Cahiliyyenin Dünü Bugünü
 

Cahiliyyenin Dünü Bugünü

İslam literatürünün etkisiyle Türkçe'ye giren kelimeler ekseriyetle asıl anlamlarını koruyamamışlar ya da anlamı deforme olmuş bir halde kullanıla gelmişlerdir. "Evlad" (çocuklar) Türkçe'de bir tek çocuğu, "istismar" (yatırım yapmak) ise kötüye kullanmayı ifade eder. Benzer şekilde "cahil" de anlamından büyük oranda uzaklaşmış ve öğrenim görmemiş, tecrübesiz, genç-toy, bilgisi olmayan anlamında kullanılagelmiştir.[1] Gerçi 'cehl', Kurân'da cahillikle hareket etmek, olayların içine nüfuz edememek ve daima sathi düşünmek, dolayısıyla her zaman basit ve isabetsiz hükümler vermek [2] anlamında da kullanılmaktadır ki -ilmin zıddı manasında- cehlin yaygın anlamı da budur (4/17; 6/541). Fakat Kuran'da bu anlam çok önemli bir rol oynamaz.

Cehl, cehalet, cahil, cahiliyye aynı kökten gelen kelimeler olduğu için ayrı ayrı kelime çözümlemelerine gerek yoktur. Bu, cehl kelimesi ve türevlerinin Kurân'da nasıl kullanıldığının ortaya konulmasıyla açıkça görülecektir. Kuran'da cahiller hakikati arayan mahrumları değil, onları aşağılayan (11/29), insan yerine koymayan müstekbirleri ifade eder.[3] İsrailoğulları'nın puta tapma arzusu da Kurân'da cahilce bir tavır olarak zikredilmektedir (7/138).

Cahil insan puta tapmakta ısrar eder (46/23; 6/111), azap, mucize istemekle Allah'ı ve peygamberi aciz bırakmaya çalışır. Tuzak kurar, yalancıdır, kıskançtır (12/89. Şirke davet eder (25/63). Allah'a yalan isnat eder (2/67). Peygamberlerden insan gücünün sınırlarını aşan olağanüstü şeyler göstermelerini talep ederler (6/35). Allah hakkında kötü zanda bulunur (3/154). Kavmiyetçidir (48/26). Ayrıca açılıp saçılmak (33/33), zina etmek (12/33; 4/17) de cahili birer davranıştır. Fâsıklar cahiliyye hükmünün özlemi içinde olan, cahili bir hayattanım benimseyen insanlardır (5/50).'Müminler cahil olmamak için, bu kötü hasletlerden uzak durmanın yanında, şirke davet edenlerden yüz çevirmeli (7/119), Allah'tan kafirleri bağışlamasını istememeli (11/46) ve fâsıkların getirdikleri haberleri aslını araştırmadan kabul edip kullanmamalıdırlar (49/61)

Cahiliyye kelimesi "İslam'dan önce" diye tercüme edilemez. Çünkü o daha çok şimdiyi gösterir. Cahiliyyede teslimiyet ve tevâzûya aykırı düşen özellikler baskındır. İnsanın kendi gücüne güvenmesi, sınırsız benliği, ilahi ölçü tanımazlığı ile kulluğa aykırı düşen her şeyi cahiliyede vardır.[4]

Cahiliyye insanından kimse İslam'daki kulluk, teslimiyet ve alçak gönüllülüğü isteyemez. O, kendi kendisinin Rabbi'dir (25/43). Tevazu ve teslimiyet kime karşı olursa olsun ona göre hür doğmuş Arab'ı köleleştirmekten başka bir şey değildir.[5] Çağımızdaki ben merkezci ve ferdin inanç ve amellerinin sadece kendisini bağlayacağı, dolayısıyla sorgulanamayacağı anlayışı eskinin müteradifidir.

Kurân'da sürekli olumsuzlanan cahillik, kafirlerin küfrünün temelidir. Gerçekten gururlu isyankarlık ruhu, ilahi hiçbir otoritenin önünde eğilmeme duygusudur ki kafirleri yeni dine karşı şiddetli bir muhalefete itmiştir.

