleri geliyordu. Duymaya artık alışmış olduğum şeyleri görmeye hazır değildim; ama bunun pek de onun umurunda olduğunu sanmıyorum. Her neyse, bizim kaldığımız odaya açılan başka bir oda vardı. İlk önce oranın kapısı açıldı ve arkasından annemin çığlığı duyuldu. Hepimiz fırladık tabii. Çok korkmuştu "Bir şey, elimden tuttu; beni yataktan sürükleyerek çıkarmak istedi, bağırınca gitti." dedi. Bu ve buna benzer çok fazla hikayeler mevcut... Kısa kısa geçtim. Ne yalan söyleyeyim, yazarken bile çok etkilenmiş olmalıyım ki, az evvel odaya gelen kızımı gördüğüm halde çığlığı bastım Çoooook korktum çoooooook.... Peki bitti mi? Kesinlikle hayır... Devamı var mı? Kesinlikle evet....

Ayşegül.
29 Nisan 2010, Perşembe. 08:59:40.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: canan, 28.11.2010, 01:41 (UTC):
evet bunlar olan seyler benım basıma gelenlerı duysan daha fazla korkarsın emın ol

Yorumu gönderen: şakirt, 30.04.2010, 12:01 (UTC):
peki düşündü mü o zavallı kızın nasıl korkmuştur :) herkesin kendine göre korkuları var korkum yok diyen kişi bence yalan söylüyordur. misal duyduğuma göre tam bir bilgim yok ama ATATÜRK gece ışıklar kapalı iken uyuyamıyormuş

Yorumu gönderen: ayşegül., 30.04.2010, 06:42 (UTC):
valla ben resimi çok beğendim hatta görünce"keşke içinde olabilsem"dedim...gülücükler hiç değilse pembe olsaydı daha sevimli gülerdi:)sarı renkte korkunç duruyor...hiçdüşünce;hımm...bende aynı sebepten yorumlarda farklı nick kullanıyorum:)teşekkürler...:)

Yorumu gönderen: Akhenaton, 30.04.2010, 06:27 (UTC):
Hayır, ne gülücüklerin rengini değiştirebilme, ne de yazılardan bu sarı, gıcık smiley (ikon)'leri kaldırabilme seçeneğim var :) Sistem, bunu kendi kendine yapıyor. Bazen sinir bozucu olabiliyor, farkındayım. Çünküörneğin bir Kuran referansı verdiğimde kimi smiley karakterleri tesadüfen oluşmuş oluyor. Yani yazı, ciddi bir yazı; ama bendeki şu sistem işte ayırt edemiyor ve direkt ciddi bir yazının, bilginin bile içine alakasız şu senin gülücük resimleriyle doldurabiliyor. Evet, Ayşegül'ün yanında parantez içinde Hiçdüşünce. Neden? Çünkü ayırt edilebilir bir isim değil. Hangi Ayşegül? Hiçdüşünce. Bu, yazarlar dizininde karışmasın diye ilk yaptığım ayrım. Tercih, tabii ki senin. İstediğin gibi değiştirmemi isteyebilirsin. Başka birinin kullanmayacağı ve böylece karıştırılmayacak bir mahlas ya da ad ve soy ad. Bir de sen sormadan ben söyleyeyim. Üstteki şu cici köy resmi de ne mi? Hani konuya uygun korku objesi yerine şu mutlu insancıklar. Sadece genç ziyaretçilerimiz için... Hani kimseyi ürkütmeyeyim diye durduk yere... Anladın sen onu...

Yorumu gönderen: ayşegül, 30.04.2010, 05:48 (UTC):
teşekkür ederim kayıp gül...ancak hayatta ayakta kalabilmek için asıl dirilerden korkmamak gerek,ben tedbirliyimdir ama korkmam,ölü görmekten çok korkardım eskiden ama ilk gördüğüm ölü,çok sevgili bir yüz olunca onuda atlattım.korkularımın beni köşeye sıkıştırmasına izin vermem:)akhe'ye iki adet sorum olacak sırf merakımdan ama yazımla ilgili:bu gülücüklerin rengi değişebiliyormu?birde daha önce (hiçdüşünce)eklenmiyordu başlığın altına şimdi neden?desem:)

Yorumu gönderen: kayipgul, 29.04.2010, 20:50 (UTC):
Sevgili Ayşegül yazdıklarını bu saatte okuyorum ama ben korkanlardan değilim::)Babanneminde bahçesinde bir şehit yatır vardır.Çocukken ne zaman gitsek gece bahçeye çıkmaya korkardık zamanla dirilerden korkmayı öğrendim:)biz öksüz büyüdük ne zaman başım sıkışsa bana rüyamda yol gösterir.Yazını çok beğendim ama yinede korkanlar sabah korkmayanlar gece okusunlar:))



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36792278 ziyaretçi (102914551 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.