Cehl aynı zamanda en ufak bir kızgınlık anında iradesini kaybedip parlayan, kontrolsüz bir ihtirasla öfkesine kapılıp, sonucunu düşünmeden hemen körü körüne atılan, ateşli, sabırsız kişinin sorumsuz davranışı anlamına gelir. Bu, duygularına/ hırslarına hakim olamayan aşırı bir insanın davranışıdır. Bu insan, doğruyu yanlıştan ayırt etme ölçüsünü yitirip kendisini öfkenin pençesine düşürür.

Hilm ise bu tür cehl kavramının tam karşıtıdır. Hilm, cehl patlamasını dizginleyebilen insanın ahlakıdır. Halim, duygularını frenlemesini, kör ihtiraslarını yenmesini bilendir. Önce cahil iken sonra İslam'ı kabul eden şair Amr b. Ahhar el-Bahili şiirinde cehl ve hilmi bir arada şöyle kullanıyor:

Cariyelerimizin servis yaptığı büyük kazanlar bir kere "cahil" oldu mu (kaynadı mı) bir daha "halim" (sükunet içinde) olmaz.[6]

Hilm kuzu gibi olmak değil, aksine ruhun öyle aktif ve olumlu gücüdür ki, insan onunla kendisini şaşkına çevirecek olan ihtiras ve öfkesine gem vurup onu dindirir. Hilm üstün bir akıl gücünün işaretidir. Muhabbet şiirinde hilmin bu olumlu özelliğini şöyle ifade eder:

"Birden Rabbi hatırladı ve onu hatırlaması bir hastalıktır.
Ve derin bir aşka düştü, artık onun için hilm (sükûnet) kalmaz."


Gücün olmadığı yerde, hilm de yoktur. Hilm başkalarını idare edenlerin vasfıdır. Başkaları tarafından yönetilenlerin vasfı değildir. Yaratılış bakımından zayıf ve güçsüz olan kişiye, kızdırıldığı zaman ne kadar sakin durursa dursun halim denmez. O sadece zayıftır.[7] Hilmin dış görünüşü vakar ise, cehlin belirtisi de zulümdür. Yani zulüm cehlin özel bir görünüşüdür.

Cahiliyye Hükmü ve Cahiliyyede Toplum Hayatı

İnsanın Allah'a kul olma yerine kendi bilmezliğini temel ölçü edinmesinin ifadesi olan cahiliyenin hayata müdahale ettiği en somut alan hüküm koyma konusundadır. Rabbimiz insan ilişkilerini belirleyen hükümlerin beşeri kökenli değil, Rabbani ölçekli olduğunu ve vahyi hükümleri uygulama konusunda şaşkınlığa düşmememizi belirterek bizleri ikaz etmektedir.

"Onlar hala cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?"

Rabbimiz daha inzal olan ilk ayetlerde hukuk alanındaki cahili sapmaya hayatın içinden canlı örnekler vererek vahyin muhataplarını uyarmış ve insanları cahili uygulamalara karşı köklü bir tavır alışa yöneltmiştir.

"Kendisini tek olarak yarattığımı bana bırak ki ben ona, alabildiğine geniş kapsamlı bir mal verdim. Göz önünde hazır çocuklar ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha arttırmam için tamah eder. Hayır, çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı kesin bir inatçıdır. Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim. Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti. Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?" (74/11-20)

Bugün çevremize baktığımızda bu müstağni ve cahili tavrın alabildiğine kurumlaştığını görebiliriz.

Cahiliyye hayatında aile, ataerkil idi. Erkeğe savaşan, ganimet getiren kadına da tüketen olarak bakılırdı. Kadın olmak utanç verici bir durumdu, bu yüzden kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Kadının miras hakkı yoktu. Hind gibi istisnalar hariç kadın erkeğin kölesi durumundaydı.[8] Kadınlara verilen 'mihr'e, alım-satım akdi olarak bakılırdı. 'Mihr'i baba alırdı. Koca 'mihr'i verdiği sürece istediği kadar kadın alabilirdi.[9] Günümüz cahiliyyesinde kadın üretime katılmaktadır. Fakat adı köle veya cariye değildir. Kadından beklenen daha ziyade tüketimi arttırıcı bir fonksiyon yüklenmesidir. Kadim cahiliyede kızlar toprağa gömülerek öldürülürken modern cahiliyyede onu ayakta tutan ruhunu, erdemini öldürerek, onu sırf bedenden ibaret kabul ediyor. Erdemli insan olmaya değil, cazip, duygulan tahrik edici olmaya çağırıyor.

Araplar'da kocanın karısıyla evlilik ilişkilerini terk ettiği halde onu nikahı altında ve evinde kalmaya mecbur kılan iki adet vardı. Bunlardan birisi zıhardı. Koca, karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" derdi. Böylece kadın nikahtan çıkmaz ama muallakta kalırdı. Müfessir ve ravilerin görüşlerinden anlaşıldığına göre onlar bu işi, karısı kız doğurduğunda öfkelerinden yapıyordu. Karısı, kız doğurduğunda ona çocuğunu gömmesini emrederlerdi. Gömmezse "Sen bana anamın sırtı gibisin" (dünya ahret bacımsın) derlerdi.[10] Çin'in bazı kesimlerinde kız çocuklarını toprağa gömme adeti devam etmektedir. Doğum kontrolüne getirilen sıkı kısıtlama ile bebek doğmadan cinsiyeti öğrenile-bildiği için kız ise kürtajla doğmadan öldürülebilmektedir. Bu da nüfus dengesini ciddi bir şekilde bozmaktadır.

Cahiliyye erkekleri için en büyük zevk içki içmekti. Onlar için şarap talihin üstün hediyesiydi. Sürekli içerlerdi İstedikleri şarabı içmekle hem övünür hem de gurur duyarlardı. Şaraba büyük paralar harcanırdı.[11] Abid'in şiirlerinden birisi o dönem ile birlikte adeta modern cahiliyyeyi tasvir etmektedir:

"Ayıkken yıllanmış güzel kokulu şarabın, /Fiyatını yükseltiriz. /Ve zevkini aldığımız zaman /Hesabını tutmayız/ Heder olan servetin." [12]

Misafirperverlik, hürriyet aşkı, cesaret, mertlik vasıflarına önem veren cahiliyye insanı, bir taraftan misafirine her türlü ikramı yaparken diğer taraftan yolcuyu çevirip soyuyordu.[13] Tam bir muamma içinde olan cahiliyyenin sosyal yapısı özde kavmiyetçi idi. Kan yoluyla yakınlık bağı üzerinde bina edilmiş olan ve bir kişinin haklı ya da haksız olsun kavimdaşlarından yana olmasını zorunlu kılan o yıkıcı haysiyet duygusu, kişinin kendi kavmine olan sevgisi, başkalarına dil uzatma cahiliyyenin kişisel değerleri ölçmekte kullandıkları nihai kriterlerdi. Putperestlik devrinde, kavmiyetçiliği aşan bir "iyi" ölçüsü hiç yok gibi gözükmektedir.[14] "Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et." Arap atasözü bunu çok iyi ifade eder.[15] Bu sapkın anlayışın modern temsilciliğine örnek olarak Almanya'da Hitler'i, İtalya'da Mussolini'yi, Arap ülkelerinde de Baas rejimlerini gösterebiliriz.

Cahiliyyede ırkçılığın ne derece etkili olduğuna dair şu hadis gayet ibret vericidir: Ensar ve Muhacirlerden iki kişinin kavgasının iki grubun kavgasına dönüşmek üzereyken Nebi çıktı ve: "Cahiliyye halkının çığlığıyla feryadın nedeni nedir?" diye -ordu ve: "Onlara ne olmuş neden cahiliyye adetiyle sesleniyorlar," diye sordu. Muhacirlerden birinin Ensar'dan birine şakayla vurduğunu duyunca: "Şu cahiliyye çığlığını bırakın. Soyunu çağırmak ne kötü şeydir" buyurdu.[16]

Araplar "ey filanoğulları yetişin" dediğinde kardeşi zalim de mazlum da olsa yardım ederlerdi.[17]

Anadolu'daki Türk ordusunu, Türk milletinin kükremesi, Türk'ün Türk'ten başka dostunun olmaması, Arap Müslümanların Türkleri her zaman arkadan vurdukları türünden anlayışlar kadim cahiliyyenin bölgedeki yansımasıdır. Bunun en uç ifadesi de "Kabe Arab'ın olsun bize Çankaya yeter"dir ifadesidir.

Cahiliyyede Hurafeler

"Tiyere", bir yolcunun sefere çıktığında önünden geçen bir kuşu hayra yormamasıdır. "Hame", Muharrem ayını uğursuz sayma ve bütün işlerin bu aylarda olduğu akidesidir. Gul, cin ve şeytanlardan bir cinstir. "Gul", tenha ve ıssız çöllerde insana görünür, şaşırtır ve sonunda helak eder. Peygamber böyle bir varlığın olmadığını ifade etmiştir.[18]

Günümüz cahiliyyesinde kuştan ziyade kara kedinin insanın önünden geçmesi uğursuz sayılır. Gul efsanesi gul-i yabani adıyla günümüze kadar gelmiş, filmlere konu olmuştur.

Bir ölünün ardından üstü başı parçalamak, yüzü tırmalamak, yanakları, yüzü, başı ve dizleri dövmek gibi cahili davranışlar [19] bugün de devam etmektedir.

Kabe'de 360 kadar put vardı. Her kabilenin kendine has bir putu vardı. Bundan başka her evde bir put bulunur, aile fertleri buna ibadet ederdi. Hülasa putperestlik cahiliyye Arabının ikinci tabiatı olmuştu ve günlük hayatın her parçasında nüfuzunu icra etmekteydi. Arap akidesinin esası hastaya şifa, çocuk edinme, kıtlık, veba gibi belaları kaldırma işini başka ilahlara devrederek, dünyanın idaresini onlara taksim etmekten ibaretti. Cenab-ı Hakk'ın yardımının ancak bu putlardan şefaat dilemekle elde edilebileceğine inanırlardı] Araplar bu putlara secde ederler, bunlar adına kurban keserler, ekinlerinin bir kısmını, sürülerinin bir kısmını bunlara tahsis ederlerdi.[20] Günümüzde benzer şekilde kabirlere gidilip ehline dua ederek onların tasarrufuyla çocuk sahibi olmak İstenmektedir. Ayrıca bazı şeyhlerin nefeslerinden şifa umulmakta, diri veya ölü olsun şefaatlerine sığınılmaktadır. Kurân'da Yüce Rabbimiz şefaati ancak izin verilenlerin yapabileceğini ve yetkiyi sadece kendine has kıldığını belirtirken, dünyada iken bazı efendi veya şeyhlere bu makam verilmiştir. Bu yanlış anlayış İslami kesime hitap eden kitap, dergi, radyo ve televizyonların büyük bir kısmınca sürdürülmekte ve yaygınlaştırılmaktadır.

Bir taraftan putperestlik en yaygın şekliyle Arapların dimağına hakimken Araplar'ın içinden Allah'ın varlığını inkar eden, hesap gününü inkar edenler de vardı. Bunların nazarında din maskaralıktı. Bunlar taptıkları putlarla da alay ederlerdi. Araplar'ın meşhur şairi İmru'l-Kays, babası öldürüldüğü zaman Arap adetlerine göre putu ile istişare ederek babasının intikamını almak veya almamak hususunu ilahının hükmüne bağlı kılmıştı. Şair birinin üzerine 'evet' diğerinin üzerine 'hayır' yazılan bir de üzerinde istişarenin tekrarını ifade eden üç ok almış ve bunları üç defa atmıştı. Sonuç, hep menfi çıkıyordu. Bu duruma hiddetlenen şair oku ilahının yüzüne atarak, ona hitaben "Sefil, öldürülen senin baban olsaydı, intikamını almaktan beni men etmezdin" demiştir.[21]

Bir Cahiliyye Klasiği: Ebu Cehil

Asıl adı Amr, künyesi Ebu'l-Hakem olan şahsa Peygamber Ebu Cehil adını vermiştir. Daru'n-Nedve üyesi olan Ebu Cehil Rasul'un davetine başından beri karşı çıkmış ve Müslümanlar aleyhinde hazırlanan komploların çoğunda yer almıştır. Velid Bin Muğire ile Ebu Cehil, kendi kabilelerine mensup olmayan birinin Peygamberliğini hazmedemedikleri için Resul'e inanmayacaklarını açıkça söylemiştir.

Ticari nüfuz ve servetinden güç alan Ebu Cehil hayatı boyunca İslamiyet aleyhine çalıştı, halkın Müslüman olmasını engelledi. Müslüman olanları da inançlarından vazgeçirmeye çalıştı. İslamiyet'i kabul eden kişi toplumda itibarlı biri ise ona saygınlığını yitireceğini söyleyerek, ticaretle uğraşıyorsa kendisini iflas ettirmekle tehdit ederek, güçsüz ve kimsesiz ise onu döverek İslam'dan döndürmeye çalıştı.

Ebu Cehil, Mekke'ye gelip ticaret yapanlara düşük fiyat biçiyor, diğer müşteriler de ondan çekindikleri için o tacirin malına talip olduklarını gizliyorlardı. Böyle bir durumda kalan tüccarın birisi durumu Peygamber'e bildirmiş ve malını asıl değerinden satmıştı, Bu Ebu Cehil'in Peygamberin evine giderek onunla kavga etmesine neden oldu. Günümüzde de çiftçinin üreticinin mamulünü tüketiciye direkt ulaştırması engellenmektedir. Sözgelimi Antalya'da 1000 TL'ye alıcı bulamayan çiftçilerin domateslerini diğer bölgelerdeki tüketiciye doğrudan ulaştırmaları hemen hemen imkansızdır. 1000 liralık domates başka illerde en az on katına satılmaktadır. Aradaki % 900'lük fark Ebu Cehil veya onun özelliklerini taşıyan rantçıların cebine girmektedir. Ya da Türkiye'nin Arap ülkelerinden petrol almasını da buna örnek verebiliriz. Türkiye komşularından direkt değil BP (British Petrol), Shell (Hollanda), Mobil ve Total (Fransa) gibi büyük Batılı şirketlerin aracılığıyla petrol alabilmektedir. Bu şirketler Müslümanların kaynaklarının kaymağını yemekte ve artıklarını da yerli rantçılara bırakmaktadırlar.

Cahiliyyenin Bir Başka Yönü

İslam dininin hedefi insanın dünyaya, nimetlere bakış açısını değiştirmektir. İslam geldiği bölgedeki her şeyi değil, vahye muhalif olan fikir ve eylemleri değiştirmeye, ıslah etmeye çalışır. Çünkü İslam, insanın tecrübesini sıfırlamaz. İslam, cahiliyyedeki mihri İptal etmemiş ama mihrin kadının hakkı olduğunu ifade etmiştir ve verilen mihrin geri alınmamasını istemiştir (4/4, 20-21). Çok eşle evliliği iptal etmemiş fakat dörde kadar almayı şarta bağlayarak bir tane almayı tavsiye etmiştir (4/3).

Cahiliyye Arapları arasında en yaygın suçlar, adam öldürme, zina, kabile disiplinine. Örf ve adetlere karşı gelme gibi suçlardı. Uygulanan cezayı müeyyideler suçun ve suçlunun durumuna göre ölüm, dayak, hapis, diyet, sürgün ve kabile himayesinden çıkarma gibi cezalardır. İslam'ın gelişiyle bu cezalandırma usûllerinden sadece sonuncusu terk edildi. Yine cahiliyyede, cariyeler hariç zina suç sayılırdı.[22] Sami kavimlerinde, Yahudi ve Roma hukukunda bulunan adam öldürmeye kısas yapılması cahiliyye'de de uygulandı. İslam da bunu devam ettirdi. İslam, diyeti hataen öldürme ve kısastan vazgeçme söz konusu olduğunda uyguladı. Cahiliyye'den farklı olarak diyet konusunda bazı kabileleri farklı kılmadı.[23]

Kureyş'in İslam öncesi dönemlerine ait bir takım ölçü birimleri vardı ki, İslam geldiğinde Müslümanlar bunu olduğu gibi kabul ettiler.[24]

Hz. Peygamber cahiliyye döneminde var olan -Hanif dininden kalma] bazı ibadetleri de sürdürdü Mîna'da şeytan taşlama [25], Kabe çevresini tavaf etme [26], tavaf sayısını Hacerü'l-Esved'e göre ayarlama [27], Safa ve Merve arasında gidip gelme [28], rifade (hacıları ağırlama) ve sikaye (hacılara su dağıtma) [29] gibi haccın menasıkı varlıklarını korudular. Cahiliyyede değer verilen misafirperverlik, hürriyet aşkı, cesaret ve mertlik [30] gibi değerleri İslam da fazilet saydı.

Cahiliyye döneminde var olan her şeye tepkisel olarak karşı çıkılmamış, neyin doğru neyin yanlış olduğu vahiy süzgecinden geçirilerek belirlenmiştir.[31]

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Türkçe Sözlük, TKD, s. 241, Ankara, 1988.
[2] 2/273; Toshihiko Izutsu, "Kurân'da İnsan ve Allah', s. 200, Yeni Ufuklar Neşr.,
[3] Yusuf Ali, The Holy Qur'an, s. 521, Amana Org., USA, 1983,
[4] T. İzutsu, "Kurân'da İnsan ve Allah", s.190,
[5] a.g.e., s. 191.
[6] a.g.e.,s. 194.
[7] a.g.e.,s. 198
[8] Salih Akdemir, "Tarih Boyunca ve Kur'an-ı Kerim'de Kadın", İslami Araştırmalar Dergisi, 5. cilt, s. 4, sf. 263.
[9] Ali Bardakoğlu, "Toplum-Hukuk İlişkisi Açısından Cahiliyye Hukuku Örneği", Zihniyet Değişiklikleri ve Çağdaşlaşma, s. 93-104, Ensar Vakfı Yay. 1990, Bursa
[10] İzzet Derveze, "Kur'an'a Göre Hz. Muhammed'in Hayatı", c. I, s. 130, Yöneliş Yayınları, 1989,
[11] T. İzutsu, "Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar, s. 79, Pınar Yay. 1991, İst.
[12] a.g.e., s. 79-80.
[13] M. Muhammed Ali, "Peygamber'in Hayatı" s.20-21, Nur Yay. Ankara
[14] T. İzutsu, "Kur'an'da Dini Ahlaki Kavramlar", s. 88, Pınar Yay. 1991, İst.
[15] a.g.e. s, 72.
[16] Sahihi Buhari Muhtasar-ı Tecrid-i Sarih, c. IX, s. 229] 230, DİB. Yay.,
[17] a.g.e., c. 9, s. 230-231
[18] a.g.e., c.4, s.418-420
[19] a.g.e., c.IV, s.418-420
[20] M. Muhammed Ali, "Peygamberin Hayatı", s. 23
[21] a.g.e., s, 23
[22] Ali Bardakoğlu, a.g.e., s. 101
[23] a.g.e. s. 102
[24] Sahih-i Buhari, c. 5, s. 43
[25] Derveze, a.g.e., s. 182
[26] a.g.e.,s.184
[27] a.g.e., s. 185
[28] a.ge.,s. 187
[29] a.g.e., s. 192
[30] M. Muhammed Ali, a.g.e., s. 20-21
[31] Murat Kayacan, Haksöz Dergisi, Sayı: 62




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36651248 ziyaretçi (102664386 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.